Cumartesi 4 Şubat 2012 - 21:38

السبت ١٢ ربيع الأول ١٤٣٣

شنبه ۱۵ بهمن ۱۳۹۰ - ۲۳:۰۸

Kullanıcı adı:

Şifre :

Şifremi Hatırla
Şifremi unuttum   aktivasyon
Üye ol
    
     

ÂL-İ İMRAN SURESİ

Medenîdir, iki yüz âyettir.

     

(İki yüz âyettir, bütün müfessirlerce Medenîdir.  İçinde İmran soyundan bahsedildiği için İmran soyu anlamına gelen Al-i İmran adiyle  adlanmıştır.)     

Rahman  ve Rahîm Allah Adıyla     

1- Elif lâm mîm.     

2- Öyle bir Allah'tır ki yoktur ondan başka tapacak; diridir, daimî olarak mahlûkatının  işlerini tedbîr ve her şeyi tasarruf eder.     

3- Kitabı, sana gerçek ve ellerinde bulunanı gerçekleyici olarak indirdi, Tevrat  ve İncil'i de indirdi     

4- Evvelce, insanlara hidâyet olarak, gerçekle bâtılı ayırt eden kitabı da  indirdi. Tanrı âyetlerine inanmayanlardır çetin azap ve Allah öyle üstün bir  kudret sahibidir ki aman vermez.     

5- Şüphe yok ki ne yeryüzünde bir şey Allah'a gizli kalır, ne gökyüzünde.     

6- O, size, daha analarınızın karnındayken dilediği gibi şekil verir. Yoktur ondan  başka üstün, hüküm ve hikmet sahibi tapacak.  [1]     

7- Öyle bir Tanrı'dır ki sana kitap indirdi. Onun bir kısmı, mânası-apaçık  âyetlerdir ve bunlar, kitabın temelidir. Diğer kısmıysa çeşitli mânalara benzerlik  gösterir âyetlerdir. Yüreklerinde eğrilik olanlar, fitne çıkarmak ve onları  tevil etmek için mânaları açık olmayan âyetlere uyarlar. Halbuki onların tevilini  ancak Allah bilir. Bilgide şüpheleri olmayacak kadar kuvvetli olanlarsa derler  ki: Biz inandık ona, hepsi de Rabbimizdendir; bunu aklı tam olanlardan  başkaları düşünemez.44     

8- Rabbimiz, bizi doğru yola sevk ettikten sonra kalplerimizi saptırma ve kendi  katından bize rahmet bağışla, şüphe yok ki  sen, fazlasıyla bağışlayansın.     

9- Rabbimiz, muhakkak sen, geleceğinde şüphe bulunmayan günde insanları  toplayansın. Şüphe yok ki Allah, vaadinden dönmez.     

10- Kâfir  olanları, Allah katında, ne malları birşeyden kurtaRabilir, ne evlâtları.  Onlardır ateşin yakacağı kişiler.     

11- Firavun  soyu ve ondan öncekiler gibi hani. Âyetlerimizi yalanladılar, Allah da onları  suçlarıyla alıverdi ve Allah'ın cezası çetindir.     

12- Kâfirlere  de ki; Yakında alt olacaksınız, cehennemde toplanacaksınız ve orası ne kötü bir  yatılacak yerdir.     

13- İbretti  size birbirleriyle karşılaşan o iki bölüğün hali. Bir bölük, Allah yolunda  savaşmadaydı, öbürüyse kâfirdi ve inananları, gözleriyle iki misli görmedeydiler. Allah,  dilediğini yardımıyla kuvvetlendirir ve şüphe yok ki bunda, görenlere kesin bir  ibret var.[2]     

14- Kadınlara,  oğullara, yığın yığın biriktirilmiş altın ve gümüşlere, güzel ve cins atlara, hayvanlara  ve ekinlere karşı insanların aşırı sevgisi vardır ve bu sevgi, insanlar için  bezetilmiş bir sevgidir. Fakat bunlar, dünya yaşayışına ait birer matahtan  ibarettir. Sonucu varılıp gidilecek yerin güzelliğiyse ancak Tanrı katındadır.    

15- De  ki: Size bunlardan daha hayırlısını haber vereyim mi: O da, sakınanlar için,  ebedî olan ve kıyılarından ırmaklar akan, içinde tertemiz eşler bulunan  bahçelerdir ve Allah'ın sizden râzı oluşudur. Allah, kullarını görür.     

16- Onlar  öyle kişilerdir ki Rabbi-miz derler, inandık, suçlarımızı yarlıga ve bizi koru  ateşin azâbından.

17- Onlar,  sabredenler, gerçekler, itaat eyleyenler, mallarını yoksullara harcayanlar ve  seher çağlarında, suçlarının yarlıganmasını dileyenlerdir.      

18- Allah,  kesin olarak bildirdi ki kendisinden başka yoktur tapacak. Meleklerle bilgi  sahipleri de tam bir doğrulukla bunu bildiler, bildirdiler. O üstün Tanrıdan, o  hüküm ve hikmet sahibinden başka yoktur tapacak.     

19- Allah  katında din, ancak İslâm dinidir. Kendilerine kitap verilenler, bunu adamakıllı  bildikten sonra aralarındaki azgınlık ve haddini aşma yüzünden ihtilâfa  düştüler ve kim Allah'ın âyetlerine inanmazsa bilsin ki Allah, pek tez hesap  görür.     

20- Seninle  çekişirlerse hemen de ki: Ben ve bana uyanlar, özümüzü Allah'a teslîm ettik. Kendilerine  kitap verilenlerle analarından doğdukları gibi kalanlara de ki: Siz de teslîm  oldunuz mu? Özlerini Allah'a tapşırırlar, İslâm dinini kabul ederlerse şüphe  yok ki doğru yolu bulmuş olurlar. Yüz çevirirlerse sana düşen ancak bildirmedir  ve Allah, kullarını görür. [3]   

21- Allah'ın  âyetlerini inkâr edip haksız yere peygamberleri öldürenlere, insanlardan,  doğruluğu emredenlerin canlarına kıyanlara gelince: Onları elemli bir azapla  müjdele.     

22- Onlardır  bütün yaptıkları, dünyada da boşa gidenler, âhirette de. Bir tek yardımcıları  bile yoktur onların.     

23- Görmez  misin kitaptan, kendilerine bir pay verilenleri; aralarında hakemlik etsin diye  Allah'ın kitabına çağrılırlar da sonra onların bir kısmı arkalarını çevirir;  onlar zâten bunu âdet edinmiştir.     

24- Bu  da, sayılı günlerden başka ateşte kalmayız demelerindendir. Kendi uydurmaları  olan bu kanaat, onları dinlerinde de aldatmıştır.     

25- Onları  toplayıverdiğimiz gün ne olacak halleri? O günün geleceğinde hiç şüphe yok ve o  gün herkese kazancının karşılığı verilecek, zulmedilmeyecek onlara.     

26- De  ki: Allah'ım, mülkün sahibi sensin, mülkü dilediğine verirsin, dilediğinden  alırsın. Dilediğini yükseltirsin, dilediğini alçaltırsın. Senin elindedir  hayır, sensin her şeye gücü yeten.     

