Çarsamba 23 Mayıs 2012 - 04:03

الأربعاء ٣ رجب ١٤٣٣

چهارشنبه ۳ خرداد ۱۳۹۱ - ۰۵:۳۳

Kullanıcı adı:

Åžifre :

Şifremi Hatırla
Åžifremi unuttum   aktivasyon
Üye ol
    

 

İMAM HÜSEYİN'İN (A.S) ŞAHADETİNİN SONUCU

 Buraya kadar tüm söylediklerimizin sonucunda, gaflet uykusuna dalan İslâm ümmetinin bazı evlatları uyandı ve içlerinde hilâfetin durumuna karşı bir ürperti ve tiksinti oluştu; böylece hilâfet düzeniyle bir ilişkisi bulunmayan ve hükümet konusunda taraf olmayan çeşitli Müslüman kesimleri arasında Resulullah'ın (s.a.a) Ehlibeyti'nin sevgisi yayıldı. Hilâfet konusunda Emevîlerle Abbasîler arasındaki çekişmeler arasında, hadis hafızları ve ümmetin fakihlerinin İmam Muhammed Bâkır (a.s) ile İmam Cafer Sadık'ın (a.s) etrafında toplanabilmeleri için bir fırsat doğdu ve böyle bir ortamda bu iki değerli İmam, Resulullah'ın (s.a.a) getirdiği İslâm hükümlerini yaymaya, tahrif edilmiş hükümlerin uydurma olduğunu ortaya çıkarmaya ve Kur'ân-ı Kerim'in bazı ayetleri hakkında söz konusu edilen şüpheleri gidermeye muvaffak oldular. Bu işi bu iki değerli İmam bazen İmam Ali'nin (a.s) "el-Câmi" adlı kitabından, bazen Resulullah'tan (s.a.a) rivayet ederek ve bazen de bir senet göstermeksizin Allah'ın hükmünü açıklayarak yapıyorlardı.

 Bu konuda, İmam Cafer Sadık (a.s), diğer Ehlibeyt İmamları'ndan daha fazla fırsat buldu. Bazen binlerce İslâm bilimleri öğrencisi ve hadis ravileri o hazretin etrafına toplanarak o hazretten hadis alıyorlardı. Hadis bilginleri, o hazretten rivayet eden sıga/güvenilir ravilerin, dört binin üzerinde olduklarını bildirmişlerdir. Örneğin Hafız Ebu Abbas b. Ukde (öl. 333 hicrî), İmam Cafer Sadık'tan (a.s) hadis rivayet eden dört bin raviyi içeren bir kitap yazmıştır.

 Yine İmam Musa Kâzım'ın (a.s) döneminde de ashabından, ehlibeytinden ve Şiîlerinden bir grup, beraberlerinde kalem ve yazmak için abanız ağacından levhalar bulundurarak o hazretin dersine katılıyor, İmam (a.s) konuşmaya başlarken veya bir konuda hüküm belirtirken, tüm duyduklarını o levhalara yazıyorlardı.

 İşte böylece Ehlibeyt İmamları'nın (a.s) ashabı, onlardan duydukları her şeyi yazıyorlardı; öyle ki bu yazmalar sonucu binlerce kitap telif edilmiş oldu. Nitekim Fihrist-i Necaşî ve Fihrist-i Şeyh Tusî'de bu teliflerin yazarlarının hâl bilgisi ve hayatlarına değinmişlerdir; Necaşî ve Şeyh Tusî, her biri kendilerine has senetleriyle o kitapları müelliflerinden nakletmişlerdir.

 Yine Ehlibeyt İmamları döneminde (a.s) ashapları tarafından "Asıl/Usul" diye adlandırılan birçok kitap yazılmıştır. Ehlibeyt Ekolü muhaddisleri ıstılahında "Asıl"; yazarın içinde, vasıtasız olarak kendisinin Ehlibeyt İmamları'ndan duyduğu veya Ehlibeyt İmamları'ndan rivayet eden raviden duyduğu hadisleri kaydettiği kitaba denir ve bunun içinde başka bir kitaptan nakledilmiş olan bir hadise yer vermezdi.

 "Asıl/Usul" kitaplarının sahiplerinin metodu şuydu: Onlar Ehlibeyt İmamları'ndan bir hadis duyduklarında, zamanla onun tamamını veya bir kısmını unutmamak için hemen onu kendi "Usul"lerine kaydederlerdi. Geçmiş ulema, Emirü'l-Müminin Hz. Ali'nin (a.s) döneminden İmam Hasan Askerî'nin (a.s) dönemine kadar yazılmış olan ve "Usulu Erbaa Mie" yani "Dört Yüz Asıl" diye meşhur olan ve çoğu İmam Cafer Sadık'ın (a.s) ashabı tarafından yazılan Asıl'ların varlığında ittifak etmişlerdir. "Usulu Erbaa Mie" İmam Cafer Sadık'ın (a.s), babası İmam Muhammed Bâkır'ı (a.s) oğlu İmam Musa Kâzım'ı (a.s) da gören özel ashabı tarafından kaleme alınmıştır.

 

Total Visit: 1
Total Rank:
Total Rankers:
Total Comments:

Oy vermek için yetkiniz yok. Lütfen giriş yapınız.