Çarsamba 23 Mayıs 2012 - 03:50

الأربعاء ٣ رجب ١٤٣٣

چهارشنبه ۳ خرداد ۱۳۹۱ - ۰۵:۲۰

Kullanıcı adı:

Şifre :

Şifremi Hatırla
Şifremi unuttum   aktivasyon
Üye ol
    
       

Kur’an-ı Kerim En Güzel Öğüt  
  
kuran okuyan çocuk

        Katılaşma, kalbin hastalıklarından biridir ve kalbin yumuşaması, bazı  etkenlere bağlıdır ve bu etkenlerden biri de öğüttür.
             Kur’an-ı Kerim en güzel öğüttür; çünkü Kur’an’ın öğüt, öykü ve  kıssaları eğitici olmakla birlikte, kalbin yumuşama ve teslimiyet sunma  nedenidir.
            Kur’an-ı Kerim şöyle buyurmaktadır:

       
  “Ey insanlar, Rabbinizden size bir öğüt, gönüllerdeki dertlere şifâ, inananlara hidâyet ve rahmet geldi.” [1]
     

    Öğüt, kalbi yumuşatacak şekilde insanlara hayırlarını hatırlatmak ve uyarmaktan ibarettir.
          Kur’an-ı Kerim, mesajlarını taşıdığı geçmiş kavimlerin başlarından  geçen olayları öğüt olarak tanımlamaktadır. Kur’an-ı Kerim bu bağlamda,  İsrâil oğullarının Hz. Musa’nın (a.s) şeriatine itaatsizliğini ve bunun  sonucunda da cezaya çarptırılışlarını örnek göstermekte ve bunu, bir  öğüt olarak şöyle hatırlatmaktadır:
 

       
“Bilirsiniz  elbet, içinizde cumartesi gününe hürmet etmeyip emirden çıkanlara  aşağılık maymun olun demiştik. O zaman bunu görenlerle sonradan  gelenlere ibret, sakınanlara da bir öğüt olmak üzere onları maymun  şekline sokmuştuk.” [2]
     

Müminler Emiri Ali (a.s), konuyla ilintili olarak şöyle buyurmaktadır:

   
“Şüphesiz  ki münezzeh olan Allah, kimseyi bu Kur’an gibi bir şeyle  öğütlememiştir. Gerçekten de Kur’an, Allah’ın sağlam ipi ve emniyet  nedenidir; kalbin baharı ve ilim pınarları ondadır; onun dışında kalbe  parlaklık veren bir şey yoktur.” [3]

    Yine Müminler Emiri Ali (a.s), takva ehlini tanıtırken şöyle buyurmaktadır:

“Kur'an  âyetlerini, harfleri sayılacak kadar ağır, anlamını düşünerek okurlar;  kendilerini bu sûretle hüzünlere atarlar; dertlerinin devâsını  Kur'an'da bulurlar. Kur'an'dan teşvike, sevaba, mükâfata ait bir âyet  okuyunca o sevâbı elde etmeyi umarlar, gönüllerini özlemle ona  verirler; sanırlar ki o mükâfat, gözlerinin önüne gelmiş, serilmiştir.  Korkutucu bir âyet geçti mi, kulaklarını ona verirler; sanırlar ki  cehennemin yalımlanması, alevi yücelirken çıkardığı ses, kulaklarına  gelmektedir, onu işitmededirler.” [4]