27- Geceyi  uzatırsın, gündüzün bir kısmı gece olur. Gündüzü uzatırsın, gecenin bir kısmı  gündüz olur. Ölüden diri çıkarırsın, diriden ölü izhar edersin ve dilediğini  sayısız rızıklandırır-sın sen.     

28- İnananlar  iman edenleri bırakıp da kâfirleri dost edinmesinler. Bu işi yapan, Allah'tan  bir şey beklemesin, fakat kâfirlerden çekinmeniz gerekse o başka. Allah,  kendisinden sakınmanızı emretmektedir ve dönüp varılacak yer de Allah  tapısıdır.     

29- De  ki: Gönlünüzdekini gizleseniz de Allah bilir, açığa vursanız da. Göklerde ve  yeryüzünde ne varsa bilir ve Allah'ın her şeye gücü yeter.     

30- O  gün bir gündür ki herkes, yaptığı hayrı hazırlanmış bir halde karşısında  bulacak, işlediği kötülükle de arasında pek uzun bir mesafe olmasını  arzulayacak. Tanrı, kendinden korunmanızı buyurur ve Allah, kullarını pek esirgeyicidir.     

31- De  ki: Allah'ı seviyorsanız bana uyun da Allah da sizi sevsin ve suçlarınızı  yarlıgasın. Allah yarlıgayıcıdır ve rahîmdir.     

32- De  ki: Allah'a ve Peygambere itaat edin. Fakat yüz çevirirlerse Allah da kâfirleri  sevmez.     

33- Şüphe  yok ki Allah, Âdem'i, Nûh'u, İbrahîm soyunu ve İmrân soyunu seçti, âlemlere  üstün etti. [4]     

34- Birbirlerinden  türemiş bir soydur onlar ve Allah duyar, bilir.     

35- An  o zamanı ki İmrân'ın zevcesi, yâ Rabbi demişti, karnımdakini, azatlı bir kul  olmak üzere sana adadım, kabul et. Şüphe yok ki sen duyarsın, bilirsin.[5]     

36- Doğurunca  da yâ Rabbi demişti kız doğurdum; zâten Tanrı, onun ne doğurduğunu biliyordu;  erkek kıza benzemez, ona Meryem adını verdim, onu da, soyunu da sana  ısmarladım, taşlanmış Şeytan'dan sen koru demişti.     

37- Rabbi,  onu iyi bir sûrette kabul etti, bir nebat yetiştirir gibi onu yetiştirdi,  geliştirdi, Zekeriyya'yı da onun hizmetine memûr etti. Zekeriyya, ne vakit  mihRaba girse yanında bir yiyecek bulurdu. Yâ Meryem demişti, bunlar nereden  geliyor sana? Meryem, Allah'tan demişti, şüphe yok ki Allah dilediğini sayısız  rızıklarla rızıklandırır.     

38- Zekeriyya,  orada Rabbine dua etmiş, yâ Rabbi demişti, sen katından tertemiz bir soy ver  bana, muhakkak ki duaları duyansın sen.     

39- Mihrapta  durmuş, namaz kılıyordu ki melekler, gerçekten de Allah, sana Yahya'yı  müjdelemededir. O, Tanrıdan gelen sözü tasdik eden bir erdir, uludur,  kötülüklerden tamamıyla çekinmiştir, iyilerden ve doğrulardan bir peygamberdir  o diye nida etmişti.     

40- Zekeriyya,  Rabbim demişti, benim nasıl oğlum olabilir ki ihtiyarlık, üstüme çökmüştür,  karım da kısır. Böyle de olsa demişti, Allah dilediğini yapar.     

41- Zekeriyya  demişti ki: Rabbim, bana bir delil ver. Allah da, insanlarla işaretleşmen ayrı,  tam üç gün, konuşmaman onlarla, delildir sana. Çok an Rabbini, akşam ve sabah  çağlarında, onun noksan sıfatlardan arı olduğunu söyle demişti.     

42- An  o zamanı da, hani melekler Meryem'e, yâ Meryem, Allah gerçekten de seni seçti,  arıttı ve âlemlerdeki kadınlara üstün etti.     

43- Yâ  Meryem, Rabbine itaat et, secdeye kapan, rükû edenlerle rükû et demişti.     

44- Bunlar,  gaibe ait haberler ki sana vahyetmekteyiz. Meryem'i yetiştirmeyi tekeffül  edecek kimdir diye kura çekmek için kâlemlerini attıkları zaman da yanlarında  değildin, bu hususta çekiştikleri zaman da.     

45- Hani  melekler, yâ Meryem, gerçekten de Allah seni, kendisinin bir kelimesiyle  müjdelemektedir adı da Meryemoğlu Mesîh İsa'dır onun ve o, dünyada da kadri  yüce bir erdir, âhirette de ve yakınlardandır o. [6]     

46- Beşikteyken  de, olgunluk çağındayken de insanlarla konuşacaktır ve o, temiz kişilerdendir  demişti de.     

47- Meryem,  yâ Rabbi demişti, benim nasıl çocuğum olabilir? Bana hiçbir insan dokunmadı.  Allah, öyledir ama demişti, dilediğini yapar Allah ve bir işin olmasını diledi  mi hemencecik ol der ona ve o oluverir.  [7]     

48- Tanrı  ona bilgiyi, hikmeti, Tevrat'ı, İncil'i öğretir.  [8]  [9]     

49- İsrailoğullarına  peygamber olarak gönderir, o da onlara der ki: Ben, Rabbinizden delille geldim  size. Balçığı yoğurur, kuş şekline sokar, ona üflerim, Allah'ın izniyle kuş  olur. Anadan doğma körü körlükten kurtarırım, abraş illetine tutulmuşu,  Allah'ın izniyle iyileştiririm ve Allah'ın izniyle ölüyü diriltirim,  evlerinizde yediklerinizi, sakladıklarınızı size bildiririm. İnanmışsanız şüphe  yok ki, bunlar size delildir.51     

50- Tevrat'ın  gerçekliğini söylemekte, size haram edilen bâzı şeyleri helâl etmekteyim, Rabbinizden delillerle geldim. Sakının  Tanrıdan da bana itaat edin.     

51- Şüphe  yok ki Allah, benim de Rabbimdir, sizin de Rabbiniz; ona kulluk edin, budur  doğru yol.     

52- İsa,  onların küfrünü duyunca dedi ki: Kimlerdir Allah uğrunda yardımcılarım?  Havârîler, biziz Allah için yardım edenler dediler, Allah'a inandık, sen de  tanık ol ki, biz, ona teslîm olanlarız.52     

53- Rabbimiz,  inandık indirdiğine, uyduk Peygambere, bizi buna tanık olanlarla haşret.     

54- Düzene  koyuldular, Allah da düzenlerine karşılık cezalarını verdi. Allah, düzencilere  ceza verenlerin hayırlısıdır.     

55- Hani  o zaman Allah yâ İsa demişti, seni öldürecek de benim, kendime yüceltecek de,  kâfirlerden kurtarıp arıtacak da. Sana uyanları kıyamete dek kâfirlere üst  edeceğim. Sonra, dönüp geleceğiniz yer, benim tapımdır, aranızda, aykırılığa  düştüğünüz şeylerin hükmünü de ben vereceğim.53     

56- Kâfir  olanlara gelince: Onları dünyada da çetin bir azapla azaplandıracağım, âhirette  de ve onlara hiçbir yardımcı yoktur.  [10]

57- İnananlar  ve iyi işlerde bulunanlarsa ecirlerini tam olarak alırlar. Allah zulmedenleri  sevmez.      

