| MOĞOLLARIN DİNİ Cengiz yasasında yerin ve göğün yaratıcısı olan bir tanrının varlığına inanmanın gerekliliği birinci esastı. Cengiz de kendisini dinlere karşı tarafsız ve özgür düşünceli bir şekilde gösterirdi. İslam tarihçilerinin eserlerinde Cengiz’in Vâcibu’l-Vücud (bir varlığın gerekliliği) ile ilgili inançlarına işaretler görülmektedir. Tatar ve Moğol taifeleri ve onların içinden çıkmış olan sarı ırka mensup diğer kavimler, Hıristiyanlık, Budizm, Maniheizm, putperestlik ve İslam gibi çeşitli inançlara sahiptiler. Sarı ırka mensup başka yeni kavimlerle karışmalarından sonra da her bir grup karıştıkları kavmin inancına özellikle de putperestlik ve Budizm’e girdi. Moğol ve Tatarlarla birlikte İslam ülkelerine saldıran kavimlerde İslam inancının olmaması, Müslüman yazarların onların üstünlüğünü ve zaferini kafirlerin dindarlara üstünlüğü şeklinde nitelemelerine sebep oldu. Bundan dolayı da bir kısım yazar, Moğol saldırısını Deccal’in, Yecüc ile Mecüc’ün çıkışının başlangıcı ve ahiru’z-zamanın (Kıyamet) bir işareti olarak saymış ve bu konuda hadislere de dayanmışlar ki bu hadisler çoğunlukla aynı köktendir ve diğer Türkler ve sarı ırka mensup kişiler için de söylenmiştir. Yazarlardan bir diğer kesim de bu olayı, ilahi intikam ve azap noktasında görmüştür. Belki bu vesileyle mal çokluğu nedeniyle baş gösteren fesat ve bozgunculuğun önüne geçilirdi. “O cemaat gaflet uykusundan uyansın, cehalet sarhoşluğundan ayılsın ve bu nedenle yakınlarına ve evlatlarına bir öğüt olsun”. İslam ülkelerinin Moğol saldırısı sırasında içinde bulunduğu gidişattan çıkan duruma göre, Cengiz yasalarında da olduğu üzere Moğol hükümetleri çeşitli bölgelerde halkın dini için o kadar da zorluk çıkarmamalarına rağmen durum bu kadar da basit geçmiyordu. Zira kimi Moğol hanları, İslam’a karşı kin ve düşmanlık yolunu seçti ve Müslümanları ezme ve sıkıntıya sokma yoluna girdi. Her halükarda Moğol saldırıları özellikle Bağdat’ın çöküşüyle sonuçlandığında İslam için büyük bir yenilgi olmasına ve bunun sonucu olarak Müslümanların büyük bir bölümünün öldürülmesine rağmen Moğol devletinin Asya’nın doğusu ile batısı arasında başlatmış olduğu bağlantı ve bunun ardından Müslümanların yeni bölgelere gidiş gelişleri sonucunda İslam Çin ve Moğolistan’ın kuzeyinden Orta Asya’ya kadar yeni bir bölgeye doğru yol buldu. İran’da da Moğol hanları ve İlhânlılar, yavaş yavaş Müslüman olan reayalarına alıştılar. Daha çocuk iken Müslüman olan Cuci’nin oğullarından Burkay Han, dinin güçlendirilmesi ve Müslümanların yüceltilmesi noktasında çaba gösterdi. Hulâgû, kendisi Budist, hanımı ise Hıristiyan idi. Bundan dolayı da Hoy’da puthaneler yaptırılmasını emretmişti. Onun oğlu Abaka da Budist inancına bağlıydı ve babası gibi Hıristiyanları destekliyordu. Fakat yerine geçen Teküdar, Müslümanlarla girdiği yakınlık sonucu Hıristiyanlık inancından İslam dinine geçerek Ahmed adını aldı ve kendisini İslam dininin savunucusu ve Muhammedî şeriatın takipçisi olarak tanıttı. Bu da Hıristiyanların ve Müslüman olmayan Moğolların işlerinin gerileyip zayıflamasına, İslam ve Müslümanların ise güçlenmesine yol açtı. Ancak ondan sonra Argun Han, Budistlerin ve Hıristiyanların güçlenmesi ve Müslümanların zayıf düşürülmesi siyasetini yürüttü. Hakikatte de İran, İlhânlılar döneminin bir bölümünde Şam ve Mısır’daki Müslüman emir ve padişahların aleyhine faaliyet gösterme ve onlarla mücadele etme merkezi haline gelmişti. İlhânlıların Şam ve Mısır Eyyubi melikleriyle girdikleri çatışma ve çekişmelerde yenilgi her zaman Moğollara düşüyordu. Müslümanlar Şam, el-Cezire ve Küçük Ermenistan’da kaybetmiş oldukları bazı bölgeleri geri aldılar. İran İlhânlıları İslam’ı kabul etmedikleri zamana dek Eyyubi melikleri (Memluklular) onlar karşısında İslam’ın kafirler karşısındaki direnci hükmüne sahiplerdi. Fakat ondan sonra (Gazanlar döneminde) siyasî ve askerî savunma şeklini de buldu. Burada İran’ın İslam öncesi dünyası durumuna işaret etmek de yerinde olacaktır. İslam’ın güç bulması sonucu geçerlilikleri, parlaklıkları ve yükselişleri azalan bu dinlerin takipçileri, İslam devletinin İran’da ve diğer çevre memleketlerde düşmesi ve din alimlerinin hızlı zayıflılığıyla birlikte yeniden harekete geçip bir yandan kaybetmiş oldukları güçlerini yeniden elde ettiler, bir yandan da her yerde ve her zaman Müslümanları incitmek için fırsatlar buldular. İlhânlı devletinin İran’da kurulması da Hıristiyanlık inançlarının bu ülkede güçlenmesiyle birlikteydi. Hatta öyle ki İran Hıristiyanları, Hulâgû’yu ve karısı Dokuz Hâtûn’u kurtarıcı olarak nitelediler. Hulâgû’nun Hıristiyan emir ve komutanları da ellerinin ulaştığı her yerde yeni kiliseler yaptırmak veya mescitleri kiliseye dönüştürmeye yeltendiler. İslam devletinin düşüşü, İran Yahudilerine de intikam alma düşüncesine girme, perişan hallerini düzeltme ve Moğol şahları ve emirleri teşkilatlarında makam elde etme fırsatını verdi. Bu grup arasından Zencân’ın Ebher vilayetinden olan Sa’du’d-devle isminde bir kişi Argun’un veziri olma makamına kadar geldi ve kendi vezirliği döneminde İslam’ın ve Müslümanların düşürülmesi noktasında çeşitli hileler düşündü. |