Çarsamba 23 Mayıs 2012 - 03:39

الأربعاء ٣ رجب ١٤٣٣

چهارشنبه ۳ خرداد ۱۳۹۱ - ۰۵:۰۹

Kullanıcı adı:

Şifre :

Şifremi Hatırla
Şifremi unuttum   aktivasyon
Üye ol
    
       


Kalb Zenginliği

     
kalp-allah
     
       
         

Hz.  Sadık (a) şöyle buyurmuştur: "Tevrat'ta şöyle yazılmıştır: Ey  insanoğlu, sadece bana ibadetle meşgul ol ki kalbine zenginlik vereyim  ve seni talebinle başbaşa bırakmaya­yım. ihtiyacını gidermek ve kalbini  benim korkumla doldurmak benim üzerimedir. Ama eğer sadece ibadetimle  meşgul olmazsan kalbini dünya ile meşgul kılarım fakirliğini gidermem  ve seni talebinle başbaşa bırakırım. (Usul-i Kafi, C. 2., s. 83.  Kitabu'1-iman ve'1-Küfr, Babu'l-ibadet 1. hadis.)

        Bilmek gerekir ki kalb zenginliği nefsin kemali sıfatlarındandır. Belki  mutlak mevcudun kemal sıfatlarından biridir. Kalb zenginliğinin bu yönü  Allah Teala'nın zati sıfatlarından biridir.Mal zenginliği nefsani  zenginliğe sebep olmaz. Aksine nefsani zenginliği olmayanlar mal ve  servete daha da tamahlanırlar. Zira bizzat gani olan Allah'ın mukaddes  dergahı dışında biryerde gerçek zenginlik elde edilemez. Birzerre  topraktan eflak zirvesine, heyula-i ula'dan (ilk madde) ceberutia'la'ya  kadar tüm varlıklar fakir ve muhtaçtır.

        Bu yüzden kalb  her ne kadar Allah'tan gayrisine teveccüh ederse ve kalbin batım mülk  ve dünya alemini imara yönelirse bu ihtiyaç ve fakirlik daha da artar.  Ama insan dünya sevgisini bir kenara iter, kalbi mutlak gani olan  Allah'a yönelir, varlıkların zati fakirliğine iman eder varlıkların hiç  birinin kendiliğinden bir şeye sahip olmadığına hiç bir izzet ve  kudrete malik olmadığına inanırsa ve can ü gönülden "Ey insanlar sizler allah'a muhtaçsınız Allah ise hamid ve gani olandır." ayetini dinlerse o zaman iki alemden müstağni hale gelir. O kadar kalbi gani olur ki Süleymanm mülkü bile gözüne küçük gelir.

       Yeryüzü hazinelerinin anahtarını bile ona verseler buna itina  göstermez.Nitekim rivayette yer aldığı üzere Cebrail yeryüzü  hazinelerinin anahtarını Rasulullah'a takdimetti, ama Rasulullah kabul  etmedi ve fakirliği bir iftihar olarak kabul etti. Nitekim Hz. Ali de  İbn Abbas'a şöyle buyurmuştur: "Benim nazarımda dünyanız şu yamalı ayakkabımdan daha değersizdir." Ali b. Hüseyin (a) ise şöyle buyurmuştur: "Ben dünyayı Allah'tan istemekten bile utanıyorum; nerde kaldı ki kendim gibi olan birinden dileyeyim."

     Masumlar dışındaki insanlara gelince Necmuddin Kübra da şöyle diyor: "Dünya  malı ve mülkünü zenginlerle oturup kalkmak karşılığında bana verecek  olsalar ben dünya ve ahiret şekaveti içinde fakirlerle oturup kalkmayı  tercih ederim. Zira "Nar (ateş), ar'dan daha iyidir." Evet  onlar dünya hazineleri ve malına teveccüh etmenin ve zenginlerle oturup  kalkmanın kalpte nasıl bir zulmetler icad ettiğini çok iyi  biliyorlardı. İradeyi nasıl zayıflattığını kalbi nasıl  fakirleştirdiğini ve mutlak kamil merkezi noktaya teveccühten  alıkoyduğunu derketmişlerdi. Ama kalbi ve evi sahibine teslim eder ve  gayrisine tasarruf hakkı tanımazsan o zaman ev sahibi onda tecelli  eder.

      Elbette ki mutlak gani'nin tecellisi de mutlak  zenginlik getirir. Kalbi izzet ve zenginlik deryasına gömer ve kalb  ihtiyaçsızlık ile dolar. "İzzet Allah'ın Resulünün ve müminlerindir." Dolayısıyla  o evi de sahibi yönetir ve insanı kendi başına bırakmaz. Bizzat kendisi  tüm işlerde tasarrufta bulunur. Öyle ki onun kulak, göz, el ve ayağı  olur. Bu da nafilelerin yakınlığının neticesinde hasıl olan bir şeydir.  Nitekim hadis-i kudside de şöyle yer almıştır: "Kul  nafilelerle bana yakınlaşır ve ben de onu severim. Ben onu sevin­ce de  duyan kulağı gören gözü konuşan dili ve tutan eli olurum." (Usul-i Kafi, C. 2., s. 352. Kitabu'1-İman ve'1-Küfr, 8. hadis)

       Böylece kulun tüm ihtiyaçları ortadan kalkar ve iki alemden müstağni  hale gelir. Bu tecelli sayesinde tüm varlıklardan korkması da yok olur.  Yerine Allah korkusu yerleşir. Tüm kalbini Allah'ın azamet ve haşmeti  kaplar. Allah'tan gayrisinin hiç bir azamet ve haşmet ve tasarrufu  olmadığına inanır. "Varlık aleminde Allah'tan başka etken yoktur" hakikatini gönlüne yerleştirir.

      "İbadetim için kalb feragatini elde edersen ben de kalbini zenginlikle doldururum." Bu ibadet için kalb feragati sayesinde insan yavaş yavaş kalb huzurunun en yüksek mertebe­sine ulaştırır.

       Bunlar zikrettiğimiz bazı etkilerden ibarettir. Eğer kalb Hakk ile  meşgul olmaz ve teveccüh etmezse bu gaflet tüm şekavetler, noksanlıklar  ve kalb hastalıklarının kaynağı olur. Bu gaflet vasıtasıyla kalbinde  bulanıklık ve zulmetler vücu­da gelir. Kalb ile Hakk arasında kalın  hicaplar oluşur ve hidayet nuru giremez olur. Dolayısıyla ilahi  tevfiklerden mahrum olur. Batını dünyaya yönelir, karın ve tenasül  organını tatmine koyulur, böylece enaniyet deryasına gömülür, nefsi  başıboşluğa kayar bencilik adımlarıyla hareket eder. Zati zilleti ve  hakiki fakirliği zahir olur. Tüm harekat ve sekenatında Allah'tan uzak  düşer. Allah'tan yardım göremez hale gelir. Nitekim hadis-i kudside  bunu bazısına işaret edilmiştir: "Kalbini dünya meşgalesiyle  doldururum. Onun ihtiyaçsızlığını gidermem ve işlerini sana bırakırım."

 

    Namaz, ruhun kanatlanışıdır
    Rahmet Yoluna Giren Rahmet Bulur
    Vuslat Yolları
   
İbadetin Siması
    Hakka Giden Yol



Total Visit: 529
Total Rank: 0
Total Rankers: 0
Total Comments: 0

Oy vermek için yetkiniz yok. Lütfen giriş yapınız.