Çarsamba 23 Mayıs 2012 - 03:51

الأربعاء ٣ رجب ١٤٣٣

چهارشنبه ۳ خرداد ۱۳۹۱ - ۰۵:۲۱

Kullanıcı adı:

Şifre :

Şifremi Hatırla
Şifremi unuttum   aktivasyon
Üye ol
    
       


Kur’an’ın Hakikatine Ulaşmak

     
kur’an-ı kerim
     

       Kur’an hakkında önemli olan sorulardan biri, Kur’an-ı Kerim’in herkes  tarafından anlaşılabilir olup olmadığıdır. Acaba herkes Kur’an’ın  hakikatine ulaşabilir mi?

     

     Kur’an-ı Kerim de aynen “yakin”  gibi zatî anlamda hüccet midir, yoksa onun hüccet oluşu başka bir  şeyden mi kaynaklanmaktadır?

     

     Kur’an-ı Kerim, içerdiği bazı  ayetlerde “nur” olarak nitelendirilmiştir. Nurun varlığında hiç bir  muğlaklık yoktur ve görünürlüğü de zatî olduğu için bu bağlamda başka  bir şeye ihtiyaç duymaz. İşte Kur’an-ı Kerim de böyledir.

     

Konuyla ilintili olarak Kur’an-ı Kerim şöyle buyurmaktadır:

     
       
“Ey insanlar, size Rabbinizden reddi mümkün olmayan bir delil gelmiştir ve size apaçık bir nur indirmişizdir.”
     
     

      Hemen belirtmem gerekir ki Kur’an’ın mübhem ve muğlak olmaması, tam  anlamıyla aşikar ve ortada olduğu anlamına gelmez. Kur’an-ı Kerim  mübhem ve muğlak değildir ve aynı zamanda tam anlamıyla aşikar da  değildir.

     

    Kur’an’ın bazı mertebe ve aşamaları vardır.  Kur’anî hakikatlerin farklı aşamaları vardır ve bu aşamalar,  birbirlerine paralel değil ve bilakis birbirlerinin uzantısındadır.  Kur’an’ın sahip olduğu aşamalar, birbirleriyle çelişki ve tezat halinde  de değildir.

     

İmam Cafer-i Sadık’ın (a.s) şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir:

     
       
“Yüce  Allah’ın kitabı dört şey üzeredir: İbaret, işaret, ince vurgular ve  hakikatler. İbaret, avam halk içindir; işaret, özel insanlar içindir;  ince vurgular, veliler içindir; hakikatler, peygamberler içindir.”
     
     

     İşte bundan ötürüdür ki masum imam, bir ayeti, birbirlerinin  uzantısında bir kaç şekilde yorumlayabilmekte ve herkese de durum ve  kapasitesine uygun olarak Kur’an’dan cevap verebilmektedir.

     

     Züreyh Muharibî, İmam Cafer-i Sadık’a (a.s) şu ayet hakkında sorar:

     

   Sonra temizliklerini yapsınlar, adaklarını yerine getirsinler ve tavâf etsinler Beyt-al-atıyk'ı.”

     

İmam Cafer-i Sadık (a.s) buyurur:

     

     “Ayette geçen ‘temizliklerini yapsınlar’ imam ile mülakat etmektir.  Yani insan, hac amellerini yerine getirdikten sonra imamın huzuruna  varmalıdır.”

     

İmam (a.s) şöyle devam eder:

     

     “Ayetteki ‘adaklarını yerine getirsinler’ cümlesiyle de hac amelleri kastedilmiştir.”

     

           Züreyh’in bu rivayetini işiten Abdullah b. Senan, İmam Cafer-i Sadık’ın  (a.s) huzuruna vardı ve bu ayeti kendisi için yorumlamasını istedi.

     

İmam (a.s) buyurdu:

     

“Bu ayet, bıyık ve tırnağın kesilmesine dönüktür.”

     

Abdullah b. Senan, “Ama Züreyh, bu ayeti sizden taraf farklı şekilde yorumlamaktadır.” dedi.

     

İmam (a.s) buyurdu:

     

“Züreyh  doğru sözlüdür ve senin (ondan naklettiğin) rivayet de doğrudur. Çünkü  Kur’an’ın bir zahiri ve bir de batını vardır; Züreyh’in taşıdığı  kadarını kim taşıyabilir?”

