Çarsamba 8 Şubat 2012 - 16:05

الأربعاء ١٦ ربيع الأول ١٤٣٣

چهارشنبه ۱۹ بهمن ۱۳۹۰ - ۱۷:۳۵

Kullanıcı adı:

Şifre :

Şifremi Hatırla
Şifremi unuttum   aktivasyon
Üye ol
    
 
     

 MÂİDE SÜRESİ

     

Medenîdir, yüz yirmi âyettir.

     

(Yüz yirmi âyettir. Medenîdir, ancak 3. âyetin  "Bugün dininizi ikmal ettim, size verdiğim nîmetimi tamamladım, size din  olarak Müslümanlığı verdim de hoşnut oldum" kısmı, Vidâ haccında, arefe  günü inmiştir. Hükme ait son âyettir. Sûrede, İsa Peygamberin duasıyla, gökten,  içinde yemekler bulunan bir sofra indiği anlatıldığı cihetle sofra ve yemek  anlamına gelen Mâida adıyla adlanmıştır.)

 Rahman ve Rahîm Allah Adıyla
 
1- Ey inananlar, ahitlerinizi yerine getirin. Dört ayaklı hayvanlar helâl edilmiştir  size, ancak size söylenecekler müstesna; ihramdayken, helâl olan hayvanları avlanmak da haramdır. Şüphe yok ki  Allah, dilediğini hükmeder.     

2- Ey  inananlar, Allah'a ibadete vesile olan, hac töreni yapılan yerlerin ve savaşın  haram edildiği ayların hürmetini koruyun, hac kurbanlarına, kurban edilecekleri  belli olsun diye boynuna bir şey takılan hayvanlara, Rablerinden bir lütfe ve  râzılığa ulaşmak için Beyt-ül Harâm'ı ziyarete gelenlere hürmetsizlik etmeyin.  İhramdan çıkınca avlanın. Sizi Mescid-i Harâm'dan meneden kavme karşı  beslediğiniz kin aşırı hareket etmenize, tecavüzde bulunmanıza sebep olmasın.  İyilik etmek ve kötülükten sakınmak hususunda birbirinize yardım edin, suç  işlemek ve düşmanlık etmek için yardımlaşmayın ve Allah'tan sakının, şüphe yok ki Allah'ın cezası, çok çetindir.     

3- Haram edilmiştir size ölü, kan, domuz eti, Allah'tan gayrı putlar adına kesilen  hayvanlar, boğulmuş, vurulmuş, yüksek bir yerden düşüp ölmüş, başka bir hayvan  tarafından süsülüp öldürülmüş, canavar tarafından parçalanmış olanlar; ancak  ölmeden yetişip kestikleriniz müstesna; ve taştan yapılmış ve dikilmiş putlar  adına kesilenler ve fal için çekilen oklarla rızık arayış. Bunlar, kötülüktür.  Bugün kâfirler, dininiz yüzünden meyus olmuşlardır artık sizden, korkmayın  onlardan, benden korkun. Bugün dininizi ikmal ettim, size verdiğim nîmetimi  tamamladım, size din olarak Müslümanlığı verdim de hoşnut oldum. Pek aç kalıp  zora düşen, suç işlemek niyetinde olmamak şartıyla haram edilen şeyleri  yiyebilir ve şüphe yok ki Allah, suçları örter rahîmdir.     

4- Kendilerine neler helâl edilmiştir diye sana sorarlar. De ki: Size temiz şeyler  ve Allah'ın, size öğrettiği bilgiyle öğretip yetiştirdiğiniz avcı hayvanların  tuttukları avlar helâl edilmiştir. Sizin için tuttuklarını yiyin ve avlanır,  avı tutup keserken Allah adını anın ve Allah'tan sakının, şüphe yok ki Allah,  pek tez hesap görür.     

5- Bugün size bütün temiz şeyler helâl edilmiştir ve kendilerine kitap  verilenlerin yemekleri de helâldir size, sizin yemekleriniz de helâldir onlara  ve inanan kadınlardan namus ve iffet sahibi olanlarla kendilerine kitap verilenlere  mensup namuslu kadınlar da, mehirlerini vermek, zina etmemek ve gizli dost  tutmamak şartıyla size helâldir ve kim imanı inkâr ederse bütün işledikleri  boşa gider ve o, âhirette ziyan edenlerdendir.     

6- Ey inananlar, namaza kalktığınız zaman yıkayın yüzlerinizi ve dirseklerinizle  berâber ellerinizi ve başınızın bir kısmını meshedip ayaklarınızı topuklarınızla  berâber ve cünüpseniz iyice yıkanıp arının. Hastaysanız, yahut seferdeyseniz,  yahut içinizden biri ayak yolundan geldiyse, yahut da kadınlara temas etmişseniz  su bulamadığınız takdîrde temiz toprakla teyemmüm edin de toprakla yüzünüzü,  ellerinizi meshedin. Allah, sizi güce koşmayı istemez, fakat şükredesiniz diye  tertemiz olmanızı ve size verdiği nîmeti tamamlamayı diler.     

