Çarsamba 23 Mayıs 2012 - 03:37

الأربعاء ٣ رجب ١٤٣٣

چهارشنبه ۳ خرداد ۱۳۹۱ - ۰۵:۰۷

Kullanıcı adı:

Åžifre :

Şifremi Hatırla
Åžifremi unuttum   aktivasyon
Üye ol
    
       

Düşünme İlkesi

Kur'ân-ı Kerim'in temel öğretilerinden biri düşünmeye  davetidir; yaratılış sırlarını anlayabilmek için Allah'ın yarattığı varlıklar  hakkında düşünmek, sorumluluklarını doÄŸru olarak yerine getirmek için insanın  kendi hal ve amelleri hakkında düşünmesi, insan topluluklarının yaÅŸamı baÄŸlamındaki  ilâhî yasaları tanımak ve anlamak için geçmiÅŸ milletlerin tarih ve yaÅŸantıları  hakkında düşünmek.
        Yüzeysel ve dağınık olarak düşünmek kolay bir iÅŸtir, ancak  bunun bir yarar ve ürünü olmayacaktır. Dakik araÅŸtırmalara, deneylere ve  hesaplamalara dayalı olarak bilimsel düşünüş veya en azından düşünürlerin fikrî  eserlerini tam bir dikkatle incelemek ise zor bir iÅŸtir, fakat çok faydalıdır  ve insanın ruhu için çok önemli, çok büyük bir sermayedir.
        İslâm dini, bir yanda temel rükün ve alt yapı olarak tevhidi  seçmiÅŸtir. Tevhit, insan beynine ulaÅŸmış en üstün, en yüce ve aynı zamanda da  çok dikkat ve incelik gerektiren bir düşüncedir. Öte yandan da bu dinin temel  inançları ve özellikle de bütün inançların temeli olan tevhit inancı hususunda  taklit etmeyi reddetmiÅŸ ve araÅŸtırmayı gerekli kılmıştır. Öyleyse bu din;  düşünmeyi, akletmeyi, araÅŸtırmayı ve incelemeyi farz kılmalı ve ayetlerinin  önemli bir bölümünü bu konuya tahsis etmelidir. Gerçek ÅŸu ki İslâm dini tam da  bunu yapmıştır.
        Kur'ân-ı Kerim, düşünmenin konu ve niteliÄŸini mutlak ve muÄŸlâk  bırakmamıştır; hangi konular üzerinde düşünülmesi gerektiÄŸine genel olarak  dikkat çekmiÅŸtir. Mesela Bakara Suresi'nin 164. ayetinde araÅŸtırma yapılması  için bazı konular belirlenmiÅŸ ve insanların ciddiyetle ve azimle bu konular  hakkında düşünmeleri istenmiÅŸtir.
        Göklerin ve yeryüzünün yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri  ardınca geliÅŸinde...
        Ayetin bu bölümünde gökler ve yeryüzü hakkında, gece ve  gündüz hakkında araÅŸtırma yapılması istenmiÅŸtir. Bu araÅŸtırma sonucunda  yıldızların, saman yollarının... düzeni öğrenilecektir; yeryüzü, tabakaları,  özellikleri hakkında bilgiler edinilecektir; her yirmi dört saatte yeryüzünün  güneÅŸe oranla durumunun tamamen deÄŸiÅŸmesine, gece ve gündüzün ortaya çıkmasına  neden olan etken tanınacaktır. Bu konular etrafında araÅŸtırma yapmakla  astronomi ve jeoloji bilimleri elde edilir.
        İnsanlara fayda vermek üzere denizde yürüyüp giden gemide...
        İnsan, deniz suyu üzerinde hareket eden gemilerden  faydalanır, yolculuk yapar, ilim ve marifetini arttırır, bu yolla ticaret yapar  ve kendisine verilen bu yetenekten yararlanır. Deniz, gemi, geminin batmaması,  bu yolla insanın faydalanması... İşte bunların tümü belli bir ölçü, hesap, yasa  ve düzen üzere iÅŸler. İnsan, ancak bu alanlarda araÅŸtırma yapmakla onları  öğrenir.
