Çarsamba 23 Mayıs 2012 - 04:32

الأربعاء ٣ رجب ١٤٣٣

چهارشنبه ۳ خرداد ۱۳۹۱ - ۰۶:۰۲

Kullanıcı adı:

Şifre :

Şifremi Hatırla
Şifremi unuttum   aktivasyon
Üye ol
    
       


Mehdilik Doktrini 2

     
ya eba salih
     

      1. İnsanlık Nereye Gidiyor?

     

        Tarihin başlangıcından günümüze kadar toplumların ileri gelenleri ve  fikir adamlarının hep sordukları soru bu olmuştur; “ insanlık nereye  gidiyor?”ve “insanlık tarihinin sonu nasıl olacaktır?
            Bu  soruları cevaplamadan önce, neden bu gibi soruların sorulmasına gerek  duyulmuştur? Bu gibi soruların insanın kafasında oluşmasının ve onlara  cevap aramasının sebepleri nelerdir? Öncelikle kafamızda oluşan bu  sorulara cevap bulmamız gerekmektedir. Alt başlıklar halinde bu  sorulara cevap bulmaya çalışalım.

       1.1 Mevcut Düzenden Razı olmamak 

         Beşeri toplumların geneli, insan haklarının yağmalanmasını  gördüklerinden, tecavüz ve haksızlıkların bütün toplumu sarmasından,  huzur ve emniyetin olmayışından, güçlünün zayıfı ezdiğini  gördüklerinden mevcut düzenden razı olmadıklarını dile getirir. Ve bu  rahatsızlıkların, düzensizliklerin olmayacağı bir yarının özlemini  duyarlar. Ama insanın kurtuluşunu sağlayacak bu yarının nasıl olduğunu  bilmeksizin ve bunun nasıl gerçekleşeceğinin bilincinde olmadan  arzularlar bunu. Bu düşünceye sahip olanlar, mevcut düzenden kurtulmak  istiyorlar. Ama kurtuluş günü olacak beklenen yarın hakkında hiç bir  bilgiye sahip olmadıklarından meçhul bir yarını bekleyen, hayallerinin  kurbanı olan insanlardır. Kısacası; çözümü hakkında bir bilgisi  olmaksızın dünyanın mevcut düzeninden rahatsızlığını dile getiriyorlar,  mutlu bir yarın bekliyorlar.

      1.2 Tekamülün Olmayışından Rahatsızlık 

       İnsan toplumunun ilerlediğini ve tekamülünü savunan bir grup ise,  insanın yaşamış olduğu zamanda mevcut ilerleme ve tekamülü yeterli  görmediğini, içinde bulundukları medeniyet ve sahip oldukları sosyal  hayat ile yetinmeyip daha ilerisini, daha mükemmelini istediğini  savunuyorlar. Onlara göre, insanın, dünyadaki hayatında bulunduğu  duruma kanaat etmemesi ve daha iyisini mükemmelini istemesi onun  içindeki “ben” dediği kendisini sevme duygusundan kaynaklanıyor.  İnsanın geçmişinden daha iyi bir gelecek istemesinin temelinde insanın  kendisinin bütün dünyaya hakim olması duygusu olduğundan içinde  bulunduğu her durumu, duvar ve çatısını kendisinin yaptığı bir zindan  olarak görür. Bu zindan, en iyi medeniyet, en iyi kültürel ve sosyal  hayat dahi olsa.  Bu medeniyetler, her türlü nicelik ve nitelikler ile  onun hayatını sınırlıyorlar. İnsan, varlığını oluşturan “ben” duygusunu  asla sınırlayıp zindana hapsetmeyi kabullenmez. Çünkü insanın bulduğu  ve ulaştığı her merhale, “ben” dediği zatından daha küçüktür.  Dolayısıyla insanın geçmişinden ve mevcut düzenden razı olmaması ve  daha mükemmel bir gelecek peşinde olması onun sınırsız bir hakimiyete  sahip olma duygusundan kaynaklanmaktadır.

     

       Bu şekilde  düşünen insanlar önceki gruptan daha iyi düşünüyor olsalar da, mevcut  düzenden kaçışın, bulunulan durumdan razı olmamanın ve daha iyi bir  gelecek peşinde olmanın gerçek hikmetini ve felsefesini gerektiği gibi  açıklayamamışlardır. 

       1.3 Kutsal Rahatsızlık 

        İnsan, çok değerli bir sermayeye, bir çok yetenek ve istidatlara,  batini güçlere sahiptir. İlk iki kısımda değinilen  en yüksek medeniyet  ve  ilerleme insanı doyuramaz ve onu sınırlayamaz.

     

      Mevcut  durumda en iyi seviyede  olsa  dahi, razı olmama ve onunla yetinmemenin  sebebini insanın metafizik alem ile ilişkisi ve madde ötesi alemle olan  bağında aramak gerekir. Çünkü insanın zatının ve fıtratının temelini  metafizik alem oluşturuyor. İnsanın ruhunun  derinliklerindeki bu  ilişki anlaşılmadığı sürece insanın bu var olanlarla yetinmemesinin  sebepleri anlaşılmayacaktır.