7- Anın size verilen Allah nîmetini ve duyduk, itaat ettik dediğiniz zaman ona  vermiş olduğunuz sözü ki bu sözle bağlamıştır  sizi ve çekinin Allah'tan. Şüphe yok ki Allah, yüreklerde ne var bilir.     

8- Ey  inananlar, Allah için daima doğru hükmedin, adâlete tam uygun tanıklıkta  bulunan ve bir kavme olan kininiz, sizi adâletten alıkoymasın. Adâlette bulunun  ki bu, takvaya daha yakındır ve çekinin Allah'tan. Şüphe yok ki Allah, ne  yaparsanız hepsinden de haberdardır.     

9- Allah, inanıp iyi işlerde bulunanlara vaat etti, onlarındır yarlıganma ve pek  büyük mükafat.     

10- Kâfir  olanlara ve âyetlerimizi inkâr edenlere gelince: Onlardır cehennem ehli.     

11- Ey  inananlar, anın Allah'ın nîmetini size, hani bir kavim, size el uzatmaya  niyetlenmişti de onların ellerini çektirmişti sizden ve çekinin Allah'tan ve  inananların, ancak Allah'a dayanmaları gerek.     

12- Ve  Allah İsrailoğullarından kuvvetli söz almıştı ve onlardan on iki emin adam  göndermiştik ve Allah demişti ki: Ben,  sizinleyim, namaz kılarsanız, zekât verirseniz, peygamberlerime inanır, onlara  yardım edip ulularsanız ve Allah'a borç verircesine onun yolunda yoksulları  doyurur, iyilik eder, para harcarsanız mutlaka kusurlarınızı örter ve mutlaka  sizi, kıyılarından ırmaklar akan cennetlere sokarım. Fakat bundan sonra  içinizden kâfir olan, şüphe yok ki doğru yoldan sapmıştır artık.     

13- Ahitlerini  bozdukları, verdikleri sözden döndükleri için lânet ettik onlara ve kalplerini  katılaştırdık. Onlar, sözlerin yerini değiştirirler, kendilerine verilen  öğütten bir hisse de almazlar. Pek azı müstesna daima hainliklerini duyarsın,  gene de bağışla onları, geç suçlarından. Şüphe yok ki Allah, iyilik edenleri  sever.     

14- Onlardan,  biz Nasrânîyiz diyenler de var, onlardan da söz aldık, fakat kendilerine  verilen öğütten hisse almayı unuttular, biz de kıyamete dek aralarına düşmanlık  ve kin saldık. Allah, onların neler yaptığını bildirecek.     

15- Ey  kitap ehli, kitapta olduğu halde gizlediklerinizin çoğunu apaçık size bildiren,  çoğunu da affedip yüzünüze vurmayan Peygamberimiz gelmiştir size; Allah'tan bir  nur ve apaçık bir kitap gelmiştir size.     

16- Allah,  kendi rızasına uyanları, onunla esenlik yollarına götürür ve dileğiyle onları  karanlıklardan aydınlığa çıkarır ve onları doğru yola sevk eder.     

17- Gerçekten  de şüphe yok ki Allah, Meryem oğlu Mesîh'tir diyenler kâfir oldular. De ki:  Meryem oğlu Mesîh'i de, anasını da ve yeryüzündekilerin hepsini de helâk etmeyi  dilese Allah'a karşı herhangi bir şeye kim sahip çıkabilir? Ve Allah'ındır  göklerin, yeryüzünün ve ikisinin arasında olanların saltanatı. Dilediğini  yaratır ve Allah'ın her şeye gücü yeter.     

18- Yahûdiler  ve Nasrânîler, biz Allah'ın oğullarıyız ve sevgilileriyiz dediler. De ki:  Öyleyse neden günahlarınızdan dolayı size azâp ediyor? Hayır, siz, ancak onun  yarattığı insanlardansınız; o, dilediğini yarlıgar, dilediğine azâp eder ve  Allah'ındır göklerin, yeryüzünün ve ikisinin arasında bulunanların saltanatı ve  her iş, ona aittir.     

19- Ey  kitap ehli, bize ne bir müjdeci geldi, ne bir korkutucu dememeniz için  peygamberlerin arasının kesildiği bir devirde size, her şeyi açıklayan  Peygamberimiz geldi. İşte size şüphesiz olarak bir müjdeci, bir kokutucu geldi  ve Allah'ın, her şeye gücü yeter.     

20- Hatırla  o zamanı ki Mûsâ, kavmine, ey kavim demişti, anın Allah'ın size verdiği nîmeti  ki içinizden peygamberler gönderdi ve padişahlar çıkardı ve size, âlemlerde,  hiçbir kimseye vermediğini verdi.     

21- Ey  kavmim, Allah'ın size vermeyi takdîr ettiği kutlu yere girin ve gerisin-geriye dönmeyin, yoksa ziyankâr olursunuz,  ancak ziyana dönersiniz.     

22- Onlarsa  yâ Mûsâ demişlerdi, orada zorlu erler var, onlar orada oldukça biz, kesin  olarak giremeyiz, ama oradan çıkarlarsa gireriz.     