        Allah'ın, gökten yaÄŸmur yaÄŸdırarak yeryüzünü, ölümünden sonra  diriltmesinde...
        Yüce Allah gökten yere yaÄŸmur indirir ve onunla ölü toprağı  diriltir. Bu yaÄŸmurda binlerce sır gizlidir. Ancak düşünen, araÅŸtırma yapan ve  düşünce gücünü bu yolda kullanan insanlar bu sırlardan haberdar olurlar;  atmosfer, atmosfer cisimlerin, yaÄŸmurun özelliklerini ve bitkiler hakkında  bilgi sahibi olurlar.
        Yelleri dilediÄŸi gibi estirip deÄŸiÅŸtirmesinde, gökle yer  arasında emrine münkad olan bulutta...
        Rüzgârların esmesinde, bulutların gökle yer arasında hareket  etmesinde yüce Allah'ın yaratıcılık ve hikmetinden ayetler vardır. Ancak akıl  sahipleri, düşünenler ve araÅŸtırma yapanlar bu ayet ve niÅŸanelerden  faydalanırlar.
        Düşünün ki hiç görmediÄŸiniz biri bir kitap yazmış ve size  bir mektup göndererek, "Beni tam anlamıyla tanımak istiyorsanız benim  kitabımı ve özellikle de falanca bölümlerini dikkatlice araÅŸtırın."  demiÅŸtir. Açıktır ki bu durumda sözü edilen kitabı ve özellikle de belirlenmiÅŸ  bölümlerini dikkatle, bir üstattan yardım alarak, lügat kitaplarına müracaat ederek,  kitabın yazıldığı dili öğrenerek kitabı okur ve görmediÄŸimiz yazarı bu yolla  tanırız. Yine açıktır ki kitabın ön ve arka cildine bakarak yazarı  tanıyamayacağız.
        Geometri, astronomi, jeoloji, biyoloji, ruh bilimi, meteoroloji  uzmanlarının elde ettiÄŸi bilimler alanında dakik bilimsel araÅŸtırmadan yoksun  olarak ve yüzeysel bir biçimde varlık âlemlerini incelemek, bir kitabın ön ve  arka kapağını incelemek gibi bir ÅŸeydir ve insanın bir ÅŸeyler anlayabilmesi  için yeterli deÄŸildir. Gerçekte düşünme, insanın kafasındaki bilgi  birikimlerini analiz etmektir. Düşünme, önce insan zihninde oluÅŸan kazanımlarda  gezinti yapmaktır. Bu, insanın suda bir taraftan bir diÄŸer tarafa yüzmesi gibi  bir iÅŸtir. Bu da demektir ki insan, düşünce iÅŸini gerçekleÅŸtirebilmek için öncelikle  bir birikime sahip olmalıdır. Bu, insanın yüzebilmek için öncelikle suya  ihtiyaç duymasına benzer.
        Bir çiçeÄŸin kök, gövde, yaprak, beslenme, soluma, büyüme,  geliÅŸme, üreme... gibi özelliklerini bilen bir insan o çiçek hakkında  düşünebilir ve onda kullanılan kudret, hikmet, ilim, tedbir ve ölçüyü  anlayabilir. ÇiçeÄŸin bir tek hacmini ve ÅŸeklini gören, ancak yaratılış sırlarından  hiçbir ÅŸey bilmeyen bir insan, bu çiçeÄŸin âleme hüküm süren tedbir ve takdir  ile baÄŸlantısını anlamaya kadir olamayacaktır.
        Düşünmenin sermayesi bilgidir. Uzmanlar şöyle demiÅŸlerdir:  Bir ÅŸeyi emretmek, onun mukaddimesini de emretmektir. O hâlde bilgi ve birikim  olmaksızın düşünme gerçekleÅŸmeyeceÄŸine göre, düşünme hakkındaki emir, aynı zamanda  düşünmenin sermayesi olan varlıklar hakkında doÄŸru bilgi edinme hakkında da  geçerlidir. Anlatmak istediÄŸim ÅŸudur: Kur'ân-ı Kerim, insanları düşünmeye  teÅŸvik etmekle kalmamış, düşünmenin konu ve alanını da bu ve diÄŸer birçok ayette  belirlemiÅŸtir.

