Çarsamba 23 Mayıs 2012 - 03:54

الأربعاء ٣ رجب ١٤٣٣

چهارشنبه ۳ خرداد ۱۳۹۱ - ۰۵:۲۴

Kullanıcı adı:

Şifre :

Şifremi Hatırla
Şifremi unuttum   aktivasyon
Üye ol
    
       


Kur’an’ın İnişi

     
kur’an’ın inişi
     

      Kur’an-ı Kerim; aziz ve hekim Allah’ın, aziz ve alîm Allah’ın, diri ve  yarattıklarını tedbîr eden Allah’ın, rahman ve rahim Allah’ın,  alemlerin rabbi Allah’ın, yüce öğretici ve övgü sahibi hakîm Allah’ın  katından Hatem’ül Enbiyanın (s.a.a) kalbine ve oradan da mümin ve  muvahhitlerin kalplerine nazil olmuştur ki insanların ruhlarını izzet,  hikmet, hayat, rahmet... ile yoğursun.

      Şanı yüce Allah’ın bu hususta buyurduğu bazı ayetleri buraya aktarıyoruz:

     “Hâ mîm. Bu kitap, üstün ve hikmet sahibi Allah tarafından indirilmiştir.”

      “Hâ mîm. Bu kitap, üstün ve her şeyi bilen Allah tarafından indirilmiştir.”

      “Elif lâm mîm. Öyle bir Allah'tır ki yoktur ondan başka tapacak;  diridir, daimî olarak mahlûkatının işlerini tedbîr ve her şeyi tasarruf  eder. Kitabı, sana gerçek ve ellerinde bulunanı gerçekleyici olarak  indirdi, Tevrat ve İncil'i de indirdi.”

       “Hâ mîm. Rahman ve rahîmden indirilmiştir.”

       “Şüphe yok ki bu, pek güzel ve üstün Kur’ân'dır. Saklanmış bir kitapta.  Ona, temiz olanlardan başkaları dokunamaz. Alemlerin Rabbinden  indirilmiştir.”

     

      “Oku Rabbinin adıyla  ki bütün mahlûkatı yarattı. İnsanı da bir parça kan pıhtısından var  etti. Oku ve Rabbin, pek büyük bir kerem sâhibidir. Öyle bir Rab ki  kâlemle öğretmiştir. İnsana bilmediğini belletmiştir.”

        “Kur’ân, kendisine tebliğ edildikten sonra kâfir olanlar (bize gizli  değillerdir); ve şüphe yok ki bu Kur’ân, eşsiz ve üstün bir kitaptır  ki. Ne önceden onun hükümlerini iptâl eden bir kitap gelmiştir, ne de  ondan sonra gelir ve bâtıl, ona zarar veremez; hüküm ve hikmet  sâhibinden, hamde lâyık mâbut tarafından indirilmiştir.”

       Vahyi alanın yüceliği olmaksızın Kur’an’ın nazil olması olanak dışıdır.  Gerçekte bahsi edilen bu nazil oluş ve yücelik, aynı hakikatten  ibarettir ve bu hakikatin, vahyi alan kimseye isnat edilmesi şu anlama  gelir: Vahyi alan kimse, ruhsal yüceliği ile vahyi almıştır.

        Aynı hakikatin, konuşana (vahyi nazil edene) nisbet verilmesi ise şu  manaya gelir: Konuşan, vahyi nazil etmekle onu, vahiy alıcısına  ulaştırdı.

       Kur’an-ı Kerim şöyle buyurmaktadır:

     “Ve şüphe yok ki sen, Kur'ân'ı, hüküm ve hikmet sâhibinin, her şeyi bilenin katından almadasın.”

      Nazil olma, tecafi ve tecelli olmak üzere ikiye ayrılır:

        Tecafi kapsamında nazil olan şey, nazil olduktan sonra inişin  başlangıcı olan yerde mevcut değildir artık ve inmiş olduğu yerde  varlığını korumaktadır. Mesela yağmurun gökyüzünden inmesi, tecafi  türündendir ve yağdıktan sonra da yağışın başlangıç noktası olan  gökyüzünde mevcut değildir ve yeryüzüne inmiştir artık.

    Tecelli türünden nazil olan şey ise, nazil olan şeyin hakikat ve  aslının ilk kaynağında var olmakla birlikte şuasının tecelli ve zuhur  etmesidir. Bir konuşanın söylediği söz veya bir konuşmacının yaptığı  konuşma, bu türdendir. Bu söz veya konuşmanın aslı, insanın canında  mevcut olmakla birlikte, bir şuası da söz şeklinde ortaya çıkar.

       Kur’an-ı Kerim’in nazil olması da tecelli türündendir.

        İmam Ali (a.s) şöyle buyurmaktadır:

       “Münezzeh olan Allah, kendi kitabında, onlara tecelli etti; onlar, O’nu görmeksizin.”

Bu bağlamdaki bir diğer buyruk şöyledir:

   “Şüphesiz ki Allah, kendi kitabında, yarattıklarına tecelli etti; ancak onlar, O’nu görmezler.”

      Kur’an-ı Kerim iki defa nazil olmuştur; bir defa Ramazan ayında ve  bisetten önce defaten ve tümden nazil olmuştur ve bir diğer defa ise 23  yıl zarfında tedricî olarak nazil olmuştur.

    Kur’an-ı Kerim’in  defaten ve tümden nazil olmasına “Kur’an’ın inzalı” ve tedricî olarak  nazil olmasına ise “Kur’an’ın tenzili” denmektedir.

    Kur’an-ı  Kerim’in, ayrı ayrı olmadan ve detay hali bulmadan önce bir bütün  varlığı vardır ve kitabın ayrıntılandırılması, aslından farklı bir  şeydir.

