| MUHAMMED-İ GAZZALI Huccetu’l-islâm Ebû Hâmid Muhammed b. Muhammed-i Gazzâlî-yi Tûsî, büyük kelamcı ve düşünürlerden ve Fars ve Arap dilinin ünlü yazar ve müelliflerindendir. Bundan önce de ismini zikretmiştik. 450/1058 yılında Tus Taberân’ında dünyaya geldi. Babası Muhammed b. Muhammed, ibadet ehli bir kişi olup dokumacılık mesleği ile uğraşmaktaydı. Gazzâlî lakabı da babasının bu mesleğinden dolayıdır. Muhammed’in iki oğlu vardı. Biri Muhammed, diğeri de Ahmed. Bu iki oğlu, babalarının vefatından sonra zamanın büyüklerinden biri olan Ebû Hâmid Ahmed b. Muhammed-i Râdekânî’nin koruması altına girdiler. Muhammed-i Gazzâlî, Râdekânî’den ilk dinî ve edebî ilimleri daha çocukluğunda aldı. Tus ve Curcân’da bir süre eğitim aldıktan sonra Nişâbûr’a giderek burada büyük Şafi‘î kelamcısı ve fakihi İmamu’l-Haremeyn Ebû’l-Me‘âlî-yi Cuveynî’nin hizmetine girdi ve tartışma, ihtilaf, kelam ve felsefenin başlangıç bölümleri gibi bilimleri öğrendi. Henüz yaşının üzerinden yirmi sekiz yıl geçmemişti ki zamanın yaygın olan bir kısım bilim ve teknik alanlarında yani edebiyat, fıkıh, usul, hadis, kelam, tartışma ve bunlara benzer edebî ve dinî bilimlerde kesin üstatlardan oldu. Bu hal içinde Ebû’l-Me‘âlî’nin vefat ettiği yıla dek (478/1086) onun hizmetinden çıkmadı. Ondan sonra da Nişâbûr yakınlarında üstünlük ve faziletinin yankısını duymuş olduğu Hâce Nizâmu’l-Mülk-i Tûsî’nin hizmetine girdi. Nizâmu’l-Mülk, ilk önce büyük bir saygı içinde kabul etti ve kendi huzurunda onun ile fakihler arasında bir tartışma düzenledi. Bu yolla da onun fazilet ve üstünlüğünün derecesini anlamış oldu. Sekiz yıl sonra da Bağdat Nizâmîyesindeki öğretim sorumluluğunu bu esnada daha yeni otuz beş yaşına girdiği halde ona verdi. Gazzâlî, 484/1091 yılından itibaren dört yıl Bağdat’ta eğitim-öğretim, vaaz, tartışma, telif ve tasnif ile uğraştı. Aynı süre içinde felsefe kitaplarını özellikle de Ebû Ali Sînâ’nın eserlerini inceleme ile geçirdi. 488/1095 yılında yani 39 yaşında iken Gazzâlî’nin ruhunda bir değişim meydana geldi. Öyle ki tüm dünyalık işlerden elini eteğini çekti, dünyevî makamları terk etti. Kardeşi Ahmed-i Gazzâlî’yi Nizâmîye medresesinde kendi yerine atadı ve görünürde Hac yolculuğu amacıyla içinde ise seyr u sülûk, mücahede ve riyazet amacıyla Bağdat’tan ayrıldı ve 488/1095 yılından itibaren on yıl kadar Şam, Cezîre, Beytu’l-Mukaddes ve Hicaz’da yaşamını sürdürdü. Tüm bu süre içinde hep zühd, riyazet ve tasnif ile uğraştı. Nihayet 498/1105 yılında Tus’a geri döndü. Bir yıl sonra da Sultan Sencer’in isteği ve onun veziri Fahru’l-Mülk b. Nizâmu’l-Mülk’ün (ö.500/1107) gerekli görmesi üzerine Tus’tan Nişâbûr’a giderek bu şehirdeki Nizâmîye medresesinde ders vermeye başladı. 