Çarsamba 8 Şubat 2012 - 16:55

الأربعاء ١٦ ربيع الأول ١٤٣٣

چهارشنبه ۱۹ بهمن ۱۳۹۰ - ۱۸:۲۵

Kullanıcı adı:

Şifre :

Şifremi Hatırla
Şifremi unuttum   aktivasyon
Üye ol
    
 
     

MU’MİNÛN SURESİ

     

Mekkîdir, yüz on sekiz âyettir.     

(Sûre,  inananları ve vasıflarını anarak başladığı için bu adı almıştır.)     

Rahman ve Rahîm Allah Adıyla     

1- Gerçekten de kurtulmuşlardır, muratlarına ermişlerdir  inananlar.     

2- Öyle kişilerdir onlar ki namazlarını gönül  alçaklığıyla kılarlar.     

3- Ve öyle kişilerdir onlar ki boş şeylerden  yüz çevirirler.     

4- Ve öyle kişilerdir onlar ki zekâtlarını verirler.     

5- Ve öyle kişilerdir onlar ki ırzlarını korurlar.     

6- Ancak eşleri, ve malları olan cariyeleri müstesna  ve bunda da hiç kınanmaz onlar.     

7- Bunun ötesinde bir şey isteyenlerse, onlardır haddi  aşanlar.     

8- Ve öyle kişilerdir onlar ki emânetlerine ve ahitlerine  riâyet ederler.     

9- Ve öyle kişilerdir onlar ki namazlarını korurlar.     

10- Onlardır  mîrasçılar.     

11- Öyle  kişilerdir onlar ki Firdevs'i mîras alırlar ve onlar orada ebedî kalırlar.     

12- Andolsun  ki biz insanı, balçık mayasından yarattık.     

13- Sonra  onu, sağlam bir karar yurdunda bir katre su kıldık. [1]     

14- Sonra  o bir katre suyu kan pıhtısı haline getirdik, derken kan pıhtısını bir parça et  hâline soktuk, derken ette kemikler yarattık, derken kemiklere et giydirdik,  sonra da onu başka bir yaratılışla meydana getirdik; ne yücedir şanı  yaratıcıların en güzeli Allah'ın.     

15- Sonra şüphe yok ki siz öleceksiniz.     

16- Sonra  gene şüphe yok ki kıyâmet günü tekrar diriltileceksiniz.     

17- Ve  andolsun ki üstünüzde yedi yol yarattık ve bu yaratıştan gafil değiliz biz.216     

18- Ve  gökten, ihtiyaç miktârınca yağmur yağdırdık da yağmur suyunu yerde  kararlaştırdık, topladık ve bizim, hiç şüphe yok ki onu gidermeye de gücümüz  yeter.     

19- Onunla  da size hurmalıklar ve üzüm bağları meydana getirdik, oralarda sizin için  birçok meyvelar var, onlardan yemedesiniz.     

20- Ve  Tûr-ı Seynâ'dan çıkan bir ağaç da meydana getirdik ki yağıyla ve yiyenlere,  katığıyla biter.     

21- Ve  şüphe yok ki dört ayaklı hayvanlarda da ibret var sizin için elbette;  karınlarındakini içiririz size ve onlarda, size daha birçok da faydalar var ve  bir kısmını yersiniz.     

22- Onlara  ve gemiye binersiniz.     

23- Ve  andolsun ki Nûh'u kavmine gönderdik de ey kavmim dedi, kulluk edin Allah'a,  size yoktur ondan başka bir mâbut, hâlâ mı çekinmeyeceksiniz?     

24- Kavminin  ileri gelenlerinden kâfir olanlar, bu dediler, sizin gibi bir insandan başka  bir şey değil, size üstün olmayı dilemekte ve Allah isteseydi melekleri  indirirdi, fakat bizden önce gelip geçen atalarımız zamanında da böyle bir şey  olduğunu duymadık biz.     

25- Bu,  deliliğe tutulmuş bir adam ancak, artık bir zamanadek gözetleyin bunu.     

26- Nûh,  Rabbim dedi, beni yalanlamalarına karşı sen yardım et bana.     

27- Derken  ona, nezâretimiz altında ve vahyimize uyarak bir gemi yap diye vahyettik;  derken emrimiz gelip tandırın altından su kaynamaya başlayınca her mahlûktan  birer çifti ve helâki takdîr edilenden başka âilenden olanları gemiye yükle ve  zulmedenler hakkında bana söz söyleme, şüphe yok ki onlar garkolacaklar dedik.     

