| MOĞOL VE TATAR SALDIRILARI Moğol ve Tatar, Guba ovası kuzeyinde bulunan Doğu Asya bölgesinin bir bölgesinde yaşam sürdüren sarı ırka mensup iki kabilenin adıdır. Ku¬zey Çin padişahlarının (Tamgâc) haraç alma yeri olan, daha sonraları ad¬landırıl¬dıkları üzere önce Tatar sonra da Moğol olarak adlandırı¬lan bu kabilelerin yerleşim yeri doğu bölgesinin son sınırı Khingan’ın güneyi idi. Moğolların İran’a saldırıları sı¬rasında söz konusu bu kabileleri de kendi hakimiyeti altına almış olan Moğol komutanı Temuçin (=Ahenin, Yesugei’nin oğlu) adını taşımaktaydı. Daha sonraları ise Cengiz Han diye meşhur oldu. O dönem tarih kitapların¬dan özellikle de Tabakât-i Nâsırî’den anlaşıldığı üzere Cengiz, başlangıçta İslam ülkelerine saldırma amacı taşı¬mamaktaydı. Bu dönemde iyi ve yö¬netici yeteneğine sahip in¬sanlar bu topraklarda hakim olsalardı belki de bu tarihî facia meydana gelmemiş olurdu. Ancak ne yazık ki bozguncu Harezmşahlılar devleti ve Atsızoğulları hanedanında var olan fesat, Cengiz’i İran’a vahşice saldır¬maya sürükledi. Olaylar şu şekilde gelişti: 615/1218 yılında Cengiz Han, kendi memle¬ketleriyle zengin İslam memleketleri arasında yaptığı bir ticarî anlaşma¬dan sonra Sultan Mu¬hammed için hediye ve armağanlar ile büyük bir tüc¬car kafilesini İslam memleketlerine doğru yolladı. Fakat bu heyet, Utrâr’a ulaştığında Gâyir Han, Utrâr emirini incitti, mal ve hedi¬yelerine tamah ederek Cengiz’in göndermiş olduğu tüccar ve elçileri öldürttü. Bunlardan sadece bir kişi ölümden kurtulup kaçarak Cengiz’i olaylardan haberdar etti. Moğol Han’ı, bir diğer heyeti Gâyir Han’ı istemek ve zararı gidermek amacıyla Harezmşah sarayına gönderdi. Fakat gururlu ve kıt düşünceli Harezm padişahı o elçileri de gönderdi. Bu yapılanlardan sonra Cengiz tüm kuvvetlerini büyük bir savaş araç-gereciyle saldırıya hazırlayarak 616/1219 yılında Utrâr’a ulaştı. Harezm padişahı, ordula¬rın ayrılmasına ve savunmaya yönelik savaş inancında olan komutanlarının yanlış düşün¬celerine uydu ve bü¬yük ordusunun her bir kolunu bir şehirde konuşlandı¬rıp kendisi de tıpkı Arap ordularıyla karşılaşmaksızın kaçan Sâsânîlerin son padişahı gibi Moğol ordularıyla karşı kar¬şıya gelmeden kaçış yolunu seçti. Cengiz kuvvetleri, Utrâr’ı kuşatmaya aldıktan sonra hızla Ceyhun ke¬narındaki şehirleri ve diğer küçük şehirleri yıkıp katliamlar gerçekleştir¬diler. Cengiz de Buhârâ’yı yağmaladı. Buhârâ’dan kaçanlardan birisi Ho¬rasan’a ulaşır, olayın nasıl olduğu kendisine sorulur. Şöyle cevap verir: “Geldiler, yıktılar, yaktılar, öldürdüler, götürdüler ve gittiler”. 617/1220 yılında Semerkand teslim oldu. Mo¬ğollar, bu şehir halkının büyük bir bölümünü kılıçtan ge¬çirdi. Utrâr şehri beş aylık bir direnmeden sonra yok oldu, şehir halkı katledilip bir kısmı da esir alındı. Benâket, Hocend ve Cend gibi diğer ünlü şehirlerde de korkunç katliamlar işlendi. Daha sonra bir yandan Harezm’e, diğer yandan da Horasan’a saldırı baş¬ladı. Mu¬hammed Harezmşah, sürekli bir kaçış içinde 617/1220 yılının sonunda Abiskun’a ulaştı ve karanlık günler içinde hayatını kaybetti. Onun ölü¬münden birkaç ay sonra 618/1221 yılı Safer ayında Harezm’in ünlü baş¬kenti Gurgânc, içinde yaşayanlarla birlikte yok oldu. Horasan’ın