PerÅŸembe 9 Åžubat 2012 - 04:48

الخميس ١٧ ربيع الأول ١٤٣٣

پنجشنبه ۲۰ بهمن ۱۳۹۰ - ۰۶:۱۸

Kullanıcı adı:

Åžifre :

Şifremi Hatırla
Åžifremi unuttum   aktivasyon
Üye ol
    

 

 

İslam'da Kadının Şahsiyeti ve Hicab

Hicab ve kadının toplumdaki yeri geçmiş asırlardan günümüze dek ilmi kitap ve dergilerde incelenerek, araştırılan konulardandır.

Hicab ve kadının toplumdaki yeri geçmiş asırlardan günümüze dek ilmi kitap ve dergilerde incelenerek, araştırılan konulardandır.
  Son yüzyılda Batı zihniyet ve kültürü İslami ülkelere sızdı ve müslüman kadınların ideallerini alt-üst ederek; ahlak, gelenek ve itikadi deÄŸerlerinin çoÄŸunu deÄŸiÅŸime uÄŸrattı. Ne yazık ki, fikri ve itikadi gerçeklerin batı ve batı hayranlarının menfi propagandasına hedef olması, ahlakî ve dini esaslarımızı yıkmayı hedefleyen İslam düşmanlarının siyasetleri sonucunda müslüman kadın, yabancıların örf ve geleneklerine körü körüne uyan bir fert haline geldi. Hatta bazı kesimler müslüman kadının iffet ve haysiyetine karşı tertiplenen bu saldırıları meÅŸrulaÅŸtırmak yolunu bile aramaya kalkışarak İslam'da örtünme, başı örtme diye bir emrin olduÄŸu hususunda şüphe uyandırmaya baÅŸlamışlardır.
"Acaba hicab tamamen İslami bir emir ve sünnet mi, yoksa bazı yersiz bağnazlıklardan mı kaynaklanıyor?" sorusu kanaatimizce, hiç olmazsa bazı aldatılmış fertler için söz konusu olduğundan, Kur'an ve sünnet ışığında İslam'da tesettürün hüküm ve sınırlarını açıklamaya çalışacağız. Maksadımız Kur'an, sünnet ve İslami örfde özel bir yeri olan ve mukaddes İslam dininin inkar edilemiyecek zaruretlerinden biri sayılan hicab meselesini İslam çerçevesi içerisinde çeşitli yönlerden ele almak, hüküm ve hikmetini kısaca açıklamaktır. Aynı zamanda hicabın kök ve temelinin, hangi ırk ve soydan olursa olsun, kadının fıtratında yer aldığını aydınlatmak için kadının hicab, iffet ve kendini koruma meselesini tarihi açıdan araştırmamız gerekecek. Çünkü fıtrat ve İslam'a aykırı olan her hareket, insanlığın şahsiyet ve varlığına inen bir darbe demektir. Bu yüzden kadının fıtri özelliklerinin neyle uyum sağladığı aydınlatılmalıdır.
  Kur'an, Hadis ve Fıkıhta Hicab
Örtünme, her şeyden önce kadın ve erkeğin birbirlerine karşı riayet etmeleri gereken bir hükümdür. İlişki ve dolayısıyla bakma olmazsa hicabı söz konusu etmek kökten boş ve abes bir şey olur. İşte kadınların örtünme gerekliliği, mahrem olmayan erkeklerin onları görmelerinden kaynaklanıyor. Çünkü birbirine yabancı olan kadın ile erkeğin örtüsüz ve ölçüsüz ilişkileri, şehvet kıvılcımlarını tutuşturarak, onların hayatını sağlık ve istikrar rayından çıkartarak, hayvanî bir yaşantıya ve bedbahtlığa çevirebilir. Önce, bu konuda inen ve genelde Nur ve Ahzab surelerinde yer alan ayetleri mealen naklederek daha sonra bazı nükte ve imalarına değineceğiz. Ve gerektiğinde konu hakkındaki hadislere baş vuracağız.
"Ey Muhammed! Mü'min erkeklere söyle: Gözlerini bakılması yasak olandan çevirsinler, mahrem yerlerini korusunlar. Bu onların arınması için daha iyidir. Allah hiç şüphesiz onların yaptıklarından haberdardır.
