Çarsamba 8 Şubat 2012 - 21:26

الأربعاء ١٦ ربيع الأول ١٤٣٣

چهارشنبه ۱۹ بهمن ۱۳۹۰ - ۲۲:۵۶

Kullanıcı adı:

Şifre :

Şifremi Hatırla
Şifremi unuttum   aktivasyon
Üye ol
    

 

İKİNCİ DÜZENLEMEYE ÖNSÖZ

 

Kültürel eserler üzerinde araştırma yapmak zor, ama aynı zamanda tatlı bir uğ­raştır. Bu iş o kadar çekicidir ki araştırmacıyı adı sanı bilinme­yen, ender bu­lunan bir eser bulmak uğrunda bir kütüphaneden ötekine çeker du­rur.

 

Çağdaş Fars edebiyatını incelerken, romanlardan, öykü kitaplarından ve basında çıkmış dağınık öykülerden oluşan bir yığınla karşılaşırız. Öy­kücülü­ğün eleştirel bir tarihini meydana getirmek için bu eserlerin dü­zenlenmesi ve sınıflandırılması karşımıza çeşitli sorular çıkarır: “Acaba bu dağınık eserler arasında mantıklı bir bağ var mıdır? Ortaya konan eser­ler arasında her kül­türel dönemde görülen biçim ve konu benzerlikleri te­sa­düfi bir durum mudur? Ünlü İngiliz eleştirmeni Forster’ın yaptığı gibi, farklı dönemlerin yazarlarını bir araya toplamak, tarihî ve toplum­sal özel­liklerini dikkate almadan onların çalışmaları hakkında bir yar­gıya varmak mümkün müdür?”

 

Kültürel ve düşünsel değişimler, köklü toplumsal olaylarla karmaşık ve karşılıklı bir bağ içinde oldukları ve edebî eğilimler entelektüel de­ğişim­lerden etkilendikleri için yukarıdaki sorulara verilecek cevabın olumsuz ola­cağı söylenebilir. Ne var ki çağdaş İran edebiyatı üzerine ya­pılmış çalışmaların çoğu, sanki bu sorulara olumlu cevap vermek üzere yazılmıştır. İran öykü ede­biyatı tarihinin incelenmesi alanında yayımlan­mış eserlerin sayısı çok azdır. Bu eserlerin çoğu derli toplu değildir ve bun­larda belirli bir kronolojik sıra iz­lenmez. Öyküler, metinlerin birbiri ara­sındaki bağlar göz önüne alınmadan, yazarlar da kendi zamanlarının eko­nomik, siyasî, kültürel ve sosyo-psikolojik şartlarından ayrı incelenir­ler. Bu yüzden, ortaya konulan eleştiriler ve yorum­lar, birkaç ünlü ve seç­kin çehre hakkında, yazarın yetiştiği çevreden kopuk bir tür monografiye dö­nüşürler. Edebî aşamaların gelişim seyri göz önüne alınsa bile, kısa bir dönem, çeşitli alacakaranlıkları dikkate alınmadan, önceki ve sonraki dö­nemlerle ilinti kurulmadan incelenir. Üstelik, çağdaş edebiyat tari­hinin pek çok bölümü de sükût ederek geçiştirilir.

 

Çağdaş edebiyatın ve bu harekete egemen olan etmenlerin nasıl bi­çim­len­diğinin kavranması ve gelişim aşamalarının tanınması için, dağınık eserler arasındaki öznel ilişkiyi, edebî değişimle toplumsal ve kültürel du­rumun na­sıl özdeşleştiğini açığa çıkarma yönünde çaba gösterecek daha ayrıntılı, daha kapsamlı araştırmalara ihtiyaç vardır. Edebî metinler yığı­nıyla arasındaki öznel ilişkinin açığa çıkarılması, edebiyat tarihinin estetik ve sosyolojik olarak ifade edilmesi, yaygın edebiyat kuramlarının tanın­ması sayesinde çağdaş edebiyatın mahiyetini kavramak ve edebî hareketin eği­limini ve yönünü belirlemek mümkündür. Edebî geçmişin tanınması, şu an için, her zamankinden daha çok hissedilmektedir. Bu yüzden edebî geçmiş hakkında bilgi sahibi olmak gelecekte yazarlar ve edebiyat okuyu­cuları için yol gösterici olabilir.

