| MOĞOL SALDIRILARININ SONUÇLAR Moğolların İran üzerine hakim olmaları kısa sürede etkisizleşip sona erecek ani bir şey değildi. Devam eden bu problemle¬rin getirisi, İran halkı için günden güne artan fakirlik, peş peşe gelen yıkımlar ve an be an gelen düşüş ve zayıflıktı. Bu olaylar, VI/XII. yüzyıldan itibaren İran’da baş göstermiş ve İran medeniyetinin düşüşünü sağlamlaş¬tıran acı ve hüzün verici olaylarla dopdoluydu. Bir geçmişe sahip olan hakim sınıfların ortadan kalkması ve yeni ye¬tişmiş, tecrübesiz ve acemi olay çıkarıcıların ortaya çık¬ması başlı başına büyük bir belaydı. Zira bu tür basit kişilikli kimseler, fazilet ehli kimselere saygı göstermekten uzak, kendileri gibi şahsiyetsizleri öne çıkarmaktay¬dılar. Sosyal yaşamın temellerinin sarsılması, elbette böyle bir durumda bir çok bozgunluğu ve hatayı beraberinde ge¬tirmekteydi. Alt sınıflardaki basit ki¬şilikli insanlar, hiçbir eğitim ve terbiye almadan işlerin ipini ellerine al¬dıklarında tabii olarak ahlakî üstünlüklere sırt çevirirler ve her tür¬lü re¬zilliği mubah görürler. Yalan, baskı, hırsızlık, rüşvet, üstün niteliklere iti¬bar etmeme vb. fesat çeşitlerinin yaygınlaşması böyle bir durumun tabii sonucudur. Bu dönemde birbiri aleyhine laf taşıma, çekiştirme, arabozu¬culuk gibi davranışlar gayet normal bir davranış olarak değerlendirilirdi. Bu dönemin vezirlerinden tabii bir ölümle ölmüş çok az kişi bulunur. Ta¬bii olarak da bunlardan her birinin öldürülmesi, kendisine muhalif olan¬ların çekiştirmesi ve gammazlığıyla gerçekleşirdi. İran milleti, Moğolların can ve mal yakıcı saldırılarıyla öylesine bozulmuş ve toplumsal değerle¬rini kaybetmişlerdi ki fertleri, üstün gelmiş yabancılar karşısında birlik ve beraberliklerini sağlamak yerine birbirlerinin canına düşüyor, ileri gelen saygın kişileri itham yoluyla ortadan kaldırıyor, kendileri onların yerine geçip bir başkasının kendilerini yaptıklarının aynısıyla cezalandırması için bekliyorlardı. İranlıların bu dönemdeki ruhsal yapısını zayıflatma noktasında etkin olan bir diğer konu da büyük kesimlerin esir alınması ve bunların evsiz barksız halde bırakılmasıydı. Moğolların saldırısıyla ortaya çıkan durumun en kötü ve en tehlikeli sonuç ve getirisi, tabii olarak her yıkıcı saldırı ile meydana gelen aklî ve fikrî çöküştü. Moğol saldırısında bilim ve bilim adamlarının genel mer¬kezi konumunda olan büyük şehirler boşalarak birer yıkıntı haline geldi. Şehirlere yapılan saldırılar ve halklarının öldürülmesi, yağmalama ve yı¬kım öyle bir noktaya gelmişti ki zamanın birçok düşünür ve ileri geleni dı¬şında kimse kaçıp kurtulma fırsatı bile bulamadı. Nüfusun yoğun olduğu ve işlek olan Maveraunnehir, Horasan ve Irak gibi şehirlerde bulunan bü¬yük kütüphaneler şaşırtıcı derecede büyük bir hızla yağmalandı veya yı¬kıntılar arasına gömüldü ve tıpkı sahipleri yada okuyucusu gibi yokluk ül¬kesine doğru yol aldı. Büyük bir çoğunluğu ilim ve edebiyatı yaygınlaştır¬mış, alim ve ediplerin koruyucusu olan hükümet, riyaset ve ilim sahibi hanedanların büyük bir kısmı bir anda yıkıldı veya ayakta kalabildilerse de başkalarının korumasına ihtiyaç duyacak derecede zayıflayıp yoksulluk içine düştü. Genel yoksulluk, birçok işlek ve kalabalık yerin ortadan kalkması, şehirlerin küçülmesi, eğitim-öğretim ve araştırma merkezleri¬nin yerle bir olması, yetkinin ilim ve sanata değer vermeyen ve onu tercih etmeyen vahşi kimselerin eline geçmesi İranlıların ilmî ve fikrî düşüşü¬nün kaynağı oldu. Bu dehşet verici fikrî ve aklî çöküş, Moğol döneminin başlangıcında fazla hissedilmedi. Ancak ondan sonra günden güne daha fazla hissedilir ve daha açık bir hal aldı. Nitekim bu dönemin sonuna gel¬diğimizde fikrî ve aklî çöküşü en güçlü bir halde görmekteyiz. Zamanın bu dağınık durumu hiç şüphesiz tüm halk tabakalarında ve onların yaşam, düşünce ve davranışlarında etkisini göstermiş, bunun yankısı yazarların edebî eserlerinde, şairlerin divanlarında öğüt, nasihat, şaka, metayibe, hezel ve hiciv kalıbında görülmektedir. Şiirlerinde daha çok bu tür top¬lumsal dertlerle uğraşan ve genellikle fesada yönelmiş olan toplumun önemli bir kesimini eleştiri konusu eden şairler arasından VII/XIII. yüzyıl şairi Seyfuddîn Muhammed Fergânî, bu dönemin üstad şairi Hâcû-yi Kirmânî ve VIII/XIV. yüzyılın büyük arif ve şairi Evhadî-yi Marâgaî’yi zikretmek gerekir. Fakat bu dönemde karşılaştığımız en çetin ve en sert toplumsal eleştiriler, Hâce Nizâmuddîn ‘Ubeydullah-i Zâkânî-yi Kazvînî’nin eserlerinde görülmekte olup hem nazım hem de nesir olarak ve çeşitli yollarla kendi döneminin içler acısı durumunu eleştiri yağmu¬runa tutmuş, çeşitli toplumsal sınıfları, özellikle zamanın emirlerini, siya¬set ve din önderlerini kınama, yergi, alay ve sitem perdesi altında olduk¬ları gibi tanıtmıştır. |