Çarsamba 8 Şubat 2012 - 22:00

الأربعاء ١٦ ربيع الأول ١٤٣٣

چهارشنبه ۱۹ بهمن ۱۳۹۰ - ۲۳:۳۰

Kullanıcı adı:

Şifre :

Şifremi Hatırla
Şifremi unuttum   aktivasyon
Üye ol
    
 

İMAM HÜSEYİN'İN (A.S) HÜRR İLE GÖRÜŞMESİ

 Hüseyin (a.s) Şeraf konağına varmıştı. Sabah olduğunda, yanındaki gençlerden, alabildikleri kadar su almalarını istedi.

 Hüseyin (a.s) Şeraf'tan ayrıldı. Gün yarılanmıştı ki ashabından biri tekbir getirdi. Hüseyin (a.s), "Neden tekbir getirdin?" diye sordu. Adam, "Uzakta bir hurmalık görüyorum." dedi. Esedoğulları'n-dan iki kişi şöyle dedi: "Bu bölgede bir tek hurma ağacı bile yoktur!" Hüseyin (a.s), "O hâlde ne olabilir?" diye sordu. O ikisi, "Atlılardan başka bir şey değildir onlar." dediler. Hüseyin (a.s), "Ben de öyle görüyorum. Buralarda sığınabileceğimiz bir sığınak bulunur mu? Orayı arkamıza alır ve bunlarla tek yönden karşılaşırız." diye sordu. Onlar, "Evet." dediler, "Bu yakınlarda Zuhusem denilen bir tepe var, sol taraftan o yöne doğru hareket edin! Bunlardan önce oraya varacak olsan, istediğin gibi olur."

 Hüseyin o yöne doğru hareket etti. Çok geçmeden tamamen belirginleşen atlılar onlara doğru yaklaştılar. Hüseyin, daha çabuk davranarak onlardan önce tepeye çıkıp yerleşmişti. Sayıları bin kişiye varan Hürr b. Yezid el-Tamimî'nin komutasındaki atlılar geldi ve öğlenin ilk vakitlerinde Hüseyin (a.s) ve ashabının önünde durdular. Hüseyin (a.s), ashabına ve gençlerine, "Onlara su verin, susuzluklarını giderin; atlarını da sulayın!" buyurdu.

 Hüseyin'in (a.s) ashabı, doyuncaya kadar onlara ve atlarına su verdiler. Kapları ve kırbaları suyla doldurup atların önünde tutuyorlardı. Hayvanlardan her biri üç-dört ve hatta beş defa su içiyor ve sonra başını kaldırıyordu. Bu şekilde atların hepsine su verdiler.

 Hürr'ün süvarilerinden olan Ali b. Taan el-Muharibî şöyle diyor:

 Ben Hürr'ün oraya ulaşan süvarilerinin sonuncusuydum. Hüseyin (a.s) benim ve atımın şiddetli susuzluğunu görünce, bana hitaben, "Su çeken deveyi yatır!" dedi. Ne demek istediğini anlayamamıştım. Çünkü "raviye" kelimesi bizde "su kırbası" anlamına geliyordu. Hüseyin (a.s), benim şaşkınlığımı görünce durumu anlayarak, "Ey kardeş oğlu, o su çeken deveyi yatır!" dedi. Ben deveyi yatırdım. Hüseyin (s.a), "Şim-di su iç!" dedi. Fakat ben o kadar şaşırmıştım ki ne yaptıy-sam su içemedim. Su kırbanın ağzından yere dökülüyordu. Hüseyin (a.s), bu durumu görünce, "Kırbanın ağzını kıvır!" dedi. Bunu nasıl yapacağımı bilmiyordum. Nihayet kendisi kalkıp bana yardım etti. Kırbanın ağzını kıvırdı ve ben suya doyup merkebime su verinceye kadar öylece bekledi."

 Yazar şöyle der: Acaba araştırmacılar, İmam Hüseyin'in (a.s), bir sabah vakti beraberindeki gençlerden, alabildikleri kadar su almalarını istemesinin nedeninin, bin kişiye ve atlarına su vermek olduğu gerçeğine ulaşamamışlar mı? Acaba İmam Hüseyin'in (a.s) özellikle bu hususta ceddi Resulullah'tan (s.a.a) bir şey duymuş olduğu ve Resulullah'ın (s.a.a) da bunu, gayıpları bilen Allah'tan aldığı söylenemez mi?!

 Taberî ve diğerleri şöyle diyorlar: Husayn b. Numeyr, Hürr'ü bin atlıyla birlikte Kadisiye'den göndermişti. Ubeydullah b. Ziyad, Hüseyin'in geliş haberini alınca, güvenlik görevlisi olan Husayn'ı, Kadisiye'ye göndermiş ve onu Kutkutaniye ile Hifan arasına silahlı askerler yerleştirmek ve yolu tamamen kapatıp geliş-gidişleri kontrol altında tutmakla görevlendirmişti. Husayn da, Hüseyin'in (a.s) ilerlemesini engellemesi için Hürr'ü göndermişti.