 

Bu kitap, söz konusu ihtiyaç dikkate alınarak ortaya çıkmıştır. Yazar, sistema­tik bir şekilde çağdaş İran edebiyatını incelemeye, gücü yettiği öl­çüde, İran öykü­cü­lüğünün geçmiş yüzyıldaki akımlarının ve değişimleri­nin derli toplu ve ta­rafsız bir tasvirini çizmeye ve onu aşağıdaki beş tarihî bölüme ayırarak ince­lemeye çalışmıştır.

 

1.  İlk çabalardan (yaklaşık 1274/1895) 1320/1941’e kadar.

 

2.  1320-1332 (1941-1953)

 

3.  1332-1340 (1953-1961)

 

4.  1340-1357 (1961-1978)

 

5.  1357-1370 (1978-1991)

 

Kuşkusuz bu sınıflandırma değişken ve görecedir. Her dönemin ince­len­mesinde İran tarihinin kültürel ve entelektüel değişimlerinde etkili olan en ünlü olaylar esas alınmıştır. Her dönem önceki dönemin devamı olup kendi­sinden sonraki dönemler üzerinde büyük etkileri olmuştur, bu­nunla birlikte o dönemde gerçekleşen özel sosyo-politik olaylar ve bu olayların kül­türel ve edebî etkin­likler üzerindeki yansıması nedeniyle bir dönemi öte­kilerden ayırt etmek mümkündür.

 

Bir başka konu da tarihî ve kültürel dönüm noktalarında, zaman içinde roman ve öykülerdeki temel konuların, bunların yapılarının ve işle­niş tarz­larının değişmesidir. Bu yüzden genellikle her dönem, kayna­ğını kültürel ve toplumsal durumdan, egemen entelektüel inançlardan ve ya­zarların edebiya­tın işlevi konusundaki anlayışlarından alan genel özel­lik­lere sahiptir. Bu özel­likler her dönemi öteki dönemlerden ayırır.

 

İran öykü edebiyatının gelişim süreci, her defasında sosyo-politik ne­den­lerle kesintiye uğramış ve bir kez daha yeni bir hareketle başlamıştır. Öykü edebiyatının gelişim sürecindeki bu kopukluğu daha dikkatli ve daha açık bir şekilde anlamak için, çeşitli dönemlerin en temel sosyo-kül­türel olaylarını dikkate almak zorunludur. Ne var ki edebiyatın dönemlere ayrılması ancak  “edebî türlerin” sınıflandırılmasıyla mümkündür. Çünkü bu durumda her eser belirli bir konumda yer alır, onun başka eserlerle ve belli bir dönemin kültür atmosferiyle farklılıkları ve benzerlikleri belir­ginleşir.

 

Bu kitapta her dönemde meydana çıkmış olan eserler, birkaç temel akım içinde sınıflandırılmaya çalışılmıştır. Edebiyat tarihçisinin görevi, temel akımları keşfetmek ve yapısal özellikleri bulmaktır. Bir eserin belli bir akıma aidiyetini belirleyen bu keşif, çok yönlü ve karmaşık bir edebî dönemi sadeleş­tirme yoluyla gerçekleşir. Bundan sonra, her eser ilgili akımdaki en temel özelliği doğrultusunda sınıflandırılır. Kuşkusuz her eserin belli bir tür içindeki yerini belirlerken dikkatli olmak, somut ilke­lere sahip olmak ve önyargılı ol­mamak gerekir. Bütün bu olgulara kar­şın yine de çalışmanın kusursuz ve eksiksiz olduğu iddia edilemez; çünkü edebî sınıflandırma hiçbir zaman bitki­bilimin sınıflandırması ölçüsünde bir dakiklik içinde olamaz. Ancak edebiyat tarihi yazmak, kültür ve ede­bi­yatın gelişimini daha ayrıntılı bir şekilde an­lamak için yine de bunu yap­mak zorundayız. “Bir metni gereği gibi okumak, onu içerik, edebî tür, üslup, dönem vs. bakımından öteki metinlerle bağlantılı olarak tanımayı ve sınıflandırmayı gerektirir.”

