| İKİNCİ DÜZENLEMEYE ÖNSÖZ Kültürel eserler üzerinde araştırma yapmak zor, ama aynı zamanda tatlı bir uğraştır. Bu iş o kadar çekicidir ki araştırmacıyı adı sanı bilinmeyen, ender bulunan bir eser bulmak uğrunda bir kütüphaneden ötekine çeker durur. Çağdaş Fars edebiyatını incelerken, romanlardan, öykü kitaplarından ve basında çıkmış dağınık öykülerden oluşan bir yığınla karşılaşırız. Öykücülüğün eleştirel bir tarihini meydana getirmek için bu eserlerin düzenlenmesi ve sınıflandırılması karşımıza çeşitli sorular çıkarır: “Acaba bu dağınık eserler arasında mantıklı bir bağ var mıdır? Ortaya konan eserler arasında her kültürel dönemde görülen biçim ve konu benzerlikleri tesadüfi bir durum mudur? Ünlü İngiliz eleştirmeni Forster’ın yaptığı gibi, farklı dönemlerin yazarlarını bir araya toplamak, tarihî ve toplumsal özelliklerini dikkate almadan onların çalışmaları hakkında bir yargıya varmak mümkün müdür?” Kültürel ve düşünsel değişimler, köklü toplumsal olaylarla karmaşık ve karşılıklı bir bağ içinde oldukları ve edebî eğilimler entelektüel değişimlerden etkilendikleri için yukarıdaki sorulara verilecek cevabın olumsuz olacağı söylenebilir. Ne var ki çağdaş İran edebiyatı üzerine yapılmış çalışmaların çoğu, sanki bu sorulara olumlu cevap vermek üzere yazılmıştır. İran öykü edebiyatı tarihinin incelenmesi alanında yayımlanmış eserlerin sayısı çok azdır. Bu eserlerin çoğu derli toplu değildir ve bunlarda belirli bir kronolojik sıra izlenmez. Öyküler, metinlerin birbiri arasındaki bağlar göz önüne alınmadan, yazarlar da kendi zamanlarının ekonomik, siyasî, kültürel ve sosyo-psikolojik şartlarından ayrı incelenirler. Bu yüzden, ortaya konulan eleştiriler ve yorumlar, birkaç ünlü ve seçkin çehre hakkında, yazarın yetiştiği çevreden kopuk bir tür monografiye dönüşürler. Edebî aşamaların gelişim seyri göz önüne alınsa bile, kısa bir dönem, çeşitli alacakaranlıkları dikkate alınmadan, önceki ve sonraki dönemlerle ilinti kurulmadan incelenir. Üstelik, çağdaş edebiyat tarihinin pek çok bölümü de sükût ederek geçiştirilir. Çağdaş edebiyatın ve bu harekete egemen olan etmenlerin nasıl biçimlendiğinin kavranması ve gelişim aşamalarının tanınması için, dağınık eserler arasındaki öznel ilişkiyi, edebî değişimle toplumsal ve kültürel durumun nasıl özdeşleştiğini açığa çıkarma yönünde çaba gösterecek daha ayrıntılı, daha kapsamlı araştırmalara ihtiyaç vardır. Edebî metinler yığınıyla arasındaki öznel ilişkinin açığa çıkarılması, edebiyat tarihinin estetik ve sosyolojik olarak ifade edilmesi, yaygın edebiyat kuramlarının tanınması sayesinde çağdaş edebiyatın mahiyetini kavramak ve edebî hareketin eğilimini ve yönünü belirlemek mümkündür. Edebî geçmişin tanınması, şu an için, her zamankinden daha çok hissedilmektedir. Bu yüzden edebî geçmiş hakkında bilgi sahibi olmak gelecekte yazarlar ve edebiyat okuyucuları için yol gösterici olabilir. Bu kitap, söz konusu ihtiyaç dikkate alınarak ortaya çıkmıştır. Yazar, sistematik bir şekilde çağdaş İran edebiyatını incelemeye, gücü yettiği ölçüde, İran öykücülüğünün geçmiş yüzyıldaki akımlarının ve değişimlerinin derli toplu ve tarafsız bir tasvirini çizmeye ve onu aşağıdaki beş tarihî bölüme ayırarak incelemeye çalışmıştır. 