  Mü'min kadınlara da söyle: Gözlerini bakılması yasak olandan çevirsinler, iffetlerini korusunlar. Süslerini, kendiliÄŸinden görünen kısmı müstesnâ, açmasınlar. Başörtülerini yakalarının üzerine salsınlar. Süslerini kocaları veya kayınbabaları veya oÄŸulları veya kocalarının oÄŸulları veya kadeÅŸleri veya erkek kardeÅŸlerinin oÄŸulları veya kızkardeÅŸlerinin oÄŸulları veya müslüman kadınlar veya câriyeleri veya erkekliÄŸi kalmamış hizmetçileri ya da kadınların mahrem yerlerini henüz anlamayan çocuklardan baÅŸkasına göstermesinler. Gizledikleri süsün bilinmesi için ayaklarını yere vurmasınlar. Ey inananlar, saadete ermeniz için hepiniz tövbe ederek Allah'ın hükmüne dönün."[1]
  Bakmak ve Sınırı
  Bu ayetler, mahrem olmayan erkek ve kadının birbirine bakmasının haram olduÄŸunu açıkça ortaya koymaktadır. Ama bunun sınırı bu ayetlerde tam olarak belirlenmemiÅŸtir. Bu gibi konularda Kur'an ve sünnetten hüküm çıkarma yeteneÄŸine sahip olan büyük fakihler görüş ileri sürebilirler.
  Fıkhi açıdan kesin olarak ÅŸunu söyleyebiliriz: Yabancı erkeÄŸin, zevk alma kastı olmasa dahi mahrem olmayan kadının yüz ve elleri dışında vücudunun hiçbir yerine bakması caiz deÄŸildir. Yüz ve ellere bakmak ise fıkhî açıdan ihtilaflı bir konudur. Ancak ÅŸu nokta bilinmelidir ki, kadının yüz ve ellerine bakmak caiz olsa bile tahrik edici olmadığı ve zevk alma niyetiyle bakılmadığı takdirde caiz olur ancak, aksi halde mutlaka haramdır. Aynı ÅŸekilde kadının da erkeÄŸin vücuduna bakması câiz deÄŸildir. Bununla birlikte erkeÄŸe bütün bedenini örtmesi farz deÄŸildir.
  Bu konuda dikkati çeken husus bakmanın ardından gelen zararlı sonuçlardır ki, ayet ve hadislerde bunlara deÄŸinilmiÅŸtir.
  Ayet-i kerimede olan "zalike ezka lehüm" (Bu onların arınması için daha iyidir) cümlesi ÅŸunu bildiriyor ki, bakmayı sınırlamaktan, örtünme ve iffeti vurgulamaktan ve emretmekten hedef, hikmetsiz bir sınırlama icad etmek deÄŸil; bilakis hedef insanoÄŸlunun ruhunun temizlenmesi, ailevi ve sosyal ahlak bozukluklarından korunmasını saÄŸlamaktadır. Yukarıdaki ayetin nazil oluÅŸu hakkında tefsir kitapları şöyle yazmaktadır:
"Peygamber'in (s.a.a) zamanında ensardan bir genç erkek Medine sokaklarının birinden geçerken gözü güzel bir kadına takıldı. Kadının güzelliği onun dikkatini çekti. Kadının peşine takılıp biraz yürüdü. Gözü kadında olduğu sırada duvarda olan bir taş veya cam parçası yüzünü çizdi. Yüzünün kanı elbisesine dökülmüş bir halde Peygamber'in (s.a.a) huzuruna gelerek olayı Peygamber'e anlattı. Bu sırada Cebrail inip mahrem olmayan erkek ve kadınların birbirlerine bakmasını yasaklayan "Kul li'l-mü'minine yeğüzzu min ebsarihim... " ayetini getirdi."[2]
İmam Sadık (a.s) şöyle buyuruyor:
"Bakmak, şeytanın zehirli oklarından bir oktur. Nice bakış var ki, uzun bir hasrete sebep olur."[3]
İmam Sadık'ın (a.s) sözünde iki husus dikkati çekiyor:
  1. Husus: Bakmak, ÅŸeytanın eliyle atılan zehirli bir oktur. Zehirli ok yalnızca isabet ettiÄŸi noktayı deÄŸil, zehiri bütün bedeni etkilemektedir. Bakmak da bunun gibidir. Göz bir manzaraya baktığında eseri sinirler vasıtasıyla beyne intikal eder ve oradan da vücudun cinsel ÅŸehvetle ilgili organlarına sirayet eder. Fert bu tahrikler neticesinde baÅŸka günahları yapmayı düşünür. İmam Sadık'ın (a.s) baÅŸka bir hadisde buyurduÄŸu gibi:
"Arka arkaya sürekli bakmak, şehvet tohumunu kalbe serper. Ve bu, bakanı fitneye itme için kafidir."
