Salı 22 Mayıs 2012 - 16:05

الثلاثاء ٢ رجب ١٤٣٣

سه شنبه ۲ خرداد ۱۳۹۱ - ۱۷:۳۵

Kullanıcı adı:

Şifre :

Şifremi Hatırla
Şifremi unuttum   aktivasyon
Üye ol
    

 

KONUNUN ÖZETİ

 Zarif b. Nasih'e isnat edilen Diyat kitabını, Emirü'l-Müminin Ali (a.s) kendi yazısıyla yazmış veya onu imla etmiş, ardından valilerine göndermiştir. Daha sonra Şiîleri onu kaydederek nesilden nesile aktarmışlar ve İmam Cafer Sadık'ın (a.s) imameti döneminde ona sunmuşlar, o da, "Evet doğrudur, Emirü'l-Müminin Ali (a.s), valilerine ona uygun davranmalarını emretmiştir." buyruğuyla onun doğruluğunu onaylamıştır.

 Bu onayı diğer bir rivayette şöyle geçmektedir:

 O, Emirü'l-Müminin Ali'nin (a.s) çeşitli konularla ilgili açıkladığı hüküm ve fetvalardır; onu valilerine ve ordusunun komutanlarına göndermiş, halk da onu yazmıştır.

 Ondan sonra, mezkur kitabı İmam Cafer Sadık'tan (a.s) nakleden raviler zinciri, muhaddislerin ileri gelenlerinin dönemine kadar uzamıştır ki, onların arasında İmam Rıza'nın (a.s) dönemini görüp sözkonusu kitabı o hazrete sunanlar olmuştur. İmam Rıza (a.s) da onun içeriğini teyit ederek birine, "Evet; o doğrudur. Emirü'l-Müminin Ali (a.s), valilerine ona uygun davranmalarını emretmiştir." şeklinde buyurmuştur.

 Başka birine, "O, doğrudur…" buyurmuştur.

 Üçüncüsüne, "Doğrudur; onu rivayet edin." buyurmuştur.

İmam Rıza'dan sonra rivayet eden ravi zinciri, sonraki kuşak muhaddislerin ileri gelenlerinin dönemine kadar devam etmiştir. Nihayet ileri gelen muhaddislerimiz onun içeriğini Kutub-i Erbaa olan el-Kafî, Men Lâ Yahzuruhu'l-Fakih, et-Tehzib ve el-İstibsar kitaplarında kaydetmişlerdir. Şöyle ki:

 Şeyh Kuleynî, Diyat kitabının çeşitli bölümlerini el-Kâfi adlı kitabında dağınık olarak kaydetmiştir.

 Şeyh Saduk bu kitabın tümünü, Men La Yahzuruhu'l-Fakih adlı kitabında bir bölümde nakletmiştir.

 Şeyh Tusî de et-Tehzib adlı kitabında onun tümünü bir yerde getirdiği gibi dağınık olarak çeşitli bölümlerde de rivayet etmiştir.

 Yine Şeyh Tusî onun bir bölümünü el-İstibsar adlı kitabının bir bölümünden kaydetmiştir.

 Diyat kitabının naklinde muhaddislerin ileri gelenlerinin Ehlibeyt İmamları'na kadarki raviler zincirlemesi işte bu şekildedir. Ancak muhaddisler bunun dışında Ehlibeyt İmamları'ndan tıpkı Diyat kitabındaki konular gibi ve yine onlarla aynı mana, mefhum ve içerikte olan diğer hadisler de nakletmişlerdir. Örnek olarak, Kuleynî'nin "Diyat" bölümündeki rivayeti şöyledir:

 1- Aynı isnatla (bu bölümün başında, Diyat kitabının naklinde İmam Cafer Sadık (a.s) ve İmam Rıza'dan (a.s) getirilen isnatla) Emirü'l-Müminin Ali'nin (a.s), ceninin diyeti-ni yüz dinar olarak açıkladığı ve erkeğin nutfesinin beş mer-halede cenine dönüştüğünü belirttiği rivayet edilmiştir. Şöy-le ki, cenine ruh verilmeden önce diyeti yüz dinardır; çünkü Allah Teala insanı, süzme bir çamurdan yani nutfeden ya-ratmıştır. Bu, bir parçadan oluşan birinci merhaledir. Ondan sonra alaka (embriyo) merhalesi gelir, ki bu (dönemde cenin) iki parçadan oluşmaktadır. Ardından muzğa (et par-çası oluşumu) aşamasına geçilir, ki bu durumda cenin üç parçadan oluşmaktadır. Daha sonra da dördüncü parça ek-lenerek kemik oluşma merhalesine varılır ve ondan sonra da kemiklere et giydirilerek ceninin yaratılışı tamamlanır. İşte bu şekilde tam diyet olan yüz dinarın beş parçası cenin için tamamlanmış olur. (Dolayısıyla öldürüldüğü takdirde kan sahibine diyet olarak yüz dinar verilir.)