 

Bizi dağınık kitap yığınları arasında bir tür edebî sistematiğe doğru yön­lendirdiği için işin bu kısmı zor ve önemlidir. Eğer Borges’in deyimini kullana­cak olursak, edebiyat tarihi yazmak dağınık bir kütüphanedeki ki­tap­ları dü­zenlemeye benzer ve sınıflandırma kitap yığınları arasında kay­bolmuş olan bu düzeni bulma uğraşıdır. Kuşkusuz çeşitli eserlerin temel türlere aidi­yeti, içinde akımların ya da tek tek yazarların gelişiminin gö­rülebildiği doğru bir yansımayla gerçekleşmelidir. Çünkü, Lucacs’ın da de­diği gibi, “Edebî bir akımda, kavramlar çeşitli yazarlar tarafından farklı de­recelerde vurgulanır ve ortaya konulurlar. Her edebî eğilim, çe­şitli yaratı­cılık düzeylerine sahip bir ya­zarlar yelpazesini içerir ve her yazar gerçekli­ğin belli bir yönünü işler. Ulusal edebiyat konusunda, edebî zirveler üze­rinde dururken, küçük yazarların eser­lerini de dikkate almak gerekir. Çünkü, incelemeyi ünlü kitaplarla sınırlamak, toplum, dil, dünya görüşü gibi alanları ve edebî eserleri şekillendiren başka et­menleri tanınmadan bıraktığı gibi, edebî geleneğin devamının, edebî türlerin gelişiminim nite­liğinin ve nihayet edebî akımların şekillenme sü­recinin tam olarak tanın­masını imkansız hale getirir.”

 

İran Öykü ve Romanının Yüz Yılı (Sad Sâl-i Dâstân-nivîsî der İrân), pek çoğu önceki edebiyat araştırmalarında dikkate alınmamış olan yüz­lerce öykü metninin tarihî ve eleştirel incelemesidir. Çalışma yöntemim, bir yazarın bü­tün eserlerini okuyup inceledikten sonra, başka bir yazarı ele almak şek­linde oldu. Her eseri, yazarın bütün eserlerine egemen olan sistem içinde de­ğerlen­dirdim ve aynı zamanda eserin yazılış ve yayımlanı­şındaki tarihî im­kânları da göz önünde tuttum. Çünkü, Thomas Mann’ın deyişiyle “Bir yazarın bütün öm­rünün hâsılı, bir şekilde onun her bir ese­rinde bulunur ve ne zaman bir eseri yazarın bütün eserleriyle bağlantı kurmadan, o eserin de bir parçası olduğu ilişkiler sistemini dikkate al­madan incelesek hakkını eda etmemiş olu­ruz.”

 

Çeşitli anlatı eserlerini incelerken, bir dönemin yazarlarının eserleri ara­sında, beni eserleri edebî türlere göre sınıflandırmaya yönlendiren bağlan­tılar bulunduğunu fark ettim. Her dönemde ortaya çıkan eserler arasında, do­laylı ve etkileşimli bir bağlantı bulunduğunu, her eserin başka eserlerle bağ­lantı­sıyla anlam kazandığını, her metnin dönemin edebî yapı­sının bir parça­sını oluşturduğunu anladım. Kuşkusuz belli bir edebî türde yer alan yaratıcı ya­zarların her biri, bu genel eğilimin kendilerine özgü bir ri­vayetini ortaya ko­yarlar ve kendilerine özgü orijinallikleri vardır. Bu­nunla birlikte, onların hep­sini de­ğişik düzeylerdeki çeşitli metinler arası ilişki­ler birbirine bağlar. Her yaratıcı yazarın tek olduğunu vurgulamakla bir­likte, bu bağlantıyı bulmaya ve açıkla­maya çalıştım. Çünkü, Forster’in de­yişiyle, “Her sanatçı güzelliğe ulaşmak için insanî durumların ve ko­numla­rın bir yönüne şekil verme çabasındadır.” Yani sanatçı, “sistem” adı verilen ve herkesin alışık olduğu “sistemsizliklere” ya­bancı bir halde, muhatabının gözlerini hayatın saklanmış yönlerine açmak ve nes­neleri ona başka bir açıdan göstermek için hayatın belli bir yönüne içsel bir dü­zen vermek is­ter. Bu içsel düzen veriş, kendisini eserin formu olarak göste­rir. Örneğin roman yazarı, hayatın çeşitli yönlerini yeni bir şablon içinde kristalize eder ve romanda kendine özgü dünyayı yaratır; hayalî ama inanılır bir dünya. Yaratıcı roman yazarı, gerçekliğin basit taklidi sını­rından öteye ge­çince, gündelik gerçekliğin ötesinde öyküsel ve hayalî bir gerçeklik ortaya çı­karır. Çünkü, gerçekliğin en temel özelliklerini do­nanımlı ve orijinal bir yapı içinde ortaya koyar.