  2. Husus: Bakmanın, iÅŸlenen bu haramdan dolayı tesiri ve ahiretteki azabı dışında daima göz otlatan adam, gözü görüp arzuladığına ulaÅŸamamasından kaynaklanan moral bazukluÄŸu (asabilik), hasret ve üzüntüye düçar olur. Ve bu durum bazen bir nevi deliliÄŸe dönüşür. Vurguna uÄŸrayan aşıkların intihara teÅŸebbüs etmeleri gibi olayların baÅŸlangıç noktası şüphesiz bakmaktır.
  Bakış, iki ayrı cinsten olan namehrem erkek ve kadının gayr-i meÅŸru irtibatının saÄŸlanması yolundaki ilk kıvılcımdır. Onun ardından ise yakıcı bir ateÅŸ gelir. Bu yüzden İslam, tahriklerin önü alınması ve istenmeyen sonuçların doÄŸmaması için bakmayı haram ve yasak etmiÅŸtir.
Şia ve Ehl-i sünnet kaynaklarında, Hz. Peygamber'in (s.a.a) Hz. Ali'ye (a.s) şöyle buyurduğu zikredilmiştir:
"Bakışına bakış ekleme (istemeden vuku bulan); birinci bakış senin içindir (caizdir) ikinci bakışa ise hakkın yoktur (caiz değildir)."[4]
  DiÄŸer bir hadiste ise şöyle yer almıştır:
"Birinci bakış senin içindir (istemeden olduğu için caizdir), ikinci bakışa hakkın yoktur (caiz değildir), üçüncu bakış ise helak olmaya yolaçar."[5]
  BaÅŸka bir hadiste şöyle okuyoruz:
"Fazl b. Abbas güzel yüzlü bir genç idi. Bir gün Resulullah ile birlikte merkep üzerinde hareket ederlerken Husamiye adlı bir kadın gelip ondan bir soru sorduğunda Fazl ile bakışmaya başladılar. Peygamber (s.a.a) eli ile Fazl'ın yüzünü çevirdi ve amelen iki namahremin birbirine bakmasını önledi."[6]
  Kısacası, birçok hadiste yer alıp fakihlerin de fetva verdikleri gibi eÄŸer aniden erkeÄŸin gözü namahrem bir kadına iliÅŸirse bakmaya devam etmemeli ve gözünü çevirmelidir; aksi takdirde günâh iÅŸlemiÅŸ olur.
  Haram bakıştan ve her türlü günâhtan kaçınmak imanın saÄŸlamlaÅŸmasına ve güçlenmesine sebep olur, ruh ve nefsin temizliÄŸine yol açar. Bu hususta birçok hadis vardır. ÖrneÄŸin, İmam Sadık'tan (a.s) şöyle nakledilmiÅŸtir:
"Bakmak, şeytanın zehirli oklarından biridir. Allah'ın rızası için ondan kaçınana, Allah lezzetini tadacağı bir emniyet ve iman bağışlar."[7]
  Peygamber'den (s.a.a) şöyle nakledilmiÅŸtir :
"Allah, gözü bir kadının güzelliklerine takılıp da ona bakmayan her müslümanı, lezzetini tadacağı bir ibadete muvaffak eder."[8]
  Göz sarkıntılığının cezası hakkında da İmam Sadık'tan (a.s) şöyle bir hadis rivayet edilmiÅŸtir:
"Her kim günaha gözünü daldırır ve sonra tövbe etmezse, kıyamet günü Allah, onun gözünü ateşle doldurur."[9]
  Kadının ErkeÄŸe Bakması
  Buraya kadar erkeÄŸin, namahrem kadına bakması hakkında konuÅŸtuk. Åžimdi ise kadının namahrem erkeÄŸe bakmasını yasaklayan hadislere bakalım.