 Hürr'ün askerleri, İmam Hüseyin'in (a.s) ve ashabının ha-reket etmesine engel olmuşlardı. Öğle vakti girince Hüseyin (a.s), müezzininden ezan okumasını istedi. Hüseyin (a.s), ezan okunduktan sonra dışarıya çıkıp Allah'a hamd ve sena ile Hürr'ün askerlerine hitaben şöyle buyurdu:

 Ey insanlar! Yüce Allah'a ve size karşı mazeretimdir bu: Ben, "Bizim önderimiz yoktur, davetimizi kabul edip bize gel! Ola ki Allah, senin vesilenle bizi hidayet üzere toplasın!" şeklinde yazıp gönderdiğiniz mektup ve elçilerinizden sonra size yöneldim. Eğer bu davetinizde sadık iseniz, işte ben size gelmiş bulunmaktayım. Şehrinize gelmem için bana bir güvence verin! Ama eğer bunu yapmaz iseniz ve gelmeme razı değilseniz, o zaman da geldiğim yere döner giderim.

 Hürr'ün askerleri, bunun karşısında sustu ve müezzine, "Kamet getir!" dediler. Müezzin kamet getirdikten sonra Hüse-yin (a.s), Hürr'e yönelerek, "Kendi askerlerinle mi namaz kılacaksın?" buyurdu. Hürr, "Hayır, biz de seninle beraber bir safta namaza duracağız." dedi.

 Bunun üzerine Hüseyin (a.s) namazı kıldırdı. Namazdan sonra kendi yerine döndü ve ashabı da etrafına toplandı. Hürr de kendisi için kurulan çadıra döndü ve askerlerinden bir grubu onun etrafına toplandı. Hürr'ün ordusu da kendi saflarında, her biri kendi atının yularını tutup onun gölgesinde oturmuşlardı.

 İkindi vakti olduğunda Hüseyin (a.s), hareket için hazırlık yapmalarını emretti ve sonra da müezzinden, ezan ve kamet okumasını istedi. Hüseyin (a.s) öne geçip onlara namaz kıldırdı. Namazdan sonra onlara yönelerek Allah'a hamd ve sena etti ve şöyle buyurdu:

 Ey insanlar! Eğer Allah'tan korkar ve hakkın, sahibinin elinde olmasını isterseniz bu, Allah'ın rızasına daha uygun olur. Peygamberin Ehlibeyti olan bizler, velayet ve halka önderlik etmeye, hakları olmadığı hâlde bu makamı iddia eden, aranızda zulüm ve düşmanlık yoluna koyulan Ümey-yeoğulları'ndan daha layıkız. Eğer bizden hoşlanmaz, hakkımızı tanımaz iseniz ve şuanki duruşunuz de davet mek-tuplarınızda yer alan görüşlerinizden farklı ise, o zaman ben de geri dönerim.

 Hürr, "Vallahi biz, bahsini ettiğin mektupların ne olduğunu bil-miyoruz!" dedi.

 Hüseyin (a.s), Ukbe b. Sem'an'a şöyle buyurdu: "Kûfe halkının bana göndermiş olduğu mektuplarla dolu iki heybeyi buraya getir!" Ukbe mektuplarla dolu iki heybeyi getirdi ve onların gözü önünde heybeleri boşalttı!

 Hürr, "Biz sana mektup yazanlardan değiliz. Bizim görevimiz, seni Ubeydullah b. Ziyad'ın yanına götürünceye kadar senden ayrılmamaktır." dedi.

 Bunun üzerine Hüseyin (a.s), "Ölüm sana, bu işi yapmaktan daha yakındır!" buyurdu ve sonra da ashabına, "Kalkın bineklerinize binin!" buyurdu. Ashab kalkıp bineklerine bindi ve kadınların da binmesini beklediler. Hüseyin (a.s) ashabına dönerek "Geri dönüyoruz." buyurdu. Dönmek istedikleri sırada Hürr'ün askerleri onların önünü keserek hareket etmelerine engel oldular. Bunun üzerine Hüseyin, Hürr'e dönerek, "Anan yasına otursun! Sen ne istiyorsun?" buyurdu.

 Hürr buna şöyle karşılık verdi: "Vallahi senin durumundaki başka bir Arap, bana böyle bir şey deseydi, kim olursa olsun ben de onun annesini aynı şekilde anardım. Fakat vallahi, ben senin annenin adını ancak olanca hayırla anabilirim!"

 Hüseyin, "O hâlde ne yapmak istiyorsun?" diye sordu. Hürr, "Seni Ubeydullah b. Ziyad'ın yanına götürmek istiyorum." dedi. Hüseyin, "Bu durumda, Allah'a andolsun senin isteğine uymam!" buyurdu. Hürr dedi: "O zaman ben de seni bırakmam!" Bu söz aralarında üç defa gidip geldi. Sonunda Hürr, "Ben seninle savaşmaya görevlendirilmedim; benim görevim seni Kûfe'ye götürünceye kadar senden ayrılmamaktır. Eğer bunu kabul etmiyorsan, seni Kûfe'-ye götürmeyen ve Medine'ye döndürmeyen bir yol seç! Bu arada ben, İbn Ziyad'a bir mektup yazarım. Sen de Yezid b. Muaviye'ye veya İbn Ziyad'a bir mektup yaz istersen. Şayet böylece Allah bir çıkış yolu gösterir ve beni, sana karşı savaşmaktan uzak tutan bir emir gelir bana."

 Hüseyin, "Olsun; bu taraftan gideriz." buyurdu. Uzeyb ve Kadi-siye yolundan vazgeçip yolun sol tarafını tuttu.

 Oradan -Uzeyb'e- otuz sekiz mil kadar bir mesafe vardı. Hüseyin ashabıyla birlikte Uzeyb'e doğru hareket etti. Hürr ve ordusu da Hüseyin'in yanında hareket ettiler.


Total Visit: 1
Total Rank:
Total Rankers:
Total Comments:

Oy vermek için yetkiniz yok. Lütfen giriş yapınız.