500/1107 yılına kadar bu makamda kaldı. Bu yıl içinde Tus’a tekrar geri döndü ve kendi evinin yakınında bulunan hankâh ve medresede öğrencilerin eğitimi ve irşad ile uğraştı. Artık sultanların ve ileri gelen kişilerin Nişâbûr ya da Bağdat Nizâmîyelerinde eğitim vermek amacıyla yaptıkları sık sık davetlerini kabul etmedi ve sultanların saraylarına gitmedi, hiç kimseden mal kabul etmedi, zühd ve kanaat içinde yaşadı. Nihayet 505/1112 yılında Tus’ta vefat etti ve Tâberân’da toprağa verildi. İlginç noktalardan birisi şudur ki ilk dönem alimlerini tekfir etme noktasında o derece aşırı olan ve şiddetle onlara saldıran Gazzâlî, on yıllık bir yolculuktan döndükten ve irfan tadı veren yeni makalelerini yayınladıktan sonra Horâsân’ın mutaassıplarının şiddetli saldırılarına maruz kaldı. Öyle ki kendisini mülhid ve zındık olarak niteleyip çeşitli yollarla onu incitmeye başladılar. Bu yapılanları Gazzâlî, mecmuasının başında ifade etmiştir. Gazzâlî’ye Farsça şiirler nisbet edilmiş olup aşağıdakiler de onlardandır: Kaza perdesinin arkasında kimseye yer olmadı, Kader sırrından kimsenin haberi olmadı. Herkes kıyas sırrından bir şeyler söyledi, Anlaşılmadı hikaye de kısa olmadı. *** Biz, namaz elbisesini küpün başına koyduk, Harabat toprağıyla da teyemmüm aldık. Belki de medreselerde kaybetmiş olduğumuz Bu ömrü bu meykedelerde bulabiliriz. Gazzâlî’nin Arapça olan ve değişik kelam, tefsir ve tasavvuf konularını içeren önemli eserlerini bundan önce ayrıntılı olarak zikretmiştik. Onun Farsça önemli eserlerinden birisi, Farsça mektuplar mecmuasıdır. Bir diğeri Kimyâ-yi Sa’âdet, bir diğeri de Nasîhatu’l-Mulûk’tur. Gazzâlî, çeşitli konular açısından sahip olduğu önemin yanında, Farsça nesirde de özel bir makam ve dereceye sahiptir. Çok açık, fasih, olgun, sade, kapsamlı ve içerik dolu bir nesre sahiptir. Onun sözünün akıcılığı, nihayetsizdir. Düşüncelerini hatta aklî dayanaklara dayandırdığı konularda bile son derece kolay bir şekilde açıklar. Bununla birlikte icaza uymak da bu yazarın özelliklerindendir. Onun bu özelliği de sözünün değerini kat kat arttırmaktadır. Ayet ve hadisleri getirmekten ve onlara dayanmaktan özellikle de mektuplarında sakınmaz. Ancak bu iş ve onun Arap edebiyatından ve şeriat ilimlerinden büyük bir oranda haberdar olması, hiçbir zaman onun Arapça zor kelimeleri, sözleri, misalleri ve şiirleri getirilmesi gerekli olan konular dışında kullanmaya sürüklememiştir. Gazzâlî’nin sözünün sadeliği, her yerde düşünce gücü, ifadeye dikkati, dayanağının güçlülüğü, latif misaller ve teşbihlerle birlikte olup her zaman çekici olmuş ve beğenilmiştir. Özellikle de irfan tadıyla iç içe ve hankâhlarda oturan sufî giyimli kimselerin düşüncesinin inceliğiyle süslenmiştir. Bu nefis güzel eserler arasından hepsinden önemlisi Kimyâ-yi Sa’âdet kitabıdır. Bu kitap İhyâi ‘Ulûmu’d-dîn’in bir özetidir. Gazzâlî, bu eserini 490-500/1097-1107 yılları arasındaki on yıllık yolculuğundan döndükten sonra yazdı. Kimyâ-yi Sa’âdet, dört başlık ve dört rükun olarak düzenlenmiş. Dört başlık, “Kendi nefsini Tanımak”, “Hak Teala’yı Tanımak”, “Dünyayı tanımak” ve “Ahireti Tanımak”tır. Dört rükün ise, ibadetler, davranışlar, din yolundaki zorlukları aşmak ve münciyattır. Gazzâlî, bu başlıkları ve rükünleri okuyucunun, Kimyâ-yi Sa’âdet’i bu kimyanın yardımıyla kendisini eksik sıfatlardan temizlesin ve arındırsın ve