| MECD-İ HEMGER 8- Mecd-i Hemger: “İbn Hemger” ve “Mecd-i Hemger” diye tanı¬nan Hâce Mecduddîn b. Ahmed Hemger, VII/XIII. yüzyılın meşhur şair¬lerindendir. Mecd, 607/1210 yılının ortalarında Yezd’de doğmuş olgunluk derecesine ulaşıp şiir, inşa ve güzel yazı yazma sanatını öğrendikten sonra Yezd’den Şîrâz’a gitmiştir. Bundan dolayı kimi tezkire yazarları onu “Fârsî” ve Şîrâzî saymışlardır. Kendisi de birkaç kez kendisini “Mecd-i Pârsî” diye tanıtır. Şîrâz’da Salgur padişahlarının hizmetinde bulunarak onlara yakınlık sağladı, “Hâcegân” arasına girdi ve Meliku’ş-şu‘arâlık de¬recesine ulaştı. Ebû Bekir b. Sa’d b. Ebû Bekir ve Muhammed b. Sa’d b. Ebû Bekir’i methetti. Bu şahlar yanında değerli ve saygın bir kişilik sahibi oldu. Sözlerinden anlaşıldığına göre vezirliğe eşit bir konumda ve “vezirnişan” ve şahların danışmanıydı. Tüm bunlarla birlikte yaklaşık altı ay kadar bir süreyi Atabek Ebû Bekir döneminde kıskançların iftirası so¬nucu hapiste geçirdi. Nihayet Atabek’in veziri Hâce Fahruddîn Ebû Be¬kir’in şefaatiyle hapisten kurtuldu. Salgurlar hakimiyetinin 633/1236 yı¬lındaki yıkılışından sonra Mecd, Kirmân Karahıtaylarına sığınmak ama¬cıyla Şîrâz’dan Kirmân’a gitti. Fakat o memlekette kısa bir süre durduktan sonra tekrar Şîrâz yolunu tuttu, ondan sonra da sürekli Hâce Şemsuddîn Muhammed Sâhibdîvân-i Cuveynî’nin inayeti ve himayesinin gölgesi al¬tında yaşadı ve o ilimsever büyük adamı, oğlu Bahâuddîn Muhammed, aynı şekilde ‘Atâ Melik Cuveynî’yi değişik kasidelerinde övdü. Mecd-i Hemger, büyük Cuveynî ailesinin Moğol ve Tatar vahşileri eliyle düşürülmesinden sonra çok üzülüp kederlendi. Hâce Şemsuddîn Muhammed (683/1284 yılında öldürüldü)’in yasında söylediği meşhur rubai, galiba içine girdiği bu büyük hüznün bir parçasıdır: Şems’in gidişiyle şafaktan kan damladı, ay çehresini hırpaladı, Zühre örgülerini kesti. Gece siyah elbisesini büründü bu matemden dolayı, sabah soğuk bir nefes verdi ve boynunu kesti. Bu ilim ve edebiyat hanedanının yok oluşundan sonra İsfahân’da ya¬şayan Mecd-i Hemger, perişanlık, fakirlik ve yaşlılıkla yüz yüze geldi, söz söylemekten kesilip 686/1287 yılı Safer ayının on yedisinde öldüğü ana dek ömrünü inziva köşesinde geçirdi. Mecd-i Hemger, şiirde Horasan şairleri üslubunda kendi zamanının kesin üstatlarından olup edebî noktalardaki tartışmalarda çağdaşlarının bir danışma makamı idi. Kaside, gazel ve rubaideki sözü kolay, akıcı ve seçicidir. Şiirinde ince düşünceler, derin hikmetli ve sosyal mazmunlar çoktur. Divanının nüshaları yaklaşık üç bin beyti içerir. Farsça nesirde de güçlüydü. Bu nedenle Bedr-i Câcermî, Mu’nisu’l-ahrâr adlı eserinde onu “el-Munşî” ve “Munşiyu’l-kelâm” diye nitelemiştir. Mecd-i Hemger, güzel de hat yazar, zamanının büyükleri için istinsah ederdi. Aşağıdakiler onun şiirlerindendir: Dostların parlak meyi tutma zamanıdır, süslü bezmi gül ve süsende tutma zamanıdır. Seher vakti bade içiciler Gulistâna doğru gelsinler, akşam vakti mest ve sallanır halde gülşene gelsinler. Şahitler çöl ve ovaya doğru yönelsinler, aşıklar menzil ve mesken yolunun başını tutsunlar. Dilberler mey, rud, gül ve sahrayı istediklerinde, gönülsüzler gönül, ruh, baş ve teni terk etsinler. * * * Dünyayı saran güzelliğin can memleketini zaptetti, zülfünün ucun¬daki küfür iman alemini zaptetti. Senin aşkının hevesiyle sabır kemeri çözüldü, aşk delilikten çöl yo¬lunu tuttu. Gönlüm zülfünün arzusuyla perişan oldu, kendi yurduna dek o darmadağınık zülfü tuttu. Zülüflerinin ucunun kokusu rüzgarı gülistana götürdü, sarhoş bül¬bül o anda gülistan yolunu tuttu. Söz bahçesinin bülbülü oğlanla birlikte oldukça, bülbülün nefesinden nağme ve hikayeler söyledi. * * * Senin derdin gönülden hicran ateşiyle sönmez, senin görüntün göz önünden kolay kolay gitmez. Gönül var oldukça senin sevgin gönülde olur, can bedenden çıkma¬dıkça senin sevgin candan çıkmaz. |