PerÅŸembe 9 Åžubat 2012 - 04:42

الخميس ١٧ ربيع الأول ١٤٣٣

پنجشنبه ۲۰ بهمن ۱۳۹۰ - ۰۶:۱۲

Kullanıcı adı:

Åžifre :

Şifremi Hatırla
Åžifremi unuttum   aktivasyon
Üye ol
    
 


Bu ve benzeri rivayetlerden şu sonuçlar çıkar:


1) İslâm'a göre kadın için en iyi hayat biçimi, evin iç işleri ile ve çocuk yetiştirmekle meşgul olmasıdır. Bu her ne kadar farz olmayan bir sünnet idiyse de, ancak İslâm -ortama dinin ve takvanın hâkim olduğunu, insanların Allah'ın rızasını kazanma peşinde koşup ahiretteki sevabı dünya varlığına tercih ettiklerini, kadınların iffet, hayâ, çocuk sevgisi ve aile hayatına bağlılık gibi iyi ahlâk örneklerine bağlı olarak yetiştirildiklerini göz önünde bulundurarak- buna yönelik bulunduğu müstehap nitelikli özendirme ve teşviki ile bu sünneti koruyordu.

    Kadınların bu hususlarla meÅŸgul olmaları ve kendilerini yapılarına tevdi edilen temiz duyguları canlı tutmaya adamaları, onları erkekler arasına girmekten, hatta kendilerine izin verildiÄŸi kadarı ile bile erkeklerle karışık olmaktan alıkoyuyordu. Bu geleneÄŸin birçok yüzyıllar boyunca Müslümanlar arasında yaÅŸaması bunun bir göstergesidir. Ancak sonraları batıdaki başıboÅŸluk, "Kadın özgürlüğü" adı altında İslâm toplumuna girdi. Bu akımın etkisi ile kadınların da, erkeklerin de ahlâkı bozuldu, hayat düzenleri alt üst oldu. Onlar bunun farkında deÄŸillerdi; ama daha sonra tabi ki [neleri kaybettiklerini] anlayacaklardır. EÄŸer o ülkelerin halkı iman edip kötülüklerden sakınsalardı, elbette Allah onların üstüne gökten ve yerden nice bereket kapıları açardı. Fakat onlar yalanladılar ve bu yüzden (Allah tarafından azaba) yakalanıverdiler.

   2) İslâm'a göre kadını yargı ve devlet yönetimi alanlarında görevlendirmemek farz olduÄŸu gibi, cihatla yükümlü kılmamak da farz olan bir gelenektir.

   3) İslâm kadına getirdiÄŸi bu kısıtlamaları -meselâ kadının cihadın faziletinden yoksun bırakılması gibi- gerçek övünçlere sahip olan meziyetler ve faziletlerle onlara denk gelecek ve eksiklerini tamamlayacak ÅŸekilde telafi etmeyi de ihmâl etmemiÅŸtir. Örnek olarak, kocaya karşı görevini iyi yapmasını kadın için cihat saymıştır. İslâm tarafından kadına sunulan bu üstünlükler ve takdirler -ortamımıza bozuk hayat düzeninin hâkim olduÄŸunu göz önünde bulundurarak- neredeyse bizim gözümüzde deÄŸersiz gibi görünmektedir.

    Fakat davranışları ve kavramları hakikî deÄŸerleri ile deÄŸerlendiren, gerçekte İslâmî ortamdır. Böyle bir ortamda, yarışlar ancak yüce Allah'ın razı olduÄŸu insanî faziletlerde yapılır. Bu faziletleri gerçek deÄŸerlerine göre deÄŸerlendiren de yüce Allah'tır. Yüce Allah ise, her bir insanın kendisinin özendirdiÄŸi yolda hareket etmesini ve onun için çizilen hayat yolunu izlemesini, deÄŸer olarak çeÅŸitli hizmetlere ve davranışlara denk gelecek biçimde deÄŸerlendirebilir. Buna göre İslâm'da taşıdığı bütün fazilete raÄŸmen savaÅŸ alanında ÅŸehit olmak ve cömertçe can vermek, kadının eÅŸlik görevini titizlikle yerine getirmesinden daha faziletli deÄŸildir.

