Çarsamba 23 Mayıs 2012 - 04:07

الأربعاء ٣ رجب ١٤٣٣

چهارشنبه ۳ خرداد ۱۳۹۱ - ۰۵:۳۷

Kullanıcı adı:

Şifre :

Şifremi Hatırla
Şifremi unuttum   aktivasyon
Üye ol
    

 

MENÜÇİHRİ

 

 

Ebû’n-Necm Ahmed b. Kavs b. Ahmed Menûçihrî-yi Damgânî, İran’ın V/XI. yüzyılın ilk yarısındaki birinci derecede gelen şairlerin­dendir. IV/X. yüzyıl son­ları ya da V/XI. yüzyılın ilk yılları doğmuş, daha genç ya­şınday­ken de 432/1040 yılında vefat etmiştir. Menûçihrî ola­rak tanınıp ün ka­zanmasının nedeni, onun Gurgân ve Taberistân emiri Menûçihr Şemsu’l-Me‘âlî Kâbûs-i Zeyyârî’ye (403-423/1012-1031) bağlı oluşu­dur. Şair, şair­liğinin ilk dönemini onun hizmetinde geçirdi. Galiba Menûçihr’den sonra ya da onun hayatının son günlerinde Gurgân’dan daha yeni yeni Gazne devletinin tasarrufuna geçmiş olan Rey şehrine gitti ve bu şehirde, Gazneliler devletinin ilk bağlılarından olan, sultan Mes‘ûd ta­rafından Rey emirliğine atanmış olan ve  424/1032 yılında bu hizmetinden azle­dilip ye­rine Ebû Sehl-i Hamdavî’nin atandığı Hâce Tâhir-i Debir’i övdü.

Menûçihrî’nin Rey’deki ikameti, bu tarihten başladı, 426/1034 yılında sultan Mes‘ûd’un Gurgân ve Taberistân’a saldırmak üzere Nişâbûr’dan buralara asker çekip Menûçihrî’yi kendi hizme­tine girmeye davet ettiği zamana kadar devam etti. O da bunun üze­rine Rey’den Sârî’ye gitti. Orada Gazneli sulta­nın ordusuna katıldı ve hızlı bir şekilde makam ve mertebe elde etti. Öyle ki kendi akranları­nın kıskandığı biri haline geldi. Bu konu, kimi kasidelerinde açıkça gö­rülmektedir. Şairin kısa yaşamının geriye ka­lan kısmı Gazne sarayında geçti ve 432/1040 yı­lında vefat etti. Bu dönem içinde sultan Mes‘ûd dı­şında onun sarayının ileri gelen adamlarından bir­kaç kişiyi daha özellikle ‘Unsurî, Sultan Mes‘ûd’un komutanla­rından Ali-yi Daye olarak tanınan Ali b. ‘Ubeydullah’ı, sultanın veziri Hâce Ahmed b. Abdussamed ve bunların benzeri birkaç kişiyi kasidelerinde ve müsemmatlarında övmüştür.

Menûçihrî’nin şiirlerinden, onun Arap edebiyatına geniş bir şekilde ha­kim olduğu, özellikle Arap şairlerinden ve onların eserlerin­den haber­dar olduğu açıkça belli olmaktadır. Kendi şiirlerinde edebî hatıraları kul­lanan ilk kişi­dir. O, meşhur Arapça kasideleri bilme­sinin yanında meşhur şairlerin isimlerini ve ünlü eserlerini ve onların bazı beyitlerini defalarca aktarıp işaretlerde de bu­lunmuş­tur. Onun kendinden önceki Fars edebi­yatı ve Farsça söyleyen ünlü şair­ler hak­kındaki bilgileri de dikkate değer­dir.

Onun kendi şiirlerinde Arapça söyleyen şairlerin isimlerini veya onla­rın meşhur kasidelerini zikretmesinin ve sahip olduğu edebî bilgilere işa­ret etmesi­nin en büyük sebebi, Menûçihrî’nin şiir konu­sundaki bilgilerini açıklamakta ıs­rarlı olması ve galiba bu yolla kendi genç oluşunu, Gazne sarayındaki yaşlı şairler karşı­sında gidermiş ol­mak istemesidir. Şairin bu ilmini dışa vurma adeti, Arapça an­laşılması zor olan kavramların onun şii­rinde kullanılmasına yol açmış ve kimi zaman onları kızgınlık ve huşunet içinde kullanmıştır. Ancak bu şe­kilde oluşan terkipleri içeren şiirlerinin bile kendine özgü bir çekicilik ve üstünlüğünün oldu­ğunu kabul etmek ge­rekir. Onun diğer şiirleri ise zaten genellikle tatlı ve sağlam­dır. Bu üstad şairin şiirinde kendine özgü bir müzik ve ahenk yapısı da mevcut­tur. Nite­kim onun şiirleri okunurken okuyucu, sanki bunu bir müzik eşliğinde okuyormuş gibi bir duygu içine girer. Menûçihrî’nin bu kulağa hoş gelen akıcı musi­kîsi, düşüncesinin sadeliği, sözdeki açıklığı ve şairin genç oluşu, ruhu­nun neşeli oluşu, onun şiirlerini eşsiz bir şekilde çekici ve neşeli bir yapıya sokmuş­tur. O, teşbihatları, benzetme ve istiarî terkipleri kul­lanma konusunda şaşırtıcı bir beceriye sahipti. Bazı terkiplerin kulla­nılması noktasında korkusuz olup Arap şairlerinin düşünce ve maz­munlarının ka­bulü için herhangi bir sınır tanımaz. Onun esas ünü, ta­biatı çok güzel bir şekilde tasvir etmiş olmasındadır. O, çöl, dağ, or­man, gül bahçesi, çayır-çimen, gök, bulut, yağmur ve diğer çeşitli var­lıklar gibi çeşitli tabiat man­zaralarını tavsif için kendi kasidelerinde seçmiş ve onları tavsif ve tasvir etme noktasında en güzel şekilde üste­sinden gelmiştir.

Menûçihrî, şiir sanatlarının genişlemesi noktasında şiirde musammat adında yeni bir tür ortaya çıkarmış olup bu şiir türü her za­man bu değerli üstadın adıyla tanınmış ve anılmıştır. Onun musammatlarında göze çar­pan en iyi konu, üzüm ve şa­rabın tasviridir. Menûçihrî, bu şiirlerde Arapça söyleyen şairlerin hamriye kasi­delerine bir cevap vermek istemiş­tir. Tabiatın ve değişik manzarala­rının tasviri de bu musammatlarının çe­kici konularındandır.

 Aşağıdaki beyitler onun şi­irle­rindendir:

Nevruz geldi hem de sabahtan, gelişi de mutlu ve kutlu olsun.

Dünya yine neşe ve güzellikle doldu, kışlar ölüp baharlar doğdu.

Simsiyah buluttan yasemen kokusu geldi, dünya oturulan ev haline dö­nüştü.

Kırmızı gülün yüzü süslendi, zülüfler şimşirlerle süslendi.

Keklikler dağda ötmeye başladı, bülbüller, şakımaya başladı.

Kumrular yan yana oturdular, çınar ağacının dalında muhabbet et­tiler.

Laleler şimşire asıldı, şebnemler gülzarda asıldı.

Orada üzerlerine misk saçıldı, burada da kapıdan döküldü.

Görüntü ve manzara döküldü, toprağın kalbinden ve dağın iki ya­nağından

 

 

Total Visit: 1
Total Rank:
Total Rankers:
Total Comments:

Oy vermek için yetkiniz yok. Lütfen giriş yapınız.