1. İlk çabalardan (yaklaşık 1274/1895) 1320/1941’e kadar. 2. 1320-1332 (1941-1953) 3. 1332-1340 (1953-1961) 4. 1340-1357 (1961-1978) 5. 1357-1370 (1978-1991) Kuşkusuz bu sınıflandırma değişken ve görecedir. Her dönemin incelenmesinde İran tarihinin kültürel ve entelektüel değişimlerinde etkili olan en ünlü olaylar esas alınmıştır. Her dönem önceki dönemin devamı olup kendisinden sonraki dönemler üzerinde büyük etkileri olmuştur, bununla birlikte o dönemde gerçekleşen özel sosyo-politik olaylar ve bu olayların kültürel ve edebî etkinlikler üzerindeki yansıması nedeniyle bir dönemi ötekilerden ayırt etmek mümkündür. Bir başka konu da tarihî ve kültürel dönüm noktalarında, zaman içinde roman ve öykülerdeki temel konuların, bunların yapılarının ve işleniş tarzlarının değişmesidir. Bu yüzden genellikle her dönem, kaynağını kültürel ve toplumsal durumdan, egemen entelektüel inançlardan ve yazarların edebiyatın işlevi konusundaki anlayışlarından alan genel özelliklere sahiptir. Bu özellikler her dönemi öteki dönemlerden ayırır. İran öykü edebiyatının gelişim süreci, her defasında sosyo-politik nedenlerle kesintiye uğramış ve bir kez daha yeni bir hareketle başlamıştır. Öykü edebiyatının gelişim sürecindeki bu kopukluğu daha dikkatli ve daha açık bir şekilde anlamak için, çeşitli dönemlerin en temel sosyo-kültürel olaylarını dikkate almak zorunludur. Ne var ki edebiyatın dönemlere ayrılması ancak “edebî türlerin” sınıflandırılmasıyla mümkündür. Çünkü bu durumda her eser belirli bir konumda yer alır, onun başka eserlerle ve belli bir dönemin kültür atmosferiyle farklılıkları ve benzerlikleri belirginleşir. Bu kitapta her dönemde meydana çıkmış olan eserler, birkaç temel akım içinde sınıflandırılmaya çalışılmıştır. Edebiyat tarihçisinin görevi, temel akımları keşfetmek ve yapısal özellikleri bulmaktır. Bir eserin belli bir akıma aidiyetini belirleyen bu keşif, çok yönlü ve karmaşık bir edebî dönemi sadeleştirme yoluyla gerçekleşir. Bundan sonra, her eser ilgili akımdaki en temel özelliği doğrultusunda sınıflandırılır. Kuşkusuz her eserin belli bir tür içindeki yerini belirlerken dikkatli olmak, somut ilkelere sahip olmak ve önyargılı olmamak gerekir. Bütün bu olgulara karşın yine de çalışmanın kusursuz ve eksiksiz olduğu iddia edilemez; çünkü edebî sınıflandırma hiçbir zaman bitkibilimin sınıflandırması ölçüsünde bir dakiklik içinde olamaz. Ancak edebiyat tarihi yazmak, kültür ve edebiyatın gelişimini daha ayrıntılı bir şekilde anlamak için yine de bunu yapmak zorundayız. “Bir metni gereği gibi okumak, onu içerik, edebî tür, üslup, dönem vs. bakımından öteki metinlerle bağlantılı olarak tanımayı ve sınıflandırmayı gerektirir.” Bizi dağınık kitap yığınları arasında bir tür edebî sistematiğe doğru yönlendirdiği için işin bu kısmı zor ve önemlidir. Eğer Borges’in deyimini kullanacak olursak, edebiyat tarihi yazmak dağınık bir