58- Bunları,  sana âyetlerimizden ve doğrulukla hükmeden Kur’ân'dan okuyoruz.     

59- Gerçekten  de Allah katında İsa, Âdem'in örneğidir, onu topraktan yarattı da sonra ol  dedi, oluverdi.     

60- Gerçek,  Rabbindendir, şüphe edenlerden olma artık.     

61- Sana  iyice bildirildikten sonra da gene bu hususta seninle tartışan olursa de ki:  Gelin, oğullarımızı ve oğullarınızı, kadınlarımızı ve kadınlarınızı çağıralım,  biz bizzat gelelim, siz de gelin. Ondan sonra da dua edelim ve Allah'ın  lânetini yalancılara havale edelim.[11]     

62- İşte  budur gerçek söz: Allah'tan başka yoktur tapacak ve şüphe yok ki Allah,  üstündür, hikmet sahibidir.     

63- Gene  yüz çevirirlerse muhakkak ki Allah bozguncuları bilir.     

64- De  ki: Ey kitap ehli, gelin aramızda eşit olan tek söze: Ancak Allah'a kulluk  edelim, ona hiçbir şeyi eş ve ortak etmeyelim, Allah'ı bırakıp da bâzılarımız,  bâzılarımızı Tanrı tanımayalım. Gene de yüz döndürürlerse deyin ki tanık olun,  özümüzü Tanrıya teslîm edenleriz biz.     

65- Ey  kitap ehli, ne diye İbrahîm hakkında çekişip tartışırsınız? Tevrat da ondan  sonra inmiştir, İncil de. Akıl etmiyor musunuz ki?     

66- Şöyle-böyle  bilginiz olan şeye dair tartışıp duruyorsunuz ama hiç bilginiz olmayan şeyde de  ne diye tartışmaya kalkışırsınız? Allah bilir, siz bilmezsiniz.     

67- İbrahîm  ne Yahûdi'ydi, ne Nasrânî. Dosdoğru Müslüman'dı ve müşriklerden değildi.     

68- İbrahîm'e  gerçekten de en yakın olanlar, ona inananlarla bu Peygamberdir ve iman  edenlerdir. Allah, inananların dostu ve yardımcısıdır.     

69- Kitap  ehlinin bir bölüğü, yolunuzu sapıtmak ister. Halbuki sizi değil, ancak  kendilerini yoldan çıkarırlar, kendileri sapıklığa düşerler de farkında değillerdir.     

70- Ey  kitap ehli, Allah'ın âyetlerini neden inkâr edersiniz, halbuki onları görüp  duruyorsunuz da.     

71- Ey  kitap ehli, ne diye hakkı bâtılla karıştırıyor, gerçeği gizliyorsunuz? Halbuki  biliyorsunuz da.     

72- Kitap  ehlinin bir bölüğü de dedi ki: İman edenlere indirilene gündüzün inanın, akşam  üstü inanmayın, kâfir olun, belki iman edenler de inançlarından dönerler.     

73- Ve  dininize uyan kişiden başkasına inanmayın. De ki: Doğru yol, ancak Allah  yoludur. Size verilenin başkalarına da verildiğine ve onların, Rabbiniz katında deliller göstererek sizinle tartışacaklarına  inanmayın dediler mi de, de ki: Lütuf ve ihsân ancak Allah'ın elindedir,  dilediğine lütfeder ve Allah'ın lütfü boldur ve her şeyi bilir o.     

74- Dilediğini  rahmetiyle tahsis eder ve Allah, büyük bir lütuf ve ihsân sahibidir.     

75- Kitap  ehlinin içinde öylesi vardır ki ona bir kantar altın emânet etsen onu, olduğu  gibi öder. Öylesi de vardır ki bir altın emânet etsen ayak direyip ısrar  etmedikçe geri vermez. Bu da, okuma-yazma bilmeyenlerin mallarını almada bir  vebal yok bize demelerindendir. Bile bile Allah'a karşı yalan söylerler.     

76- Yok,  öyle değil iş. Kim ahdine vefa eder ve ondan sakınırsa bilsin ki gerçekten de  Allah sakınanları sever.     

77- Allah'a  verdikleri sözü ve onun adına, etmiş oldukları yeminleri, değeri az bir mataha  değişenler yok mu, onlardır âhirette nasîbi olmayanlar ve Allah, kıyamet  gününde onlarla konuşmaz, yüzlerine bile bakmaz, onları arıtmaz ve onlar içindir elemli bir azap.     

78- Kitap  ehlinin bir bölüğü de kitaptan bir şey okuyorlarmış zannına kapılmanız için  dillerini oynatıp dururlar, halbuki okudukları, kitapta yoktur. Bu, Allah  katındandır derler, değildir Allah katından ve bile bile Tanrıya bühtan ederler.     

79- Hiçbir  insana yakışmaz ki Allah, ona kitap, hüküm ve peygamberlik versin de sonra o,  insanlara, Tanrıyı bırakın da bana kul olun desin. Ancak öğretmekte, okumakta  ve okumakta olduğunuz kitaba uyup Rabbânî olun der. [12]     

80- Meleklerle  peygamberleri Tanrı tanıyın diye de emretmez. Artık siz Müslüman olduktan sonra  küfrü emreder mi size?

81- An  o zamanı ki Allah, peygamberlerden, size kitap ve hikmet verdim, sonra da  sizdeki kitabı gerçekleyen bir peygamber göndereceğim, ona mutlaka  inanacaksınız, mutlaka yardım edeceksiniz diye söz almıştı ve ikrar ettiniz mi,  size yüklediğim bu ağır yükü aldınız, yüklendiniz mi demişti. İkrar ettik  demişlerdi de o da öyleyse tanık olun demişti, ben de sizinle berâber tanıklık edenlerdenim.  

82- Bundan  sonra kim dönerse o çeşit kişilerdir kötülükte bulunanlar.     

83- Artık  Allah'ın dininden başka bir din mi arıyorlar? Göklerde ve yeryüzündekiler,  istekleriyle ve zorla ona teslîm olmuşlardır ve her şey de, sonucu, gerisin  geriye, dönüp onun tapısına varacaktır.     

84- De  ki: İnandık Allah'a ve bize indirilene, İbrahîm'e, İsmâîl'e, İshak'a, Yakup'a,  torunlarına indirilene. Mûsâ'ya, İsa'ya ve peygamberlere, Rablerinden verilene;  aralarından hiçbirini ayırt etmeyiz ve biz, ona teslîm olmuşuz.     

85- Kim  Müslümanlıktan başka bir din arar, dilerse arayıp bulduğu din, aslâ makbule  geçmez ve o, âhirette ziyana uğrayanlardandır.     

86- Allah, o  kavme nasıl doğru yolu gösterir ki inandıktan sonra kâfir olmuştur. Halbuki  onlar, Peygamberin gerçek olduğuna da tanıklık etmişlerdi, onlara apaçık deliller de gelmişti ve Allah, zâlim  kavmi doğru yola sevk etmez ki.     

87- Onlar, o  kişilerdir ki şüphesiz yaptıklarına karşılık Allah'ın, meleklerin ve bütün  insanların lâneti onlaradır.     