  Yüce islam Peygamber'i (s.a.a) şöyle buyuruyor:
"Gözünü kocasından başkasıyla veya herhangi bir namahreme bakmakla tatmin eden kadına Allah'ın gazabı artar ve amellerini zayi eder."[10]
  Yukarıdaki hadis "Müstedrek" kitabında şöyle nakledilmiÅŸtir:
"Gözünü, mahrem olmayana bakmakla doyuran kadına Allah'ın gazabı şiddetlenir..."
  Bu hadiste evli ve kocasının olması kaydı yoktur. Sünni ve ÅŸii kaynaklarında az bir farkla nakledilen baÅŸka bir hadis ise şöyledir:
"İbn-i Ümmi Mektum" adında bir adam Resulullah'in (s.a.a) huzuruna girmek için izin istedi, Peygaber'in hanımlarından Aişe ve Hafsa onun yanında idiler. Resulullah (s.a.a) onlara: "Kalkın, odanıza girin." diye buyurdu. Onlar, "o kördür." dediler. Peygamber (s.a.a): "O sizi görmüyorsa siz onu görüyorsunuz." buyurdu.[11]
  Zikredilen ayet ve hadislere dayanarak bütün İslam fakihleri erkeÄŸin yabancı kadına ve kadının yabancı erkeÄŸe bakmasının haram olduÄŸuna hükmetmiÅŸler ve bunu dinin zaruriyatından saymışlardır.[12]
  Fakihler arasında bir tek ihtilaf konusu, yüz ve ellerin istisnası hakkındadır. Bazı fakihler yüz ve ellere (bileÄŸe kadar) ÅŸehvetle bakılmazsa ve fitneye düşme korkusu da olmazsa bir sakıncası yoktur, demiÅŸlerdir. Ama eÄŸer lezzet ve ÅŸehvet kastıyla bakılırsa yüz ve ellere bakmak bile bütün fakihlerin görüşünce haramdır.[13] Ve bu konuda kadın ve erkek arasında hiçbir fark yoktur. Neticede, erkeÄŸin mahrem olmayan kadının saç ve vücuduna bakması ve bunun tersi ve ÅŸehvetle yüz ve ellerine bakması her durumda haramdır.
İstisna Yerleri
  Yukarıdaki hükümden fıkıh ve hadis kitaplarında yazıldığı üzere bazı yerler istisna olunmuÅŸtur. Tabii bunun da sınır ve ÅŸartları vardır. Bu yerler ÅŸunlardan ibarettir:
  1 - Bir adam, evlenmek istediÄŸi bir kız veya kadının güzelliklerine, saç, yüz, eller ve ayaklar gibi vücudunun bazı yerlerine ÅŸu ÅŸartlarla bakabilir:
  a) Zevk almak kasdı olmazsa.
  b) Bakmak daha çok bilmek ve tam olarak tanımak kastıyla olursa. Bildiklerine bir ÅŸey artırmazsa tabiatıyla caiz olmaz.
  c) Onu tanıması için yeterli olacak kadar bakmakla yetinmelidir.
  d) Kız ve kadının kendisiyle evlenmeyi kabul edeceÄŸine ihtimal vermelidir. Buna göre, evlenme teklifini reddedeceÄŸini bilirse bakması câiz olmaz.
  e) Erkek, eÅŸ bulmak kastıyla kadınlara bakamaz. Yalnız nazarındaki biri hususunda bakması söz konusu olabilir.
  f) Bilfiil o kadınla evlenmesi sakıncalı olmamalıdır. ÖrneÄŸin, kadın baÅŸka birinin iddetinde olmamalıdır.
  Yukarıdaki hükümler bir kadının bir erkeÄŸe bakmasında da geçerlidir.
  2- Kitap ehli olan hıristiyan ve yahudi kadınlara ve hakeza kitap ehli olmayan diÄŸer kafirlerin kadınlarına bakmak ÅŸu ÅŸartlarla câizdir:
  a) Lezzet ve ÅŸehvet kastı olmazsa.
  b) Günâh ve harama düşme korkusu olmazsa.
  c) Sadece, o kadınların âdet ve gelenekleri üzere açık bıraktığı yerlere bakmak câizdir.
  3- Soy veya süt emme ile meydana gelen yakınlık sebebiyle evlenmesi câiz olmayan kadınlara (mahremlerin) bakması. ÖrneÄŸin: Anne, kızkardeÅŸ, kız, hala , teyze, sütkardeÅŸi vb. (Bunlar Nur suresinin 37. ayetinde sayılmıştır. Bu ayet-i kerime'nin tercümesi önceden geçti.)