 

Tarihçinin işi de bir bakıma edebiyatın geçmişini düzenlemektir. Yani tarihçi, bir yazarın eserlerindeki yapıyı açığa çıkarmak, onların estetik ve top­lumsal yapılarını belirlemek suretiyle göz önünde tuttuğu dönemin edebî hayatını gözle gö­rülür hale getirir. Eleştirmen her eserin tekliğini ve ken­dine özgü değerini ir­deler. Ancak bir eserin biçimin ve edebîliğinin in­ce­lenmesi, onun tarih ve top­lumla ilişkilerinin dikkate alınmasına engel de­ğildir. Bu ilişkilerden habersiz olan bir eleştirmen, eseri anlamada ve yar­gılarında hata yolunu tutacaktır.

 

İran Öykü ve Romanının Yüz Yılı, 1270/1891 yılında meşrutiyetçilik ça­balarıyla başlayan gelişim seyrini sürdürerek 40/60’lı yıllarda meyvele­rini vermeye başlayan yüz yıllık bir edebî dönemin tarihidir. Devrimin si­yasî ve kültürel sonuçlarının ardından çağdaş İran edebiyatında, geçmişle bağları ol­makla birlikte yeni bir niteliğe sahip olan ve yeni edebî türleri kapsayan yeni bir dönem başlamıştır.

 

Kitabın birinci cildinde, öykü edebiyatı ilk çabalardan 1340/1961 yı­lına dek incelenmiştir. İkinci ciltte 1340-1357/1961-1978 yıllarının edebî ürünleri eleştirilmiş ve incelenmiş, son cilt de devrim sonrası yıllardaki (1357/1978’den itibaren) edebiyatın çeşitli tecellilerinin yorumuna ayrıl­mıştır.

 

Kitabın birinci ve ikinci ciltlerinin ilk düzenlemesi Tender Yayınevi tara­fın­dan (1. bs. 1366/1987, 1367/1988; 2. bs. 1369/1990) basılmıştır. Bu iki cildin yazı­mının üzerinden yıllar geçtikten sonra çalışmamı gözden ge­çirmeyi, bazı eklemeler ve çıkarmalar yapmayı gerekli gördüm. Bu tür ça­lışmalarda za­manın geçişi, edebiyat alanındaki yeni değişimler, yeni kay­naklara ve ba­kış açılarına ulaşma ve yazarın zihinsel gelişimleri, kimi de­ğişiklikleri ge­rekli kılar. İşte böyle bir inançla, kitapta ortaya konan gö­rüşleri eleştirel bir şekilde yeniden düşün­meye yöneldim. Bazı bölümlerde cümleler ve bazı bölümlerde sayfalar çıka­rılmış ya da eklenmiştir. Bazı bölümler ça­lışmanın ana çerçevesi değişikliğe uğramadan (örneğin Ce­mâlzade, Hidâ­yet, Gulistân ve Sâdıkî ile ilgili bölüm­ler) yeniden yazılmış, küçüklü bü­yüklü pek çok düzeltmeler yapılmıştır. Çünkü sürekli araştır­malarım sıra­sında ve İran Öykü ve Romanının Yüz Yılı’nı eleştirenlerin eleştirel gö­rüşleri yardımıyla, kitabın zayıf ve güçlü yönlerini kavradım. Bazı bö­lümlerin kısa veya yanlış tasarlanmış olduğunu ya da bazı eserlerin ve isimlerin atlanmış olduğunu fark ettim.

 

Bu kitabın okuyucular üzerinde nasıl bir etki yarattığını bilmiyorum, an­cak muhatapların tepkileri onda bazı değişikler olmasına neden oldu. Sartre’ın da dediği gibi “hiçbir eser bitmiş ve tamamlanmış değildir” an­cak bu basım, benim bu eseri son kez yazışımdır.

 

Tahran 1373/1994

 

Total Visit: 1
Total Rank:
Total Rankers:
Total Comments:

Oy vermek için yetkiniz yok. Lütfen giriş yapınız.