|  – Kûfe'den Yarenlerin Gelişi –  Hürr bu kararlı cevabı duyar duymaz, hiddetli ve sinirli bir hâl-de uzaklaştı. Hürr kendi ordusuyla bir yerde ve Hüseyin de ashabı ile başka bir yerde hareket ediyordu. Nihayet Nu'man'ın katırlarının otlağı olan Uzeybu'l-Hicanat konağına ulaştılar.  Orada, Kûfe tarafından dört kişinin kendilerine doğru gelmekte olduğunu ve Nafi b. Hilal'in "Kamil" ismindeki atını da arkada çektiklerini gördüler. Onların kılavuzluğunu Tirimmah b. Adiy yapıyor ve şu beyitleri okuyordu:  Ey devem, zahmetimden korkmayasın  Şafaktan önce götür bizi  Hayırlı binicilere ve hayırlı yolculuğa  Ta ki, faziletli cömertlere varasın  O yüceye, hürre ve göğsü genişe  Allah ona en hayırlı işin sevabını vere  Dünya var oldukça bekası ola.  Hüseyin'in yanına geldiklerinde, bu beyitleri okudular. Hüseyin şöyle buyurdu:  Allah'a andolsun ki ben, Allah'ın bizim hakkımızdaki iradesinin, öldürülmemiz hâlinde de, zafere ulaşmamız hâlinde de hayır olmasını ümit ediyorum!  Hürr ileri çıkarak, "Bu birkaç kişi seninle birlikte gelenlerden değil, Kûfe halkındandır. Dolayısıyla ben bunları tutuklayacak veya geri göndereceğim." dedi.  Hüseyin şöyle buyurdu:  Ben canımla onları savunacağım; bunlar benim yarenlerim ve yardımcılarımdır. Sen, Ubeydullah b. Ziyad'a yazdığın mektubunun cevabını alıncaya kadar bana karışmayacağına dair benimle sözleşmiştin.  Hürr, "Doğrudur; fakat bunlar, seninle birlikte değillerdi."  Hüseyin, ona şöyle cevap verdi:  Bunlar benim yaverlerimdir ve benimle birlikte olan kim-seler gibidirler. Şimdi eğer benimle yapmış olduğun sözleşmeye bağlı kalmazsan seninle savaşırım.  Hürr onlardan vazgeçtikten sonra Hüseyin, onlara buyurdu: "Ge-ride bıraktığınız insanların durumunu bana bildirin!" O dört kişiden biri olan Mucemma b. Abdullah el-Âizî şöyle cevap verdi:  "Halkın ileri gelenlerine büyük rüşvetler verilerek heybeleri dolduruldu. Böylece onların sevgisi yönlendirildi ve hayır dilekleri kazanıldı. Şimdi onlar yek vücut olarak sana karşıdırlar. Diğer insanlara gelince; her ne kadar kalpleri seninle olsa da, yarın kılıçları sana karşı çekilecektir!"  Hüseyin, "Size göndermiş olduğum elçimden bana haber verin!" buyurdu. "Hangi elçi?" diye sorduklarında, Hüseyin, "Kays b. Mu-sahhar el-Saydavî'den bahsediyorum." buyurdu.  Bunun üzerine şöyle dediler: "Evet; Husayn b. Numeyr onu tutuklayarak Ubeydullah b. Ziyad'ın yanına gönderdi. Ubeydullah da ondan, seni ve babanı telin etmesini istedi. Kays seni de, babanı selâmlayıp hakkınızda dua etti ve İbn Ziyad'la babasını lânetledikten sonra senin gelişini insanlara bildirdi ve sana yardım etmelerini istedi. Bunun üzerine İbn Ziyad, onun valilik konağının üzerinden yere atılmasını emretti."  Hüseyin'in (a.s) gözleri doldu ve göz yaşlarını tutamayarak şu ayeti okudu:  Mü'minlerden öyle erler vardır ki, Allah'a verdikleri söz-de sadık kaldılar. Kimi adağını ödedi (şehit oldu), Kimi de (şehit olmayı) bekliyor. Onlar asla verdikleri sözü değiştir-mediler.  Sonra şöyle dua etti:  Allah'ım, cenneti bizim yurdumuz kıl! Kendi rahmetinle bizi ve onları, zahire edilmiş sevaplarının en beğenilenine ulaştır!  Bu sırada Tirimmah b. Adiy, Hüseyin'e (a.s) yaklaşarak şöyle dedi:  Vallahi, ben senin yanında düzenli ve yeterli bir ordu görmüyorum! Sadece seni adım adım takip eden bu ordu bile sana karşı savaşırsa, senin yenilgiye uğramana yeter. Ben Kûfe'den ayrılmadan bir gün önce şehrin dışında, o güne kadar hiç bir arada görmediğim büyük bir topluluk gördüm. Toplanmalarının sebebini sorduğumda, "Bunlar Hüseyin'e karşı savaş hazırlığı yapıyorlar." cevabını aldım.  