Bugün bu dînî ilmiye medreselerinde tahsil eden ve yarın toplumun liderlik ve hidayetini üstlenmek isteyen sizler, yegane görevinizin bir avuç terim ve kelime öğrenmek olduğunu zannetmeyin, sizin başkaca vazifeleriniz de var. Bu ilmiye medreselerinde kendinizi öyle eğitip yetiştirmelisiniz ki bir şehir veya köye -dinadamı olarak- gittiğinizde oranın ahalisini hidayet edip düzeltebilesiniz. Halkı düzeltip islami ahlâk emir ve âdâbı çerçevesinde onları yetiştirebilmeniz için, fıkıh merkezinden giden sizlerin ahlâken düzelmiş ve gereğince yetişmiş olması beklenir. Ama, Allah korusun, ilim merkezinde -olduğunuz halde- kendinizi düzeltip ıslah etmez ve -burada- maneviyat sahibi olamazsanız gittiğiniz yerde, Allah korusun, insanları saptırır, onların islama ve islam dinadamlarına karşı kötümser olmalarına sebebiyet vermiş olursunuz.
Sizin ağır vazifeleriniz var. Dinî ilmiye medreselerinde üzerinize düşen vazifeleri yerine getirmez, kendinizi düzeltip ıslah etmeye çalışmaz ve birkaç deyimi öğrenmekten başka birşey yapmayıp usul ve fıkıhtan başka şeyle meşgul olmazsanız gelecekte Allah göstermesin, islam ve islam toplumu için zararlı olursunuz, -bu durumda- maazallah, insanların sapmasına sebebiyet vermeniz de mümkündür. Sizin yakışıksız davranış, tavır ve tutumunuz neticesinde birisi yolunu yitirir de islamdan dönecek olursa günahların en büyüğünü işlemiş olursunuz, bu durumda tevbenizin kabulü zordur...Nitekim -sizin vasıtanızla- bir kişinin hidayet bulması da, rivayette de geçtiği üzere, -sizin için- güneşin vurduğu (herşey)den daha hayırlıdır!
Sizin mesuliyetiniz çok ağırdır... Size vazife olan şeyler, avam halkın vazifelerinden çok farklıdır; nitekim âlalâde bir insan için mübah olan nice şeyler vardır ki sizin için hiç de caiz değildir, hatta size haram bile olabilir. Halk, sizden birçok mübah şeyi dahi yapmamanızı beklemekteyken meşru olmayan çirkin şeyleri varın siz düşünün artık! Allah korusun, o gibi şeylerin sizler tarafından yapılması halinde halk islama ve dinadamları kesimine karşı kötümser olacaktır. Esas mesele şudur: Halk sizden umulmadık -size yakıştırmadığı- bir davranış görecek olursa dinden çıkar, dinadamlarına sırt çevirir, ferde değil! Evet, keşke bir bireye sırt çevirse, keşke sadece - o uygunsuz davranışta bulunan- şahsa karşı kötümser olsa! Ama -halk- bir dinadamından münasebetsiz ve nezakete aykırı bir davranış görünce meseleyi sağlıklı bir şekilde değerlendiremiyor; nitekim -mesela- esnaf kesimi arasında nasıl dürüst olmayan bozuk kimseler varsa, veya memur kesimi arasında nasıl bozuk ve münasebetsiz insanlar varsa dinadamları arasında da dürüst olmayan bir veya birkaç bozuk insan pekalâ olabilir. Bir bakkal ters bir şey yapacak olsa "falan bakkal doğru adam değil" derler; bir attar yanlış bir şey yapacak olsa falan attar kötü adammış derler; ama bir dinadamı münasebetsiz birşey yaparsa falan dinadamı kötüdür demezler, "dinadamları kötü!"derler!
