Salı 22 Mayıs 2012 - 15:54

الثلاثاء ٢ رجب ١٤٣٣

سه شنبه ۲ خرداد ۱۳۹۱ - ۱۷:۲۴

Kullanıcı adı:

Åžifre :

Şifremi Hatırla
Åžifremi unuttum   aktivasyon
Üye ol
    

 

KANİI-Yİ TUSİ

 

6- Kâni‘î-yi Tûsî: Meliku’ş-şu‘arâ Emir Bahâuddîn Ahmed b. Mahmûd Kâni‘î-yi Tûsî Anadolu’da Farsça söyleyen İranlı bir şairdir. Do­ğumu VI/XII. yüzyılın sonlarında Tus’ta olup Moğolların Horasan’a saldı­rılarına kadar orada ilimle uğraşmıştır. Kan içicilerin saldırıları sırasında ellerinden kaçıp canını kurtaran kimselerdendir. Kâni‘î’nin yaşamı hak­kındaki bilgimiz, Kelîle u Dimne-i Manzum adlı eserinin başında yer alan bilgiler ve Eflâkî’nin Menâkibu’l-‘Ârifîn adlı eserde kendisi hakkında ve­rilen bilgilerle sınırlıdır. Adı geçen bu kaynaklara göre, Kâni‘î, 617/1220-618/1221 yılları civarında yani Harezmşah’ın kaçışından ve askerlerinin dağılmasından sonra Hindistan’a kaçtı. Fakat oraya yerleşmeyip deniz yoluyla Aden ve San‘a’ya yöneldi, daha sonra da Medine’ye, oradan da Mekke’ye gitti ve Bağdat yoluyla Rum memleketine (Anadolu) giderek Selçuklu Alâuddîn Keykubâd’ın hizmetine girdi. Kâni‘î, bu padişahtan başka Giyâsuddîn Keyhusrev II (634/1237-643/1245) ve İzzuddîn Keykâvus (643/1245-655/1257)’u da methetmiştir. Kelîle u Dimne-i Man­zum adlı eserinin sonunda söylediği sözlerinden de anlaşıldığı üzere kırk yıl boyunca Anadolu Selçuklularına methiyeler söyledi. Ayrıca Selcûk-nâme adlı manzumesini de bu hanedan saltanatının şerhi konusunda nazmetti ve bir ciltte tamamladı.

İlginçtir ki bu Selcûk-nâme’den az bir kısım dışında geriye bir şey kalmamış ve onun methiyelerinden de günümüze kadar bir şey gelme­miştir. Kimi zaman yanlışlıkla beyitlerinin sayısı üç yüz bin olarak sanılan bu Selcûk-nâme’yi araştırmacılar kayıp eserler arasında saymışlardır. An­cak bunun bir kısmının bir kez dahi olsa Kâni‘î’nin ismi zikredilmediği halde (İbnu’l-Bîbî)’nin telifi el-Evâmiru’l-‘Âlâiyye adlı kitapta nakledil­diği düşünülmektedir. Hatta belki de el-Evâmiru’l-‘Âlaiyye Giyâsuddîn Keyhusrev I ve Alâuddîn Keykubâd’ın saltanatına bağlı olması nedeniyle Kâni‘î’nin Selcûk-nâme’sinden bir özet de olabilir[1]. Hakikatte de Kâni‘î’nin Keyhusrev ve Keykubâd hakkında ayrıntılı konular açıklamış olan Selcûk-nâme’sinin bulunması İbnu’l-Bîbî –ki kitabını ‘Atâ Melik Cuveynî adına ve onun Cihânguşâ’sının bir tamamlayıcısı ve ‘Atâ Melik’in ölümsüz eserinin bir benzeri haline getirmek istiyordu–üzerinde araş­tırma yapma işini kolaylaştırdı. Bu takdirde el-Evâmiru’l-‘Âlaiyye’de gör­düğümüz mütekarib bahrinde ve Rum (Anadolu) Selçukluları padişahla­rından ismi geçen üç kişinin hayatı ve fetihlerinin zikri konusundaki yak­laşık bin beyit, kesin derecesinde bir tahminle Kâni‘î-yi Tûsî’den ve Selcûk-nâme’den alınmıştır.

Selcûk-nâme’nin tamamlanmasından sonra Kâni‘î aynı mütekarib bahrinde Kelîle u Dimne’yi nazmetmekle uğraştı. Bu manzumede şahlara yakışan sıfatlar ve melekelerin zikri hakkında ayrıntılı bir şerh yapılmış ve bunların tümünü Sultan II. Keykâvus için ispatlamıştır. Kendisinin o dö­neme kadarki hayatı ve eserlerini zikrettikten sonra Kelîle u Dimne’nin nazmına başlamış, sonunda da kitabın nesirden nazma çevrilmesi sıra­sında metnin aslından hiçbir konunun çıkarılmadığını, sadece Kej’in ve Nabesâmân’ın sözlerini attığını açıklamıştır. Bu kitabın Britanya (İngil­tere) Müzesinde mevcut ve 863 senesinde yazılmış olan bir nüshası dört bin beş yüz beyti içermektedir. 672/1273 yılından sonra Kâni‘î’nin neler yaşadığını bilmiyoruz. Ancak bu tarihten sonra uzun süre yaşadığı düşünülemez. Çünkü o zamanlarda yaşı yetmiş beşi geçmişti.

Aşağıdaki şiirler onun Kelîle u Dimne-i Manzum’undandır:

İyi ve kötüyü bilen bilir ki ne iyi değildir ve aklın görüşü değildir.

Akıl ruha güzellik veren, akıl gönlü ferahlatandır. Akıl elden tutan, akıl yol gösterendir.

Akıl kibir ve benlikten uzaktır, akıl aydınlığa doğru yol gösterir.

Akıl, iyi olmayan işten alıkoyar, akıl yaratıcıya doğru yol arar.

Eğer yaşlı olsa bir kimse yahut genç, akıl diri bir öğreticidir.

Akıl, zor işi sana kolaylaştırır, akıl sana zafer ve mutluluk verir.

Aklın sana dost olduğu yerde muhalif olmaz ancak seni düşünen olur.

Akıl yaşlı ve genç, akıl bir öncüdür ve parlak ruhludur.

Akıl bilginin ruhunu sürdürendir, akıllı güçlü insandır.

Aklın her zaman ak bir yüzü vardır, akıl doyum ve ümitten pay ba­ğışlar.

Akıl, huzur dolu gönül arar, akıl, yüce feleklerde baş kaldırır.

Akıl, her neyi bilirse sana haber verir, cihanın kendisi akıldan dü­şüktür.

Akıl, pazuları güçlü bir pehlivandır, akıl, yüce bir öncüdür…


 

[1] Daha geniş bilgi için bkz. Târîh-i Edebiyât der İrân, c.III, s.494-502.

 

Total Visit: 1
Total Rank:
Total Rankers:
Total Comments:

Oy vermek için yetkiniz yok. Lütfen giriş yapınız.