 Yüz dinarı beşe bölmemiz gerektiğine göre, diyet olarak nutfeye beşte bir, yani yirmi dinar; alakaya beşte iki, yani kırk dinar; muzğaya beşte üç, yani altmış dinar; kemiğe beşte dört, yani seksen dinar verilir; kemiğe et giydirildiği takdirde ise, diyeti tam yüz dinar olur. Ve eğer cenine ruh da verilmişse, bu durumda bir nefis ve canlı bir insan sayılır ki, erkek olursa kâmil diyet olan bin dinar ve eğer kız olursa beş yüz dinar verilir.

 Rahmindeki bebeğin yaratılışı tamamlanmış olan hamile bir kadın öldürülür de çocuğunu düşürmezse ve onun erkek mi, kız mı olduğu belli olmazsa, yine annesinin öldürülmesinden önce mi, yoksa sonra mı öldüğü bilinmezse, bebeğin diyeti iki yarı olarak verilir; yani bir yarı erkeğin diyeti ve diğer yarı da kızın diyeti olarak. Öldürülen kadından dolayı ise kâmil diyet ödenir. İşte ceninin altı merhalesi böyledir.

 Yine Emirü'l-Müminin Ali (a.s) şöyle fetva vermiştir: Bir erkeği eşiyle ilişkide bulunduğu sırada korkuturlar ve meni rahme ulaşmadan dışarıya akarsa, buna karşılık beşte birin yarısı olan on dinar diyet verilir. Ama eğer nutfe rahme yerleştikten sonra bu işi yapılırsa, yirmi dinar diyet ödenir.

 Ceninin yaralanması konusunda da o hazret, kadın ve erkeğin yaralanması hususunda kâmil diyet ölçü alınarak hesaplandığı gibi, yüz dinarın esas alınmasına hüküm vermiştir…

 Aynı bölümde Said b. Museyyib'den şöyle nakleder:

 Ali b. Hüseyin'den (İmam Zenyelabidin -a.s-), "Eğer bir adam hamile kadına tekmeyle vurur da tekme sonucu kadın karnındakini ölü olarak düşürürse, diyeti ne kadardır?" diye sordum. Şöyle cevap verdi:

 "Nutfe ise, yirmi dinar diyet ödenmesi gerekir."

 Ben, "Nutfenin tanımı nedir?" diye sordum; o hazret şöyle buyurdu:

 "Erkeğin nutfesinin kırk gün boyunca kadının rahminde kalmasıdır."

 Ardından şöyle buyurdu:

 "Kadının düşürdüğü alaka (embriyo) ise, kırk dinar diyet vermesi gerekir."

 Ben, "Alakanın sınırı nedir?" diye sorunca, şöyle cevap verdi:

 "Nutfenin rahimde seksen gün kalmasıdır."

 Sonra buyurdu ki:

 "Eğer düşürdüğü muzğa (et parçası) ise, altmış dinar diyet ödemelidir."

 Ben, "Ya muzğanın sınırı nedir?" diye sordum. O hazret (a.s) şöyle buyurdu:

 "Nutfenin rahme yerleşip orada yüz yirmi gün kalmasıdır."

 Daha sonra da şöyle buyurdu:

 "Ve eğer onu canı olduğu, kemik ve eti bittiği, vücudu şekillendiği ve kendisine ruh verildiği bir hâlde düşürürse; kâmil bir diyet vermelidir…"

 Ve yine o kaynakta Muhammed b. Müslim'den şöyle rivayet eder:

 İmam Muhammed Bâkır'dan (a.s), "Bir erkek karısını döver de kadın karnındaki 'nutfe'yi düşürürse, diyeti ne kadar olur?" diye sordum. O hazret (a.s), "Yirmi dinar ödemelidir." buyurdu. Ben, "Karısını döver de 'alaka' düşürürse ne olur?" diye sordum. Bu defa da, "Kırk dinar ödemelidir." buyurdu. "Peki ya 'muzğa' düşürürse?" diye sorduğumda, "Altmış dinar diyet ödemelidir." cevabını verdi. "Eğer darbeler sonucu düşürdüğü, kemikleri oluşmuş bir cenin olursa, ne olur?" diye sordum. Bunun üzerine o hazret (a.s), "Bu durumda kâmil bir diyet vermelidir; Emirü'l-Müminin Ali'nin (a.s) de fetvası böyledir." buyurdu.

 Ardından ben, "Nutfenin yaratılış niteliği nedir, nasıl tanımlayabiliriz?" diye sordum. İmam (a.s), "Nutfe katı balgam (veya sümük) gibi beyaz renklidir; rahimde yer alıp kırk gün boyunca orada kalınca alakaya dönüşür." buyurdu. Ben, "Peki alakanın oluşum özellikleri nelerdir?" diye sordum. İ-mam (a.s), "Alaka, pıhtılaşmış ve koyu kan gibidir; nutfeden dönüştükten kırk gün sonra rahimde kalarak muzğaya dönüşür." buyurdu. Ben, "Öyleyse muzğanın da özelliklerini belirtiniz." dedim. Hazret (a.s), "Birbirine girmiş yeşil renkte birçok damarı olan, kızıl renkte çiğnenmiş bir et parçasıdır ki sonuçta kemiğe dönüşür." buyurdu. Ben, "Ya kemiğe dönüşünce nasıl olur?" dedim. Bunun üzerine şöyle buyurdu: "Kemik oluşunca onun göz ve kulak sınırı belli olur ve böylece organlar belirip bebek şekillenir; bu durumda ona kâmil bir diyet taalluk eder."

