Pazar 20 Nisan 2014 - 14:24

الأحد ٢٠ جمادى الآخرة ١٤٣٥

يكشنبه ۳۱ فروردين ۱۳۹۳ - ۱۵:۵۴

Kullanıcı adı:

Şifre :

Şifremi Hatırla
Şifremi unuttum   aktivasyon
Üye ol
    

MOĞOLLARIN DİNİ

 

 

 Cengiz yasasında yerin ve göğün yaratıcısı olan bir tanrının varlığına inanmanın gerekliliği birinci esastı. Cengiz de kendisini dinlere karşı tarafsız ve özgür düşünceli bir şekilde gösterirdi. İslam tarihçilerinin eserlerinde Cengiz’in Vâcibu’l-Vücud (bir varlığın ge­rekliliği) ile ilgili inançlarına işaretler görülmektedir. Tatar ve Moğol tai­feleri ve onların içinden çıkmış olan sarı ırka mensup diğer kavimler, Hı­ristiyanlık, Budizm, Maniheizm, putperestlik ve İslam gibi çeşitli inanç­lara sahiptiler. Sarı ırka mensup başka yeni kavimlerle karışmalarından sonra da her bir grup karıştıkları kavmin inancına özellikle de putperest­lik ve Budizm’e girdi.

Moğol ve Tatarlarla birlikte İslam ülkelerine saldıran kavimlerde İs­lam inancının olmaması, Müslüman yazarların onların üstünlüğünü ve zaferini kafirlerin dindarlara üstünlüğü şeklinde nitelemelerine sebep oldu. Bundan dolayı da bir kısım yazar, Moğol saldırısını Deccal’in, Yecüc ile Mecüc’ün çıkışının başlangıcı ve ahiru’z-zamanın (Kıyamet) bir işareti olarak saymış ve bu konuda hadislere de dayanmışlar ki bu hadisler ço­ğunlukla aynı köktendir ve diğer Türkler ve sarı ırka mensup kişiler için de söylenmiştir. Yazarlardan bir diğer kesim de bu olayı, ilahi intikam ve azap noktasında görmüştür. Belki bu vesileyle mal çokluğu nedeniyle baş gösteren fesat ve bozgunculuğun önüne geçilirdi. “O cemaat gaflet uyku­sundan uyansın, cehalet sarhoşluğundan ayılsın ve bu nedenle yakınla­rına ve evlatlarına bir öğüt olsun”. [1]

İslam ülkelerinin Moğol saldırısı sırasında içinde bulunduğu gidişat­tan çıkan duruma göre, Cengiz yasalarında da olduğu üzere Moğol hükü­metleri çeşitli bölgelerde halkın dini için o kadar da zorluk çıkarmamala­rına rağmen durum bu kadar da basit geçmiyordu. Zira kimi Moğol han­ları, İslam’a karşı kin ve düşmanlık yolunu seçti ve Müslümanları ezme ve sıkıntıya sokma yoluna girdi. Her halükarda Moğol saldırıları özellikle Bağdat’ın çöküşüyle sonuçlandığında İslam için büyük bir yenilgi olma­sına ve bunun sonucu olarak Müslümanların büyük bir bölümünün öldü­rülmesine rağmen Moğol devletinin Asya’nın doğusu ile batısı arasında başlatmış olduğu bağlantı ve bunun ardından Müslümanların yeni bölge­lere gidiş gelişleri sonucunda İslam Çin ve Moğolistan’ın kuzeyinden Orta Asya’ya kadar yeni bir bölgeye doğru yol buldu.

İran’da da Moğol hanları ve İlhânlılar, yavaş yavaş Müslüman olan reayalarına alıştılar. Daha çocuk iken Müslüman olan Cuci’nin oğulların­dan Burkay Han, dinin güçlendirilmesi ve Müslümanların yüceltilmesi noktasında çaba gösterdi. Hulâgû, kendisi Budist, hanımı ise Hıristiyan idi. Bundan dolayı da Hoy’da puthaneler yaptırılmasını emretmişti. Onun oğlu Abaka da Budist inancına bağlıydı ve babası gibi Hıristiyanları destekliyordu. Fakat yerine geçen Teküdar, Müslümanlarla girdiği yakın­lık sonucu Hıristiyanlık inancından İslam dinine geçerek Ahmed adını aldı ve kendisini İslam dininin savunucusu ve Muhammedî şeriatın takip­çisi olarak tanıttı. Bu da Hıristiyanların ve Müslüman olmayan Moğolla­rın işlerinin gerileyip zayıflamasına, İslam ve Müslümanların ise güçlen­mesine yol açtı. Ancak ondan sonra Argun Han, Budistlerin ve Hıristi­yanların güçlenmesi ve Müslümanların zayıf düşürülmesi siyasetini yü­rüttü. Hakikatte de İran, İlhânlılar döneminin bir bölümünde Şam ve Mı­sır’daki Müslüman emir ve padişahların aleyhine faaliyet gösterme ve onlarla mücadele etme merkezi haline gelmişti. İlhânlıların Şam ve Mısır Eyyubi melikleriyle girdikleri çatışma ve çekişmelerde yenilgi her zaman Moğollara düşüyordu. Müslümanlar Şam, el-Cezire ve Küçük Ermenis­tan’da kaybetmiş oldukları bazı bölgeleri geri aldılar. İran İlhânlıları İs­lam’ı kabul etmedikleri zamana dek Eyyubi melikleri (Memluklular) onlar karşısında İslam’ın kafirler karşısındaki direnci hükmüne sahiplerdi. Fa­kat ondan sonra (Gazanlar döneminde) siyasî ve askerî savunma şeklini de buldu.

Burada İran’ın İslam öncesi dünyası durumuna işaret etmek de ye­rinde olacaktır. İslam’ın güç bulması sonucu geçerlilikleri, parlaklıkları ve yükselişleri azalan bu dinlerin takipçileri, İslam devletinin İran’da ve di­ğer çevre memleketlerde düşmesi ve din alimlerinin hızlı zayıflılığıyla bir­likte yeniden harekete geçip bir yandan kaybetmiş oldukları güçlerini ye­niden elde ettiler, bir yandan da her yerde ve her zaman Müslümanları incitmek için fırsatlar buldular. İlhânlı devletinin İran’da kurulması da Hıristiyanlık inançlarının bu ülkede güçlenmesiyle birlikteydi. Hatta öyle ki İran Hıristiyanları, Hulâgû’yu ve karısı Dokuz Hâtûn’u kurtarıcı olarak nitelediler. Hulâgû’nun Hıristiyan emir ve komutanları da ellerinin ulaş­tığı her yerde yeni kiliseler yaptırmak veya mescitleri kiliseye dönüştür­meye yeltendiler. İslam devletinin düşüşü, İran Yahudilerine de intikam alma düşüncesine girme, perişan hallerini düzeltme ve Moğol şahları ve emirleri teşkilatlarında makam elde etme fırsatını verdi. Bu grup arasın­dan Zencân’ın Ebher vilayetinden olan Sa’du’d-devle isminde bir kişi Argun’un veziri olma makamına kadar geldi ve kendi vezirliği döneminde İslam’ın ve Müslümanların düşürülmesi noktasında çeşitli hileler dü­şündü.


 

[1] Cihânguşâ-yi Cuveynî, c.I, s.13.

 

Total Visit: 1
Total Rank:
Total Rankers:
Total Comments:

Oy vermek için yetkiniz yok. Lütfen giriş yapınız.