Çarsamba 8 Eylül 2010 - 15:06

الأربعاء ٣٠ رمضان ١٤٣١

چهارشنبه ۱۷ شهريور ۱۳۸۹ - ۱۶:۳۶

Kullanıcı adı:

Şifre :

Şifremi Hatırla
Şifremi unuttum   aktivasyon
Üye ol
    
 
Kuralların, Sahabenin Davranışından Elde Edilişi

 Devalibî içtihadı şöyle tanımlıyor:

 

 İçtihat, üzerinde icma edilmeyen bireysel bir görüştür; bu içtihat üzerinde görüş birliği sağlanırsa icmâ olur; dolayısıyla içtihat önem bakımından icmadan sonra yer alır.

 

 Ardından içtihadı üç kısma ayırmıştır:

 

 1- Kur'ân ve sünnetin naslarını tefsir edip açıklama yapmak.

 

 2- Hükmü çıkarmak için Kur'ân ve sünnetteki benzerlerini esas almak suretiyle kıyas etmek.

 

 3- Kur'ân ve sünnete dayalı özel bir nassa değil, tüm nasslar-daki şeriat ruhuna dayanarak kendi görüş ve reyini ortaya koymak. Çünkü şeriatin asıl hedefi maslahattır ve nerede maslahat söz konusu olursa Allah'ın hükmü de oradadır ve kesinlikle Müslümanların iyi olduğunu teşhis ettiği her şey Allah yanında da iyidir!

 

 Yine şöyle diyor:

 

 Resulullah'tan (s.a.a) sonra sahabenin döneminde vuku bulan en bâriz içtihadî konu, İslâm ordularının Irak, Şam ve Mısır fetihlerinde savaşarak elde ettikleri toprakların bölüştürülmesidir. Kur'ân-ı Kerim'in görmezden gelinmez açık nassı, ganimetlerin humusunun (beşte biri) beytülmale dön-mesi ve "Bilin ki, ganimet olarak aldığınız herhangi bir şeyin beşte biri Allah'a, Resulü'ne, onun akrabalarına, yetimlere, yoksullara ve yolcuya aittir." ayetinin tayin ettiği yerlerde harcanması, geri kalan beşte dördünün ise Kur'ân-ı Kerim'in açık nassı ve Resulullah'ın (s.a.a) Hayber Savaşı'ndaki sünneti gereğince ganimet olarak o savaşa katılanlar arasında bölüştürmesi şeklindedir. Dolayısıyla ganimet alan İslâm savaşçıları, Kur'ân-ı Kerim'in emri ve Resulullah'ın (s.a.a) sünneti gereğince Ömer b. Hattab'a gelerek, ayette belirlenen yerlerde kullanılması için ganimetin humusunu almasını ve geri kalanını da savaşçılar arasında bölüştürmesini istediler.

 

 Fakat Ömer, "Gelecek zamanlardaki Müslümanlar, yerin üzerinde çalışan tüm çiftçilerle birlikte bölüştürüldüğünü, nesilden nesle miras alarak onların gelirlerini kendilerine has kıldıklarını görürlerse ne olacak hâlleri? Hayır; ben böy-le bir şeyi kabul etmem." diyerek bölüştürmeye yanaşmadı.

 

 Abdurrahman b. Avf ona, "O hâlde ne yapmamız uygun olur? Sonuçta fethedilen yerler, üzerinde çalışan çiftçilerle birlikte Allah Teala'nın bunlara bir lütfüdür." dedi.

 

 Ömer, "Dediğin gibidir; fakat ben böyle görmüyorum!" dedi.

 

 Savaşa katılanlar da Ömer'e itirazda bulunarak, "Sen savaşa katılıp kılıç sallamayan kimseler için Allah'ın kılıçlarımız sayesinde bize ihsan ettiği lütfü karşısında dikilip durmuşsun...!" dediler.

 

 Fakat Ömer, "Benim görüşüm budur!" dedi. Sonunda onlar da, "İstediğin gibi olsun!" demek zorunda kaldılar. İbn Hazm diyor ki:

 

 Rey ve görüş, insanın bir delil ve burhanı olmaksızın isabetli olduğunu sandığı şeydir.

 

 Ve yine diyor ki:

 

 Kıyas ise, hakkında açık bir nas gelmeyen bir şeyi, hükmü olan başka bir şeyle kıyaslayarak ralarındaki benzerlikten dolayı onun hakkında da aynı hükmü vermektir.

 

 Devalibî ise el-Madhal adlı kitabında istihsanı şöyle tanımlıyor:

 

 İstihsan, delilinin daha güçlü olması veya bir maslahatı icap edecek ve sıkıntıyı giderecek şekilde bir zaruretin bulunması nedeniyle kıyasta meşhur olan hükmün aksine bir hüküm vermektir.

