Salı 22 Mayıs 2012 - 15:55

الثلاثاء ٢ رجب ١٤٣٣

سه شنبه ۲ خرداد ۱۳۹۱ - ۱۷:۲۵

Kullanıcı adı:

Şifre :

Şifremi Hatırla
Şifremi unuttum   aktivasyon
Üye ol
    

 

KATRAN

 

 

 

Fahru’ş-şu‘arâ Şerefu’z-zaman Ebû Mansûr Katrân-i Şâdîâbâdî-yi Tebrîzî, İran’ın V/XI. yüzyıldaki meşhur şairlerinden ve Âzerbaycan’ın Farsça söyleyen ileri gelen şairlerindendir. Bu şairin ya­şamı zikredildi­ğinde onun ya­şamı, galiba Horâsân’ın Tirmiz’inden olan bir başka Katrân ile karışmış ve bu ka­rışıklık, tez­kirelerdeki ya­nılgının temel kaynağı ol­muştur. Nitekim kimi zaman Tebrîzî diye, kimi zaman Tirmizî diye ve bir zaman Adudu’d-devle-i Deylemî’nin (ö.372/982) medhiyecisi, bazen de Selçuklu Sultan Sencer (ö.552/1157) döneminde Belh ha­kimi olan Emir Komâc’ın medhiyecisi olarak zikretmişlerdir. Katrân-ı Tebrîzî hakkındaki tüm bu işaretler, yersiz ve yanlıştır. O, Âzerbaycanlı bir şair olup tüm ya­şamı, bu diyarda geçmiş ve bu dönemdeki emirlerin medhiyecisi olmuş­tur. Ya­şamının başında kendisinin de dediği gibi, ünlü Dihkanlar sınıfına mensup olup o sınıftan şairler sınıfına geçmiştir. Hidâ­yet, ölüm tari­hini, Mecma‘u’l-fusahâ’da 465/1072 yılı olarak yazmıştır. Fakat onun Di­van’ından yaşamının bu yıldan sonra da devam ettiğini gösteren işaretler or­taya çıkıyor.

Katrân’ın çağdaşlarından biri olan Nasır-i Husrev-i Kubâdiyânî, uzun yol­culuğunda Tebriz’den geçerken onunla konuş­muş onu gençken ve doğu şairle­ri­nin eserlerini okurken görmüş, Derî(=Pârsî, Pârsî-yi Derî) lügati konusunda bazı problemleri olup onların giderilmesi için Nasır-i Husrev’e müracaat etmiş. Na­sır, bu ko­nuda Sefer-nâme’sinde şöyle der: “Tebriz’de Katrân isminde bir şair gör­düm, iyi şiir söylüyordu. Fakat Fars dilini iyi bilmiyordu. Yanıma geldi, Muncîk’in ve Dakîkî’nin Divan’ını getirdi ve yanımda okudu, kendisine zor gelen her anlamı bana sordu, ona söyledim. O da bunun şerhini yazdı ve kendi şiirle­rini bana okudu...”. Katrân’ın Fars (=Derî) dilini bilmemesinin nedeni,  kendisi­nin İran “Âzerî” lehçesi ile konu­şuyor olmasındandı. Tabii olarak da doğu bölgesi kelime ve kavramla­rını tanımamıştır.

Katrân’a Dîvân’ı dışında başka eserler de nisbet edilmiştir. Bunlardan birisi lügat konusunda bir kitap olup Keşfu’z-Zunûn sahibi Hacı Halîfe, bu eseri Tefâsîr fi’l-Lugati’l-Furs diye adlandırmıştır. Merhum Ali Ekber-i Dihhudâ’nın kütüphanesinin yazma nüshalar bölümünde, birkaç yıl önce Katrân’a ait olan kü­çük ve Fars lügati açı­sından şiir örneklerinden boş olan bir kitaptan bir nüsha görmüştüm.

Devletşâh, Katrân’ın Emir Muhammed Komâc adına nazmetmiş ol­duğu Kavs-nâme adında bir manzumesinin olduğunu iddia eder. Bu man­zume, görül­düğü kadarıyla yaşamı hakkında eli­mizde bir bilgi bulunma­yan ve galiba VI/XII. yüzyıl sonlarının birkaç şairinin üstadı olan Katrân-ı Tirmizî adındaki bir başka şaire aittir. O, Kavs-nâme’yi Sencer’in Belh’teki valisi Muhammed b. Ebû Bekr b. Komâc adına söylemiş ve bu adamla Katrân-ı Tebrîzî arasında bir asra yakın bir zaman vardır.

Katrân-ı Tebrîzî’nin çağdaşı ve memduhu olan sultanlardan biri Gence valisi Emir Ebû’l-Hasan Ali-yi Leşkerî olup Katrân, Gence’deki ya­şamının başla­rında onun hizmetine girdi ve bir süre orada kaldı. Bir diğeri 410/1019 ile 450/1058 yılları arasında Tebriz valisi olan Emir Ebû Mansûr Vehsudân b. Muhammed’dir. Kat­rân, Gence’den dönüşünde onun yanına gitmiş ve onun ve 450/1058 yılında Selçuklu Tuğrul Bey tarafından Âzer­baycan valili­ğine atanmış olan Memalân adındaki oğlu Ebû Nasr Muhammed b. Vehsudân’ın hizmetinde bulundu. Bir di­ğeri de 456/1063 yılında saltanata otu­ran ve 484/1091 yılında Bağdat’ta vefat eden Gence hakimi Fazlûn b. Ebi’s-Su­vâr’dır. Bir diğeri de Esedî-yi Tûsî’nin memduhu Nahcivan padişahı Ebû Dulef’tir.

Katrân, güçlü ve güzel söyleyen bir şairdir. Sanatlara olan eği­limi, onun ka­sidelerinden ortaya çıkmaktadır. Şiirlerde sanata yer vermesiyle birlikte sözün letafet ve akıcılık boyutunu da her zaman gö­zetmiştir. Güzel anlamları ve gö­nül okşayıcı mazmunları içermeyen çok az kasidesi vardır. Özellikle de onun ga­zel­leri, akıcılık ve çeki­cilik açısından eşsizdir.

Onun önemli özelliklerinden birisi de Âzerbaycan’da Derî Farsçasıyla şiir söylemeye başlayan ve Âzerbaycan şairlerinin öncüsü olan ilk kişi ol­masıdır.

Eskiden beri şairlerin Divan’larını kaleme alan müstensihler, Katrân ile Rûdekî’nin sözlerini birbirine karıştırmışlar. Bu karıştırma işini o dere­ceye var­dırmışlardır ki Hidâyet’in de ifadesiyle, onun ile Rûdekî’nin Di­van’larının nüs­halarının bir bölümünü bir olarak de­ğerlendirmişlerdir.[1] Her halükarda bu şairin Divan’ında okuyucu, her­hangi bir üslupla karşı­laşmaz. Zaman zaman tam da Sâmânî dönemi şairlerinin tarzına sahip olan şiirlerle karşılaşır. Katrân ile Sâ­mânî dö­nemi şairlerinin eserleri ara­sındaki bu büyük benzerliğin sebebi belki de bu şairin IV/X. yüzyıl şairle­rinin Divan’larını takip etmiş olmasın­dandır.


 

[1] Bu karışıklığın en büyük sebeplerinden birisi, Rudeki’nin memduhu (Nasr) ile Kat­ran’ın memduhunun künyesinin (Ebu Nasr) arasındaki yakın benzerliktir.

 

Total Visit: 1
Total Rank:
Total Rankers:
Total Comments:

Oy vermek için yetkiniz yok. Lütfen giriş yapınız.