     

      İnsanın doymamasının ve  sınırlandırılmayı kabullenmemesinin nedenini onun maddi boyutunda ve  tabiat aleminde aramak tamamen yanlıştır. Çünkü, insanın maddi boyutu   değiştirilmeye müsaittir. Ve insanın  zati tekamülünü tahrif edip,  bencil olmasına  bunun sonucunda ise  kendisinin ve toplumu tahrip   etmesine sebep olur. İnsan, metafizik alemine eğilimi ve yönelişi ile,  ilahi vaadin gerçekleşmesini beklemekte ve bundan dolayı mevcut  düzenden, yaşadığı ortamdan razı olmadığını, kutsal rahatsızlığını ve  sahip olduklarıyla yetinmemesi gerektiğini dile getirir.

     

       İnsanın içinde olan “umut” duygusu herkesin bildiği bir gerçektir.  İnsanın batını her ne kadar karanlık ve ruhu her ne kadar kirlenmiş  olsa da, ruhunun derinliklerinde ışığı görebilecek, nurun oraya  girmesini sağlayacak bir delik vardır. Bu durumu en güzel “gelecekten  ümitli olma“”terimi açıklamaktadır. İşte bu “ümit nuru” varlığıyla  herkesi yaşantısında hayata bağlayan ve yokluğuyla ölüme sürükleyen bir  güçtür. Sosyologlar, insani ilimlerle uğraşanlar, insanın ruhunun  derinliklerine yolculuk yaparak, onun batıni yeteneklerinin  derinlikleri ve bütün boyutlarını inceleyerek, insanın bu hakikat  sayesinde yaşadığını aynı zamanda hayata sarılmanın ve yaşama  sevgisinin onun maddi boyutu ve tabiat alemiyle bir alakası olmadığını  bilirler. Bu ümit ve yaşama aşkının, tabiat ötesi ile olan bağından  kaynakladığı inkar edilemez bir gerçektir.

      Bu ümit ateşinin ve tabiat ötesi aleme aşkın üzeri  iki şekilde örtülebilir.  

     1- Dünya  yaşantısındaki, maddi araç gereçlerin süslü ve renkli bir şeklide  insana sunulması, maddi  dünyanın sınırsız olduğu, hayatta makam ve  servetin asıl olduğu düşüncesinin empoze edilmesi bu ümidin üzerinin  kapanmasına sebep olan faktörlerden biridir. 

      2- Her  geçen gün ilim ve teknolojinin gelişmesiyle bu araçların çoğalması ve  çeşitlerinin yaygınlaştırılması insanı sarhoş edecek kadar reklam  edilmesi, gafil olmasını sağlamasını ve bu ümit aşkının sönmesine sebep  olan diğer bir etkendir.

      Halbuki, bunların hakikat  ve özelliklerine bakıldığında; bunların hiçbirisinin insanın hakikatini  oluşturan ve ümit bağladığı o madde üstü, tabiat ötesi hakikatin yerini  dolduramayacağı açıkça görülmektedir. Çünkü bunların her birisi sınırlı  ve nispi olmasıyla birlikte sadece insanın maddi boyutlarından  birini  doyurur.Eğer dengesiz, sınırsız ve kanunsuz bir şekilde insana  sunulursa, insanın isteği  ve arzusu doğrultusunda olsa dahi, insanın  sadece menfaatçi , çıkarcı olmasını sağlayan maddi  boyutuna yönelik  olacaktır.

     

      İnsanın içindeki bu “ümit” onun pak batınından  beslenmekte ve temiz fıtratı üzere harekete geçerek alevlenmektedir.  İnsanın, bütün ferdi ve toplumsal olumsuzluklara rağmen, ölüm  karşısında teslim bayrağı çekmesini engelleyen budur. Bu ümit, insanın  hakikat ve batınının da olmasaydı, hakikate ulaşmak için çaba gösteren,  adalet, hak ve özgürlük aşığı,  beşeri toplumunun ilerlemesini isteyen  hiç bir insan bulunmaz ve bu kadar zulüm, haksızlık, adaletsizlik ve  olumsuzluklarla dolu bir hayat sürmeye tahammül eden bir şahıs ve  toplum görülemezdi. İnsan hayatının en yüce hedefi olan ebediyete  ulaşma ümidinin bu dünyada da gerçekleşmesi mümkündür çünkü insanların  batıni yeteneklerinin fiiliyata geçmesi, ebediyet tadını, lezzetini  alması ve evrensel adalet hükümetinin dünyaya hakim olmasıyla  gerçekleşecektir.

     

       Bu açıklamalar ile insanın dünyanın mevcut düzeninden rahatsız olma sebeplerini ortaya koymaya çalıştık.

     

         Tekrar asıl konuya yani gelecek hakkındaki sorulara ve verilen  cevaplara dönelim; dünyanın geleceği nasıl olacaktır? Dünyanın sonu  nasıl bitecektir? İnsanlık tarihi nasıl sonuçlanacaktır? İnsanları  kıyamet kopmadan önce nasıl bir gelecek bekliyor? Dünya böyle mi devam  edecek?


      Mehdilik Doktrini 1
      Kur’an’da Hz. Mehdi (a.s)
      İSLAM"DA MEHDİLİK
      Hadislerde Hz.Mehdi (a.s.)
      Bekleyişin İslami Öğretilerindeki Yeri
      Yeryüzü Asla Hüccetsiz Kalmaz


Total Visit: 470
Total Rank: 0
Total Rankers: 0
Total Comments: 0

Oy vermek için yetkiniz yok. Lütfen giriş yapınız.