    Toplumu yöneten bir devlet baÅŸkanının ve yargı koltuÄŸunda oturan bir hâkimin de durumu böyledir. Onların da kocalarına karşı görevini yapan bir kadına karşı övünecekleri bir üstünlükleri yoktur. Oysa bu iki görevi üstlenenler, eÄŸer görevlerini gerçek anlamı ile yaparlarsa, yapacakları iÅŸlerde hep hakka baÄŸlı kalırlarsa, yönetimin ve yargının ağır yükünü taşımaktan baÅŸka bir ÅŸey ellerinde kalmaz. Üstelik her an âlemlerin Rabbinden baÅŸka koruyucusu olmayan kimseler hakkında bunları tehdit eden haksızlık yapma tehlikesi ile de karşı karşıyadırlar. [Unutmamak gerekir ki, haksızlık edecekleri kimselerin tek koruyucusu Allah'tır ve  Rabbin heran gözetlemededir (Fecr, 14)

    Åžimdi bu kimselerin, dinin emri ile onların çalışma alanlarına girmesi yasaklanan, kendileri için baÅŸka yol çizilen ve devamlı bu yolu izlemeleri emredilen kimselere (kadınlara) karşı ne gibi bir övünme gerekçeleri olabilir?!

    Bu övülen deÄŸerleri ancak fertlerini herhangi bir çeliÅŸki söz konusu olmaksızın istediÄŸi amaçlara uygun biçimde yetiÅŸtiren türdeki toplumlar, halkı harekete geçirerek ihya eder ve onları saÄŸlamlaÅŸtırır. Toplumlardaki ortam deÄŸiÅŸikliklerine baÄŸlı olarak sosyal mevkilerin ve insan davranışlarının da deÄŸiÅŸik olacağını hiç kimse inkâr edemez.

     Meselâ kendisini tehlikelerin en büyüğüne atan ÅŸu askeri düşünelim. Adam bombaların arka arkaya patladıkları bir alanda ölümün kucağına atılıyor. Maksadı, onurlu ve artış vesilesi olarak gördüğü ÅŸeyi kazanmaktır. Bu ise adının kendini vatanına feda edenler arasında anılmasıdır. Böylece övülen herkesten daha çok övüneceÄŸi bir konum kazanacağını düşünüyor. Oysa ölümün kesin bir yok oluÅŸ olduÄŸunu öngören bir inanca sahiptir. Buna göre onun bu arzusu, asılsız bir amaç ve hayalî bir onur arayışından baÅŸka bir ÅŸey deÄŸildir.

    Bunun yanı sıra ÅŸu sinema yıldızlarının bıraktığı etkilere bakalım. Bunlar bu yaptıkları iÅŸler sayesinde büyük devletlerin baÅŸkanlarının göremedikleri itibarı görüyorlar. Fakat onların mesleÄŸinin ve uzun süre insanlara verdiklerinin, kadınların deÄŸerini en çok alçaltan ve en çirkin ÅŸekilde kınanmalarını gerektiren ÅŸey olduÄŸunu görürüz.

     Bunların hepsinin gösterdiÄŸi tek ÅŸey ÅŸudur: YaÅŸama hâkim olan belirli ÅŸartlar belirlediÄŸi her ÅŸeyi, halk kitlelerinin beÄŸenisini kazanma, önemsiz ÅŸeyleri büyütme, önemli ve saygın ÅŸeyleri de küçültme amacıyla belirler. Buna göre bizim böylesine bir karışık ortamda önemsiz gördüğümüz bazı ÅŸeyleri İslâm'ın önemli sayması veya önemli gördüğümüz ve uÄŸrunda birbirimizle yarıştığımız bazı ÅŸeyleri küçümsemesi uzak bir ihtimal deÄŸildir. Åžunu hiç unutmamak gerekir ki, İslâm'ın ilk dönemindeki ortam takva ve ahireti dünyaya tercih etme ortamı idi.

- Bir başka rivayete göre; çocuklarınızı yetiştirir, büyütürüz.
        - Nehc-ül BelaÄŸa, 31. Mektup.
        - Füru-u Kâfi, c.5, s.510, h:3.
        - Füru-u Kâfi, c.5, s.510, h:2.
      - Füru-u Kâfi, c.5, s.509, h:1.
     

Total Visit: 318
Total Rank: 0
Total Rankers: 0
Total Comments: 0

Oy vermek için yetkiniz yok. Lütfen giriş yapınız.