      Kur’an-ı  Kerim zemini amade ve elverişli insanlarda çok derin ve çığır açıcı  değişimler yaratır ve bazen bir ayet, insanın hayatını değiştirir.
              Fuzayl b. İyaz, güvenilir ravilerden ve meşhur zahitlerden biridir.  Ömrünün son döneminde Kâbe’nin yakınına yerleşmiş ve aynı yerde de  Aşura günü hayata gözlerini yummuştu.
            Fuzayl bu makama  varmadan önce insanların korkup ürktüğü çok tehlikeli bir eşkiya idi.  Bir gün bir yerden geçerken bir kız görür ve ona vurulur. Fuzayl,  yüreğini dağlayan bu kızın aşkıyla, bir gece kızın evinin üstüne çıkar  ve tam bu esnada geceleyin Kur’an okuyan bir adamın şu ayeti okuduğuna  duyar:
            “İnananlara, o çağ gelmedi mi henüz, Allah'ı  anış ve Kur’ân'dan inen şeyler, onların gönüllerini yumuşatsın da  tamâmıyla korkup itâat etsinler ve önceden kendilerine kitap  verilenlere benzemesinler; onların, peygamberleriyle araları, uzayıp  açıldıkça kalpleri katılaştı ve onların çoğu, buyruktan çıktı.” [5]  
        Fuzayl bu ayeti duyunca Allah’a yönelir ve “Elbette ki o çağ gelmiştir, Allah’ım!” der ve tövbe ederek aşağı iner.     Esmâ, yüce Allah Resulünün (s.a.a) ashabını şöyle tanıtır:
           “Allah Resulünün (s.a.a) ashabı, Kur’an okunduğunu duyduklarında gözleri yaşla dolar ve bedenleri titrerdi.”
            “Dürr’ül Mensur” kitabında Abd b. Hamid, İbn’ül Manzur, İbn-i Ebi  Hatem, Eb’uş Şeyh ve İbn-i Merduye “...inananlara sevgi bakımından en  yakınları da biz Nasrânîyiz diyenlerdir. Bunun sebebi de, onların  içinde ilimle, ibadetle uğraşanlarla rahiplerin bulunuşudur ve bir de  onlar, ululanmazlar.”[6] ayetinin tefsiri hakkında Said b. Cübeyr’den  şöyle rivayet etmişlerdir:
              Ayetin buyurduğu keşiş ve  rahipler, Necaşi’nin Habeşistan’dan Allah Resulünün (s.a.a) huzuruna  İslam dini hakkında bilgi edinmek amacıyla gönderdiği elçilerdi. Bu  elçiler, Habeşistan alimleri arasından seçilmiş yetmiş kişiydi; hem  yaşça büyüklerdi ve hem de bilgice üstünlerdi.
              Bir diğer  rivayete göre de Necaşi, kendi aykın adamları arasından otuz kişiyi  seçmiş ve Allah Resulünün (s.a.a) huzuruna göndermişti. Bu elçiler  Medine’ye gelerek İslam Peygamberinin (s.a.a) huzuruna varmışlardı ve  Allah Resulü (s.a.a) de bunlara Yasîn sûresini okumuştu. Elçier, Allah  Resulünün (s.a.a) gönül okşayan sesiyle okunan ilahî kelamı duyunca  gözleri yaşla dolup taşmış ve o hazretin hakkaniyetini anlamışlardı.
            Yüce Allah da indirdiği ayetlerde bu elçileri şöyle tanıtmıştır:

“...bunun sebebi de, onların içinde ilimle, ibadetle uğraşanlarla rahiplerin bulunuşudur...” [7]
            “Bundan önce kendilerine kitap verdiklerimiz, inanıyorlar buna.” [8]
          “İşte  onlardır ki mükâfatları iki kat verilir onlara sabrettiklerinden dolayı  ve onlar, iyilikle giderirler kötülüğü ve kendilerini  rızıklandırdığımız şeylerden bir kısmını yoksullara harcarlar.” [9]