     

Cabir, İmam Muhammed-i  Bakır’ın (a.s) huzuruna gelip bir ayetin tefsirini sordu ve İmam (a.s)  da cevapladı. Cabir bir başka defa yine aynı ayetin tefsiri hakkında  sordu ve İmam Cafer-i Sadık (a.s) da farklı bir cevap verdi. Cabir,  “Ama bir önceki defa farklı bir cevap vermiştiniz!” dedi.

     

İmam (a.s) buyurdu:

“Cabir!  Kur’an’ın bir batını vardır ki batının da batını vardır ve bir de  zahiri vardır ki zahirin de zahiri vardır. Ey Cabir! İnsanların  akıllarına, Kur’an tefsirinden daha uzak olan bir şey yoktur. Çünkü  ayetin ilk kısmı bir şeyin hakkındayken, son kısmı başka bir şeyin  hakkındadır. Kur’an, birbirine bağlı bir kelamdır ki farklı yönlerde  yorumlanabilir.”

     

Müminler Emiri Ali (a.s) şöyle buyurmaktadır:

     
       
“Bu Kur’an’ı konuşturun; oysa ki o, sizinle asla konuşmayacaktır. Ben ondan size haber vereceğim.”
     
     

İmam Ali’nin (a.s) tabiriyle, Kur’an-ı Kerim’in güzel bir zahiri ve derin bir batını vardır.

     

İmam Ali (a.s) şöyle buyurmaktadır:

     

“Kuşkusuz ki Kur’an’ın zahiri güzel ve batını ise derindir.”

     

Bununla  birlikte Kur’an’ın bazı aşamaları, herkes için anlaşılabilir türdendir.  Kur’an-ı Kerim’in herkes tarafından anlaşılabilir bir kitab olduğu  açıktır ve bunun nedeni şöyle özetlenebilir:

     

1-Kur’an-ı Kerim herkesin kitabı ve fıtratın dilidir;  fıtratın dili de herkes için algılanabilecek türdendir. Çünkü fıtrat ve  öz yaratılış dili, tarihin her diliminde ve her toprak parçasında  yaşayan bütün insanların dilidir.

     

Kur’an-ı Kerim şöyle buyurmaktadır:

     

“Ve  biz, cehennem memûrlarını, meleklerden tâyin ettik ve kendilerine kitap  verilenlerin iyiden-iyiye anlayıp inanmaları için ve inananların  inancını arttırsın ve kendilerine kitap verilenlerle inananlar, şüpheye  düşmesinler ve gönüllerinde hastalık olanlar ve kâfirlerse, Allah  bununla, bu örnekle neyi kastediyor ki desinler diye sayılarını on  dokuz olarak taktîr ettik. İşte böylece Allah, bildiğini saptırır ve  dilediğini doğru yola sokar ve Rabbinin ordusu ne kadardır, ancak Allah  bilir ve bu, insanlara bir öğüttür ancak.”

     

Yine Kur’an şöyle buyurmaktadır:

     

“Halbuki o, ancak âlemlere bir öğüttür.”

     

Bu bağlamdaki bir diğer ayet de şöyledir:

     

“Ve biz, seni bütün insanlara, ancak müjdeci ve korkutucu olarak gönderdik ve fakat insanların çoğu bilmez.”

     

2-Her şeyi açıklayan Kur’an-ı Kerim, kendini açıklamamış olamaz.

     

Kur’an-ı Kerim bu bağlamda kendini, her şeyin açıklayıcısı olarak tanıtmakta ve şöyle buyurmaktadır:

     

“Her  ümmete, kendi cinsinden bir tanık getireceğiz ve seni de bunlara tanık  tutacağız ve biz, sana her şeyi açıklayıp anlatan ve Müslümanlara  hidâyet, rahmet ve müjde olan kitabı indirdik.”

     

Bunu doğrulayan şahitler de vardır ki şöyle özetlenebilir:

     

a-Sakaleyn hadisi

     

“Kuşkusuz  sizin aranızda iki ağır emanet bırakıyorum; Allah’ın kitabı ve ıtretim  olan Ehl-i beytim. Onlara tutunduğunuz sürece asla dalalete  düşmezsiniz.”

     

b-Kur’an’ı “nur” olarak niteleyen ve herkesi de onda düşünmeye sevkeden ayetler.

