| KEMAL-İ HUCENDİ 34- Kemâl-i Hucendî: “Şeyh Kemâl” diye tanınan Şeyh Kemâluddîn Mes‘ûd-i Hucendî, VIII/XIV. yüzyılın meşhur şair ve ariflerindendir. VIII/XIV. yüzyılın başlarında Maveraunnehir’e bağlı Hucend’de dünyaya gelmiştir. Gençlik dönemini bu şehirde geçirdikten sonra Hac niyetiyle bu şehirden çıktı, dönüşünde de Tebrîz’de ikamet etti ve Sultan Hüseyin Celâyir’in himayesi altında kaldı. Tasavvufta tam ayarlı bir kamil, irşadda etkileyici sözlü, zühd ve takvada tam, şiir ve edebiyatta usta idi. Çok hızlı bir şekilde halkın beğenisini kazandı, birçok mürit ve taraftar topladı, Tebrîz’e gönül bağladı ve Sultan Celâyirî’nin kendisi için yaptırdığı bağ ve hankahta gönüllerde yer edindi. Tebrîz’in 787/1385 yılında yağmalanması sırasında Kemâluddîn, Toktamış Han’ın hanımının emriyle ileri gelen bir grupla birlikte Kıpçak’ın başkenti olan “Saray” şehrine hicret ederek dört yıl süresince bu şehirde kaldı ve ünlü arif Hâce ‘Ubeydullah-i Çâçî ile sohbette bulundu. Bu şehirden döndükten sonra Timur’un Azerbaycan hakimi olan oğlu Mirânşâh tarafından sıcaklıkla karşılandı ve hayatının sonuna kadar Sultan Hüseyin Celâyirî’nin emriyle kendisi için yaptırılmış olan Veliyânku Bağı ve hankahında uzlet ve itikaf içinde yaşadı. Aynı yerde toprağa verildi. Vefatı 798/1395 yılından sonra olmalıdır. Anlatıldığına göre, ölümünden sonra üzerinde yattığı bir hasır ve başının altına koyduğu bir yastıktan başka kendisinden geriye bir şey kalmadı. Kemâl’in şiiri, söz letafeti, mana sağlamlığı ve mazmun yaratmadaki dikkatle iç içedir. Yaşamının büyük bir bölümü İran’ın batısında geçtiyse de sözlerinde İran’ın doğu lehçelerinin etkisi de açıkça görülmektedir. Şiiri, zor kafiyeleri, problemli aynı zamanda da akıcı redifleri kullanma açısından Hasan-i Dihlevî’nin üslubuna benzer. Çağdaşlarının onu “Hasan’ın Hırsızı” lakabını vermesinin nedeni de bu olmalıdır. Tüm bunlarla birlikte Kemâl, kişilik olarak şairlik mesleğine sahip değildi. Aksine şiir, tüm ariflerin gözünde olduğu gibi onun gözünde de kendi duygu ve düşüncelerini açıklamak için bir vesile, irşad ve terbiye için bir araçtı. Kemâl’den nakledilmiş olan şu meşhur beyit de bu anlamı en güzel şekilde ortaya koyar: اين تکلف های من در شعر من «کلّمينی يا حميرا»ی منست Benim şiirimdeki bu tekellüflerim benim “Kellemini ya Humeyra”mdır. Kemâl’in asıl şiirleri onun gazelleri olup geniş divanı, birkaç rubai ve kıta ile birlikte yaklaşık sekiz bin beyitten oluşur. Eserlerini ilk kez müritlerinden birisi 798/1395 yılı dolaylarında toplamış ve bu divanın, Kemâl’in Tebrîz’den gitmezden önce söylediği şiir ve gazellerden oluşan divan olduğunu söylemiştir. Aşağıdaki beyitler onun şiirlerindendir: Harabat pirinin ve huyunun kölesiyim çünkü onun şarabından ve sohbetinden daha tatlı sevgili yoktur. Bedenimin toz toprak olacağı zamanda onun hizmet eşiğine oturmuş olayım. Zahidin avucunda ihlas getirisi olmadıktan sonra ister bizim fısk ve günahımız ister onun züht ve ibadeti. Yüzünü saklama benden ey takva sahibi, günah ayıbıyla kulun günahını ne görürsün? Onun rahmetine bak. Binlerce kez akıl aşk inceliğini ihlal etti de hala onun hakikatini bilemedi. Çapulcunun başı hiçbir kıblede eğilmez, nerde rindin derecesi ve onun himmetinin üstünlüğü. * * * Senin zülfünün adeti gönül kırmak olduğundan miske perişan sözlerden konuşuyordu. Ey Huten güzeli ben seninle öyleyim ki ben sen miyim sen ben misin diye yanılgı içindeyim. * * * Kitabımızın bu bölümünde şairlerden otuz dört kişinin yaşamını, eserlerini ve şiirlerden örnekleri ele aldık. Kitabın boyutunun artmasından kaçınmak için ister istemez bu yüzyılın ünlü şairlerinden geriye kalanların sadece isimlerini vereceğiz. Rukn-i Da’vidâr, Şihâb-i Muhemmere, Ferîd-i Ahvel, Necîb-i Curfâdekânî, Afzaladdîn-i Kâşânî, Seyyid Zulfekâr, İmâmî, Bedr-i Câcermî, Nâsır-i Beceyî, ‘İmâd-i Lor, Padişah Hâtûn, Nâsır-i Sivâsî, Purbehâ-yi Câmî, Rebi’i, Hasan-i Kâşî, Hasan-i Mütekellim, Usâmî, Seyyid Azud, Celâl Azud, Nâsır-i Buhârî, Assâr-i Tebrîzî, Celâl Tabib, Muzaffer Havâfî, Mîr Kirmânî, Mu‘în-i Cuveynî, Burhan-i Belhî, Cuneyd-i Şîrâzî, Şah Şuca’, Şeyh Kecec-i Tebrîzî, Celâl Ukkâşî, Şemsuddîn-i Kâşânî, İbn Mu‘în, Ruh-i Attâr, İbn Nasûh, Kutb-i Atikî, Attâr-i Hemedânî, Sa’d-bahâ, Bahâuddîn-i Sâvecî, İbn ‘İmâd, Muhammed Şîrîn-i Mağribî. |