kemal sıfatlarıyla süslensin, her şeyden kopsun ve kendini tamamen Allah’a versin ve O’nda parçalanıp yok olsun diye, yani sufilerin ulaşmak istedikleri sonsuz saadete ulaşsın diye düzenledi ve okuyucunun eline verdi. O halde görüldüğü üzere, Gazzâlî, her ne kadar kendi kitabını görünürde bir ahlâk kitabı gibi yazmış ve onu dine dayandırmış ise de hakikatte hankâhtakilerin bakışaçısını burada sürdürmüş ve kendi düşüncesini, içine girmiş olduğu hal değişikliğine uygun şekilde kullanmıştır. Gazzâlî’nin diğer önemli Farsça eserlerinden birisi de Nasîhatu’l-Mulûk adlı kitabı olup Huccetu’l-islâm, onu 503/1110 yılı dolaylarında kendisinden “Melik-i Maşrik= Doğu Padişahı” diye söz ettiği Sultan Sencer için yazmıştır. Sultan ile Turûk ovasında görüşmeden döndükten sonra yazmıştır. Buna göre, bu kitabın telifi, Huccetu’l-islâm’ın hayatının sonlarında kaleme alınmış olup yaşamının sonlarında sahip olduğu düşüncelerini içermektedir. Bu kitabın konusu elbette din temellerine dayalı pratik hikmettir. Meşşâî filozofları nezdinde gördüğümüz bu tür kitapların tarzı, bu düzenlilikte değildir. Gazzâlî bu kitabı, padişahın ve onun sarayındakilerin hidayeti ve yol gösterici olması için yazmıştır. İlk önce inanç ve iman esaslarından söz etmiş, ondan sonra da padişahların, vezirlerin, katiplerin ve hikmet sahiplerinin yaşamı konusundaki bölümleri anlatmıştır. Bu kitap, elde etmiş olduğu ünden dolayı Arapçaya ve Türkçeye de tercüme edilmiştir. Fezâilu’l-Enâm min Reâili Hucceti’l-İslâm, Gazzâlî’nin Farsça mektuplar mecmuasının isim ve başlığı olup akrabalarından birisi, onun ölümünden sonra derlemiştir. Bu mecmuanın bir nüshası İran’da, bir nüshası da İran dışında elde mevcuttur. Bu kitapta, Gazzâlî’nin kendilerine cevap yazdığı çağdaşlarından bazılarının mektupları da yer almaktadır. Her yönüyle çok değerli bir eser olup sadece bu büyük insanın yaşam noktalarının bir çoğunu açıklamakla kalmaz, V/XI. yüzyıl ikinci yarısının Farsça ihvânî ve dîvânî risalelerinden de çok güzel örnekleri içermektedir. Gazzâlî’nin bu mecmuadaki mektuplarının bir kısmı, düşüncelerini ve inançlarını savunma konusunda ve onun özel makaleleridir. Bir kısmı da dönemin padişahlarına, vezirlerine, emirlerine ve alimlerine hitaptır. Gazzâlî, bu mektuplarda, diğer Munşeâtlarından çok ayet ve hadisleri örnek getirme ve onlara dayanma tarzında bir üslup kullanmıştır. Gazzâlî’nin bazı yüz yüze görüşmeleri de bu mecmuada nakledilmiştir. Fezâilu’l-Enâm yazarı, kitabı beş bab üzerine düzenlemiştir: Birinci Bab, meliklere ve sultanlara yazmış olduğu mektuplardan oluşmaktadır; İkinci ve üçüncü bab, vezirlere ve emirlere gönderdiği mektuplar; dördüncü bab, fakihlere ve din imamlarına yazdığı mektuplar; beşinci bab da Huccetu’l-islâm’ın vaazlarını içermektedir. Yazar, babların ve mektupların başında ya da sonlarında kendinden bazı açıklamalar yapmış olup bu açıklamalar Gazzâlî’nin yaşamını bilme açısından büyük bir öneme sahiptir. Bir diğer yandan da bu eser, VI/XII. yüzyıl başlarındaki nesir açısından güzel bir örnektir. |