88- Ve  bu lânette ebedî kalırlar, ne azapları hafifletilir, ne de yüzlerine bakılır.     

89- Ancak  bundan sonra tövbe edenler ve düzgün bir hale gelenler müstesna. Çünkü Allah,  suçları örter ve rahîmdir.     

90- İnandıktan  sonra kâfir olanlara, sonra da kâfirliklerini arttıranlara gelince: Tövbeleri  hiç kabul edilmez ve onlardır sapıklar.     

91- Gerçekten  de, kâfir olanlar ve kâfir olarak ölenler yok mu, kurtulmak için dünya dolusu  altın feda etseler makbule geçmez, hiçbiri kurtulmaz, onlaradır elemli bir azap  ve onlara bir tek yardımcı bile yoktur.     

92- Kesin  olarak hayır ve ihsan mertebesine erişmezsiniz sevdiğiniz şeyleri harcamadıkça  ve şüphe yok ki Allah, harcadığınız şeyleri bilir.     

93- İsrail,  Tevrat inmeden kendisine neleri haram ettiyse onlardan başka her çeşit yiyecek,  İsrailoğullarına helâldi. De ki: Sözünüz doğruysa getirin Tevrat'ı da okuyun bakalım.[13]     

94- Bundan  sonra da kim Allah'a yalan isnat ederse artık o çeşit adamlardır zâlimler.     

95- De  ki: Allah doğru söylemiştir, siz de artık doğru yolu tutan İbrahîm'in dinine  uyun ve o, şirk koşanlardan değildi.     

96- Şüphe  yok ki ilk kurulan ev, Mekke'deki evdir. Kutludur ve âlemlere doğru yolu  gösterir.  [14]     

97- Oradadır  apaçık deliller ve İbrahîm'in durağı ve kim oraya girerse emin olur.  İnsanlardan, oraya gitmeye gücü yetene, Allah için gidip o evi ziyaret ederek  haccetmesi farzdır. İnkâr eden eder, Allah şüphe yok ki bütün âlemlerden  müstağnîdir.     

98- De  ki: Ey kitap ehli, ne diye Allah'ın delillerini inkâr eder, kâfir olursunuz?  Halbuki Allah, bütün yaptıklarınızı görür.     

99- De  ki: Ey kitap ehli, kendiniz de tanıksınız, öyle olduğu halde gene zor zoruna ne  diye bir eğrilik bulmaya yeltenir de inananları, Allah yolundan döndürmeye  çalışırsınız? Allah'sa yaptıklarınızdan gafil değildir ki.     

100- Ey  inananlar, kendilerine kitap verilenlerin herhangi bir kısmına uyarsanız sizi  döndürür, inancınızdan sonra kâfir yapar.     

101- Fakat  siz nasıl kâfir olabilirsiniz ki Allah'ın âyetleri size okunmada, Allah'ın  Resûlü de içinizde. Kim Allah'a sımsıkı yapışırsa şüphe yok ki o, dosdoğru yola  sevk edilmiştir.     

102- Ey  inananlar, Allah'tan nasıl sakınmak lâzımsa öyle sakının ve ancak Müslüman  olarak can verin.     

103- Hep  birden Allah'ın ipine sımsıkı sarılın, bölük bölük olmayın ve anın Allah'ın  size verdiği nîmeti, anın o zamanı ki düşmandınız birbirinize, kalplerinizi  uzlaştırdı, nîmetiyle kardeş oldunuz. İçinde ateş dolu bir çukurun tam  kenarındaydınız, sizi kurtardı oradan. Allah, doğru yolu bulursunuz diye delillerini  böyle açıklar işte. [15]     

104- İçinizde  öyle kişiler bulunmalı ki onlar, sizi hayra çağırsın, size iyiliği emretsin,  sizi kötülükten vazgeçirmeye çalışsın ve onlardır kurtulanlar, muratlarına  erenler.     

105- Kendilerine  apaçık deliller geldikten sonra da gene bölük bölük olanlara, gene ayrılığa  düşenlere benzemeyin. Öyle kişilerdir onlar ki onlaradır pek büyük azap.     

106- Bir  gündür o gün ki yüzler ağarır, yüzler kararır. Yüzleri kararanlara, inandıktan  sonra denir, kâfir mi oldunuz? Kâfir olmanıza karşılık tadın azâbı.     

107- Yüzleri  ağaranlara gelince onlar, Allah'ın rahmetindedir, onlar, o rahmette ebedî  olarak kalırlar.     

108- İşte  bunlar, Allah'ın âyetleridir. Gerçek olarak onları sana okumadayız ve Allah,  âlemlere zulmetmeyi istemez.     

109- Allah'ındır  ne varsa göklerde ve yeryüzünde ve işler, dönüp ona varır.     

110- Siz  insanlar için meydana çıkarılan en hayırlı ümmetsiniz; insanlara iyiliği  emredersiniz, kötülükte bulunmamalarını söylersiniz ve Allah'a inanırsınız.  Kitap ehli de inansaydı hayırlı olurdu kendilerine. Onlardan inananlar da var,  fakat çoğu dinden çıkmıştır.     

111- Onlar  size hiçbir sûretle zarar veremezler, ancak incitirler sizi. Onlara bir tek  yardımcı bile bulunmaz.     

112- Nerede  bulunurlarsa bulunsunlar, aşağılık bir hâle getirilmiştir onlar; ancak Allah'ın  ipine ve insanların yapıştıkları ipe yapışanlar müstesna. Allah'ın gazabına  uğradılar ve üstlerine miskinlik çullandı. Bu da Allah'ın delillerini inkâr  ettikleri ve haksız yere peygamberleri öldürdükleri için, bu da isyan ettikleri  ve hadlerini aştıkları için.     

113- Ama  hepsi bir değil. Kitap ehlinden dosdoğru hareket edip ibadetten vazgeçmeyen,  geceleri secdeye kapanarak Allah'ın âyetlerini okuyan bir bölük de var.     

114- Allah'a  ve âhiret gününe inanırlar, insanlara iyiliği emrederler, onları kötülükten  nehyederler ve onlar iyi kişilerdendir.     

115- Hayra  ait ne yaparlarsa mutlaka mükâfatını görecekler ve Allah, kendisinden  sakınanları pek iyi bilir.     

116- Gerçekten  de o kâfirlerin ne malları Allah azâbından onları koruyabilir, ne evlâtları ve  onlardır ateş ehli olanlar, orada ebedî kalırlar.     

117- Onların  şu dünya hayatında harcadıkları, tıpkı kendilerine zulmeden bir kavmin  tarlalarına vuran zemheri yeline benzer, eser, ekinleri mahvedip gider. Onlara  Allah zulmetmez, onlar, kendi kendilerine zulmederler.     

118- Ey  inananlar, birbirinizi bırakıp da başkalarını dost edinmeye kalkışmayın. Onlar,  size zarar vermekten, kötülükte bulunmaktan geri kalmazlar, sizin zahmete düşmenizi dilerler. Düşmanlıkları,  ağızlarından dökülen sözlerden açıkça belli olur, yüreklerinde gizledikleri  düşmanlıksa daha da büyüktür. İşte, aklınızı başınıza almanız için size bu  delilleri açıkladık.     