23- İçlerinden,  korkan ve Allah tarafından nîmetlere mazhar olmuş bulunan iki kişi, kapıdan  girip saldırın üstlerine demişti; oraya girerseniz şüphe yok ki üst olursunuz  siz ve ancak Allah'a dayanın inanmışsanız.     

24- Yâ  Mûsâ demişlerdi, onlar orada bulundukça biz, oraya ebedîyen giremeyiz. Sen,  Rabbinle git, ikiniz çarpışın onlarla, biz burada oturup duracağız.     

25- Mûsâ,  ya Rabbi demişti, benim hükmüm ancak kendime, bir de kardeşime geçiyor. Şu  kötülük eden kavimle aramızı sen ayır.     

26- Tanrı  demişti ki: Orası, tam kırk yıl onlara haram edildi. Çölde sersemcesine  dolaşacaklar, tasalanma o kötülükte bulunanlar için.     

27- Oku  onlara Âdem'in iki oğluna ait gerçek haberi. Hani onlar, Tanrıya yaklaşmak için  kurban sunmuşlardı da birininki kabul edilmişti, öbürününki kabul edilmemişti  ve o, seni mutlaka öldüreceğim demişti ona, o da demişti ki: Allah ancak,  kendisinden çekinenlerin kurbanını kabul eder.     

28- Andolsun,  beni öldürmek için elini uzatsan da bana, ben sana, seni öldürmek için elimi  uzatmayacağım; çünkü ben, âlemlerin Rabbi Allah'tan korkarım.     

29- Dilerim,  kendi suçunla berâber benim suçumu da yüklenesin de cehennem ehlinden olasın ve  budur cezası zulmedenlerin.     

30- Nihâyet  kardeşini öldürme hususunda nefsine uydu da öldürdü onu ve ziyankârlardan  oluverdi.     

31- Sonra,  kardeşinin cesedini nasıl örteceğini göstermek için Allah, bir karga gönderdi.  Bu karga, yeri eşmedeydi. Yazıklar olsun bana dedi, kardeşimin cesedini gömmede  şu karga kadar bile olamadım ha? Ve o, artık  nedamet edenlere katılmıştı zâten.81     

32- Bu  yüzden şu hükmü yazdık İsrailoğullarına: Şüphe yok ki bir insanı öldürmesine,  yahut yeryüzünde bozgunculuk etmesine karşılık olmayarak birisini öldüren,  bütün insanları öldürmüş gibidir ve kim, birisini kurtarır, diriltirse bütün  insanları diriltmiş gibidir. Andolsun ki peygamberlerimiz, onlara apaçık  delillerle geldiler de gene onların çoğu, bundan sonra yeryüzünde hadlerini  aştılar.     

33- Allah'a  ve Resûlüne savaş açanlarla yeryüzünde bozgunculuk etmeye koşanların  cezaları, ancak öldürülmektir, yahut asılmaktır, çapraz olarak elleriyle  ayaklarının kesilmesidir, yahut da bulundukları yerden sürülmeleridir. Bu,  onların dünyada uğradıkları horluktur, âhiretteyse pek büyük bir azap vardır  onlara.     

34- Ancak  onlardan, ele geçmeden tövbe edenler, bu hükümden dışarıdır. Şüphesiz olarak  bilin ki Allah, suçları örter, rahîmdir.     

35- Ey  inananlar, çekinin Allah'tan ve onu vesîleyle arayın ve savaşın onun yolunda da  muradına erenlerden olun.

36- Kâfir  olanlar, yeryüzünde ne varsa hepsine, hattâ bir misli fazlasına sahip olsalar  da kıyâmet gününün azâbından kurtulmak için hepsini verseler gene makbule  geçmez ve onlara pek elemli bir azap vardır.     

37- Ateşten  çıkmak isterlerse de çıkamaz onlar ve onlar içindir sürüp giden bir azap.     

38- Erkek  olsun, kadın olsun, hırsızlık edenlerin, elde ettiklerine karşılık, Allah  tarafından ibret verici bir ceza olarak kesin ellerini ve Allah, üstündür,  hüküm ve hikmet sahibidir.     

39- Ettiği  zulümden sonra tövbe eden ve düzgün bir hale gelenin tövbesini Allah kabul  eder. Şüphe yok ki Allah, suçları örter, rahîmdir.     

40- Bilmez misin  Allah'ı ki göklerin de tasarrufu ona aittir, yeryüzünün de ve dilediğine azâp  eder, dilediğini yarlıgar ve Allah'ın, her şeye gücü yeter.     

41- Ey  Peygamber, ağızlarıyla inandık diyen, fakat yürekleriyle inanmayanlardan ve  Yahûdilerden, boyuna kâfirliğe koşuşanlar, seni mahzun etmesin. Onlar, sözleri,  yalan söylemek için boyuna dinleyip dururlar, senin yanına gelmemiş olan bir  başka kavim için dinlerler boyuna. Onlar, sözlerin bâzısının yerlerini  değiştirirler de size şu tarzda fetva verilirse derler, kabul edin, verilmezse  çekinin kabul etmekten ve Allah, kime azâb etmek isterse sen, Allah'ın isteğine  karşı o adama hiçbir şey yapamazsın. Onlar,  öyle kişilerdir ki Allah, yüreklerini temizlemeyi murâd etmemiştir. Onlar  içindir dünya da horluk ve onlar içindir âhirette pek büyük bir azap.     