Allah aşkına, eğer mümkünse bir karış bile Kûfe'ye yaklaşma! Allah'ın seni koruyacağı bir yere varmak ve orada, ortaya çıkan bu durum hakkında ne yapacağına karar vermek istersen, bizimle gel! Seni evlerimizin bulunduğu "Eca" denilen dağ sığınaklarına yönelteyim. Biz oraya sığınarak Gassan ve Himyer sultanlarından, Nu'man b. Munzir'den, her siyah ve kızıl derilinin şerrinden kendimizi korumuşuzdur. Eğer orada düşman bize saldıracak olsa, kesinlikle yenilgiye uğrayacaktır. Ben seninle birlikte o bölgeye gelip oradan Eca, Selemî ve Tay kabileleri savaşçılarına adamlar gönderip yardım isterim. Vallahi, on gün geçmeden yaya ve atlı savaşçılar etrafını doldurur! O zaman istediğin kadar bizim yanımızda kalırsın ve uygun gördüğün bir zamanda kıyam edersin. Ben Tay kabilesinden yirmi bin askerin senin huzurunda kılıç sallayıp seni savunacaklarına dair söz veriyorum. Onlardan biri sağ oldukça sana hiç kimse yaklaşamaz.  Hüseyin, Tirimmah'a buyurdu ki:  Allah sana ve kavmine hayırlı mükâfatlar versin! Bu insanlarla aramızda bir sözleşme var ve biz bu sözleşmeye aykırı davranamayız. Bakalım bizim ve onların arasındaki bu işin sonu ne olacak?"  Hüseyin (a.s) öylece yoluna devam etti. Kasr-ı Benî Mukatil ko-nağına varınca konakladı. Orada kurulu bir çadır görüp, "Bu kimin çadırıdır?" diye sordu. "Ubeydullah b. Hürr el-Cu'fî'nindir." dediler. Hüseyin, peşine adam göndererek dedi: "Onu bana çağırın!" Elçi, Ubeydullah'ın çadırına varıp dedi: "İşte bu, Hüseyin b. Ali'dir; seni çağırıyor." Ubeydullah dedi: "İnna lillah ve inna ileyhi raciûn! Vallahi ben, Hüseyin'in gelişine tanık olmamak için Kûfe'den çıkmıştım! Vallahi, ne ben onu ve ne de o beni görsün istemiyorum!" Elçi geri dönüp durumu bildirdi. Bunun üzerine Hüseyin, ayakkabılarını alıp giydi. Sonra kalkıp Ubeydullah'a gitti. Selâm verdi ve oturdu. Sonra onu, kendisiyle birlikte kıyam etmeye çağırdı. O da önceki sözlerini tekrarladı. Hüseyin buyurdu:  Eğer bize yardım etmiyorsan, o hâlde Allah'tan sakın ve bizimle savaşanlardan olma! Vallahi, eğer biri bizim savaşımıza ve yardım feryadımıza tanık olur da bize yardım etmezse, kendini helak etmiş olur! Ubeydullah, "Allah'ın izniyle böyle bir şey olmayacaktır." dedi. Hüseyin, bu cevabı aldıktan sonra kalkarak kendi çadırına gitti.  Yazar şöyle der: Bu alanda araştırma yapan kimse, ilk bakışta İmam Hüseyin'in (a.s) değişik yerlerdeki davranışları arasında çelişki görebilir. Örneğin, Zubale konağında etrafındaki orduyu bir konuşmasıyla dağıtırken, burada Hürr'ün oğluna, ondan önce Zü-heyr b. Kayn'a ve şurada, burada teker teker veya grup grup kendine yardıma davet ettiği diğer kişilerle bağlantılı duruşu arasında çelişki olduğu düşünülebilir. Ancak, farklı insanlarla konuşmalarına ve farklı yerlerdeki sözlerine dikkat edilirse, İmam Hüseyin'in (a.s), bayrağı altına alacağı, iyiliği buyurma ve kötülükten sakındırma üzere kendisine biat edeceği, Yezid gibi sapık önderlerin yönetimine biat etmeyi reddedecek, kıyamının hedeflerini bilinçle ko-ruyacak, dünyanın çekiciliklerine direnecek ve öldürülünceye kadar zalim yönetimlerle çarpışacak yardımcılar aradığı anlaşılacaktır. |