 

 Daha sonra Hanefîlerin istihsanla ilgili şu görüşünü naklediyor:

 

 İstihsan, hükmü değiştirmeyi gerektiren daha güçlü bir delil olması nedeniyle benzer konularda bir meselenin hükmünden başka bir hükme geçiştir.

 

 Bu konuda Malikîlerden ise şöyle naklediyor: İstihsan, müçtehit olan fakihin konunun ayrıntılarını araştırırken tüm meseleleri kıyasın sonucuyla bağdaştırmak zorunda olmayışı, istihsana dayanarak zarar, sıkıntı, meşak-kat ve maslahatı defetmeyi gerektirse bile bazı genel maslahatları kıyasın sonucuna tercih etmesidir.

 

 Devalibî daha sonra istislahı şöyle tanımlıyor:

 

 İstislah; bir maslahat nedeniyle bir nevi reye göre verilen hükümdür.

 

 Üç kural (kıyas, istihsan ve istislah) arasındaki farkı ise şöyle tanımlıyor:

 

 Kıyas ve istihsanın meseleleri diğer meselelerle sürekli benzerlik ve yakınlık hâlindedir. Çünkü kıyasta, kıyas meselelerini, kendisine kıyas edilen diğer meselelerin hükmüyle bir saymak gerekiyor. Hükümlerinin aynı olmamasının sebebi ise, illet ve nedenlerinin (hikmetlerinin) aynı olmasıdır.

 

 İstihsanda ise, benzer meselelerde verilen hükümden, ba-zı nedenlerden dolayı istihsan meselelerine dönmek gerekiyor. Hükümlerin ayrı olmasının nedeni ise, istihsan meselelerinin bazı açılardan daha güçlü görünen illet ve sebeplere sahip olması ve benzerleriyle bir olmamasıdır.

 

 İstislaha gelince, hüküm vermek için kıyas ve istihsan me-selelerinde değindiğimiz gibi başka meselelerle karşılaştırma yapmaya gerek yoktur; istislah meselelerinde hüküm vermek için sadece maslahat göz önünde bulundu-rulur.

 

 "en-Nusus ve teğyiru'l-ahkâm bi-tağyiri'z-zaman fi şer'i-l İslâm" babında ise şöyle yazıyor:

 

 Kadı ve müftülerden ibaret olan müçtehitlerin, şeriat sahibi tarafından neshedilmeyen bir hükmü zamanın maslahatına göre değiştirmelerine izin verilmiştir. Ve bu din bu açıdan diğer dinlerden üstün olup apaçık bir şekilde içtihatta düşünme özgürlüğünün varlığını ortaya koymakta, toplu-mun maslahatı için hükümlerde gerekli yumuşaklığın olması gerektiğini kabul etmektedir. Böylece bu güzel başlangıç, İslâmî teşri ve yasamada sağlam bir kural hâline gelerek insanlara apaçık bir şekilde ilân edildi ki: "Zamanın değişimiyle hükümlerin de değişmesi inkâr edilemez."

 

 Daha sonra buna tanık olarak İbn Kayyım'ın A'lamu'l-Mûkiîn adlı kitabındaki sözlerini getirerek şöyle diyor:

 

 Bu şüphesiz büyük faydalar içeren bir bölümdür… İbn Kayyım bu alanda çeşitli örnekler getirmiştir; örneğin yedinci örnekte şöyle yazıyor:

 

 Resulullah (s.a.a) ve Ebu Bekir'in döneminde ve Ömer'in hilafetinin başlarında bir adam bir defada "üç talak" sözcüğünü kullansaydı, sahih hadislerde kesinleşen rivayetler gereğince bir talak sayılırdı…

 

 Daha sonra İbn Kayyım bu konudaki sahih hadislere değinmiş, bu cümleden Rukane b. Abd-ı Yezid'in başından geçen olaya yer ver-miştir. Rukane bir celesede eşine üç talak verdikten sonra bu işten pişmanlık duyarak durumu üzüntü içerisinde Hz. Resulullah'a (s.a.a) anlattı. Hazret ona, "Eşini nasıl boşadın?" diye sorunca Rukane dedi ki: "Ona üç talak verdim." dedim. Hz. Resulullah (s.a.a), "Bir cele-sede mi?" diye sordu. Rukane, "Evet." diye cevap verince Hazret, "Bu, bir talak sayılır. İstersen eşine rücu et." buyurdu. Rukane de eşine geri döndü.