Kur’an-ı Kerim şöyle buyurmaktadır:

      “Elif  lâm râ; bir kitaptır bu ki âyetleri, delillerle sağlamlaştırılmış,  sonra apaçık bildirilmiştir, hüküm ve hikmet sâhibi olan ve her şeyden  haberdâr bulunan Tanrı katından inmedir.”

Kur’an-ı  Kerim’in bir diğer hakikati vardır ki ona “Ümm’ül Kitab, Kitab’ül  Meknun, Levh-i Mahfuz” denmiştir; insanların onu anlayabilmeleri için  de okuma ve Arapçalık olguları sonradan ona ulanmıştır.

Kur’an-ı Kerim şöyle buyurmuştur:

     “Hâ mîm. Andolsun her şeyi açıklayan kitaba.”

     Bu bağlamdaki bir diğer ayet şöyledir:

   “Andolsun  yıldızların yerlerine. Ve şüphe yok ki bu, elbette pek büyük bir anttır  bilseniz. Şüphe yok ki bu, pek güzel ve üstün Kur’ân'dır. Saklanmış bir  kitapta. Ona, temiz olanlardan başkaları dokunamaz. Alemlerin Rabbinden  indirilmiştir.”

Konuyla ilintili bir diğer ayet de şöyle buyurmaktadır:

     “Korunmuş levhada.”

      Kur’an-ı Kerim’in tenzili, yüce Peygamberimizin (s.a.a) mebus olduğu  gece (Receb ayının 27. günü) gerçekleşmiş ve ilk inen sûre de “Alak”  sûresi olmuştur.

       Kur’an-ı Kerim “tenzil” hakkında şöyle buyurmaktadır:

      “Bir Kur'ân'dır ki onu insanlara dura-dura, yavaş-yavaş okuman için  âyet-âyet, sûre-sûre ayırdık ve onu azar-azar indirdik.”

      Kur’an-ı Kerim’in “inzal” hakkındaki buyruğu ise şöyledir:

   “Ramazan  ayı, bir aydır ki insanlara doğruyu bildiren, doğruluğa ait apaçık  delillerden ibaret olan, hakla bâtılı ayırt eden Kur’ân, bu ayda  indirildi. Sizden kim, bu aya erişirse orucunu tutsun. Hasta olan ve  yolcu bulunan, hastalığında, yolculuğunda orucunu yer, sonra yediği  günler kadar tutar. Allah sizin için kolaylık diler, güçlük değil. Bu  da sayıyı tamamlamanız, Allah'ın size doğru yolu göstermesine karşılık  onu ululamanız içindir, böylece de ona şükretmiş olabilirsiniz.”

       Bu husustaki bir diğer ayet şöyledir:

      “Şüphe yok ki biz onu, kutlu bir gecede indirdik, şüphe yok ki biz, insanları korkuturuz.”

       Kur’an’ın bu bağlamdaki bir diğer buyruğu ise şöyledir:

       “Şüphe yok ki indirdik Kur’ân'ı Kadir gecesi.”

        Kafirler ve inkarcılar, Kur’an’ın defaten yüce Peygamberimize (s.a.a)  indiğini bilmiyorlardı ve bundan dolayı da Allah Resulünü (s.a.a)  eleştiriyor ve şöyle diyorlardı: Eğer onun Allah ile bir bağı varsa ve  eğer ona vahiy iniyorsa, neden Kur’an parça parça ve ayrı ayrı iniyor?  Neden Kur’an defaten ve tümüyle nazil olmuyor ki?

       Kur’an-ı  Kerim bu eleştiriye şöyle cevap veriyor: Kur’an’ın defaten nazil  olmasından sonra bir de tedricî olarak nazil olması, Allah Resulünün  (s.a.a) ve müminlerin kalplerini daha dayanıklı ve daha huzurlu kılan  bir nedendir. Ayrıca Kur’an-ı Kerim’in tedricî olarak nazil olmasının  bir diğer nedeni de, eleştiride bulunan insanların anında ve oracıkta  cevap almasıdı.

       Kur’an-ı Kerim şöyle buyurmaktadır:

      “Kâfir  olanlar, ona Kur’ân dediler, birden ve toplu olarak indirilseydi ya.  Biz, onu, gönlüne iyice yerleştirmen için böyle indirdik ve onu  âyet-âyet ayırdık, birbiri ardınca indirdik.”

       Bu alandaki bir diğer ayet şöyle buyurmaktadır:

      “De ki: Onu, inananların inançlarını sağlamlaştırmak için Müslümanlara  hidâyet ve müjde olarak Rûh-ül-Kudüs, Rabbinden hak ve gerçek olarak  indirmiştir.”

    Yüce Peygamberimiz (s.a.a),  kendisine nazil olan ayetleri önceden biliyordu ve bundan dolayı da o  hazrete emredilmişti ki vahiy tamamlanmadan önce onu okumakta acele  etme.

      Kur’an-ı Kerim bu bağlamda şöyle buyurmaktadır:

    “Çok  yücedir her şeye sâhip ve mutasarrıf olan gerçek Allah ve acele etme  Kur'ân'ı okumak için sana vahiy tamamlanmadan ve de ki: Rabbim, bilgimi  çoğalt.”

     Yine bu alandaki bir diğer ayet şöyle buyurmuştur:

      “Vahyi, acele edip okumak için dilini oynatıp durma.”

Dr.İbrahimiyan



Total Visit: 708
Total Rank: 0
Total Rankers: 0
Total Comments: 0

Oy vermek için yetkiniz yok. Lütfen giriş yapınız.