Müslümanların İslâmî Düşünceden Uzaklaşması

Esefle belirtmek gerekir ki İslâm tarihinde gerçekleÅŸen bazı  olaylar sonucunda Müslümanlar, kutsal kitapları Kur'ân'ın buyurduÄŸunun tam aksi  yönünde hareket ettiler. Kur'anî öğretilerin ruhuna vakıf olan az bir grup ise  hangi konu ve alanlarda düşünmeleri gerektiÄŸini bildiklerinden dolayı  sorumluluklarının gereÄŸi yönünde hareket ettiler. İşte bu grup, bugün  Müslümanların ve hatta insanlığın iftiharlarındandır. Ancak Müslümanların büyük  çoÄŸunluÄŸu Kur'ân-ı Kerim'in belirlediÄŸi yönden sapmış ve Kur'anî teÅŸvikin olmadığı  ve hatta abes, anlamsız ve faydasız olduÄŸu gerekçesiyle Kur'ân tarafından  yasaklanan konularda araÅŸtırma ve tartışmaya giriÅŸmiÅŸlerdi. Oysaki Kur'ân'a  iman eden bir insan, bilimsel veya dinî ÅŸeklinde olsa bile abes, sonuçsuz ve  faydasız tartışmalardan sakınmalıdır. Kur'ân-ı Kerim, müminin özelliklerinden  birini şöyle açıklamıştır:
        Ve öyle kiÅŸilerdir onlar ki boÅŸ ÅŸeylerden yüz çevirirler.

Kelamî Tartışmalar

Kelam âlimlerinin kitaplarını ve -asırlarca düşünceleri  meÅŸgul etmiÅŸ, uÄŸrunda servetler harcanmış ve beyin güçleri heder edilmiÅŸ-  tartışma konularını inceleyen ve onları Kur'ân ile karşılaÅŸtıran kimse, bu  konuların Kur'ân tarafından düşünülmesi teÅŸvik edilen konularla hiçbir uygunluÄŸunun  olmadığını ve hatta hiçbir iliÅŸkisinin olmadığını görecektir. İnsanlar, bu  temelsiz ve boÅŸ uÄŸraÅŸlar uÄŸrunda yıllarını heder etmiÅŸ ve Kur'ân-ı Kerim'in  düşünülmesini istediÄŸi konular ise ilgisizlik kurbanı olmuÅŸtur.
        Nitekim bazı insanlar, bu yükü omuzlamış ve bu dünyada  alınları açık ve baÅŸları dik olmuÅŸtur. Olanca esef ve eziklik içinde semavî  kitabımızın teÅŸvik ettiÄŸi dersleri bu yüce insanlardan öğrenmeliyiz.
        Önceden de deÄŸindiÄŸim gibi insan, bu âlemin varlıkları  hakkında ne kadar çok dikkat ederse, âlemin parçaları ve azaları arasında bir  düzen, bir birliktelik ve bir uyum görecektir; her varlık ve her zerrenin bir  güç ve bir hareketi olmakla birlikte kendi başına bırakılmadığını, diÄŸer  varlıklarla uyum ve baÄŸlantı halinde olduÄŸunu, bu bütün içinde her zerrenin bir  hedef ve görevi olduÄŸunu anlayacaktır. Bu bakımdan bütün âlem bir tek  hükmündedir.