42- Onlar, yalan  söylemek için boyuna dinlerler, haramı ve rüşveti de boyuna yerler. Sana  gelirlerse aralarında hüküm ver, yahut da yüz çevir onlardan. Yüz çevirirsen,  kesin olarak sana hiçbir zarar veremez onlar ve eğer hüküm verirsen,  aralarında, adâletle hüküm ver, şüphe yok ki Allah, adâlet sahiplerini sever.     

43- Nasıl  oluyor da içinde Allah'ın hükmü bulunan Tevrat, yanlarındayken senin hükmüne  baş vuruyorlar, sonra da gene bu hükümden yüz çeviriyorlar? Onlar, zâten  inanmamışlardır.     

44- Şüphe  yok ki biz, Tevrat'ı indirdik, onda doğru yola sevk ediş ve nûr var. Tanrıya teslîm  olan peygamberlerle hükümleri bilenler ve Allah kitabını korumaya memûr olan bilginler,  Yahûdilere, hep ona göre hüküm verirlerdi ve hepsi de o kitabın doğruluğuna  tanıktı. Artık insanlardan korkmayın, benden korkun ve âyetlerimi, az bir  menfaat karşılığında satmayın ve kimler, Allah'ın indirdiği hükme uygun olarak  hüküm vermezlerse onlardır kâfirlerin ta kendileri     

45- Ve  o kitapta onlara hükmettik ki cana karşılık can, göze karşılık göz, burna  karşılık burun, kulağa karşılık kulak, dişe karşılık diş ve yaralara karşılık  da yaralarla kısas var. Fakat kim bağışlar da hakkından geçerse bu, suçlarının  yarlıganmasına sebep olur ve kimler, Allah'ın indirdiği hükme göre hüküm  vermezlerse onlardır zâlimlerin ta kendileri.     

46- Onların  izinden de, ellerinde bulunan Tevrât'ı gerçeklemek üzere Meryemoğlu İsa'yı  gönderdik ve ona, içinde doğru yola sevk eden hükümler ve nûr bulunan ve  ellerindeki Tevrât'ı gerçekleyen, çekinenleri doğru yola sevk eden sakınanlara  öğüt olan İncil'i verdik.     

47- İncil  ehli de, Allah'ın o kitapta indirdiği hükümlerle hüküm versinler. Ve kimler  Allah'ın indirdiği hükme göre hüküm vermezlerse onlardır Tanrı buyruğundan  çıkanların ta kendileri.     

48- Ve  sana da, önceki kitabı gerçekleyen ve ona, emin bir tanık olan kitabı, gerçek  olarak indirdik. Artık aralarında, Allah'ın indirdiğine göre hüküm ver ve sana  gelen gerçekten dönüp onların isteklerine uyma. Sizden her birerinize bir şeriat, bir yol tâyin ettik ve Allah dileseydi  bir ümmet yapardı sizi, fakat size verdiği hükümler hususunda sizi sınamaktadır,  siz de hayırlı işlerde yarışın artık ve hepinizin dönüp varacağı yer, Allah  tapısıdır ve o, haklarında ayrılığa düştüğünüz şeyleri size haber verecektir.     

49- Aralarında,  Allah'ın indirdiği hükümlere göre hükmet ve onların dileklerine uyma, Allah'ın,  sana indirdiği hükümlerin bâzısından seni saptıracaklarından çekin. Yüz  çevirirlerse bil ki ancak Allah, onları bâzı suçlarından dolayı musîbete  uğratacak ve insanların çoğu da buyruktan çıkmış olanlardır zâten.     

50- Hâlâ  mı cahiliyet devrinin hükmünü aramadalar? Gerçeği, şüphesiz bir sûrette  bilenler yanında hükmü, Allah'tan daha güzel olan kimdir ki?     

51- Ey  inananlar, Yahûdilerle Nasrânîleri dost edinmeyin. Onlar, birbirlerinin  dostudur ve sizden kim onları dost edinirse şüphe yok ki o da, onlardandır.  Şüphe yok ki Allah, zâlim olan kavmi doğru yola sevk etmez.     

52- Yüreklerinde  bir hastalık olanları ve bir felâkete uğramamızdan korkuyoruz, diyerek onların  içine katılan, onlara koşanları görürsün. Fakat belki de Allah bir fetih verir,  yahut kendi katından bir iş çıkarır meydana da onlar, içlerinde gizledikleri  şeyden dolayı nâdim oluverirler.     

53- İnananlar  da derler ki, sizinle beraber olduklarına dair bütün kuvvetleriyle yemin  edenler bunlar mı? İşte yaptıkları boşa çıktı, ziyankâr oluverdiler.     