     

c-Hadislerin  birbirleriyle çelişmesi durumunda onların Kur’an’a götürülmesini,  Kur’an’la uyumlu olanının kabul edilmesini ve çelişeninin ise  reddedilmesini buyuran hadisler.

     

d-Masum  imamlar (Allah’ın selat ve selamı onlara olsun), öğrencilerinin hukukî,  içtimaî, fıkhî, itikadî alanlarda... Kur’an’a müracaat etmelerini  buyurmuşlardır.

     

e-Kur’an’da düşünmenin emredilişi de, Kur’an’ın bazı aşamalarının herkes tarafından anlaşılabilir olduğunu göstermektedir.

     

İmam Zeyn’el Abidin (a.s) şöyle buyurmaktadır:

     

“Kur’an ayetleri, ilim hazineleridir; öyleyse bir hazine açıldığında ona bakılması daha uygun olur.”

     

İnsanların  Kur’an’dan faydalanması farklı düzeylerdedir. Kur’an’ın fıtrat dili  olması ve herkes için anlaşılır olması, herkesin aynı düzeyde  Kur’an’dan yararlanabileceğini göstermez. Tam anlamıyla Kur’an’a vakıf  olabilmek ve anlayabilmek masum imamlara aittir; herkes bu makama  ulaşamaz.

     

Bu bağlamda rivayet edilen bir hadis şöyledir:

     

“Kur’an’ı ancak, onunla muhatap kılınan anlar.”

     

Müminler Emiri Ali (a.s) de bu hususta şöyle buyurmaktadır:

     
       
“Andolsun  Allah’a, eğer oturacağım bir kürsü olsaydı ona oturur ve Tevrat ehli  için Tevrat’la..., İncil ehli için İncil’le... ve Kur’an ehli için de  Kur’an’la... fetva verirdim.”
     
     

Kur’an’ın derinliğine elbette ki herkes ulaşamaz.

     

“Kur’an bir alacaklıdır ki, alacağı ödenemez ve bir gariptir ki hakkı eda edilemez.”

     

İmam Muhammed-i Bakır (a.s) şöyle buyurmaktadır:

     

“Seçilmiş kullar dışında kimse Kur’an’ın zahir ve batınını bir arada topladığını (anladığını) iddia edemez.”

     

İmam Muhammed-i Bakır (a.s) bir diğer hadisinde şöyle buyurmuştur:

     

“Bu ümmet içinde, seçkin kullar dışında Kur’an’ın tümünü algılayabileni görmedim.”

     

İmam Cafer-i Sadık (a.s) da bu hususta şöyle buyurmaktadır:

     

“Biz Ehl-i beyt arasında Kur’an’ı başından sonuna kadar bilen biri her zaman olmuştur.”

     

Bu bağlamda İmam Cafer-i Sadık’tan (a.s) rivayet edilen bir diğer hadis şöyledir:

     

“Andolsun  Allah’a ki, Allah’ın kitabını başından sonuna, adeta elimin içindeymiş  gibi biliyorum. Gökyüzünün haberi, yeryüzünün haberi, olacağın haberi  ve olmuşun haberi ondadır. Yüce Allah, ‘Her şeyin açıklaması ondadır.’  buyurmuştur.”

     

Kur’an’ın hüccet ve açıklığı, aynen  yakininki gibi zatîdir ve kendinin dışında bir açıklayıcıya ihtiyacı  yoktur. Bir bütün olarak Kur’an, her şeyin açıklayıcısı olduğu gibi,  kendini de açıklamaktadır.

     

Masum imamların (Allah’ın selat ve  selamı onlara olsun), bir ayeti bir diğer ayete eklemekle çıkarsamada  bulunmuş oldukları ve bu yöntemle Kur’an’ı tefsir etmiş oldukları  ortadadır.

     

Kur’an-ı Kerim, ana hatları açıklamada mustakil ve  bağımsızdır; ayrıntıların beyanı ise yüce Peygamberimizin (s.a.a)  uhdesine bırakılmıştır. Kur’an-ı Kerim, detay konumdaki hükümlerinde  yüce Peygamberimizin (s.a.a) açıklamasına ihtiyaç duymaktadır.