119- İşte  siz o kişilersiniz ki onları seversiniz, fakat onlar sizi sevmez. Siz, kitabın  hepsine inanırsınız, onlarsa sizinle buluştular mı inandık derler, yalnız kaldılar mı size karşı besledikleri kin  yüzünden parmaklarını ısırırlar. De ki: Geberin kininizle. Şüphe yok Allah,  gönüllerde ne varsa hepsini bilir.     

120- Size  bir iyilik gelse tasalanırlar, kötülük gelse ferahlanırlar. Sabreder ve  sakınırsanız düzenleri size hiçbir hususta zarar vermez ve Allah, şüphe yok ki  ne yaparlarsa hepsini de kavramıştır.     

121- An  o zamanı, hani insanları savaş yerlerine yerleştirmek için sabahleyin erkenden  âilenden ayrılmıştın ve Allah duyuyordu, biliyordu bunu.     

122- Hani  içinizden iki bölük, korkup geri dönmek üzereydi, halbuki Allah, onların  yardımcısıydı ve ancak Allah'a dayanmalı inananlar. [16]     

123- Siz  zayıf olduğunuz halde Allah size Bedir'de yardım etmişti, artık siz de  Allah'tan sakının da şükredenlerden olun.     

124- Hani  sen o zaman inananlara demiştin ki: Rabbiniz, size yardım için üç bin melek indirecek, yetmez mi size?     

125- Evet,  sabreder de çekinirseniz düşmanlar, size ansızın saldırsa bile Rabbiniz,  alâmetleri besbelli tam beş bin melekle yardım eder size.     

126- Allah,  bunu ancak size bir müjde olsun da yürekleriniz yatışsın diye yapmıştır ve  yardım, ancak hüküm ve hikmet sahibi Allah'tandır.     

127- O,  kâfirlerin ileri gelenlerinden bir kısmını öldürmek, bir kısmını da baş aşağı  edip ümitsiz bir hale getirerek döndürmek için yardım etti size.     

128- Senin  bu işle ilgin yok bile; o, dilerse tövbelerini kabul eder, dilerse zâlim  olduklarından dolayı onları azaplandırır.     

129- Allah'ındır  göklerde ne varsa ve yeryüzünde ne varsa. Dilediğini yarlı-gar, dilediğine azâp  eder ve Allah yarlı-gayıcıdır, rahîmdir.     

130- Ey  inananlar, faizi kat kat arttırarak yemeyin, Allah'tan sakının da kurtulun.     

131- Sakının  o ateşten ki hazırlanmıştır kâfirlere.     

132- Ve  Allah'a ve Peygambere itaat edin de acınmışlardan olun.     

133- Yarış  edercesine koşun Rabbi-nizin yarlıgamasına, sakınanlar için hazırlanmış bulunan  ve eni, göklerle yerler kadar olan cennete.     

134- O  sakınanlar, ferahlıkta, darlıkta mallarını yoksullara harcayanlar, öfkelerini  yenenler ve insanları affedenlerdir ve Allah, ihsânda bulunanları sever.     

135- Onlar,  kötü bir iş işlediler mi, yahut nefislerine bir zulümde bulundular mı Allah'ı  anıp suçlarının yarlıgan-masını dileyenlerdir ve Allah'tan başka kimdir  günahları yarlıgayan? Onlar, işledikleri  suçta, bile bile ısrar da etmezler.     

136- Onlar,  öyle kişilerdir ki yaptıklarının karşılığı, Rablerinin yarlıga-ması ve  kıyılarından ırmaklar akan cennetlerdir, ebedî olarak kalırlar orada ve iyi  işlerde bulunanların mükâfatı, ne de güzeldir.     

137- Sizden  önce nice dinler gelip geçti. Yeryüzünü gezin, dolaşın da yalanlayanların  sonucu ne olmuş, bakın, görün.     

138- Bu,  insanlara açıklamadır ve sakınanları doğru yola sevk etmedir, öğüttür onlara.     

139- Ve  gevşeklik etmeyin, mahzun olmayın, inanmışsanız mutlaka üstünsünüz siz.     

140- Size  bir yara deydiyse o kavim de tıpkı sizin gibi yaralandı. Bu günler, öyle günler  ki onları insanlar arasında nöbetle döndürür, dururuz. Böylece de Allah,  bilgisini, inananlara açıklar, içinizden şahitler edinir ve Allah zâlimleri  sevmez.     

141- Ve  Allah, inananları arıtır, tertemiz bir hale getirir, kâfirleri de helâk eder.     

142- Yoksa  Allah, içinizden savaşanları belli etmeden, sabredenleri bildirmeden cennete  girivereceğinizi mi sanıyorsunuz?     

143- Andolsun,  ölümle karşılaşmadan önce arzulamıştınız ölümü. İşte onu gördünüz, bakıp  duruyordunuz ona.     

144- Muhammed,  ancak bir peygamberdir. Ondan önce nice peygamberler geldi geçti. Ölürse, yahut  öldürülürse gerisin-geriye mi döneceksiniz?  Kim dönerse bilsin ki Allah'a hiçbir sûretle zarar vermez ve Allah şükredenlerin  karşılığını yakında verecektir.     

145- Allah'ın  izni olmadıkça hiçbir kimse ölmez. Ölüm, vakti tâyin edilmiş bir yazıdır. Kim  dünya nîmetlerini isterse ona dünyadan nîmetler veririz ve kim âhiret  mükâfatını dilerse ona ahirete ait mükâfatlar ihsân ederiz ve biz, şükredenleri  yakında ükâfatlandıracağız.

     

146- Nice  peygamberler gelip geçti ki onlarla berâber birçok bilginler, savaşa girişti.  Onlar, Allah yolunda başlarına gelenlere dayandılar, ne gevşediler, ne zayıflık  gösterdiler, ne de boyun eğdiler ve Allah, sabredenleri sever.     

147- Sözleri  ancak şuydu: Rabbimiz, yarlıga suçlarımızı, bağışla işlerimizde taşkınlık  göstermemizi ve diret ayaklarımızı, yardım et bize kâfir kavme karşı.     

148- Allah  da onlara dünya nîmetlerini ve âhiretin güzelim mükâfatını verdi ve Allah,  iyilik edenleri sever.     

149- Ey  inananlar, kâfirlere itaat ederseniz sizi döndürür onlar ve ziyan edersiniz.     

150- Yok  yok, sizin yardımcınız, dostunuz Allah'tır ve o, yardımcıların en hayırlısıdır.     

151- Hiçbir  şeye dayanmaksızın Allah'a şirk koştuklarından dolayı kâfirlerin yüreklerine  yakında bir korkudur salacağız. Ateştir yurtları onların ve zâlimlerin barınacağı  yer, ne de kötüdür.     

152- Andolsun  ki Allah, size ettiği vaadi doğruladı; izniyle onları bozup öldürdünüz de sonra gevşeklik gösterdiniz, verilen buyruk hakkında  çekiştiniz ve sevdiğiniz şeyi size gösterdikten sonra tuttunuz, isyan ettiniz.  Sizden dünyayı dileyen olduğu gibi âhireti dileyen de vardı. Sonra sizi sınamak  için onlardan geri çevirdi ve gerçekten de bağışladı sizi ve Allah, inananlara  karşı lütuf ve ihsân sahibidir.[17]     

153- O  anda boyuna uzaklaşıyor, hiç kimseye bakmıyordunuz bile. Peygamberse arkanızdan  sizi çağırıp durmadaydı. Tanrı, elinizden çıkana hayıflanmayasınız, gelip çatan  felâketlerden mahzun olmayasınız diye sizi, gam üstüne gam vererek cezalandırdı  ve Allah, yaptıklarınızdan haberdardır.     