 İbn Müskan kanalıyla da İmam Cafer Sadık'tan (a.s) şöyle rivayet eder:

 Ceninin diyeti beş parçadır: Nutfe için beşte bir olan yirmi dinar, alaka için beşte iki olan kırk dinar, muzğa için beşte üç olan altmış dinar, kemik için beşte dört olan seksen dinar, cenin tamamlanınca da diyeti yüz dinar olur. Ona ruh verilince ise, erkek olduğu takdirde bin dinar veya on bin dirhem diyet ödenir, kız olduğu takdirde de beş yüz dinar diyet taalluk eder.

 Ve eğer hamile bir kadın öldürülür de rahmindeki bebeğin erkek mi, kız mı olduğu belli olmazsa, bu durumda onun diyeti iki yarıdır; bir yarı erkeğin diyetinden ve diğer yarı da kızın diyetinden ödenir ve kadına da tam bir diyet taalluk edilir.

 * * *

 Bu konuda, İmam Cafer Sadık'ın (a.s) hadisinde açıklanan hük-mün, İmam Muhammed Bâkır'ın (a.s) hadisinde yer verilen hü-kümle ve bu iki İmam'ın (a.s) hadisindeki hükmün, İmam Seccad'ın (a.s) hadisindeki hükümle, yine onların hadislerindeki hükmün, Emirü'l-Müminin Ali'nin (a.s) imla ettiği Diyat kitabında geçen hü-kümle aynı olduğunu gördük. Bu hususta İmam Muhammed Bâkır (a.s) ile İmam Cafer Sadık'tan (a.s) nakledilen diğer iki hadis daha vardır ki onlarla, daha önce geçenler arasında özet ve geniş, genel ve detay olmak dışında bir çelişki yoktur.

 Yine el-Kâfi kitabında "Ceninin Diyeti" bölümünde İmam Cafer Sadık'tan (a.s) aynı anlamda olan üç başka hadis olduğunu da görmekteyiz. Bunların birincisini Ebu Basir rivayet etmiştir:

 Eğer bir erkek hamile bir kadının karnına vurur da darbe sonucu kadın rahmindeki bebeği ölü olarak düşürürse, o kadına yüz dinar diyet ödemelidir.

 İkincisini Davud b. Ferkad, İmam Cafer Sadık'tan (a.s) nakletmiştir:

 Göçebe bir kadın, Resulullah'ın (s.a.a) huzuruna geldi ve kendisini korkutarak rahmindeki bebeğin düşmesine neden olan bir Arap'tan şikâyette bulundu. Arap, "Ağlayıp ses çıkarmayan bebeğin diyeti olmaz." deyince, Resulullah (s.a.a), "Kes sesini! Ona yüz dirhem diyet vermen gerekir." buyurdu.

 Üçüncüsünü ise Sekunî İmam Cafer Sadık'tan (a.s) aktarmıştır:

 Resulullah (s.a.a), Hilaliye'nin, taş atılması sonucu düşürdüğü bebek hakkında, "Onun diyeti yüz dinardır." şeklinde hüküm verdi.

 Bu konuda, İmam Cafer Sadık (a.s) birinci hadiste fetva vererek kimseye nispet vermeksizin Allah'ın hükmünü belirtmiş, fakat ikinci ve üçüncü hadiste, aynı hükmü, böyle bir hükmün verilmesine neden olan meseleye de değinerek Resulullah'tan (s.a.a) naklederek beyan etmiştir.

 Kâfi kitabının "Diyat" bölümünden aktardıklarımızın benzerlerinin oldukça fazla olduğunu görmekteyiz. Öyle ki bir rivayette bir hükmün açıklanması bir yerde bir İmam'dan yapılmakta, başka bir yerde de o İmam o hükmü Hz. Ali'den (a.s) ve üçüncü merhalede ise aynı hükmü dedeleri Resulullah'tan (s.a.a) rivayet etmektedir. Bu durumu, Kâfi kitabının yedinci cildinin şu sayfalarında görmek mümkündür: c.7, s.265, 266, 268, 281, 284, 285, 320, 323, 326, 329, 331, 333, 334, 353-357, 360, 364-368, 370, 371, 373 ve 375.

 Bu konu Kâfi'nin "Diyat" bölümüne has değildir; Kâfi dışında İmamiye Ekolü'nün Fakih, Tehzib ve İstibsar gibi diğer büyük hadis mecmualarında da durum böyledir.

 "Diyat" kitabı hakkındaki incelememiz buraya vardığına göre, muhaddislerin ileri gelenleriyle Ehlibeyt İmamları arasındaki vasıta halkalarını tanıtmak zorundayız.

 

Total Visit: 1
Total Rank:
Total Rankers:
Total Comments:

Oy vermek için yetkiniz yok. Lütfen giriş yapınız.