  4- Doktor veya hasta bakıcısı hastaları muayene etmek için zaruret gereÄŸince namahreme bakabilir ve vücuduna dokunabilir. Ancak bunun için de bazı ÅŸartlar belirtilmiÅŸtir. ÖrneÄŸin:
  a) Kadının müracaat edebileceÄŸi bir kadın doktor bulunmazsa.
  b) Bakmak veya dokunmak, hastalığın gereÄŸi olursa.
  c) TeÅŸhis araçlarını kullanmak mümkün olduÄŸu takdirde dokunma veya bakmaya hakkı yoktur.
  d) Bakılması câiz olan yerde yalnızca zaruret miktarıyla yetinmelidir. O miktarı aÅŸmak câiz deÄŸil.
  5- BoÄŸulmaktan, yanmaktan, ve diÄŸer kazalardan kurtarma durumlarında da hüküm aynıdır ve yine herhangi bir zaruret icabı dokunması gerekiyorsa yukarıdaki istisnaya girer.
  6- BuluÄŸ çağına eriÅŸmemiÅŸ çocuklara bakmak normal bir ölçüde olup ÅŸehvet ve heves kastı olmazsa haram deÄŸildir. (Tahrir-ül Vesile, c.2, s.243-245)
  Yukarıda söylenen yerlerde mutlak olarak bakmanın câiz ve sakıncasız olduÄŸu düşünülmemesi için bu açıklamayı yaptık. Görüldüğü gibi istisna yerleri bazı ÅŸartlarla sınırlanmış ve onu aÅŸmak Allah'ın sınır ve hududunu aÅŸmak olup ÅŸu ayetin belirlediÄŸi hükmün kapsamına girer:
"Kim Allah'a ve Peygamber'ine başkaldırır ve sınırlarını aşarsa, onu temelli kalacağı cehenneme sokar." (Nisa/14)
İffet ve Şeref
  Bakmanın hükmünü, sınır ve hududunu açıkladıktan sonra ayet-i kerime avreti koruma ve iffetli olama konusuna deÄŸinmiÅŸtir:
"Müslüman erkek ve kadınlar, avretlerini korusunlar."
  Avreti korumak, ister hadislerde geldiÄŸi gibi[14] baÅŸkalarının görmesinden korumak anlamında olsun veya ister geniÅŸ bir manada sınırı aÅŸmamak ve her türlü günahtan korunmak anlamında olsun, erkek ve kadınlara yöneltilen ortak bir hükümdür, ve karı koca dışında bir istisnâsı yoktur. Şöyle ki, müslüman erkek ve kadına, avretini diÄŸer erkek ve kadınların görmesinden korumaları farzdır. Kadının avretini erkeklerden koruması farz olduÄŸu gibi diÄŸer kadınlardan da koruması farzdır; erkek hakkında da aynı hüküm geçerlidir. Yani, aynı ve ayrı cinsin bu açıdan bir farkı yoktur. Kadın ve erkeÄŸe avretini diÄŸerlerinin görmesinden koruması farz olduÄŸu gibi diÄŸerlerinin de aynı veya karşı cinsten onlan bir insanın avretine bakması haram ve yasaktır.
  Dikkat edilmesi gereken husus ÅŸu ki, iffet sınırını korumak insanın temizlik, iffet ve takvasının ve onun hayvanlara olan üstünlüğünün belirtisidir. Bu hususu açıklayan ayette geçen "zalike ezka lehum" cümlesidir. Evet, günahın rezalet ve pisliÄŸinden, cinsel sapıklıklardan ve ahlaki çöküşden emniyette olmak isteyen bir toplum, erkek ve kadın arasında bir perde icad etmelidir.
  Buraya kadar, zikredilen hükümlerde (bakmaktan kaçınmak ve avreti örtmek) erkek ve kadın müşterektirler. Åžimdi konusu olacak olan mevzu yani örtünme ahkamı sadece kadınlara mahsusdur.
Örtünme Mevzusu
  Kısacası: (Ve-l yezribne bi khumurihinne ala cüyubihinne...) ayet-i kerimesinin açıkça beyanına göre müslüman kadınların, başörtüleri ile baÅŸ, boÄŸaz, göğüs ve diÄŸer süs yerlerini yabancı bakışlardan korumaları farzdır. Åžimdi ayet-i kerimenin mealinin daha da aydınlığa kavuÅŸması için bazı nokta, ve kelimelerini izah edelim:
  Lüğatçıların dediÄŸine göre "Khumur", "Khimar"ın çoÄŸulu olup eÅŸarp ve başörtüsünden ibaretdir.