154- Bu  gamdan sonra size emniyetle bir uyku verdi ki içinizden bir bölüğü sarıp  kapladı. Bir bölükse can kaygısına düşmüştü. Allah hakkında, Müslümanlıktan  önceki bilgisizlik çağında olduğu gibi haksız zanlara kapıldılar. Diyorlar ki:  Bu işte nemiz var bizim? De ki: Bütün işler Allah'ındır. Onlar, sana  açıklamadıklarını yüreklerinde gizliyorlar ve bu işte payımız olsaydı burada  öldürülmezdik diyorlar. De ki: Evlerinizde de olsanız, öldürmeleri yazılanlar,  gene çıkarlar, öldürülüp yatacakları yerlere giderlerdi ve Allah,  gönüllerinizde olanları yoklamak, yüreklerinizdekini artırmak için yaptı bunu  ve Allah, yüreklerinizde ne varsa hepsini bilir.     

155- İki  topluluğun karşılaştığı gün içinizden yüz çevirenler, şüphe yok ki bâzı  hareketleri yüzünden Şeytan'a kapılmışlardı, fakat andolsun ki Allah onları  bağışladı ve şüphe yok ki Allah, suçları örter ve ceza vermede acele etmez.     

156- Ey  inananlar, sakın kâfir olup da sefere çıkan, yahut savaşa giden kardeşlerine,  bizim yanımızda olsalardı ölmezlerdi, öldürülmezlerdi diyenlere benzemeyin.  Allah, bunu, onların yüreklerine bir hasret olarak yerleştirdi. Halbuki  dirilten de Allah'tır, öldüren de ve Allah, bütün yaptıklarınızı görür.     

157- Andolsun  ki Allah yolunda öldürülmeniz, yahut ölmeniz, Allah'ın yarlıgaması ve rahmeti,  onların topladıklarından hayırlıdır.     

158- Andolsun  ki ölseniz de mutlaka Allah tapısında toplanacaksınız, öldürülseniz de.     

159- Allah'ın  rahmetiyle onlara karşı yumuşak davrandın, yoksa kaba ve katı yürekli olsaydın  mutlaka yanından ayrılıp giderlerdi. Bağışla onları, yarlıgan-malarını dile  onların, iş hususunda danış onlarla. Fakat işe girişmeyi de kurdun mu dayan  Allah'a. Şüphe yok ki Allah, dayananları sever.     

160- Allah  size yardım ederse üst olacak yoktur size. Fakat o sizi yardımsız bırakırsa  kimdir ondan başka yardım edecek size? Mutlaka Allah'a dayanmalı inananlar.     

161- Bir  peygamber, emânete hıyânet edemez ve kim hıyânet ederse kıyâmet günü, hıyânet  ettiği neyse onunla haşrolur, sonra herkese kazandığının karşılığı verilir ve  onlara zulmedilmez.[18]     

162- Allah  rızâsına uyanla Allah'ın hışmına uğrayıp yurdu cehennem olan bir olur mu hiç?  Ve orası, dönülüp varılan ne kötü bir yerdir.     

163- Onlara  Allah katında dereceler var ve Allah ne yapıyorlarsa hepsini görür. [19]     

164- Andolsun  ki Allah, müminlere büyük bir lütufta bulundu onların içinden bir Peygamber  gönderdiği zaman; o Peygamber, müminlere Tanrı âyetlerini okumada, onları  arıtmada, onlara kitap ve hikmet öğretmede ve onlar, bundan önce apaçık bir  sapıklık içindeydiler.     

165- Başlarına  iki misli olarak gelen felâkete siz de uğrayınca, bu da nereden dediniz. De ki:  Bu, sizin katınızdan geldi ve Allah'ın, şüphe yok ki her şeye gücü yeter.     

166- İki  topluluğun karşılaştığı gün size gelip çatan musîbet, Allah'ın izniyle gelip  çatmıştı. Böylece de inananları bildirmeyi.     

167- Münafıklık  edenleri de açığa vurmayı murad etmişti. Onlara, gelin, Allah yolunda savaşın,  yahut da onları defedin deyince, savaşmayı bilseydik elbette size uyardık  dediler. Halbuki onlar, o gün imandan ziyade küfre yakındılar. Özlerinde  olmayan söze getiriyorlardı. Onların bütün gizlediklerini Allah bilir.     

168- Onlar  öyle kişilerdir ki otururlar da kardeşlerine, eğer derler, bizi dinleselerdi  öldürülmeyeceklerdi. De ki: Ölümü çevirin kendinizden sözünüz doğruysa.     

169- Allah  yolunda öldürülenleri ölü sanma. Onlar diridir ve Rableri katında  rızıklanırlar.     

170- Ferah-fahûr  bir halde Allah'ın onlara ettiği lütuf ve ihsânlarla ve onlar, henüz  kendilerine katılmayanlara, fakat artlarından gelmekte olanlara da bilin ki ne  korku vardır onlara, ne de mahzun olurlar diye müjde vermeyi isterler.     

171- Allah'ın  nîmet ve ihsânına nâil olduklarından dolayı sevinç içindedir onlar ve Allah,  inananların ecrini zâyi etmez.     

172- Yaralandıktan  sonra bile Allah'ın ve Peygamberin davetine icabet edenlere, hele onların  içinden iyiliklerde bulunup sakınanlara pek büyük bir ecir var.     

173- Öyle  kişilerdir onlar ki halk, kendilerine, bütün insanlar, aleyhinizde birleşti,  korkun onlardan dedi de bu söz, onların inancını arttırdı ve Allah yeter bize,  ne de güzel vekildir o dediler.     

174- Kendilerine  hiçbir kötülük erişmeksizin Allah'ın nîmetlerine ve ihsânına nâil olarak geri  döndüler ve Allah rızâsına da uymuş oldular; Allah, pek büyük lütuf ve ihsân  sahibidir.     

175- Şüphe  yok ki Tanrı dostlarını korkutan ancak ve ancak Şeytan'dır. Onlardan korkmayın,  benden korkun inanmışsanız.     

176- Ve  o, küfre doğru koşa-koşa, yarışarak gidenler, seni mahzun etmesin, onlar  Allah'ı hiçbir sûretle zararlan-dıramazlar. Allah,  onlara âhiretten hiçbir pay vermeyi murad etmemiştir ki ve onlaradır pek  büyük azap.     

177- İmanı  satıp da küfrü alanlar, Allah'ı zararlandıramazlar, onlaradır elemli azap.     

178- Küfredenler,  kendilerine mühlet ve fırsat vermemizi, kendileri için hayırlı sanmasınlar.  Onlara mühlet ve fırsat verişimiz, suçlarını arttırmaları içindir ve onlaradır  horhakir edici azap.     

179- Allah,  inananları, şu bulunduğunuz halde bırakmayacak, sonucu, pisi temizden mutlaka  ayırt edecek. Ve Allah size gaybı da bildirecek değil, fakat peygamberlerinden  dilediğini seçer, gaybı bildirir ona. İnanır ve sakınırsanız hiç şüphe yok ki  size büyük bir ecir var.     