54- Ey  inananlar, içinizden kim çıkar da dininden dönerse Allah onlara bedel öyle bir  kavim getirecektir yakında ki o onları sevecek, onlar da, onu sevecek,  inananlara karşı alçak gönüllü, kâfirlere karşı yüce olacak o kavim. Allah  yolunda savaşacaklar ve hiçbir kınayanın kınamasından korkmayacaklar. Bu,  Allah'ın lütfü ve inâyetidir ki dilediğine verir ve Allah'ın lütfü boldur, o  her şeyi bilir.     

55- Sizin  dostunuz, sahibiniz, ancak Allah'tır ve Peygamberidir ve inananlar, namaz  kılanlar ve rükû ederken zekât verenlerdir.

56- Ve  kim, Allah'tan, Peygamberinden ve inananlardan yüz çevirirse bilsin ki hiç  şüphesiz Allah'a mensup olanlardır üst olacak kişiler.     

57- Ey  inananlar, sizden önce, kendilerine kitap verilenlerle kâfirlerden, dininizi  alay konusu yapan, onu oyuncak sayan kişileri dost edinmeyin, çekinin Allah'tan  inanmışsanız.     

58- Birbirinizi  namaza çağırdığınız, ezan okuduğunuz zaman, bununla alay ederler, bir oyun  sayarlar bunu. Bu da şüphe yok ki akılları olmayan, akıl edemeyen bir kavim  olduklarındandır.     

59- De  ki: Ey kitap ehli, bizden hoşlanmayışınızın sebebi, ancak Allah'a ve bize  indirilene ve bizden önce indirilenlere inanmamızdan başka bir şey mi ki? Ve  sizin çoğunuz, buyruktan çıkmış kişilersiniz.     

60- De  ki: Bundan daha fena olanları, Allah'ın cezasına uğramış bulunanları haber  vereyim mi size? Allah'ın lânet ettiği, gazabına uğrattığı, içlerinden bir  kısmını maymun ve domuz şekline soktuğu kişiler ve Şeytan'a tapanlar. İşte  bunlardır yeri daha kötü olanlar, doğru yoldan daha fazla sapmış bulunanlar.     

61- Sizin  yanınıza geldiler mi, inandık derler, halbuki onlar, bulunduğunuz yere  kâfirlikle girdikleri gibi gene kâfirlikle çıkmışlardır ve Allah, onların  gizlediğini, onlardan daha iyi bilir.     

62- Onların  çoğunu görürsün ki suç işlemekte, düşmanlık etmekte, haram yemekte  birbirleriyle yarışa girerler. Yaptıkları şey, ne de kötüdür.     

63- Bâri,  hükümleri bilenleri ve bilginleri, onları, suç olan sözleri söylemekten ve  haram yemekten menetselerdi. İşledikleri iş, ne de kötüdür.     

64- Yahûdiler,  Allah'ın eli bağlıdır dediler, elleri bağlanasılar, söyledikleri söz yüzünden  lânete uğrayasılar. Hayır, Allah'ın iki eli de açıktır, dilediği gibi ihsânda  bulunur. Andolsun, Rabbinden sana indirilen, onlardan çoğunun azgınlığını,  kâfirliğini arttıracak ve biz, onların arasına kıyâmete dek düşmanlık ve kin  saldık. Ne vakit savaş için bir ateş yaktılarsa Allah söndürdü o ateşi ve  onlar, yeryüzünde bozgunculuğa koşup dururlar ve Allah, bozguncuları sevmez.     

65- Kitap  ehli olanlar inansalardı, çekinselerdi elbette kötülüklerini örterdik ve  elbette onları da nîmeti bol cennetlere sokardık.     

66- Tevrât'ın,  İncil'in ve Rablerinden sana indirilen kitabın hükümlerini tutsalardı  tepelerinden ayaklarının altlarından nîmetlere nail olurlar, onları yerlerdi.  İçlerinde geri ve aşırı olmayan insaf ehli de var, fakat çoğunun yaptığı işler,  ne de kötü.     

67- Ey  Peygamber, bildir, sana Rabbinden indirilen emri ve eğer bu tebliği îfâ  etmezsen onun elçiliğini yapmamış olursun ve Allah, seni insanlardan korur.  Şüphe yok ki Allah, kâfir olan kavme, doğru yola gitmek hususunda başarı  vermez.            

68- De  ki: Ey kitap ehli, hiçbir şeye inanmış sayılmazsınız Tevrât'ın, İncil'in ve  Rabbinizden size indirilen kitabın hükümlerini yerine getirmedikçe ve andolsun  ki Rabbinden sana indirilen, onlardan çoğunun azgınlığını, kâfirliğini  arttıracak, artık o kâfir kavim yüzünden tasalanma sen.     

69- Fakat  inananlarla Yahûdi olanlardan, Sâbîlerden ve Hıristiyanlardan Allah'a ve âhiret  gününe inanıp iyi işler işleyenlere ne bir korku vardır, ne de mahzun olur  onlar.     

70- Andolsun  ki İsrailoğullarından söz almıştık, peygamberler göndermiştik onlara. Fakat  hangi peygamber onlara gelip canlarının istemediği bir şey getirdiyse o  peygamberlerin bir kısmını yalanlamışlardı, bir kısmını öldürmüşlerdi.     

