| İLİMLERİN GENEL DURUMU VII/XIII. ve VIII/XIV. yüzyıllarda aklî ilimler açısından birbirine zıt durumlar göze çarpmaktadır. Yani bir yandan genellikle önceki dönemde yetişmiş olan büyük insanların varlığı bir müddet ilim pazarının parlaklığının korunması için sınırlı idiyse bir diğer yandan da söz konusu dönemin sonuna kadar büyük alimler kesiminden zikredilebilecek kimseler ancak bir elin parmakları kadar kalabilmişti. Hilafetin yıkılması ve Şer‘î ilim alimlerinin durumunda meydana gelen zayıflık ve tembellik de önceki dönemin Şer‘î ilim esaslarının aklî ilimlerden ayrılması için bir araç olduysa da bir diğer yandan da sürekli gelen fakirlik ve düşüş, öldürülme, yağma ve güvensizlik, ilimlerin ve alimlerin gitgide zayıflamasının temeli oldu. Aynı zamanda hankahlara mensup yada mensup olmayan bir grup insan öncekilerin sözlerini aklî ilimlerin çıkmazı içinde tekrarlayıp duruyorlardı ve dinî gerçeklere tevessül etmeyi mutluluğu elde etmek ve gerçeklere ulaşmak için yeterli sayıyorlardı. Bununla birlikte felsefenin Şeriat tarafına doğru çekilmesi çabası, VII/XIII. ve VIII/XIV. yüzyıllarda daha da güçlendi, kelam ve felsefe bu dönemin felsefecilerinin çoğunun yanında hızla birbirine yaklaştı. Bu dönemde Marâga, Şîrâz, İsfahân ve Bağdat gibi merkezler hala aklî ilimlerle uğraşan alim ve ilim adamlarının toplanma merkezleriydi. İranlı birçok büyük alim, Moğol saldırısında kaçma yolunu seçen diğer İranlılar gibi yakın ülkelere veya daha güvenli bölgelere kaçıp ölünceye kadar buralarda yaşadı. Bu dönemde kitapların ders olarak hazırlanması çok önemsenen bir konuydu. Bu da kitapların özetlerinin çıkarılması, bunlar üzerine haşiye ve şerhlerin yazılması ve çeşitli ilimlerde özet, orta ve detaylı kitapların yazılmasının süreklilik kazanmasına yol açtı. Bu dönem bir duraklama, uzun konulardan tamamen çıkma, eski alimlerin yazdıkları çeşitli kitaplara dayanma ve müracaat etmekten sakınma, eğitim-öğretim için özel metinlere yönelme dönemi sayılır. 645/1247 senesinde halife, Muntasırıyye Medresesi müderrislerine, bundan böyle kendi eserlerinden öğrencilere bir şey okumamaları, aksine saygınlıklarını korumak amacıyla ve teberrük yoluyla şeyhlerin sözlerini öğrencilere öğretmeleri için emir verdi. Bu şekilde öğretim dairesi sınırlandırılıp müderrislerin düşünce özgürlüğü kısıtlanmış oldu. Bu da önceki alimlerin kitapları üzerine değişik şerhler, telhisler ve haşiyelerin yazılmasına ve ders olarak okutulmasına yol açtı. Bu dönemde Hâce Nasîruddîn-i Tûsî, Kutbuddîn Şîrâzî, Kutbuddîn Râzî, Allâme Hillî, Allâme Taftazânî vb. kimseler, ilmî merkezlerde eğitim ve öğretim işlerinde kullanılmak amacıyla özet kitaplar yazmaya başladılar. Bu konudaki aşırılık zamanın kimi düşünürlerinin bu harekete itiraz etmelerine yol açtı. Bu cümleden olarak İbn Haldun, bu tarz bir hareketin eğitim işini basitleştirdiği ve ihlal ettiği düşüncesindeydi. |