28- Sen  ve seninle berâber bulunanlar, gemiye oturunca da hamdolsun Allah'a ki de, bizi  zâlim topluluktan kurtardı.     

29- Ve  de ki: Rabbim, beni kutlulukla indir ve sensin indirenlerin en hayırlısı.     

30- Şüphe  yok ki bundan deliller var elbet ve şüphesiz ki biz, insanları deneriz.     

31- Sonra  onların ardından, başka bir nesil meydana getirdik.     

32- Derken  onlara, kendi cinslerinden bir peygamber gönderdik de kulluk edin Allah'a dedi,  yoktur size ondan başka bir mâbut, hâlâ mı çekinmezsiniz?     

33- Kavminin  ileri gelenlerinden kâfir olanlar ve âhirete ulaşmayı yalanlayanlar, onlara  dünyâ yaşayışında nîmetler verdiğimiz halde bu dediler, sizin gibi bir insandan  başka bir şey değil; yediğiniz şeylerden o da yemekte ve içtiğiniz şeylerden o  da içmekte.     

34- Kendiniz  gibi bir insana itâat ederseniz o zaman gerçekten de ziyan edersiniz.     

35- Ölüp  toprak ve kemik kesildikten sonra kabirden çıkacağınızı mı vaadediyor size?     

36- Size  vaadedilen şey, gerçekten ne de uzak, ne de uzak.     

37- Yaşayış,  ancak şu dünyâdaki yaşayışımızdan ibâret; ölürüz, yaşarız ve tekrar dirilmeyiz  biz.     

38- Bu,  ancak yalan yere Allah'a iftirâ eden bir adam ve biz, ona inanmayız.     

39- Rabbim  dedi, beni yalanlamalarına karşı sen yardım et bana.     

40- Tanrı,  az bir zamanda dedi, herhalde nâdim olacaklar.     

41- Gerçek  ve yerinde gelen bir bağırışla onları helâk ediverdik de selle sürüklenip gelen  çer-çöpe döndürdük; artık uzaklık, zulmeden topluluğa.     

42- Sonra  onların ardından, başka bir nesil meydana getirdik.     

43- Hiçbir  ümmet, helâk edilmesi mukadder olan zamânı ileriye alamayacağı gibi geriye de  atamaz.     

44- Sonra  birbiri ardınca peygamberlerimizi gönderdik. Bir ümmete peygamber geldi mi  yalanladılar onu, biz de bir kısmını, bir kısmının peşine takıp birbiri ardınca  helâk ettik onları ve adları, sözleri kaldı ancak; artık uzaklık inanmayan  topluluğa.     

45- Sonra  Mûsâ'yı ve kardeşi Hârûn'u, delillerimizle ve apaçık bir  burhanla gönderdik.     

46- Firavun'a  ve kavminin ileri gelenlerine, ululanmak istediler ve kibirli bir topluluktu  onlar.     

47- Derken,  inanacağız mı bizim gibi iki insana, kavimleri de bize kulluk etmede dediler.     

48- Dediler  de ikisini de yalanladılar ve onlar, helâk edilenlerdi zâten.     

49- Andolsun  ki biz, doğru yolu bulsunlar diye Mûsâ'ya kitap vermiştik.

      50- Ve  Meryemoğlunu ve anasını kudretimize birer delil olarak yaratmış, onları düz,  otlak ve sulak bir tepede barındırmıştık.      

51- Ey  Peygamberler, yiyin temiz şeyleri ve iyi işlerde bulunun, şüphe yok ki ben,  yaptıklarınızı bilirim.     

52- Ve  şüphe yok ki şu ümmetiniz, bir ümmetten ibârettir ve ben de Rabbinizim, artık  çekinin benden.     

53- Fakat  din husûsunda ayrıldılar ve ayrılanlar, kendi kitaplarından başka kitapları  inkâr ettiler ve her bölük, kendi elindekine râzı oldu, onunla övünmiye  koyuldu.     

54- Artık  bir zamânadek sapıklıkları içinde bırak onları.     

55- Sanıyorlar  mı ki onlara mal ve evlât vererek mükâfatlandırmadayız, yardım etmedeyiz  onlara.     

56- Hayırlara  ulaşıvermelerini sağlamadayız, hayır, anlamıyorlar.     

57- Şüphe yok,  öyle kişilerdir onlar ki Rablerinin büyüklüğünden korkarlar.     