71- Ve  sandılar ki bir cezaya uğramayacaklar. Kör oldular âdeta, sağır kesildiler,  sonra tövbe ettiler, Allah kabul etti, sonra gene de çoğu körleşti, sağır oldu  ve Allah, onların yaptıklarını tamamıyla görür.     

72- Allah, şüphe  yok ki Meryem oğlu Mesîh'tir diyenler kâfir oldular ve Mesîh, ey İsrailoğulları  demişti, Rabbime ve Rabbinize kulluk edin; şüphe yok ki Allah'a eş tanıyana Allah,  cenneti haram etmiştir, onun yurdu ateştir ve zâlimlere hiçbir yardımcı yoktur.     

73- Şüphe  yok ki kâfir olmuşlardır, Allah, üçün üçüncüsüdür diyenler ve kulluk edilecek  tek bir Tanrı vardır ancak. Söyledikleri sözden dönmezlerse içlerinden kâfir  olanlar, pek elemli bir azâba uğrayacaklardır.     

74- Hâlâ  mı tövbe etmeyecekler Allah'a ve hâlâ mı yarlıgamasını istemeyecekler? Ve Allah  suçları örter, rahîmdir.     

75- Meryemoğlu  Mesîh, bir peygamberden başka bir şey değildi; ondan önce de nice peygamberler  gelip geçtiler; annesi de gerçek bir kadındı, ikisi de yemek yerlerdi. Bak bir,  onlara delillerimizi nasıl açıklamadayız, sonra da bak, nasıl yüz çeviriyor  onlar.     

76- De  ki: Allah'ı bırakıp size ne bir zararı dokunacak, ne bir faydası gelecek bir  varlığa mı kulluk ediyorsunuz? Ve Allah, her şeyi duyar, bilir.     

77- De  ki: Ey kitap ehli, haksız yere dininizde, aşırı gitmeyin ve evvelce hem sapmış,  hem çoğunu saptırmış ve doğru yolu bırakıp sapıklığa dalmış olan kavmin  dileklerine uymayın.     

78- İsrailoğullarından  kâfir olanlara Dâvûd'un diliyle de lânet edilmişti, Meryemoğlu İsa'nın diliyle  de. Bu da isyan ettiklerinden ve aşırı gittiklerindendi.     

79- İşledikleri  kötülükten, birbirlerini menetmezlerdi. Gerçekten de yaptıkları iş, ne de  kötüydü.     

80- Onların  çoğunu görürsün ki kâfirlere dostluk ederler. Ne de kötüdür nefislerinin,  onlara hazırlayıp sunduğu şey; Allah'ın gazabına uğrayacaklardır ve azâp içinde  ebedî olarak kalacaklardır.     

81- Allah'a,  Peygambere ve ona indirilene inansalardı onları dost edinmezlerdi. Fakat  onlardan çoğu, buyruktan çıkmış kötü kişilerdir.     

82- İnsanların,  inananlara düşmanlıkta en ileri gidenleri, göreceksin, Yahûdilerle  müşriklerdir, inananlara sevgi bakımından en yakınları da biz Nasrânîyiz  diyenlerdir. Bunun sebebi de, onların içinde ilimle, ibadetle uğraşanlarla  rahiplerin bulunuşudur ve bir de onlar, ululanmazlar.     

83- Peygamberlere  indirileni duydular mı gerçeği tanıdıklarından görürsün ki gözleri yaşla dolar  da taşar. Derler ki: Rabbimiz, inandık biz, bizi gerçeğe tanık olanlardan et.     

84- Zâten  Rabbimizin bizi de iyi insanlara katmasını umup dururken ne oluyor bize ki  Allah'a ve bize gelen gerçeğe inanmayalım?     

85- Allah  da onları söyledikleri söz yüzünden, kıyısından ırmaklar akan cennetlere  sokarak mükâfatlandırır, orada ebedî olarak kalırlar ve budur işte iyilik  edenlerin mükâfatı.     

86- Kâfir  olanlarla âyetlerimizi yalanlayanlara gelince onlardır cehennem ehli.     

87- Ey  inananlar, Allah'ın size helâl ettiği tertemiz şeyleri haram etmeyin kendinize  ve aşırı gitmeyin. Şüphe yok ki Allah, aşırı gidenleri sevmez.     

88- Ve  yiyin Allah'ın size rızık olarak verdiği şeylerden helâl ve temiz olanları ve inandığınız Allah'tan çekinin.     

89- Boş  yere yemin etmenizden dolayı sorumlu tutmaz sizi Allah, fakat yürekten ve  kasten ettiğiniz yeminler yüzünden sorumlu tutar. Yemin kefâreti, âilenize  yedirdiğiniz yemeklerin orta derecede olanıyla on yoksulu doyurmak, yahut  onları giydirmek, yahut da bir kul azat etmektir. Bunlara gücü yetmeyen üç gün  oruç tutar. İşte yemininizi bozarsanız budur kefâreti. Koruyun yeminlerinizi.  Allah, şükredenlerden olursunuz diye âyetlerini işte böyle açıklar size.     