 

 Ve yine demiştir ki:

 

 Ömer b. Hattab bunun sünnet olduğunu, Allah Teala'nın kullarını rahatlatmak için onlara bir lütfü olduğunu ve talakın farklı oturumlarda ve bir kaç defada gerçekleşmesi gerektiğini, mükellefin bir defada gerçekleştiremeyeceğini biliyordu. Nitekim lian da böyledir. Eğer mükellef dört defa söyleyeceğine bir defada, "Allah'ı dört defa tanık tutuyorum ve yemin ediyorum; gerçekten o doğru konuşanlardandır." derse, bu sadece bir defa sayılır. Aynı şekilde yeminde de bir adam "Elli defa Allah'a yemin ederim ki bu adam katildir." derse, bu sadece bir yemin sayılır…

 

 İbn Kayyım bu şekilde konuyla ilgili örnekleri çoğaltıyor ve nihayet şöyle diyor:

 

 Bu Allah'ın Kur'ânı, bu Resulullah'ın (s.a.a) sünneti, bu Arap lügati, bu konuşma örfü, bu da Resulullah'ın (s.a.a) halifesi (Ebubekir) ve onunla aynı zamanda yaşayan ve sayıları kesinlikle bini geçen o hazretin ashabı. Nitekim durum da Ömer'in hilafetinden üç yıl sonrasına kadar böyleydi…

 

 Daha sonra şöyle yazıyor:

 

 Bundan maksat şudur: Eskiden beri Kur'ân, sünnet, kıyas ve icma bu konu için delil ifade ediyordu ve ondan sonra da onu çürütecek bir icma gelmemiştir; fakat müminlerin emiri Ömer… kendi döneminde bunun Müslümanların maslahatına olduğunu düşünerek bir celesede üç talakın verilebileceğini ilân etmiştir!

 

 Devalibî, icmayı tanımlarken onu iki kısma ayırmaktadır:

 

 1- Bahis konusu olan mevzuda ümmetin hepsinin değil, sadece ulemasının icması.

 

 2- Her yerde değil, sadece Medine gibi o olayın gerçekleştiği mekânda vuku bulan icma.

 

 Daha sonra şöyle diyor:

 

 Ashabın döneminden sonra diğer âlimler gelince, icmayı şeriatin temel ilkelerinden biriymiş gibi kabul ettiler; fakat ne var ki karşılarında sınırları apaçık belli bir ilke görmediler…

 

 * * *

 

 Buraya kadar tüm söylediklerimiz, onların reye amel etmekle ilgili sözlerinden öte bir şey değildir; ister kendi reylerini tevil diye adlandırsınlar, ister buna içtihat desinler ve ister diğer isimler versinler, hepsi aynıdır.

 

 Çünkü gerçekte kıyas, müçtehidin iki mesele arasında gördüğü benzerlikten dolayı bir meseledeki bir hükmü diğer meseleye de uygulaması ve aynı hükümle hükmetmesidir.

 

 İstihsan ise, müçtehidin bir hükmün aksine hüküm vermeyi maslahat gördüğü bir yerde meselenin benzerinin hükmünü terk etmesidir.

 

 İstislah da, müçtehidin kıyas ve karşılaştırma yapmadan maslahat teşhis ettiği bir konuda içtihat ederek, sonra görüşünü belirtmesidir.

 

 İcma ise, herhangi bir konunun hükmünde ulemanın veya bir bölge halkının görüş birliğine varmasıdır.

 

 İşte Hulefa Ekolü'nde tüm içtihat kuralları bu şekilde rey ve görüş belirtmede noktalanıyor. Ayrıca onlar kendi kişisel görüşlerini şer'î nassa tercih etmekteler, hatta Kur'ân ve sünnete aykırı olan kendi görüşleriyle övünmekteler. Halife Ömer'in savaş yoluyla fethedilen toprakların beşte dördünü İslâm savaşçıları arasında bölüştürmekten sakınması, bunun en açık örneğidir. Oysa bu davranış, Kur'ân-ı Kerim'in açık nassı ve Resulullah'ın (s.a.a) sünnetine aykırıdır! Veya ebedî haram olmak için üç defa ayrı ayrı talak vermek yerine tek bir celesede, üç talak vermenin yeterli görülmesi de, Kur'ân-ı Kerim ve Hz. Resulullah'ın (s.a.a) sünnetine aykırı olan di-ğer bir örnektir.

 
 İşte bu nedenledir ki müçtehitler arasında rey mektebi önderi bazen açık bir şekilde, kendi görüşünün Resulullah'ın (s.a.a) hadisinden öncelikli olduğunu, bu görüşe amel etmenin Hz. Resul'ün emrine uymaktan daha üstün olduğunu dile getiriyor! Aşağıda bunun bazı örneklerine değineceğiz:

 

Total Visit: 1
Total Rank:
Total Rankers:
Total Comments:

Oy vermek için yetkiniz yok. Lütfen giriş yapınız.