Çarsamba 23 Mayıs 2012 - 04:14

الأربعاء ٣ رجب ١٤٣٣

چهارشنبه ۳ خرداد ۱۳۹۱ - ۰۵:۴۴

Kullanıcı adı:

Şifre :

Şifremi Hatırla
Şifremi unuttum   aktivasyon
Üye ol
    

 

MUCİR

 

 

Ebû’l-Mekârim Mucîreddîn-i Beylekânî, Beylekân (Şîrvân’a bağlı) hal­kından olup galiba orada yerleşik olan Habeş asıllı bir kadın­dan dün­yaya gelmiş­tir.[1] Görül­düğü kadarıyla onun lakap ya da ismin­den gelmiş olan şairlik lakabı, şi­irle­rinde “Mucîr”dir. Çağdaşları da onu bu şekilde zikretmişlerdir. Hayatının ilk dö­nemleri konusunda elde fazla bir bilgi yoktur. Fakat edebî ve şairlik eğitimini Hâkânî’nin yanında aldığı kesin gibidir. Ancak Mucîr’in şairlikte ol­gunlaştıktan sonra kendisi ile üstadı arasında hangi nedenden dolayı işin üzün­tüye ve hicve döndüğü ve Mu­cîr’in üstadını hicvetme nokta­sında uygun olmayan sözler söyle­diği belli değildir.

Mucîr, Âzerbaycan Atabeklerinin yani Şemseddîn-i Îldeniz (555-568/1160-1172), Nusreteddîn Cihân Pehlevân-i Îldeniz (568-581/1172-1185) ve Kızıl Arslan Osman b. Îldeniz (581-587/1185-1191) saraylarında bulunmuş. Bunlara ilave ola­rak da Selçuklu Rukneddîn Arslan b. Tuğrul (555-571/1160-1175) ve galiba Derbend hakimi olan Seyfeddîn Arslan’ı övdüğü de Di­van’ında görül­mektedir.

Devletşâh, Tezkiretu’ş-Şu‘arâ’da şöyle yazmıştır: “Mucîr, Îldeniz’ın hiz­me­tinde yakınlık ve yardımcılık noktasındaydı. Fakat şa­irleri kıskanan biri oldu ve Atabek’in divanından haberdar olması açı­sından İsfahân’a gönderildi. Orada şa­irlerle çatışmaya girdi, İsfahân’a hicivler söyledi ve o bölgenin şairlerinden olan Şerefeddîn-i Şeferve ve Cemâleddîn-i İsfahânî, onu hiciv tufanına tutup incitti­ler. Mucîr, tekrar Kızıl Arslan tarafından İsfahân memuru olarak atanınca Cemâleddîn, onun korkusundan giz­lendi. Emin olduktan sonra da onunla gö­rüştü ve özür diledi. Kimileri, bu hikayeyi Mucîr’in İsfa­hân’da katledilmesine ka­dar götürmüş ve; “Mucîr, İsfahânlıların taas­subu sonucu öldürülünce buranın halkı, kanına karşılık olarak yüz bin dinar ödedi” demişlerdir. Ölümü, büyük bir ihtimalle 586/1190 yılı olup Tebriz’de “Makberetu’ş-Şu‘arâ=Şairler Mezar­lığı”nda defnedil­miştir.

Mucîr-i Beylekânî’nin Divan’ı, beş bine yakın beyti içerip çok değerli ka­si­deler ve latif gazeller içermektedir. Onu haklı olarak za­manın güzel sözlü ve hoş tabiatlı şairlerinden saymak gerekir. Şiirlerinde Hâkânî’nin üslubu bir noktaya kadar görülmektedir. Ancak her şeyden önce Mucîr’in sözleri daha ba­sittir. İkin­cisi hiçbir zaman kendi üstadının güzel terkipleri ve ince mazmun ve anlamları kul­lanma noktasındaki eşine az rastlanır gü­cünü gösterememiştir. Üçüncü olarak da bu izlemenin etkisi onun tüm ka­sidelerinde görül­mez. Mucîr’i, kasidelerinin bir bölümünde VI/XII. yüzyıl sonlarındaki Fars şiiri ve edebiyatı­nın normal ve orta yolunda görmekte­yiz.

 

 

[1] Benim huyumun çocukluğu Türk çehreli sıfatındadır, bundan daha ilginci de Annemin Habeşli olmasıydı.

 

Total Visit: 1
Total Rank:
Total Rankers:
Total Comments:

Oy vermek için yetkiniz yok. Lütfen giriş yapınız.