90- Ey  inananlar, şarap, kumar, tapınmak için dikilmiş olan taşlar, fal için kullanılan  oklar, ancak Şeytan'ın işlerindendir ve birer pisliktir bunlar. Bunlardan  kaçının da muradına erenlerden olun.     

91- Şeytan,  şarap ve kumarla sizin aranıza düşmanlık ve kin salmak ister ancak, vazgeçtiniz  artık değil mi?     

92- Ve  itaat edin Allah'a ve Peygambere ve sakının. Yüz çevirirseniz iyice bilin ki  Peygamberimize düşen vazife, ancak tebliğden ibarettir.     

93- İman  edip iyi işlerde bulunanlara; çekindikleri, inandıkları ve iyi işlerde  bulundukları, sonra gene çekinmede devam ettikleri, inançlarını güttükleri,  sonra da gene çekinip durdukları ve iyilik ettikleri takdîrde haram edilmeden  önce yedikleri şeyler yüzünden bir vebal yok ve Allah iyilik edenleri sever.     

94- Ey  inananlar, Allah, onu görmeksizin de kendisinden korkan kişiyi ayırt etmek için  ellerinizin ulaşabileceği, mızraklarınızın yetişebileceği avları avlanma  hususunda sizi sınayacak mutlaka. Bundan sonra kim aşırı hareket ederse ona pek  acı bir azap var.     

95- Ey  inananlar, ihramdayken avlanmayın; içinizden kim, bir av hayvanını bilerek  öldürürse sizden iki adâlet sahibinin hükmüne göre cezası, öldürdüğü hayvanın  benzeri olan ve Kâ'be'ye götürülen bir hayvanı kurban etmek, yahut işlediği  suça karşılık yoksulları doyurmak, yahut da bunlara denk olacak kadar oruç tutmaktır,  böylece yaptığının cezasını tatması gerektir. Allah, geçmişte işlenen suçları  bağışlamıştır. Fakat bundan böyle de kim bu suçu işlerse şüphe yok ki Allah öç  alır ondan ve Allah üstündür, öç alıcıdır.     

96- Denizde  avlanmak ve avladığını yemek, geçiminiz için size de, misafirlerinize de helâl  edilmiştir de ihramda bulunduğunuz müddetçe kara avı haram edilmiştir size. Çekinin  o Allah'tan ki onun tapısında toplanacaksınız.     

97- Allah,  Kâbe'yi hac ayını, kurbanı, kurbanlık olduğu bilinsin diye boynuna bir şey  asılan hayvanları, insanların geçimine, düzenine sebep etti, böylece de  şüphesiz olarak Allah'ın, göklerde ve yeryüzünde ne varsa hepsini bildiğini  sizin de bilmenizi diledi ve Allah, şüphe yok ki her şeyi bilir.     

98- Bilin  ki Allah'ın cezası, muhakkak pek çetindir ve şüphe yok ki Allah suçları örter,  rahîmdir.     

99- Peygamberin  vazifesi, ancak tebliğdir ve Allah, açığa vurduğunuz şeyleri de bilir,  gizlediğiniz şeyleri de.     

100- De  ki: Pisle temiz bir değildir, pisin çokluğu seni şaşırtsa bile. Artık ey aklı  tam olanlar, çekinin Allah'tan da muradınıza erin.     

101- Ey  inananlar, size açıklanınca hoşunuza gitmeyecek şeyleri sormayın Kur’ân  indirilirken bunlara ait bir şey sorarsanız hükmü açıklanır size, halbuki Allah  geçmişti ondan, ona ait hükmü bildirmemişti ve Allah, suçları örter, rahîmdir.     

102- Sizden  önce de bir kavim onları sordu da sonra kâfir oluverdi.     

103- Allah,  ne bahîreyi meşru kılmıştır, ne sâibeyi, ne vasîlayı, ne de hâmı; fakat kâfir  olanlar, Allah'a, yalan yere iftirâ ederler ve onların çoğunun da aklı ermez.     

104- Onlara,  gelin Allah'ın indirdiğine ve Peygambere dendi mi bize yeter atalarımızın  yapageldikleri şeyler, böyle bulduk biz derler. Fakat ya ataları da bir şey  bilmiyorlardı ve doğru yola gitmiyorlardıysa.     

105- Ey  inananlar, siz, kendinize bakın; doğru yolu buldunuzsa sapık kişi, size bir  zarar veremez. Hepinizin de dönüp varacağı yer, Allah tapısıdır ve o mutlaka  yaptığınız şeyleri bildirir size.     

106- Ey  inananlar, birinize ölüm gelip çatarsa aranızda vasiyet edeceğiniz zaman, sizden iki âdil tanık bulunsun.     

Yolculuktaysanız ve gene size  ölüm musîbeti gelip çatacaksa sizden olmayan iki kişiyi de tanık tutabilirsiniz.  Ancak onları, namazdan sonraya dek alıkoyun da akraba bile olsa Allah'ı bırakıp  yerine hiçbir menfaati satın almayacağız, tanıklığımızı, Allah için  gizlemeyeceğiz, gizlersek günahkârlardan olalım diye Allah'a yemin etsinler.     

