| MENÜÇİHRİ Ebû’n-Necm Ahmed b. Kavs b. Ahmed Menûçihrî-yi Damgânî, İran’ın V/XI. yüzyılın ilk yarısındaki birinci derecede gelen şairlerindendir. IV/X. yüzyıl sonları ya da V/XI. yüzyılın ilk yılları doğmuş, daha genç yaşındayken de 432/1040 yılında vefat etmiştir. Menûçihrî olarak tanınıp ün kazanmasının nedeni, onun Gurgân ve Taberistân emiri Menûçihr Şemsu’l-Me‘âlî Kâbûs-i Zeyyârî’ye (403-423/1012-1031) bağlı oluşudur. Şair, şairliğinin ilk dönemini onun hizmetinde geçirdi. Galiba Menûçihr’den sonra ya da onun hayatının son günlerinde Gurgân’dan daha yeni yeni Gazne devletinin tasarrufuna geçmiş olan Rey şehrine gitti ve bu şehirde, Gazneliler devletinin ilk bağlılarından olan, sultan Mes‘ûd tarafından Rey emirliğine atanmış olan ve 424/1032 yılında bu hizmetinden azledilip yerine Ebû Sehl-i Hamdavî’nin atandığı Hâce Tâhir-i Debir’i övdü. Menûçihrî’nin Rey’deki ikameti, bu tarihten başladı, 426/1034 yılında sultan Mes‘ûd’un Gurgân ve Taberistân’a saldırmak üzere Nişâbûr’dan buralara asker çekip Menûçihrî’yi kendi hizmetine girmeye davet ettiği zamana kadar devam etti. O da bunun üzerine Rey’den Sârî’ye gitti. Orada Gazneli sultanın ordusuna katıldı ve hızlı bir şekilde makam ve mertebe elde etti. Öyle ki kendi akranlarının kıskandığı biri haline geldi. Bu konu, kimi kasidelerinde açıkça görülmektedir. Şairin kısa yaşamının geriye kalan kısmı Gazne sarayında geçti ve 432/1040 yılında vefat etti. Bu dönem içinde sultan Mes‘ûd dışında onun sarayının ileri gelen adamlarından birkaç kişiyi daha özellikle ‘Unsurî, Sultan Mes‘ûd’un komutanlarından Ali-yi Daye olarak tanınan Ali b. ‘Ubeydullah’ı, sultanın veziri Hâce Ahmed b. Abdussamed ve bunların benzeri birkaç kişiyi kasidelerinde ve müsemmatlarında övmüştür. Menûçihrî’nin şiirlerinden, onun Arap edebiyatına geniş bir şekilde hakim olduğu, özellikle Arap şairlerinden ve onların eserlerinden haberdar olduğu açıkça belli olmaktadır. Kendi şiirlerinde edebî hatıraları kullanan ilk kişidir. O, meşhur Arapça kasideleri bilmesinin yanında meşhur şairlerin isimlerini ve ünlü eserlerini ve onların bazı beyitlerini defalarca aktarıp işaretlerde de bulunmuştur. Onun kendinden önceki Fars edebiyatı ve Farsça söyleyen ünlü şairler hakkındaki bilgileri de dikkate değerdir. Onun kendi şiirlerinde Arapça söyleyen şairlerin isimlerini veya onların meşhur kasidelerini zikretmesinin ve sahip olduğu edebî bilgilere işaret etmesinin en büyük sebebi, Menûçihrî’nin şiir konusundaki bilgilerini açıklamakta ısrarlı olması ve galiba bu yolla kendi genç oluşunu, Gazne sarayındaki yaşlı şairler karşısında gidermiş olmak istemesidir. Şairin bu ilmini dışa vurma adeti, Arapça anlaşılması zor olan kavramların onun şiirinde kullanılmasına yol açmış ve kimi zaman onları kızgınlık ve huşunet içinde kullanmıştır. Ancak bu şekilde oluşan terkipleri içeren şiirlerinin bile kendine özgü bir çekicilik ve üstünlüğünün olduğunu kabul etmek gerekir. Onun diğer şiirleri ise zaten genellikle tatlı ve sağlamdır. Bu üstad şairin şiirinde kendine özgü bir müzik ve ahenk yapısı da mevcuttur. Nitekim onun şiirleri okunurken okuyucu, sanki bunu bir müzik eşliğinde okuyormuş gibi bir duygu içine girer. Menûçihrî’nin bu kulağa hoş gelen akıcı musikîsi, düşüncesinin sadeliği, sözdeki açıklığı ve şairin genç oluşu, ruhunun neşeli oluşu, onun şiirlerini eşsiz bir şekilde çekici ve neşeli bir yapıya sokmuştur. O, teşbihatları, benzetme ve istiarî terkipleri kullanma konusunda şaşırtıcı bir beceriye sahipti. Bazı terkiplerin kullanılması noktasında korkusuz olup Arap şairlerinin düşünce ve mazmunlarının kabulü için herhangi bir sınır tanımaz. Onun esas ünü, tabiatı çok güzel bir şekilde tasvir etmiş olmasındadır. O, çöl, dağ, orman, gül bahçesi, çayır-çimen, gök, bulut, yağmur ve diğer çeşitli varlıklar gibi çeşitli tabiat manzaralarını tavsif için kendi kasidelerinde seçmiş ve onları tavsif ve tasvir etme noktasında en güzel şekilde üstesinden gelmiştir. Menûçihrî, şiir sanatlarının genişlemesi noktasında şiirde musammat adında yeni bir tür ortaya çıkarmış olup bu şiir türü her zaman bu değerli üstadın adıyla tanınmış ve anılmıştır. Onun musammatlarında göze çarpan en iyi konu, üzüm ve şarabın tasviridir. Menûçihrî, bu şiirlerde Arapça söyleyen şairlerin hamriye kasidelerine bir cevap vermek istemiştir. Tabiatın ve değişik manzaralarının tasviri de bu musammatlarının çekici konularındandır. Aşağıdaki beyitler onun şiirlerindendir: Nevruz geldi hem de sabahtan, gelişi de mutlu ve kutlu olsun. Dünya yine neşe ve güzellikle doldu, kışlar ölüp baharlar doğdu. Simsiyah buluttan yasemen kokusu geldi, dünya oturulan ev haline dönüştü. Kırmızı gülün yüzü süslendi, zülüfler şimşirlerle süslendi. Keklikler dağda ötmeye başladı, bülbüller, şakımaya başladı. Kumrular yan yana oturdular, çınar ağacının dalında muhabbet ettiler. Laleler şimşire asıldı, şebnemler gülzarda asıldı. Orada üzerlerine misk saçıldı, burada da kapıdan döküldü. Görüntü ve manzara döküldü, toprağın kalbinden ve dağın iki yanağından |