    Dürr’ül Mensur kitabında İbn-i Cerir, İbn-i Ebi Hatem ve İbn-i Merduye’nin nakline göre İbn-i Abbas şöyle demiştir:
               “Allah Resulü (s.a.a), Mekke’de bulunduğu dönemde ashabının müşrikler  tarafından baskı altında tutulmasına üzlüyor ve onlara bir zarar  gelmesinden endişe ediyordu. Bu yüzden ashabından bazılarını Cafer b.  Ebutalib, İbn-i Mesud ve Osman b. Mazun önderliğinde Habeşistan kralı  Necaşi’nin yanına göndermişti.
        Bu olaydan haberdar olan  müşrikler, Amr b. As sözcülüğünde bir grubu Habeşistan’a gönderdi. Amr  b. As atak davrandı ve Müslümanlardan önce Habeşistan’a varıp Necaşi’ye  dedi:
            Aramızdan biri kalkmış ve peygamber olduğunu söylüyor;  sözleriyle halkın aklını çeliyor. Şimdi de senin ülkene bir topluluğu  yollamıştır ki, buraya yerleşip saltanatını zayıflatsınlar. Biz dostluk  bilinciyle bunu bildirmek ve gelişen olaydan haberdar etmek için buraya  gelmiş bulunuyoruz.”
            Necaşi şöyle dedi: Bekleyelim de gelsinler ve onları dinleyelim; bakalım ne diyorlar.
        Bir  süre sonra Allah Resulünün (s.a.a) ashabı da gelip çatmış ve kapıcıyla  şu mesajı yollamışlardı: Eğer izin verirseniz, Allah dostları girsinler.
             Necaşi dedi: Bırakın gelsinler, Allah dostlarına selam olsun.
              Muhacirler salona girip selam ettiler. Mekke’den gelen müşrikler,  Necaşi’ye yönelerek alaylı bir edayla şöyle dediler: Kralımız, biz dost  olduğumuzu ve devletinizin bekasını istediğimiz için huzura vardığımızı  arzetmedik mi? Görüyorsunuz ya, kral huzurunda gözetilmesi gereken  kural ve saygıyı bir kenara atıp selam veriyor ve bununla da  yetiniyorlar.
             Necaşi dedi: Benim huzurumda gözetmeniz gereken saygı tarzını bir yana bırakıp da neden selam verdiniz?
            Muhacirler dedi: Biz cennet ehlinin ve Allah meleklerinin selamıyla seni selamladık.
             Necaşi sordu: Önderinizin Hz. İsa (a.s) ve annesi hakkındaki düşüncesi nedir?
              Muhacirler şöyle dedi: İsa, Allah’ın kul ve elçisidir; Allah’tan bir  kelimedir; Allah’tan bir ruhtur ki Meryem’in rahmine salmış ve ondan  dünyaya getirmiştir. Meryem ise, evliliği terk eden ve Allah’ı anarak  gönlünü her şeyden koparan bakire ve pakize bir kızdır.
              İbn-i Abbas olayın devamını şöyle anlatır: Necaşi bunları duyunca,  yerden bir çöp aldı ve dedi: İsa ve Meryem, sizin önderinizin dediği  gibidir ve bu çöp kadar da bir fazlalık yoktur.
        Necaşi’nin bu sözünü duyan müşriklerin elçileri, rahatsız oldu ve suratlarını astılar.
        Necaşi tekrar söze başladı ve sordu: Size inen sözlerden ezberledikleriniz de varsa okuyun!
        Muhacirler, “Ezberlediklerimiz vardır.” dedi ve yüce Allah’ın indirdiği  Kur’an-ı Kerim’den okumaya başladılar. Her yer Nasranî keşiş, ruhban ve  büyükleriyle dolmuş ve her kes kulak kesilmişti. Okunan her ayet bir  gerçeğe ışık tutuyordu ve Nasranî büyüklerinin gözlerinden yaş olup  akıyordu.
      Yüce Allah bir anlama o günkü olayı şöyle canlandırmaktadır:

“İnananlara  sevgi bakımından en yakınları da biz Nasrânîyiz diyenlerdir. Bunun  sebebi de, onların içinde ilimle, ibadetle uğraşanlarla rahiplerin  bulunuşudur ve bir de onlar, ululanmazlar. Peygamberlere indirileni  duydular mı gerçeği tanıdıklarından görürsün ki gözleri yaşla dolar da  taşar.” [10]

   Kummî, kendi tefsir kitabında bu  olayla ilgili olarak uzun ve ayrıntılı bir rivayet nakletmektedir ki bu  rivayetin son bölümü şöyledir: Keşiş ve rahipler Habeşistan’a  döndüklerinde Allah Resulünün (s.a.a) okuduğu ayetleri Necaşi’ye ve  keşişlere okudular. Bu ayetleri duymakla ağlamaya başladılar. Necaşi,  halkından korktuğu için gizli olarak İslam’ı kabul etti ve Allah  Resulünün (s.a.a) huzuruna varmak için de Habeşistan’dan ayrılmaya  karar verdi. Yolculuk hazırlıklarına başladı ve nitekim yola koyuldu.  Kızıl denizi geçtikten sonra Allah Resulünün (s.a.a) huzuruna varamadan  dünyadan göçtü.

 Dr.İbrahimiyan

 --------------------------------------------------------------------------------

     
[1] Yunus, 57
        [2] Bakara, 65-66
        [3] Nehc’ül Belağa, 176. hutbe
        [4] Nehc’ül Belağa, 193. hutbe
        [5] Hadid, 16

        [6] Mâide, 82
        [7] Mâide, 82

        [8] Kasas, 52
    [9] Kasas, 54


Total Visit: 767
Total Rank: 0
Total Rankers: 0
Total Comments: 0

Oy vermek için yetkiniz yok. Lütfen giriş yapınız.