     

Kur’an-ı Kerim, konuyla ilintili olarak şöyle buyurmaktadır:

     
       
“Allah'ın,  fethedilen köylerin mallarından Peygamberine verdiği ganîmetler artık  Allah'ındır ve Peygamberin ve yakınların ve yetimlerin ve yoksulların  ve yolda kalmışların; bu da, o malın, sizin içinizdeki zenginlerin  ellerinde devreden bir mal, bir sermâye olmaması içindir ve Peygamber,  size ne verirse alın onu ve neden vazgeçmenizi emrederse vazgeçin ondan  ve çekinin Allah'tan; şüphe yok ki Allah'ın azâbı çetindir.”
     
     

Bunu, Kur’an-ı Kerim’in namazı farz kıldığı ayetlerden biriyle şöyle örneklendirebiliriz:

     

«“Namaz kılın, zekât verin, rükû edin rükû edenlerle (ve namazı cemaatle kılın).”

     

Başta yüce Peygamberimiz (s.a.a) olmak üzere Ehl-i beyti, bu genel hükmün ayrıntılarını beyan etmiş ve şöyle buyurmuşlardır:

     

“Allah  Resulü (s.a.a) miraca çıkıp namazı öğrendikten sonra ümmetine, ‘Benim  namaz kılışımı gördüğünüz gibi namaz kılın!’ buyurmuştur.”

     

Bu gerçeğin bir diğer örneği hac konusudur. Kur’an-ı Kerim hac ibadeti hakkında şöyle buyurmuştur:

     

“Oradadır  apaçık deliller ve İbrahîm'in durağı ve kim oraya girerse emin olur.  İnsanlardan, oraya gitmeye gücü yetene, Allah için gidip o evi ziyaret  ederek haccetmesi farzdır. İnkâr eden eder, Allah şüphe yok ki bütün  âlemlerden müstağnîdir.”

     

Allah Resulünün (s.a.a) bu husustaki buyruğu da şöyledir:

     

“Hac amellerini benden öğrenin!”

     

Bunun  bir diğer örneği de zekat konusudur. Kur’an-ı Kerim, zekatın farz  olduğunu buyurmuş ve ayrıntılarını ise yüce Peygamberimiz (s.a.a) ve  Ehl-i beyti beyan etmişlerdir.

     

Kur’an-ı Kerim, zekatın farz oluşunu şöyle buyurmaktadır:

     

“Ey  inananlar, Allah'a, peygambere ve içinizden emredecek kudret ve  liyakata sahip olanlara itaat edin. Allah'a ve âhiret gününe  inanıyorsanız bir şeyde ihtilâfa düştünüz mü o hususta Allah'a ve  Peygambere mürâcaat edin; bu hareket, hem hayırlıdır, hem de sonu pek  güzeldir.”

     

İtaat edilmesi Kur’an’ca farz kılınan  “ul’ul emrin=emir sahiplerinin” ölçüt ve örnekleri Peygamberimiz  (s.a.a) tarafından beyan edilmiştir.

     

    Kur’an’ın Ehl-i beytten  öğrenilmesi gerektiğini buyuran hadisler, Kur’an’ın zahirine değil,  batınına yöneliktir. Yani Kur’an’ın batınının Ehl-i beytten öğrenilmesi  gerektiğine dikkat çekmektedir. Çünkü eğer Kur’an’ın zahirinin hüccet  oluşu hadislere bağlı olsa, bu durumda çıkmaza düşülecektir.

     

Yüce  Peygamberimizin (s.a.a) Kur’an’ı açıklaması, Kur’an’ın açıklaması  dışında değildir; Kur’an sınırları içinde bir açıklama türündendir.

     

      Müminler Emiri Ali (a.s) şöyle buyurmaktadır:

     

“Ve Allah’ın kitabı karşınızda durmaktadır; dili asla yorulmaz bir konuşmacıdır.”

     

Bu  bağlamda şu konuya dikkat çekmek ve şu noktanın altını çizmek gerekir:  Kur’an-ı Kerim, her zaman konuşan ve her zaman için de zamana uygun  sözü olan bir kitabtır.

     

Yüce Peygamberimizin (s.a.a) Kur’an’ı  açıklaması, insanların kalplerindeki perdelerin Peygamberimiz  tarafından kaldırılması ve böylece Kur’an’ı anlamalarını sağlaması  anlamınadır.