kütüphanedeki kitapları düzenlemeye benzer ve sınıflandırma kitap yığınları arasında kaybolmuş olan bu düzeni bulma uğraşıdır. Kuşkusuz çeşitli eserlerin temel türlere aidiyeti, içinde akımların ya da tek tek yazarların gelişiminin görülebildiği doğru bir yansımayla gerçekleşmelidir. Çünkü, Lucacs’ın da dediği gibi, “Edebî bir akımda, kavramlar çeşitli yazarlar tarafından farklı derecelerde vurgulanır ve ortaya konulurlar. Her edebî eğilim, çeşitli yaratıcılık düzeylerine sahip bir yazarlar yelpazesini içerir ve her yazar gerçekliğin belli bir yönünü işler. Ulusal edebiyat konusunda, edebî zirveler üzerinde dururken, küçük yazarların eserlerini de dikkate almak gerekir. Çünkü, incelemeyi ünlü kitaplarla sınırlamak, toplum, dil, dünya görüşü gibi alanları ve edebî eserleri şekillendiren başka etmenleri tanınmadan bıraktığı gibi, edebî geleneğin devamının, edebî türlerin gelişiminim niteliğinin ve nihayet edebî akımların şekillenme sürecinin tam olarak tanınmasını imkansız hale getirir.” İran Öykü ve Romanının Yüz Yılı (Sad Sâl-i Dâstân-nivîsî der İrân), pek çoğu önceki edebiyat araştırmalarında dikkate alınmamış olan yüzlerce öykü metninin tarihî ve eleştirel incelemesidir. Çalışma yöntemim, bir yazarın bütün eserlerini okuyup inceledikten sonra, başka bir yazarı ele almak şeklinde oldu. Her eseri, yazarın bütün eserlerine egemen olan sistem içinde değerlendirdim ve aynı zamanda eserin yazılış ve yayımlanışındaki tarihî imkânları da göz önünde tuttum. Çünkü, Thomas Mann’ın deyişiyle “Bir yazarın bütün ömrünün hâsılı, bir şekilde onun her bir eserinde bulunur ve ne zaman bir eseri yazarın bütün eserleriyle bağlantı kurmadan, o eserin de bir parçası olduğu ilişkiler sistemini dikkate almadan incelesek hakkını eda etmemiş oluruz.” Çeşitli anlatı eserlerini incelerken, bir dönemin yazarlarının eserleri arasında, beni eserleri edebî türlere göre sınıflandırmaya yönlendiren bağlantılar bulunduğunu fark ettim. Her dönemde ortaya çıkan eserler arasında, dolaylı ve etkileşimli bir bağlantı bulunduğunu, her eserin başka eserlerle bağlantısıyla anlam kazandığını, her metnin dönemin edebî yapısının bir parçasını oluşturduğunu anladım. Kuşkusuz belli bir edebî türde yer alan yaratıcı yazarların her biri, bu genel eğilimin kendilerine özgü bir rivayetini ortaya koyarlar ve kendilerine özgü orijinallikleri vardır. Bununla birlikte, onların hepsini değişik düzeylerdeki çeşitli metinler arası ilişkiler birbirine bağlar. Her yaratıcı yazarın tek olduğunu vurgulamakla birlikte, bu bağlantıyı bulmaya ve açıklamaya çalıştım. Çünkü, Forster’in deyişiyle, “Her sanatçı güzelliğe ulaşmak için insanî durumların ve konumların bir yönüne şekil verme çabasındadır.” Yani sanatçı, “sistem” adı verilen ve herkesin alışık olduğu “sistemsizliklere” yabancı bir halde, muhatabının gözlerini hayatın saklanmış yönlerine açmak ve nesneleri ona başka bir açıdan göstermek için hayatın belli bir yönüne içsel bir düzen vermek ister. Bu içsel düzen veriş, kendisini eserin formu olarak gösterir. Örneğin roman yazarı, hayatın çeşitli