58- Öyle  kişilerdir onlar ki Rableri-nin delillerine inanırlar.     

59- Öyle  kişilerdir onlar ki Rablerine şirk koşamazlar.     

60- Öyle  kişilerdir onlar ki verecekleri neyse verirler ve yürekleri, şüphesiz olarak  dönüp Rablerinin tapısına varacaklarını bildikleri için korkuyla dolar.     

61- Onlardır  hayırlara, yarışırcasına koşanlar ve onlardır hayırlarda önde bulunanlar.     

62- Ve  biz, hiç kimseye gücü, yetmeyeceği bir şey teklif etmeyiz ve katımızdadır  gerçek olanı söyleyen kitap ve onlar, zulüm görmezler.     

63- Hayır,  onların gönülleri, bu hususta sapıklık içindedir ve onların, bundan başka  işledikleri işler var, onlar, o işleri işlerler.     

64- Sonunda  nîmet içinde yaşayanlarını azâba uğrattığımız zaman feryâda ve yalvarmaya  başlarlar.     

65- Bugün  feryât edip yalvarmayın, şüphe yok ki bizden bir yardım göremezsiniz.     

66- Size  âyetlerimiz okunduğu zaman gerisin geriye dönerdiniz.     

67- Ululanırdınız  orada ve geceleyin de Peygamber hakkında ulu-orta söylenirdiniz.     

68- Şu  Kur'ân'ı bir iyice düşünmezler mi, yoksa evvelce gelip geçen atalarına gelmeyen  bir şey mi geldi onlara?     

69- Yoksa  Peygamberlerini tanımazlar mı ki onu inkâr etmedeler?     

70- Yoksa  onda delilik var mı derler? Hayır, o, gerçek olan Kur’ân'la gelmiştir onlara,  fakat çoğu gerçeği istemez.     

71- Gerçek  Tanrı, onların dileklerine uysaydı elbette gökler de bozulur-giderdi, yeryüzü  de, onlarda olan varlıklar da. Hayır, biz onlara kendi yüceliklerini getirdik,  gösterdik, fakat onlar kendi yüceliklerinden de yüz çevirmedeler.     

72- Yoksa  onlardan ücret mi istiyorsun? Gerçekten de Rabbinin mükâfatı daha hayırlıdır ve  o, rızık verenlerin en hayırlısıdır.     

73- Şüphe  yok ki sen, onları mutlaka doğru yola çağırmadasın.     

74- Fakat  gerçekten de âhirete inanmayanlar, doğru yoldan sapıyorlar.     

75- Onlara  acırsan ve uğradıkları zararı giderirsen gene azgınlıklarında şaşkıncasına  ısrâr edip giderler.     

76- Andolsun  ki biz onları azaplandırmıştık da gene Rablerine baş eğmemişlerdi ve  yalvarmamışlardı.     

77- Sonunda,  onlara çetin bir azap kapısı açmıştık da o zaman her şeyden ümitlerini  kesmişlerdi.     

78- Ve  o, bir mâbuttur ki size kulak, gözler ve kalpler verdi ne de az şükrediyorsunuz.     

79- Ve  o, bir mâbuttur ki sizin için bitirdi yeryüzündekileri ve onun tapısında  haşrolacaksınız.     

80- Ve  o, bir mâbuttur ki diriltir ve öldürür ve geceyle gündüzün uzanıp kısalması da  onun tedbîriyledir, akıl etmez misiniz?     

81- Hayır,  onlar, hep evvelkilerin dedikleri gibi demedeler.     

82- Dediler  ki: Öldükten ve toz-toprak ve kemik kesildikten sonra mı diriltileceğiz?     

83- Andolsun  ki bize de, daha önce atalarımıza da vaadedilmişti bu, fakat bu, öncekilerin  masallarından başka bir şey değil.     

84- De  ki: Kimindir yeryüzü ve orada bulunanlar biliyorsanız eğer?     

85- Diyecekler  ki: Allah'ın. De ki: O halde ne diye hâlâ düşünüp anlamazsınız?     

86- De  ki: Kimdir Rabbi yedi göğün ve Rabbi pek büyük arşın.     

87- Diyecekler  ki: Bunlar da Allah'ın. De ki: Ne diye hâlâ çekinmezsiniz?     

88- De  ki: Kimdir her şeyin saltanat ve tasarrufu elinde olan ve odur koruyan, oysa  korunmaya muhtaç değil; biliyorsanız eğer?     