107- O  iki tanığın bir günahı hakkettikleri anlaşılırsa mîras hakkında sahip  olanlardan ve tanıklığa daha ziyade lâyık bulunanlardan iki kişi, onların  yerine geçer, bizim tanıklığımız, onların tanıklığından daha doğrudur ve biz  zulmetmedik, ettiysek zâlimlerden olalım diye Allah'a yemin ederler.     

108- Bu,  hakkıyla tanıklık etmelerini, yahut yeminden sonra tanıklıklarının, yeminlerinin  reddedilmesinden korkmamalarını sağlamaya daha yakındır. Ve çekinin Allah'tan  ve dinleyin. Allah kötülükte, taşkınlıkta bulunan kavmi doğru yola sevk etmez.     

109- O  gün Allah, bütün peygamberleri toplayacak da ne cevap verildi size diyecek.  Diyecekler ki: Bilgimiz yok bizim, şüphe yok ki sensin gizli şeyleri hakkıyla  bilen.     

110- An  o zamanı ki Allah ey Meryemoğlu İsa, hatırla sana ve annene verdiğim nîmetimi  demişti, hatırla ki seni Rûh-ül-Kudüs'le kuvvetlendirdim de beşikteyken de  insanlarla konuştun, olgunluk çağında da. Hani sana kitabı, hikmeti, Tevrât-ı  ve İncil'i öğretmiştim. Hani topraktan kuş şeklinde bir şey yapardın iznimle de  ona üfürürdün, o da iznimle kuş olurdu ve anadan doğma körün gözünü açar, abraş  illetine uğrayanı o illetten kurtarırdın iznimle ve hani ölüyü, iznimle  mezardan çıkarmış, diriltmiştin. Hani, İsrailoğullarına apaçık delillerle geldiğin  zaman onlardan kâfir olanlar, bu ancak açık bir büyü demişlerdi de ben seni  kurtarmıştım onların elinden.     

111- Hani  Havarîlere, bana ve Peygamberime inanın demiştim de inandık demişlerdi tanık  ol, biz Tanrıya teslîm olanlarız.     

112- Hani  Havariler, ey Meryemoğlu İsa demişlerdi, Rabbin, bize gökten bir sofra yemek  indirebilir mi? İsa da inanmışsanız demişti, çekinin Allah'tan.     

113- Demişlerdi  ki: İstiyoruz ki o yemekten yiyelim, kalplerimiz tam bir inanca ulaşsın ve  bilelim ki sen bize doğru söylüyorsun ve buna da tanık olalım biz.     

114- Meryemoğlu  İsa, Rabbimiz demişti, bize gökten bir sofra yemek indir de bugün, hem önce  gelenlerimize bayram olsun, hem sonra gelenlerimize, hem de senden bir delil  olsun; sen bizi rızıklandır ve sen, rızık verenlerin en hayırlısısın.     

115- Allah,  onu size indireceğim ben, fakat bundan sonra içinizden kâfir olanı öyle bir  azapla azaplandı-racağım ki demişti, âlemler içinde hiçbir kimseyi o çeşit  azaplandırmam.     

116- Ve  hani Allah, ey Meryemoğlu İsa diyecek, sen  misin insanlara, Allah'ı bırakın  da beni ve annemi iki tanrı tanıyın diyen? İsa da seni noksan sıfatlardan arı  bilirim diyecek, hakkım olmayan bir sözü söyleyemem ki ben. Böyle bir söz  söylediysem elbette bilirsin bunu. Benim içimde ne varsa hepsini mutlaka  bilirsin sen. Fakat ben, senin bildiğini bilemem; şüphe yok ki sen gizli olan  her şeyi, hakkıyla bilirsin.     

117- Onlara,  ancak bana emrettiğini söyledim, Rabbime ve Rabbinize kulluk edin dedim.  İçlerinde bulundukça gözetirdim, korurdum onları, fakat beni aldıktan sonra  onların ne yaptıklarını sen gördün ve sen her şeye hakkıyla tanıksın.     

118- Onlara  azâp edersen şüphe yok ki onlar, senin kullarındır ve eğer yarlıgarsan şüphe  yok ki sensin üstün olan, hüküm ve hikmet sahibi bulunan.     

119- Allah  diyecek ki: Bugün, öyle bir gündür ki gerçeklerin gerçekliği fayda eder ancak.  Onlarındır kıyılarından ırmaklar akan cennetler, ebedî kalırlar orada. Allah  onlardan râzı olmuştur, onlar da ondan râzı olmuşlardır. İşte budur en büyük  kurtuluş.     

120- Allah'a  aittir göklerin yeryüzünün ve oralarda ne varsa hepsinin tasarrufu ve onun her  şeye gücü yeter.

       

Total Visit: 272
Total Rank: 0
Total Rankers: 0
Total Comments: 0

Oy vermek için yetkiniz yok. Lütfen giriş yapınız.