| MUCİR Ebû’l-Mekârim Mucîreddîn-i Beylekânî, Beylekân (Şîrvân’a bağlı) halkından olup galiba orada yerleşik olan Habeş asıllı bir kadından dünyaya gelmiştir. Görüldüğü kadarıyla onun lakap ya da isminden gelmiş olan şairlik lakabı, şiirlerinde “Mucîr”dir. Çağdaşları da onu bu şekilde zikretmişlerdir. Hayatının ilk dönemleri konusunda elde fazla bir bilgi yoktur. Fakat edebî ve şairlik eğitimini Hâkânî’nin yanında aldığı kesin gibidir. Ancak Mucîr’in şairlikte olgunlaştıktan sonra kendisi ile üstadı arasında hangi nedenden dolayı işin üzüntüye ve hicve döndüğü ve Mucîr’in üstadını hicvetme noktasında uygun olmayan sözler söylediği belli değildir. Mucîr, Âzerbaycan Atabeklerinin yani Şemseddîn-i Îldeniz (555-568/1160-1172), Nusreteddîn Cihân Pehlevân-i Îldeniz (568-581/1172-1185) ve Kızıl Arslan Osman b. Îldeniz (581-587/1185-1191) saraylarında bulunmuş. Bunlara ilave olarak da Selçuklu Rukneddîn Arslan b. Tuğrul (555-571/1160-1175) ve galiba Derbend hakimi olan Seyfeddîn Arslan’ı övdüğü de Divan’ında görülmektedir. Devletşâh, Tezkiretu’ş-Şu‘arâ’da şöyle yazmıştır: “Mucîr, Îldeniz’ın hizmetinde yakınlık ve yardımcılık noktasındaydı. Fakat şairleri kıskanan biri oldu ve Atabek’in divanından haberdar olması açısından İsfahân’a gönderildi. Orada şairlerle çatışmaya girdi, İsfahân’a hicivler söyledi ve o bölgenin şairlerinden olan Şerefeddîn-i Şeferve ve Cemâleddîn-i İsfahânî, onu hiciv tufanına tutup incittiler. Mucîr, tekrar Kızıl Arslan tarafından İsfahân memuru olarak atanınca Cemâleddîn, onun korkusundan gizlendi. Emin olduktan sonra da onunla görüştü ve özür diledi. Kimileri, bu hikayeyi Mucîr’in İsfahân’da katledilmesine kadar götürmüş ve; “Mucîr, İsfahânlıların taassubu sonucu öldürülünce buranın halkı, kanına karşılık olarak yüz bin dinar ödedi” demişlerdir. Ölümü, büyük bir ihtimalle 586/1190 yılı olup Tebriz’de “Makberetu’ş-Şu‘arâ=Şairler Mezarlığı”nda defnedilmiştir. Mucîr-i Beylekânî’nin Divan’ı, beş bine yakın beyti içerip çok değerli kasideler ve latif gazeller içermektedir. Onu haklı olarak zamanın güzel sözlü ve hoş tabiatlı şairlerinden saymak gerekir. Şiirlerinde Hâkânî’nin üslubu bir noktaya kadar görülmektedir. Ancak her şeyden önce Mucîr’in sözleri daha basittir. İkincisi hiçbir zaman kendi üstadının güzel terkipleri ve ince mazmun ve anlamları kullanma noktasındaki eşine az rastlanır gücünü gösterememiştir. Üçüncü olarak da bu izlemenin etkisi onun tüm kasidelerinde görülmez. Mucîr’i, kasidelerinin bir bölümünde VI/XII. yüzyıl sonlarındaki Fars şiiri ve edebiyatının normal ve orta yolunda görmekteyiz. |