     

Masum imamların (Allah’ın selat ve selamı onlara  olsun) sözlerini delil kabul etmemiz, yüce Peygamberimizin (s.a.a)  onların sözlerini hüccet olarak tanıtmasından dolayıdır;  Peygamberimizin (s.a.a) sözünü delil ve kanıt kabul etmemiz ise, yüce  Allah’ın onun sözünü delil kılmasından dolayıdır. Şanı yüce Allah bu  gerçeğe şöyle vurgu yapmaktadır:

     

“Allah'ın, fethedilen  köylerin mallarından Peygamberine verdiği ganîmetler artık Allah'ındır  ve Peygamberin ve yakınların ve yetimlerin ve yoksulların ve yolda  kalmışların; bu da, o malın, sizin içinizdeki zenginlerin ellerinde  devreden bir mal, bir sermâye olmaması içindir ve Peygamber, size ne  verirse alın onu ve neden vazgeçmenizi emrederse vazgeçin ondan ve  çekinin Allah'tan; şüphe yok ki Allah'ın azâbı çetindir.”

     

Bu husustaki bir diğer ayet ise şöyle buyurmaktadır:

     

“Ey  inananlar, Allah'a, peygambere ve içinizden emredecek kudret ve  liyakata sahip olanlara itaat edin. Allah'a ve âhiret gününe  inanıyorsanız bir şeyde ihtilâfa düştünüz mü o hususta Allah'a ve  Peygambere mürâcaat edin; bu hareket, hem hayırlıdır, hem de sonu pek  güzeldir.”

     

Kur’an-ı Kerim’in anlaşılmasına engel  olan etkenler vardır; bu gerçek şöyle örneklendirilebilir: Bilgisizlik,  böbürlenme, günah işleme...

     

Kur’an-ı Kerim buna şöyle vurgu yapmaktadır:

     

“Ne diye Kur'ân'ı, bir iyice düşünüp taşınmazlar, yoksa gönüllerinde kilitler mi var?”

     

Kur’anî  hakikat ve öğretilere ulaşabilmek için gönül temizliği gerekir; gönlünü  arındıran temiz insanların dışında kimse Kur’anî sırlara vakıf olamaz.

     

Kur’an-ı Kerim bu noktaya şöyle dikkat çekmektedir:

     

“Şüphe yok ki bu, yüce Kur’ân'dır. Saklanmış bir kitapta. Ona, temiz olanlardan başkaları dokunamaz.”

     

Bir diğer ayet şöyledir:

     
       
“Ey  inananlar, Allah'tan çekinirseniz hayırla şerri ayırt etme kabiliyetini  verir size ve suçlarınızı örter, yarlıgar sizi ve Allah, pek büyük bir  lütuf ve ihsân sâhibidir.”
     
     

Yine konuyla ilintili bir diğer ayet şöyle buyurmaktadır:

     

“Yeryüzünde  haksız yere ululuk satanlara âyetlerimizi idrâk ettirmeyeceğiz, zâten  onlar, hangi delili görseler inanmazlar, doğru yolu görseler o yola  gitmezler, fakat azgınlık yolunu gördüler mi hemen o yola gitmeye  koyulurlar; bu da âyetlerimizi yalan saymalarından ve onlardan gaflet  etmelerinden ileri gelir.”

     

Bir başka ayet şöyledir:

     

“Ve kâfir olanlar, dediler ki: Şu Kur'ân'ı dinlemeyin ve okunurken gürültü edin, bağırıp çağırın da onun sesini bastırın.”

     

Yine bir diğer ayet şöyledir:

     

“Ve  gerçekten de ben, onları, sen yarlıgayasın, suçlarını örtesin diye ne  vakit çağırdıysam parmaklarıyla kulaklarını tıkadılar ve elbiselerine  büründüler ve ısrâr ettiler ve ululandıkça ululanmaya kalkıştılar.”

     

Konuya temas eden bir başka ayet de şöyle buyurmaktadır:

     

“Kur'ân okuduğun zaman seninle âhirete inanmayanların arasına gizli bir perde gereriz biz.”      

     

Dr.İbrahimiyan

   

Tercüme.C.BAYAR



Total Visit: 396
Total Rank: 0
Total Rankers: 0
Total Comments: 0

Oy vermek için yetkiniz yok. Lütfen giriş yapınız.