yönlerini yeni bir şablon içinde kristalize eder ve romanda kendine özgü dünyayı yaratır; hayalî ama inanılır bir dünya. Yaratıcı roman yazarı, gerçekliğin basit taklidi sınırından öteye geçince, gündelik gerçekliğin ötesinde öyküsel ve hayalî bir gerçeklik ortaya çıkarır. Çünkü, gerçekliğin en temel özelliklerini donanımlı ve orijinal bir yapı içinde ortaya koyar. Tarihçinin işi de bir bakıma edebiyatın geçmişini düzenlemektir. Yani tarihçi, bir yazarın eserlerindeki yapıyı açığa çıkarmak, onların estetik ve toplumsal yapılarını belirlemek suretiyle göz önünde tuttuğu dönemin edebî hayatını gözle görülür hale getirir. Eleştirmen her eserin tekliğini ve kendine özgü değerini irdeler. Ancak bir eserin biçimin ve edebîliğinin incelenmesi, onun tarih ve toplumla ilişkilerinin dikkate alınmasına engel değildir. Bu ilişkilerden habersiz olan bir eleştirmen, eseri anlamada ve yargılarında hata yolunu tutacaktır. İran Öykü ve Romanının Yüz Yılı, 1270/1891 yılında meşrutiyetçilik çabalarıyla başlayan gelişim seyrini sürdürerek 40/60’lı yıllarda meyvelerini vermeye başlayan yüz yıllık bir edebî dönemin tarihidir. Devrimin siyasî ve kültürel sonuçlarının ardından çağdaş İran edebiyatında, geçmişle bağları olmakla birlikte yeni bir niteliğe sahip olan ve yeni edebî türleri kapsayan yeni bir dönem başlamıştır. Kitabın birinci cildinde, öykü edebiyatı ilk çabalardan 1340/1961 yılına dek incelenmiştir. İkinci ciltte 1340-1357/1961-1978 yıllarının edebî ürünleri eleştirilmiş ve incelenmiş, son cilt de devrim sonrası yıllardaki (1357/1978’den itibaren) edebiyatın çeşitli tecellilerinin yorumuna ayrılmıştır. Kitabın birinci ve ikinci ciltlerinin ilk düzenlemesi Tender Yayınevi tarafından (1. bs. 1366/1987, 1367/1988; 2. bs. 1369/1990) basılmıştır. Bu iki cildin yazımının üzerinden yıllar geçtikten sonra çalışmamı gözden geçirmeyi, bazı eklemeler ve çıkarmalar yapmayı gerekli gördüm. Bu tür çalışmalarda zamanın geçişi, edebiyat alanındaki yeni değişimler, yeni kaynaklara ve bakış açılarına ulaşma ve yazarın zihinsel gelişimleri, kimi değişiklikleri gerekli kılar. İşte böyle bir inançla, kitapta ortaya konan görüşleri eleştirel bir şekilde yeniden düşünmeye yöneldim. Bazı bölümlerde cümleler ve bazı bölümlerde sayfalar çıkarılmış ya da eklenmiştir. Bazı bölümler çalışmanın ana çerçevesi değişikliğe uğramadan (örneğin Cemâlzade, Hidâyet, Gulistân ve Sâdıkî ile ilgili bölümler) yeniden yazılmış, küçüklü büyüklü pek çok düzeltmeler yapılmıştır. Çünkü sürekli araştırmalarım sırasında ve İran Öykü ve Romanının Yüz Yılı’nı eleştirenlerin eleştirel görüşleri yardımıyla, kitabın zayıf ve güçlü yönlerini kavradım. Bazı bölümlerin kısa veya yanlış tasarlanmış olduğunu ya da bazı eserlerin ve isimlerin atlanmış olduğunu fark ettim. Bu kitabın okuyucular üzerinde nasıl bir etki yarattığını bilmiyorum, ancak muhatapların tepkileri onda bazı değişikler olmasına neden oldu. Sartre’ın da dediği gibi “hiçbir eser bitmiş ve tamamlanmış değildir” ancak bu basım, benim bu eseri son kez yazışımdır. Tahran 1373/1994 |