"Khimar" kadının, başını örttüğü başörtüsüdür. Ve bir şeyi örten örtüye de "khimar" denmektedir. Dolayısıyla ayetin meâli şöyle olur: "Kadınlar başörtüleriyle boğazlarını örtsünler." (Ekrab-ul Mevarid)
"Khimar" kadının yüzüne sarkıttığı örtüdür. Ve Cubbaî'ye göre, kadınların başörtülerine denmektedir.[15]
  Bir ÅŸeyi örten her ÅŸeye khimar denilmektedir. Kadının "khimar'ı, başını örttüğü örtüdür. (Mu'cem-ül Vasit) Khimar'ın manasını bilmek için tefsir ve lügat kitaplarından verdiÄŸimiz bu örneklerle yetiniyoruz.
  Her halükârda, ayetten anlaşılan anlam ÅŸudur: Müslüman kadınlar yabancı gözlerden gizli kalmak için başörtülerini boyun, yaka ve göğüslerine salmalıdırlar. İslam fakihleri demiÅŸler ki: "Bu ayetten, kadının yüzünü örtmesinin farz olduÄŸu anlaşılmamaktadır. Çünkü ondan söz edilmemiÅŸtir. Ayette sadece baÅŸ ve yakayı örtmekden söz edilmiÅŸtir."[16]
  Ayetin sonraki kısmı da hadislerde beyan olan tefsir ve izah gereÄŸince bu anlamı daha da güçlendiriyor. Bu kısmın meali şöyle: "Kadınlar kendiliÄŸinden görünen, açığa çıkandan baÅŸka zinetlerini göstermesinler" [17]
  Toplumlarda kadının normalde açık bıraktığı kısım yüz ve elleridir ki, genelde hayat koÅŸulları, tanışma, hukukî meseleler, toplumsal çalışma ve faaliyetler gereÄŸi örtülmez. Hadislerde yer aldığı, fakih ve müfessirlerin de söylediÄŸi gibi kendiliÄŸinden görüren zinetten maksat, kendiliÄŸinden görünen zinet yerleridir; yoksa zinet kendi başına bahis konusu deÄŸildir.[18]
Şuna dikkat edilmeli ki, yüz ve ellerin örtünme hükmünden istisnâ olunması zaruret gereği olup kadına büyük bir zorluk çıkarmamak içindir.
  Kısacası, kadının örtünmesi hakkında ÅŸunları söyleyebiliriz:
  a) Kadının örtüsünün kocasına karşı herhangi bir sınırı yoktur.
  b) Baba , evlat, kardeÅŸ, dayı ve amca gibi mahremler için baÅŸ, boÄŸaz, kollar, eller ve ayakları açık bırakıp örtmeyebilir.
  c) Yabancılar karşısında yüz çemberini ve bilezik yerinden aÅŸağıya elleri açık bırakabilir.
  Yukarıdaki ayetin gereÄŸince kadının tüm bedeni örtmesinin farz olmadığı istisnâ yerlerinden biri de cinsi meselelerin bilincine varmayan ve mümeyyiz olmayan çocuklardır. Yine kadın, karşı cinsin kendisine hiç bir ÅŸekilde meyil ve eÄŸilimi olmayacak derecede yaÅŸlı olursa örtünmesi gerekmez.[19]
  Ayetten anlaşılan baÅŸka bir nokta ise ÅŸu ki, müslüman kadınların diÄŸer bir müslüman kadının yanında örtünmeleri gerekmez. Bunun mana ve mefhumu ÅŸu ki, müslüman olmayan kadınların yanında gizli güzelliklerini göstermemelidirler. Bu hükmün felsefesi, hadislerde de deÄŸinildiÄŸi gibi, müslüman olmayan kadınların takvasız olduklarından, müslüman kadınlarda gördüklerini kocalarına anlatmak; neticede yabancı erkekleri, müslüman kadınları düşünmeye sevketme ihtimalinin olmasıdır. Ama çoÄŸu fakihler ayetin mefhumunun delaletini yeterli bulmadıkları için bunun haram deÄŸil mekruh olduÄŸu inancındalar. [20]
  Kadınların Tahrik Edici Hareketleri
  Ayetin müslüman kadınlara baÅŸka bir hatırlatması da yürüyüş ve davranışlarının, dikkat çekmeyecek bir ÅŸekilde olmasıdır:
  Ali bin İbrahim'in tefsirinde ÅŸu açıklamaya yer verilmiÅŸtir:
  Kadın, ayaklarına takılan bileziklerin (halhalların) sesi iÅŸitilmesi için ayaklarını birbirine vurmasın. Bellidir ki, bu ayetten maksat kadınların, erkekleri kendilerine meyillendirecek ve erkeklerin, özellikle bekar gençlerin ruhlarında etki bırakacak tahrik edici hareketlerden uzak durmalarıdır.