İlim ehlinin vazifeleri çok ağırdır; alimlerin sorumluluğu halkın diğer kesiminden daha fazladır. Usul-i Kâfi'yle Vesail de ulemanın görevleriyle ilgili kısma bakacak olursanız ilim ehli için bir hayli ciddi sorumluluklar ve ağır vazifeler bulunduğunu görürsünüz. Rivayette, "canın boğaza dayandığı ve son nefesin verilmek üzere olduğu sırada" alim için artık tevbe fırsatı tanınmayacağı belirtilmiştir, iş bu raddeye vardıktan sonra alimin tevbesi kabul edilmez; çünkü Allah Teala hazretleri -cc- sadece "cahil"lerin tevbesini son nefeslerine kadar kabul eder. Yine bir başka rivayette alimin bir günahı affedilmeden önce cahilin 70 günahının affedileceği geçer. Çünkü alimin günahı islam ve islam toplumu için çok zararlıdır. Bir cahil veya alelâde bir insan bir günah işlerse kendisine yazık etmiş, kendisine zarar vermiş olur; ama bir alim yoldan çıkar da çirkin bir amel işlerse bütün bir alemi saptırmış, islama ve islam ulemâsına zarar vermiş olur. Rivayette, cehennem ehlinin, ilmiyle amel etmeyen alimin kötü kokusundan rahatsızlık duyacağının bildirilmesinin nedeni de budur; dünya hayatında, islama ve islam toplumuna yarar veya zarar verme hususunda alimle cahil arasında çok büyük bir fark vardır. bir alim sapacak ve bozulacak olursa koca bir ümmeti saptırıp bozabilir. Yine bir alim kendisini iyi terbiye etmiş olursa, islâmî ahlâk ve edebi huy edinirse koca bir toplumu terbiye ve hidayet edebilir. Yaz aylarında gittiğim bazı taşra şehirlerinde ahalinin fevkalade bir islami terbiyeye sahip olduğunu görüyordum. Bunun nedeni salih ve takva sahibi alimlerinin olmasıydı. Bir toplumda, bir şehir veya bir eyalette dürüst ve imanlı bir alimin yaşaması bile, sözle irşad ve tebliğde bulunmasa da; onun içinde yaşadığı muhitin düzelmesine ve hidayete kavuşmasına neden olabilmektedir. Sırf varlığı bile başlıbaşına bir öğüt ve ibret kaynağı olan insanlar gördük biz; onları sadece görmek ve bakmak bile terbiye kazandırıyordu insana. İşte, benim bildiğim şu Tahran'ın mahalleleri birbirinden farklı!.. İslami ahlâk ve edebe sahip temiz bir alimin yaşadığı bir mahallenin halkı da salih ve imanlı insanlar oluyor. -Buna karşılık- bozuk ve ahlâksız birinin dinadamı elbisesine bürünüp cemaat imamı adına işi ekmek kapısına çevirmiş olduğu bir diğer mahallede bir bakıyorsunuz -o adam- koca bir mahalleyi kandırıp yoldan çıkarmış, hepsinin ahlâkını bozuvermiş... Kokusundan cehennem ehlinin bile rahatsız olduğu şey bu bozulmadır işte. Kötü alimin, amelsiz alimin, yoldan çıkmış alimin bizzat bu dünyada meydana getirmiş olduğu bozulma ve kokuşmadır bu; bunun kötü kokusu öbür dünyada cehennem ehlinin burnunun direğini sızlatmaktadır. Orada ona birşey eklenmiş değildir asla, ahiret aleminde vuku bulan herşey bu dünyada hazırlanmış olan şeydir. Amelimizden başka birşey verilmez bize orada. Bir alim fesat peşinde koşup ta habislik etti mi koca bir toplumun bozulup kokuşmasına sebep olur; ne var ki bu kokuşmuşluğun leş kokusunu bu dünyadaki burunlar almazlar, ama ahiret dünyasında bu koku anlaşılır. Alelâde ve cahil bir insanın islam toplumunda böylesine bir bozulma ve kokuşma yaratabilmesi mümkün değildir. Avamdan cahil biri hiçbir zaman imamlık ve Mehdilik iddiasında bulunmaya kalkışmaz, peygamberlik veya tanrılık iddiasına yeltenemez, ancak bozuk bir alim bütün bir dünyayı bozup fesada gömebilir: Alimin bozulması âlemin bozulması demektir
|