89- Diyecekler  ki: Bunlar da Allah'ın. De ki: Ne diye hâlâ boş şeylere kapılmadasınız?     

90- Hayır,  biz onlara gerçeği getirdik ve şüphe yok ki onlar, yalan söylemedeler elbette.     

91- Allah,  hiç kimseyi evlât edinmez ve onunla birlikte bir başka mâbut yoktur, olsaydı  her mâbut, kendi halkettiğini benimseyip alır gider ve bir kısmı, öbürlerinden  üstün olurdu. Münezzehtir Allah onların söylediklerinden.     

92- Gizliyi  de bilir, görüneni de; gerçekten de yücedir şirk koşanların ona eş tanıdıkları  şeylerden

93- De  ki: Rabbim, onlara vaadedileni bana göstereceksen.      

94- Rabbim,  beni zâlim topluluğun içinde bırakma.     

95- Ve  şüphe yok ki bizim, onlara vaadettiğimiz şeyleri sana göstermeye gücümüz yeter  elbette.     

96- Kötülüğü,  en güzel bir huyla defet, biz, onların neler dediğini, bizi ne çeşit tavsîf  ettiklerini daha iyi biliriz.     

97- Ve  de ki: Rabbim, sana sığınırım Şeytanların vesveselerinden.     

98- Ve  sana sığınırım Rabbim, onların yanımda bulunmalarından.     

99- Sonunda,  onlardan birine ölüm gelip çattı mı Rabbim der, beni geriye, tekrar dünyâya  yolla da.     

100- Belki  iyi işler işlerim ve zâyi ettiğim ömrü telâfî ederim. Hayır, boş bir söz, onun  söylediği söz. Onların önlerinde, diriltilip mezarlarından çıkarılacakları  günedek bir berzah var.     

101- Sûra  üfürülünce aralarında ne soy-sop var, ne de birbirlerinin halini soruştuRabilirler  o gün.     

102- Kimin  iyilikleri ağır gelirse o çeşit kişilerdir kurtulanlar, muratlarına erenler.     

103- Ve  kimin iyilikleri hafif gelirse gerçekten de o çeşit kişilerdir kendilerini  ziyana sokanlar, cehennemde ebedîdir onlar.     

104- Yüzlerini  yalar ateş ve onlar, orada somurtup kalırlar.     

105- Siz  değil miydiniz size âyetlerim okunurken onları yalanlayanlar?     

106- Rabbimiz  derler, kötülüğümüz üst oldu bize ve doğru yoldan sapmış bir topluluk olduk.     

107- Rabbimiz,  bizi buradan çıkar, gene kötülüğe dönersek gerçekten de zulmetmiş oluruz artık.     

108- Hoşt,  defolun oraya ve bana da söz söylemeyin der.     

109- Şüphe  yok ki bir bölük vardır kullarımdan, Rabbimiz derler, inandık, yarlıga bizi ve  acı bize ve sensin merhametliler merhametlisi.     

110- Halbuki  siz, onları alaya aldınız da sonunda beni anmayı unutturdu size bu hal ve siz  onlara gülerdiniz.     

111- Şüphe  yok ki ben de sabrettiklerine karşılık bugün onlaı mükâfatlandıracağım; şüphe  yok ki onlardır muratlarına erenlerin ta kendileri.     

112- Yeraltında kaç yıl kaldınız der.     

113- Bir  gün derler, yahut da bir günün bir kısmı kadar, artık, sayanlara sor.     

114- Ancak  pek az kaldınız der, fakat bir bilseniz âhiretin ebedîliğini.     

115- Yoksa  sizi ancak boşu boşuna yarattık gerçekten de dönüp tapımıza gelmeyeceksiniz mi  sanıyordunuz?     

116- Yücedir  her şeye sâhip ve mutasarrıf olan gerçek Allah, yoktur ondan başka tapacak,  güzelim arşın de sâhibidir.     

117- Ve  kim Allah'la berâber bir başka mâbûdu çağırırsa onun, bu hususta bir burhânı  yoktur; sorusu da Rabbine âittir onun; hiç şüphe yok ki kâfirler, kurtulmazlar,  muratlarına ermezler     

118- Ve  de ki Rabbim, yarlıga acı ve sensin acıyanların en hayırlısı.

  

                                  [1]                      ) Yedi  yoldan maksat yedi göktür.       
   

Total Visit: 305
Total Rank: 0
Total Rankers: 0
Total Comments: 0

Oy vermek için yetkiniz yok. Lütfen giriş yapınız.