180- Allah'ın  ihsân ettiğini vermekten sakınanlar, bunu kendileri için hayırlı sanmasınlar.  Hattâ bu, onlar için şerdir de. Sakındıkları şey, kıyâmet günü, boyunlarına  dolanacak ve Allah'ındır göklerin ve yeryüzünün mîrası ve Allah, bütün  yaptıklarınızdan haberdardır.     

181- Andolsun  ki Allah yoksuldur, biz zenginiz ama diyenin sözünü işitmiştir Allah. Ne  söyledilerse onu da yazacağız, peygamberleri haksız yere öldürmelerini de ve  diyeceğiz ki: Tadın yakıcı kavurucu azâbı.     

182- Bu  da, ancak elleriyle kazandıklarının cezası ve Allah, şüphe yok ki kullarına  zulmetmez.     

183- Kurban  ettiğini, bir yıldırım düşüp yakmadıkça inanmayız hiçbir peygambere, bize böyle  emretti Allah gerçekten de dediler. De ki: Benden önce apaçık mûcizelerle ve  söylediğiniz mûcizeyle birçok peygamberler gelip geçti, doğruysa sözünüz ne  diye öldürdünüz onları?     

184- Seni  yalan sayarlarsa senden önce apaçık delillerle, sahîfelerle ve aydınlatıcı  kitapla gelen peygamberler de yalan sayılmıştır.     

185- Herkes  ölümü tadacak ve hiç şüphe yok ki cennete giren, gerçekten de kurtulmuştur,  muradına ermiştir. Dünya yaşayışı, zâten  aldatıcı bir matahtan ibaret.     

186- Andolsun  ki mallarınızla, canlarınızla sınanacaksınız, sizden önce kendilerine kitap  verilenlerle Tanrıya şirk koşanlardan kötü sözler işiteceksiniz, birçok  eziyetlere, zahmetlere uğrayacaksınız. Sabreder ve sakınırsanız şüphe yok ki  bu, hâdiselere karşı gösterilen metanetten sayılır.     

187- An  o zamanı ki Allah, kendilerine kitap verilenlerden, o kitabı insanlara mutlaka  açıklayacaksınız, gizlemeyeceksiniz onu diye söz almıştı; onlarsa o sözü  artlarına attılar, azcık bir menfaat karşılığında sattılar onu, ama o aldıkları  şey, ne de kötü nesne.     

188- Sakın  sanma yaptıklarıyla sevinenlerin, yapmadıkları işlerden dolayı övülmeyi  arzulayanların azaptan kurtulacakları bir yer olabileceğini, sakın sanma  onların azaptan kurtulacağını. Onlar içindir elemli bir azap.     

189- Allah'ındır  göklerin ve yeryüzünün saltanatı ve Allah'ın her şeye gücü yeter.     

190- Gerçekten  de göklerin ve yeryüzünün yaratılışında, geceyle gündüzün birbiri ardınca  gelişinde aklı tam olanlara deliller var.     

191- Onlar,  Allah'ı ayaktayken, otururken ve yan üstü yatarken anarlar ve göklerle  yeryüzünün yaratılışını düşünürler de Rabbimiz derler, bunları boş yere yaratmadın, noksan sıfatlardan arısın  sen, koru bizi ateşin azâbından.     

192- Rabbimiz,  gerçekten de sen kimi ateşe atarsan şüphe yok ki onu horhakir bir hale sokarsın  ve zâlimlere hiçbir yardımcı yoktur.     

193- Rabbimiz,  gerçekten de biz, bir seslenen duyduk, inanç için sesleniyor, Rabbinize inanın,  diyordu, hemencecik inandık. Rabbimiz, yarlıga suçlarımızı, ört  kötülüklerimizi, iyilere kat bizi, onlarla al rûhumuzu.     

194- Rabbimiz,  bize ver peygamberlerine vaadettiklerini ve aşağılık bir hale getirme bizi  kıyâmet gününde, gerçekten de sen vaadinden dönmezsin.     

195- Gerçekten  de Rableri, dualarını kabul etti, ben, erkek olsun, kadın olsun, içinizden  iyilik yapanın iyiliğini boşa çıkarmam, bâzınız bâzınızdan meydana gelmedir ve  hepiniz birsiniz bence. Ama benim yolumda göçenlerin, yurtlarından  çıkarılanların, eziyete uğrayanların, savaşıp vuruşanların, vurulup ölenlerin  kusurlarını, andolsun ki mutlaka örteceğim ve onları, kıyılarından ırmaklar  akan cennetlere sokacağım, Allah  katından mükâfattır bu, daha güzel mükâfat da gene Allah katında.     

196- Kâfir  olanların şehirlerde gezip dolaşmaları, aldatmasın seni sakın.     

197- Bu,  azıcık bir faydalanmadan ibaret, sonra sığınacakları yer cehennemdir ve orası,  ne kötü bir yurttur, ne kötü bir yatak.     

198- Fakat  Rablerinden çekinenleredir kıyılarından ırmaklar akan cennetler, orada ebedî  kalış, Allah katından ziyâfetler ve Allah katında, iyi kişilere daha da hayırlı  şeyler var.     

199- Şüphe  yok ki kitap ehlinden, Allah'a içten bir saygı besleyerek, Allah'a inananlar ve  size indirilene de, kendilerine indirilene de, iman edenler var. Allah  âyetlerini değersiz bir menfaate satmaz onlar. Onların karşılığı, Rableri  katındadır. Şüphe yok ki Allah, pek tez hesap görür.

200- Ey  inananlar, sabredin, sebât edin, karşı durun ve Allah'tan sakının, ancak bu  sâyede kurtulur, bu sâyede üst olursunuz.     

       