Tirmiz, Belh, Bâmyân, Tohâristân, Merv, Beyhak, Tûs, Nişâbûr ve Herât gibi şe¬hirleri de peş peşe katliam, yağ¬malama ve ateşe verilme rüzgarına teslim oldu. Bu çekiş¬meler içinde Muhammed Harezmşah’ın yerine geçen Celâluddîn-i Minkubirnî, karşı koyma amacıyla Abiskun’dan Harezm’e, oradan da Gazneyn yakınlarına kadar gelip güç elde etti. Bir keresinde de Cengiz’in komutanını (Kutuku) ağır bir yenilgiye uğratarak hezimete uğ¬rattı. Fakat ordusundaki komutanların ihtilafları, onun gücünü parçaladı. O da çaresiz olarak Cengiz’in orduları karşısından Sind Irmağına doğru kaçtı. Bu nehrin kena¬rında kendisiyle Cengiz arasında çetin bir savaş meydana geldi. Celâluddîn, yiğitçe savaşıp büyük kahramanlıklar gös¬terdi. Sonunda Cengiz’in ordusunu yarıp adamlarından birkaç kişiyle bir¬likte Sind ırmağını geçti ve kayıp vermeksizin bu büyük tehlikeden kur¬tuldu (Şevval 618/1221). Celâluddîn’in kaçışından ve Gazneyn’in harap olmasından sonra Cengiz, 620/1223 yılı baharında Seyhun ırmağı ke¬na¬rında oğulları Cuci, Oktay ve Çağatay ile bir “Ku¬rultay”, yani danışma meclisi oluşturdu. Daha sonra da Cuci, Kıpçak ovasına döndü ve 624/1226 yılında öldü. Cengiz de oğlunun ölümünden altı ay sonra Mo¬ğolistan’da öldü. Cengiz, acımasız, kan içici, kan dökücü ve yağmalayıcı ol¬duğu kadar tedbir sahibi, yiğit, iradeli ve yönetici bir kişi¬liğe de sahipti. Yetkisi altında olan kuvvetler de aynı şekilde eğitilmişlerdi. Bundan dolayı da ilahî bir bela gibi sığınmasız ve korumasız İran halkı üzerine indiler. Buna ilave olarak, kan içici fatih, “yasa” adıyla bir takım kanun ve kararları ortaya koymakla fethetmiş olduğu memleketler ile kendi kuvvetleri arasında iş¬lerini ve ordusunun düzenini sağlayan özel bir birlik kurdu. Bununla bir¬likte bu büyük saldırıyla ilgili yazılmış olan tarih kitapları ne ondan önce ne de sonra İran tarihinde bir benzeri bulunmayan Moğol ve Tatar yöne¬ticilerinin cinayet, facia ve vahşi yaptı¬rımlarının zikriyle doludur. Cengiz’in ölümünden sonra 639/1241 yılına kadar veliahdı Oktay Kaan yerine geçti. Oktay’ın ölümün¬den sonra da oğlu Göyük Han 647/1249 yılına kadar, on¬dan sonra da Mengu Kaan 657/1258 yılına ka¬dar hanlık tahtına oturdular. Sultan Celâluddîn Minkubirnî, Sind ırmağını geçtikten sonra bir süre Nâsıruddîn-i Kubâçe ve Şemsuddîn İltutmiş ile çatışma içine girdi. İran’a dönüp Kirmân ve Fars’ı hükmü altına aldıktan sonra da bir süre halife en-Nâsır’ın komutanı Cemâluddîn Kuştemir ile çatışma ve çekişme içine girdi. Bir defasında da 625/1227 yılında İsfahân ya¬kınlarında Moğollarla çetin bir çatışma içine girdi. Kardeşi Giyâsuddîn’in ihaneti sonucu yenil¬giye uğradı. Bir süre de Azerbaycan, Gürcistan, İran ve Meyâfarikîn is¬yancılarıyla çatıştı. Nihayet Diyarbekr (Diyarbakır) yakınlarında kendisini ortadan kaldırmak ve İran’daki fetihleri sürdürmekle görevli olan Curmâgun komutasındaki Moğol saldırılarına uğradı. Meyâfarikîn dağla¬rına çekildi ve oradaki Kürtler tarafın¬dan 628/1330 yılının Şevval ayında öldürüldü. Bundan sonra da Cengiz’in ele geçirmeye fırsat bulamadığı Kâbul, Sistân, Taberistân, Gilân, Errân, Azerbaycan, Irak, Erme¬nistan gibi topraklar el-Cezayir sınırlarına kadar Curmâgun ve askerlerinin eline geçip yağmalanarak Moğol hükümdarlığının toprakları arasına girdi. |