Kur'ân'da Yaratıcının Varlığı ve Birliği

Kur'ân-ı Kerim'de Allah'ın varlık ve birliÄŸinin delili birdir;  Allah'ın varlığını kanıtlayan delil, aynen birliÄŸini de kanıtlamaktadır. Genel  olarak filozoflar, Allah'ın ispat ve tevhit konularını birbirinden ayrı olarak  iÅŸlemiÅŸ ve kelam âlimleri de bu hususta filozoflara uymuÅŸtur. Fakat Kur'ân-ı  Kerim'de durum böyle deÄŸildir. Kur'ân-ı Kerim bir yerde yaratıcının, vacibu'l-vücudun,  kendi varlığıyla var olan ve varlığı baÅŸka bir varlığa dayanmayan zatın  varlığını bir delille kanıtlarken baÅŸka bir yerde de yaratıcının, vacibu'l-vücudun  ve kendi varlığıyla var olan zatın "bir" olduÄŸunu baÅŸka bir delille kanıtlamış  deÄŸildir. Bu, çok ilginç bir noktadır. Kur'ân mantığında Allah öyle bir ÅŸekilde  tanıtılmıştır ki onun için sayı ve ikinci varsayılamaz. Kur'ân'ın bazı  ayetlerinde bu gerçeÄŸe iÅŸaret edilmiÅŸtir. Müminler Emiri Ali (a.s), Nehcü'l-Belâğa'da  bu noktayı tamamen açıklamıştır. Bu, Kur'ân'ın mucize olduÄŸunu açıkça gösteren  Kur'anî büyük öğretilerden biridir. İmam Ali (a.s) bu mucizeyi açıklamıştır ve  bu mucizeyi açıklamanın kendisi de bir baÅŸka mucizedir.
        Müminler Emiri Ali'ye (a.s) sordular: "Sizin yanınızda  vahiyden bir ÅŸey var mıdır (yani size vahiy geliyor mu)?"
        İmam Ali (a.s), bu soruyu şöyle cevapladı:
        Hayır, andolsun tohumu yarana ve canlıyı yaratana. Allah, sadece  kitabı Kur'ân'ı anlama (yeteneÄŸi) bahÅŸetmiÅŸtir kuluna.
        İmam Ali (a.s) bu cümlede, kutsî vücudundan gelen ulvî  öğretilerin Kur'ân'ı ve anlamını anlamaya dayandığını buyurmaktadır.
        Yaratılışta öyle bir düzen vardır ki, varlıklar arasında  uyum görülmektedir ve âlemin öğeleri bütünü bir tek gövde oluÅŸturmuÅŸtur. Bir  bütünün parçaları arasında uyum ve birliÄŸin olması da, olmaması da mümkündür.  Bunu bir örnekle açıklayacağım:
        Koyun sürüsü bir bütündür, bu bütünü oluÅŸturan öğeler  arasında baÄŸlılık ve uyum yoktur; koyunların her biri kendi başına kendisi için  yol yürür, kendisi için ot yer, kendisi için yatar ve bir bütün olarak tek bir  yapı oluÅŸturmazlar. Koyunlar arasındaki uyum, çobanın onları hareket ettireceÄŸi  kadardır.
        Ancak her koyunun beden yapısı milyonlarca ve milyarlarca  canlı hücreden oluÅŸmuÅŸtur. Bu hücrelerin bir kısmı, koyunun deri dokusunu  oluÅŸturmuÅŸ ve diÄŸer azaları güvenlik sorumluluÄŸunu üstlenmiÅŸlerdir. Hücrelerin  bir kısmı adale yapısını, bir kısmı kalp yapısını, bir kısmı göz yapısını...  Bütün hücreler farklı iÅŸler yapmakla birlikte, kendi varlık aÅŸamasında deÄŸiÅŸik  bir sorumluluk ve amacı takip etmekle birlikte, hiçbir grup diÄŸer grupların  varlığından haberdar olmamakla birlikte (kan hücresi, et hücresinin varlığından  haberdar deÄŸildir; et hücresi, sinir ve deri hücresinin varlığından haberdar  deÄŸildir) hiçbiri bir bütünün idare ve hizmetinde olduÄŸundan habersizdir. O tek  bütün ise bir koyundur ve onun bir ruhu ve bir hayatı vardır. O tek koyun  bütününün daha tümel bir hedefi vardır ve hücrelerin her grubunun hedefi, daha  kapsamlı ve daha genel hedefin bir öğesi, bir basamağı ve bir aracıdır.