               
                        [1] ) Muhkem,  mânası apaçık demektir. Müteşabih, çeşitli mânalara gelen anlamınadır.       
                     [2]) Bu âyet,  Müslümanların ilk savaşı olan ve Hz. Muhammed (s.a.a)'in en büyük  düşmanlarından bulunan Ebû-Cehl'in öldürülmesiyle sonuçlanan Bedir savaşını  anlatmaktadır.       
                        [3]) Çekişenler, Necran Hıristiyanlarıdır.       
                       [4] ) İmran,  Mûsâ ile Hârûn'un babasıdır. Bu takdîrde buradaki İmran soyu sözüyle Mûsâ ve Hârûn  kastedilir. İmran'a Meryem'in babası diyenler olduğu gibi bu hususta başka  rivâyetler de vardır.       
                        [5] ) Bu  âyetlerin meâli, aşağı yukarı Luka İncili'nin I. bölümünde mevcuttur.       
                    [6] ) "Kelime", burada Tanrıyı birleyiş sözü, yahut Tanrı kitabı, yahut da  İsa'dır. İsa, Tanrının ol sözüyle var olduğundan kelime diye anılmıştır.  Peygamber olduğu cihetle Tanrı kelimesi denmiştir, nitekim Hz. Muhammed  (s.a.a)'e de "Zikr" denmiştir diyenler de vardır (al-Müfredât, s.  455). Mesîh kelimesinin Süryaniciden Arapça'ya geçtiğini söyleyenler olduğu  gibi bir yere el sürmek anlamına gelen mesh'ten geldiğini söyleyenler de  vardır. Yeryüzünde fazla gezdiğinden, yağla meshedilmiş olarak doğduğundan,  suyla vaftiz edildiğinden bu lâkapla lâkaplanmıştır diyenler ve... (Devamı, sonnot No: 9)
                        [7] ) Bu  âyetlerin meâli, aşağı yukarı Luka İlcili'nin I. bölümünde mevcuttur.  
                     [8]
) İsa  Peygamberin ölüyü diriltmesi, körlerin gözlerini açması, hastaları  iyileştirmesi, Ahd-i Cedit'te de vardır. (Matyus. 9, 12, Markus, 1. 40-41, 2,  3-11, 3, 1-5, 5, 25-43, 10, 46-52. Diğer İncil'lerde de bu çeşit mûcizelerden  bahsedilmektedir). Ancak topraktan kuş şeklinde bir şey yapıp üfürdüğü ve o  şeklin kuş olduğu hakkında bir şey yoktur.
                       [9] ) Havâriyyun, İsa'ya inanan ve onun adına dinini tebliğ eden on iki kişidir.  Bunların adları, Matyus İncil'inde vardır (10, 1-4). Hıristiyanların inancına  göre On ikilerden Yuda, İsa'yı ele verdiği için lânetlenmiş, bunun yerine  Mityas seçilmiştir (A'mâk-i Rüsül, 1, 15-26). Bunlara, elbiseleri temiz  olduğundan, elbise yıkamakla, avlanmakla, balık avıyla geçindiklerinden bu adla  adlanmışlardır diyenler vardır. (Devamı, sonnot No: 9)
                     [10] ) Bu âyete  dayanarak İsa'nın, maneviyat bakımından diri olup, madde bakımından ölmüş bulunduğunu  söyleyenler olmuştur ki Sımavna Kadısıoğlu Bedreddin bunlardandır ve  "Vâridât" ında bunu açıkça söyler (Mehmet Şerefeddin Yaltkaya:  Sımavna Kadısoğlu Şeyh Bedreddin, İst. 1925-1341, s. 38-39).
                      [11] ) Hicretin  onuncu yılında Necran Hıristiyanlarının bir kısmı, mescide gelmişler, Hz. Peygamberle  İsa hakkında görüşmüşler, bunun üzerine Hz. Muhammed (s.a.a), onları  mübaheleye, yani yalancıyı Tanrı lânetine havale ederek lânetleşmeye çağırmış,  onlar o gün izin istemişlerdi. Hz. Muhammed (s.a.a), ertesi günü, Ali'nin  elinden tutmuş, Hasan ve Hüseyin'i önüne katmış olarak yola çıkmıştı. Fâtıma da  arkalarından geliyordu. (Devamı, sonnot No: 11)
                      [12] ) Rabbâni,  Ali, İbn-i Abbas ve Hasen'e göre fıkıh, yani İslâm hukuku bilgisini bilen ve  Kur’ân'dan hüküm çıkarmaya gücü yeten bilgine derler. Hikmet sahibi, bilgin,  Tanrıdan çekinen hakim, idarede, halkın işlerini güzellikle tedbîr eden,  bilgilerini halka öğreten; helâli haramı, emri nehyi bilen anlamlarını verenler  de vardır. Ali oğlu Muhammed-ibn-il-Hanefiyye'nin öldüğü gün İbn-i Abbas'ın, bu  ümmetin Rabbânisi öldü dediği rivâyet edilmiştir. Bu sözün iştikakı hakkında  birçok sözler söylenmiş, hattâ Süryanice'den  geldiğini söyleyenler bulunmuştur (Mecma'ül-Beyan, 1. s.199).
                        [13] ) Bu âyet,  Musevilerin itirazlarına cevaptır, çünkü onların dininde deve haramdır (Tesniye, 14, 6).
                       [14] ) Buhârî,  Ebu-Zerr'den rivâyet edilen şöyle bir hadis tahric eder: Yâ Resulâllah dedim,  yeryüzünde ilk kurulan mescit, hangi mesciddir? Mescid-i Harâm dedi. Sonra  hangi mescid diye sordum. Mescid-i Aksâ dedi. İkisinin kuruluşu arasında dedim  ne kadar zaman var? Kırk yıl buyurdu (al-Tecrid, c. 2, s. 41. Kitâbu  Bed'il-halk).       
                     [15] ) Allah  ipi, Ebû-Said-i-Hûdri, Abdullah ve Katâde'ye göre Kur’ân'dır. İbn-i Abbas ve  Ebû-Zeyd'e göre Müslümanlıktır. İmam Ca'fer-üs-Sâdık (a.s)'ın, biz, Tanrının  Allah ipine yapışın diye emrettiği kişileriz, Allah ipiyiz dediği rivâyet  edilir. Hz. Muhammed (s.a.a)'in, "Ben, sizin aranızda iki halife  bırakıyorum; gökle yer arasında, uzatılmış bir ip olan Allah kitabı ve soyum,  Ehl-i Beyt'im; ikisi, havuz kıyısında bana ulaşıncaya dek birbirinden  ayrılmaz" dediğini Ahmed-ibn-i Hanbel, "Müsned"inde, Tabarâni,  "Kebir" inde rivâyet ederler (al-Câmi'üs-Sagıyr, 1. s.87). Bu hadis,  daha başka tarzlarla ve eklentilerle Tirmizi, Hâkim, Zehebi tarafından da  tahric edilmiştir (Seyyid Abd-ül Huseyn Şerefüddin: al-Murâcaât, Bağdat,  Miktebet-ül-Câmia, 1946 -1365. s. 20-21). Aynı meâlde bir hadis,  Ebû-Hureyre'den tahric edilir (al-Cami, 2, s. 4).       
                       [16] ) Uhud savaşı. Bu iki bölük, askerin iki kanadını meydana getiren  Selme ile Harise oğullarıdır.
                      [17] ) Sevdikleri, istedikleri şey ganîmetti. Uhud savaşında bir yeri beklemeye memûr  olanlar, muzafferiyeti görünce ganîmetten mahrum kalmamak için, yerlerini  bırakmışlar ve düşman oradan saldırarak Müslümanları bozmuştu. Bundan önceki ve  sonraki âyetler, 160. âyete kadar hep Uhud savaşına aittir.       
                     [18] ) Bedir  ganîmetleri arasında bir kadife kaybolmuştu. Münafıklar, bunu Hz. Muhammed  (s.a.a) almıştır diye ortaya bir söz attılar. Buna işaret edilmektedir.       
                      [19] ) Ahd-i  Atıyk'te, Âdem Peygamberin oğulları Kaabil'le Hâbil'den bahsedilirken "Ve  bir vakitten sonra Kayın, yerin mahsulünden Rabbe takdime getirdi ve Hâbil,  kendisi dahi sürüsünün ilk doğanları ile semizlerinden getirdi ve Rab, Hâbil  ile takdimesine nazar eyledi, lâkin Kayın ile takdimesine nazar etmedi"  deniyor "Tekvin, 4, 3-5). (Devamı, sonnot No: 12)       
   
 

Total Visit: 260
Total Rank: 0
Total Rankers: 0
Total Comments: 0

Oy vermek için yetkiniz yok. Lütfen giriş yapınız.