| İMAD-İ FAKİH 28- ‘İmâd-i Fakih: ‘İmâd-i Fakih olarak tanınan, ‘İmâd mahlaslı Şeyhu’l-İslam Hâce ‘İmâduddîn Ali Fakih-i Kirmânî, VIII/XIV. yüzyılın usta şairlerinden ve Sultan Ebû Sa‘îd Bahâdır Han’ın çağdaşlarındandır. 763/1362 yılında şairin zamanında kaleme alınmış olan gazellerinden oluşan divanının bir nüshasında kendisinden “Şeyhu’l-islamu’l-a’zam, Kudvetü Ekâbir, Meşâyihu’l-Alem, Mürşid-i A‘âzımu’s-Salâtîn, Me‘âdu’l-Mille ve’ş-Şeri‘a ve’d-Din…” şeklinde söz edilmiştir. Tezkire yazarlarının kendisiyle ilgili verdikleri bilgiler ‘İmâd’ın kendi döneminde sahip olduğu yüksek makam ve mertebeyi açıkça göstermektedir. Ancak bu üstat hakkında meşhur karışıklıkların kaynağı olan, hatta kimilerinin “Hayvan-i Abîd” ve “İhrâm-Bend”i Şah Şuca’ Muzafferî’nin Şeyh’e nispetle söylediğini ve bunun Hâfız’ın ‘İmâd’a kin beslemesine ve bir gazelinin konusu olarak saymalarına neden olan Gurbe-i Namaz-guzâr adlı hikayesinin nereden başladığı ve Habîbu’s-Siyer’de nasıl yer aldığı bilinmemektedir. Her halükarda onu IX/XV. yüzyılın efsanecilerinin zihnini birbirine bağlayan, ilim ve edebiyat büyüklerinin hayatlarında yer eden efsaneler arasında kabul etmek gerekir. Mezârât-i Kirmân adlı eserin sahibi şöyle yazar: “ ‘İmâd’ın ünü daha yaşadığı dönemde Hindistan’a ulaşmıştı ve Şeyh Zeynuddîn Ali Kamûyî’ye karşı özel bir ilgi duyardı. Kendi hayatı, seyr u süluku ve bir hankahı yapması üzerine birçok risale yazmış, onunla Celâluddîn Şah Şuca’ Muzafferî (759/1358-786/1384) arasında şeyh-mürit ilişkisi vardı. Nitekim Şah Şuca’ yılda bir kez Kirmân’a giderdi. Bundaki amacı da Hâce’nin sohbetinde bulunmaktı”. Aynı yazar bu konunun devamında şöyle yazmıştır: “Hâfız’ın da Şah Şuca’a karşı özel bir ilgisi ve sevgisi olduğu için onunla ‘İmâd arasında bir nefret ve rekabet meydana geldi ve onun Kirmân’a gitmesi ve ‘İmâd’ı görmesi Hâfız’ın hoşuna gitmezdi. Hâce’nin meşhur gazeli: (صوفی نهاد دام و سر حقه باز کرد بنياد مکر با فلک حقه باز کرد) (Sufi yapılı hokkanın ağzını ve tuzağı açtı, hilenin felekle temelini hokkabaz kıldı…) Şîrâzlı üstadın Kirmânlı şaire bakışından doğmuştur. ‘İmâd, şiirde yüksek bir makama sahiptir. Sözü sağlam, seçici, lafzî ve manevi aşırılıklardan uzak, ince ve güzel mazmunlar, yüce anlamlar içermektedir. Şeyh-i Azeri, onun hakkında “Hâce ‘İmâd’ın sözünde ne manada ne de lafızda aşırılık yol bulamamış ve ondan mis gibi kokusu sanatseverlerin ve gönül ehlinin burnuna ulaşır. ‘İmâd’ın eserlerinin külliyatı mesnevi, kıta, kaside, gazel, rubai, mahmes ve mersiye türlerinden oluşur. Mesnevileri şunlardır: 1- Sohbet-nâme: Mütekarib-i müsemmen-i maksur bahrinde Reşîduddîn Fazlullah’ın oğlu Giyâsuddîn Muhammed adına yazılmış değişik sınıfların adet ve adaplarını konu alır. 2- Muhabbet-nâme: Hezec-i müseddes-i maksur bahrinde sekiz bölümden oluşan bu mesnevi 722/1322 yılında vezir Tâcuddîn Ali-yi Irâkî adına söylenmiş olup ruh ile beden, saman ile saman hırsızı, bal arısı ile hurma ağacı, mum ile kelebek, gül ile bülbül, zerre ile güneş, sinek ile fil arasında meydana gelen tartışmaları içerir. 3- Deh-nâme: Hezec-i müseddes-i maksur bahrinde yazılmış Şah Şuca, bir grup şeyh ve dostlara yazılmış mektuplardan oluşur. 4- Sefâ-nâme veya Munisu’l-Ebrâr: Şah Şuca’ adına üç bölüm halinde seri’ bahrinde yazılmış irfanî ve ahlakî bir manzumedir. ‘İmâd bu manzumeyi 766/1365 yılında Nizâmî’nin Mahzenu’l-Esrâr’ına karşılık olarak söylemiştir. 5- Tarîkat-nâme: Hezec-i müseddes-i maksur bahriyle on bölüm halinde tasavvufun temelleri konusunda söylenmiş 2800 civarında beyitlik geniş bir manzumedir. Bu mesneviyi şair kendi ifadesiyle, İzzuddîn Mahmûd b. Ali-yi Kâşânî (ö.735/1334)’nin Misbâhu’l-Hidâye’sinden Avârifu’l-Ma‘ârif’ten ve et-Ta’rifu li-Mezhebi’t-Tasavvuf’tan yararlandıklarını ekleyerek düzenlemiş ve Emir Mubârizuddîn Muhammed adına söylemiştir. ‘İmâd, 773/1371 yılında vefat etti. Aşağıdakiler onun şiirlerindendir: Keylerin soyundan genç talihli biri tavuklar gibi kötü bir yerde yetişmişti. Hüner hazinesinden bir işaret görmemiş yolculuk sıkıntısından bir miktar almış. Yaz ve kıştan bir sıcak ve soğuk görmemiş, ne ilacı bilir ne de dertten haberi var. Dünyayı görmüş iyi bilen birinden Hindistan kuşlarının ateş yediğini duydu. Sen zannedersin ki o söze inanmadı, eski yaşlıya karşı kin besler oldu. Yakınındaki sohbet arkadaşlarına yalan yolcu olandan uzak olmaz dedi. Yaşlı bu eleştiriden haberdar olunca okun yaydan çıkışı gibi çıktı o meclisten. Bir yıl kadar Hindistan’a gitti, Husrev’e o kuşlardan birini getirdi. Onun iddiasına cevap verecek Şahruh’a özürler beyan edecek. Biri ey iyi bilen ihtiyar layık olan iyilik, şükür ve teşekkürdür. Söz söylemeye neden gerek duyarsın, zira bir yıllık yolculuk buna tercümandır. Ey kardeş kimsenin inanmayacağı bir olayı her mecliste söyleme. Derya gibi cevher taşı ve sessiz ol, sadef misali baştan ayağa kulak ol. Ey İmad, eğer şahin gibi ağzını kapatırsan ansızın araştırıcı olan göz sana açılır. (Sohbet-nâme) |