        Takvalılar önderi İmam Ali (a.s), mübarek Ramazan ayının on  dokuzuncu gecesinde vuruldu. Bu münasebetle bu akÅŸamki konuÅŸmamı, İmam Ali  (a.s) hakkındaki birkaç cümle ile bitireceÄŸim.
        Yüce Allah Resulü (a.s), Müminler Emiri Ali'nin (a.s) katiline  "sonra gelenlerin en katı kalplisi" lakabını vermiÅŸti. Yüce  Allah Resulü (s.a.a) belli bir amaçla bu lakabı vermiÅŸti. İmam Ali'nin (a.s)  ÅŸehit edilmesiyle İslâm dünyasına telafi edilemez büyük bir darbe inmiÅŸti.  Büyük insanların varlığı her zaman için faydalıdır, ancak bazen sosyal açıdan  çok özel bir konumda olduklarından dolayı o dönemdeki varlıkları daha hayatî  bir boyut alır.
        Bir sosyal ÅŸahsiyet, bazen öyle bir konumdadır ki büyük bir  milletin kaderini elinde bulundurur ve bazen öyle özel anlar ortaya çıkar ki o  anlarda onun yok olması, bir kiÅŸinin yok olması deÄŸildir; hakkın, bir sistemin  ve bir yolun yok olmasıdır.
        İmam Ali (a.s) hayatta iken şöyle buyurmuÅŸtu:
        Ben hayatta olduÄŸum sürece insanlar iki safta hac yaparlar, fakat ben öldükten sonra tek safta hac edeceklerdir.
        İmam Ali'nin (a.s) ÅŸehit edilmesinden sonra da böyle oldu ve  tek saf oluÅŸturuldu.
        İşte bu nedenle İmam Ali'nin (a.s) ÅŸehit edilmesi, Allah  katındaki kutsîlik ve yücelik makamı bir yana, Müslüman halk için etkisi  ebediyen tarihte kalacak büyük bir kayıp oldu.
        Abdurrahman b. Mülcem Haricîlerden idi; hem İmam Ali'yi  (a.s) ve hem de Muaviye'yi tekfir edenlerdendi. Haricîler, hem İmam Ali'yi  (a.s) ve hem de Muaviye'yi, Amr b. As ile birlikte öldürmek istiyorlardı. Üç  kiÅŸi Mekke'de bir araya gelerek İmam Ali'yi (a.s), Muaviye'yi ve Amr b. As'ı  aynı gecede öldürmeye karar verdiler. Bu üç kiÅŸiden biri Abdurrahman b.  Mülcem-i Muradî idi. Amr b. As'ı öldürmekle görevli olan kiÅŸi, mescide gidip  onu beklemeye koyuldu. Fakat o gece Amr b. As mescide gelmemiÅŸ ve yerine Harice  (Mısır kadısı) adında birini göndermiÅŸti. Harice namaza durmuÅŸ ve tanınmadan  öldürülmüştü. Muaviye'yi öldürmekle görevlendirilen kiÅŸi, darbesini indirmiÅŸ  fakat öldürememiÅŸti. Sadece Abdurrahman b. Mülcem amacına ulaÅŸmıştı.
        İmam Ali'nin (a.s) ÅŸehit edilmesinin doÄŸal sonucu, çok  tehlikeli bir grubun yönetimi ele alması olmuÅŸtu. İslâm tarihi böylesini hiç  görmemiÅŸti. Gerçekten çok hassas bir dönemdi. Ne İmam Ali'nin (a.s)  muhalifleriyle mücadelesi ve ne de öldürülmesi, bir kiÅŸinin mücadelesi ve  öldürülmesi deÄŸildi. Gerçekte bu mücadele ve bu savaÅŸ, inanç ve yol savaşıydı;  yordam ve yöntem savaşıydı; peygamberlerin ve evliyaların yönetim tarzı ile  firavunların ve zalimlerin yönetim tarzının savaşıydı; tevhit ile ÅŸirk  savaşıydı ve adalet ile zulüm savaşıydı. Bu nedenle de İmam Ali'nin (a.s)  defnedilmesiyle birlikte birçok ÅŸeyler de defnedilmiÅŸti.

Total Visit: 349
Total Rank: 0
Total Rankers: 0
Total Comments: 0

Oy vermek için yetkiniz yok. Lütfen giriş yapınız.