| KATRAN Fahru’ş-şu‘arâ Şerefu’z-zaman Ebû Mansûr Katrân-i Şâdîâbâdî-yi Tebrîzî, İran’ın V/XI. yüzyıldaki meşhur şairlerinden ve Âzerbaycan’ın Farsça söyleyen ileri gelen şairlerindendir. Bu şairin yaşamı zikredildiğinde onun yaşamı, galiba Horâsân’ın Tirmiz’inden olan bir başka Katrân ile karışmış ve bu karışıklık, tezkirelerdeki yanılgının temel kaynağı olmuştur. Nitekim kimi zaman Tebrîzî diye, kimi zaman Tirmizî diye ve bir zaman Adudu’d-devle-i Deylemî’nin (ö.372/982) medhiyecisi, bazen de Selçuklu Sultan Sencer (ö.552/1157) döneminde Belh hakimi olan Emir Komâc’ın medhiyecisi olarak zikretmişlerdir. Katrân-ı Tebrîzî hakkındaki tüm bu işaretler, yersiz ve yanlıştır. O, Âzerbaycanlı bir şair olup tüm yaşamı, bu diyarda geçmiş ve bu dönemdeki emirlerin medhiyecisi olmuştur. Yaşamının başında kendisinin de dediği gibi, ünlü Dihkanlar sınıfına mensup olup o sınıftan şairler sınıfına geçmiştir. Hidâyet, ölüm tarihini, Mecma‘u’l-fusahâ’da 465/1072 yılı olarak yazmıştır. Fakat onun Divan’ından yaşamının bu yıldan sonra da devam ettiğini gösteren işaretler ortaya çıkıyor. Katrân’ın çağdaşlarından biri olan Nasır-i Husrev-i Kubâdiyânî, uzun yolculuğunda Tebriz’den geçerken onunla konuşmuş onu gençken ve doğu şairlerinin eserlerini okurken görmüş, Derî(=Pârsî, Pârsî-yi Derî) lügati konusunda bazı problemleri olup onların giderilmesi için Nasır-i Husrev’e müracaat etmiş. Nasır, bu konuda Sefer-nâme’sinde şöyle der: “Tebriz’de Katrân isminde bir şair gördüm, iyi şiir söylüyordu. Fakat Fars dilini iyi bilmiyordu. Yanıma geldi, Muncîk’in ve Dakîkî’nin Divan’ını getirdi ve yanımda okudu, kendisine zor gelen her anlamı bana sordu, ona söyledim. O da bunun şerhini yazdı ve kendi şiirlerini bana okudu...”. Katrân’ın Fars (=Derî) dilini bilmemesinin nedeni, kendisinin İran “Âzerî” lehçesi ile konuşuyor olmasındandı. Tabii olarak da doğu bölgesi kelime ve kavramlarını tanımamıştır. Katrân’a Dîvân’ı dışında başka eserler de nisbet edilmiştir. Bunlardan birisi lügat konusunda bir kitap olup Keşfu’z-Zunûn sahibi Hacı Halîfe, bu eseri Tefâsîr fi’l-Lugati’l-Furs diye adlandırmıştır. Merhum Ali Ekber-i Dihhudâ’nın kütüphanesinin yazma nüshalar bölümünde, birkaç yıl önce Katrân’a ait olan küçük ve Fars lügati açısından şiir örneklerinden boş olan bir kitaptan bir nüsha görmüştüm. Devletşâh, Katrân’ın Emir Muhammed Komâc adına nazmetmiş olduğu Kavs-nâme adında bir manzumesinin olduğunu iddia eder. Bu manzume, görüldüğü kadarıyla yaşamı hakkında elimizde bir bilgi bulunmayan ve galiba VI/XII. yüzyıl sonlarının birkaç şairinin üstadı olan Katrân-ı Tirmizî adındaki bir başka şaire aittir. O, Kavs-nâme’yi Sencer’in Belh’teki valisi Muhammed b. Ebû Bekr b. Komâc adına söylemiş ve bu adamla Katrân-ı Tebrîzî arasında bir asra yakın bir zaman vardır. Katrân-ı Tebrîzî’nin çağdaşı ve memduhu olan sultanlardan biri Gence valisi Emir Ebû’l-Hasan Ali-yi Leşkerî olup Katrân, Gence’deki yaşamının başlarında onun hizmetine girdi ve bir süre orada kaldı. Bir diğeri 410/1019 ile 450/1058 yılları arasında Tebriz valisi olan Emir Ebû Mansûr Vehsudân b. Muhammed’dir. Katrân, Gence’den dönüşünde onun yanına gitmiş ve onun ve 450/1058 yılında Selçuklu Tuğrul Bey tarafından Âzerbaycan valiliğine atanmış olan Memalân adındaki oğlu Ebû Nasr Muhammed b. Vehsudân’ın hizmetinde bulundu. Bir diğeri de 456/1063 yılında saltanata oturan ve 484/1091 yılında Bağdat’ta vefat eden Gence hakimi Fazlûn b. Ebi’s-Suvâr’dır. Bir diğeri de Esedî-yi Tûsî’nin memduhu Nahcivan padişahı Ebû Dulef’tir. Katrân, güçlü ve güzel söyleyen bir şairdir. Sanatlara olan eğilimi, onun kasidelerinden ortaya çıkmaktadır. Şiirlerde sanata yer vermesiyle birlikte sözün letafet ve akıcılık boyutunu da her zaman gözetmiştir. Güzel anlamları ve gönül okşayıcı mazmunları içermeyen çok az kasidesi vardır. Özellikle de onun gazelleri, akıcılık ve çekicilik açısından eşsizdir. Onun önemli özelliklerinden birisi de Âzerbaycan’da Derî Farsçasıyla şiir söylemeye başlayan ve Âzerbaycan şairlerinin öncüsü olan ilk kişi olmasıdır. Eskiden beri şairlerin Divan’larını kaleme alan müstensihler, Katrân ile Rûdekî’nin sözlerini birbirine karıştırmışlar. Bu karıştırma işini o dereceye vardırmışlardır ki Hidâyet’in de ifadesiyle, onun ile Rûdekî’nin Divan’larının nüshalarının bir bölümünü bir olarak değerlendirmişlerdir. Her halükarda bu şairin Divan’ında okuyucu, herhangi bir üslupla karşılaşmaz. Zaman zaman tam da Sâmânî dönemi şairlerinin tarzına sahip olan şiirlerle karşılaşır. Katrân ile Sâmânî dönemi şairlerinin eserleri arasındaki bu büyük benzerliğin sebebi belki de bu şairin IV/X. yüzyıl şairlerinin Divan’larını takip etmiş olmasındandır. |