  Bu ayet ve Peygamber'in hanımlarına hitap eden Ahzab/32. ayet müslüman kadınlara, İslam'dan önceki cahiliyet devri kadınları gibi, gösteriÅŸ yapmamalarını ve bundan kaçınmalarını hatırlatıyor.
  Aslında insanların ruhunda ve toplum ahlakında kötü etki bırakan her çeÅŸit elbise, giyim, süs ve kadının yabancı birinin ÅŸehvet ve ÅŸeytani meyillerini uyandırmak amacıyla yaptığı herhangi bir hareket İslam dini açısından kötü bir davranış olarak kabul edilmiÅŸ, kınanmış, bazı kısımları haram ve bazı kısımları ise mekruh bilinmiÅŸtir. Ve bu hususda bir çok hadisler de vardır.
  Kısacası, İslam'ın insan nesli üzerindeki ahlaki ve makul kontrolü ve toplumun genel iffetine ciddi bir ÅŸekilde önem vermesi, bu derin emirlere ve zarif nüktelere göre amel etmeyi gerektirmektedir.
  Tevbe (dönüş)
  Ayetin sonunda Allah'a ve İslam'a doÄŸru genel bir dönüş ve tevbeden söz edilmiÅŸtir.
  Bu emir, cahil insanların, sapık ve zevke düşkün erkek ve kadınların tevbe eder, takva ve iffet erkânını gözeterek doÄŸru bir yolu tutmaya karar verdikleri takdirde İslam'ın muhabbet baÄŸrının ve Allah'ın merhamet kapısının kendilerine açık olduÄŸunu ifade etmektedir. BilindiÄŸi gibi insanlar iyilik ve temizlikte aynı seviyede deÄŸillerdir. Herhangi bir sebep yüzünden, ister ailevi eÄŸitim yetersizliÄŸi, ister kötü ortam ve propaganda araçlarının fesadı körüklemesi veya iç ve dış faktörlerin neticesinde olsun günah ve sapıklık tuzağına düşen nice insanlar vardır. Bunlar, bedbahtlık ve felaket için yaratılmadıklarını bilmelidirler. Onların içlerinde var olan ilahi fıtrat ve vicdanları, daima Kur'an'ın hidayeti ve salih kimselerin kılavuzluÄŸu onları tevbe etmeye sevketmektedir. Bir de bakarsın ki, onlar da saÄŸlıklı bir düşünce ve kalbî bir eÄŸilim sonucu cahilce tutku ve taklitlerden kurtulmuÅŸ insanca ve temiz bir hayat yolunu seçerek ÅŸaÅŸkınlık ve sapıklık vadisinden saadet ve ebediyet caddesine yönelmiÅŸlerdir.
  * * * * *
"Ey Peygamber! Eşlerine, kızlarına ve müminlerin kadınlarına dışarı çıkarken üstlerine örtü almalarını (cilbablarını kendilerine yakınlaştırmalarını) söyle; bu onların hür ve namuslu bilinmelerini ve bundan dolayı incitilmemelerini daha iyi sağlar. Allah bağışlayan ve merhamet edendir." (Ahzab: 59)
  Bu ayette cilbab, müslüman kadına tavsiye olunmuÅŸ ve kadınların iffet, vakar ve ÅŸahsiyetli tanınma ve zevk düşkünlerinin eziyetinden korunmalarını saÄŸlayan bir vesile olarak tanımlanmıştır.
  Müfessirlerin tümü bu ayetin, müslüman kadına hicab ve tesettürü farz kılan ayetlerden biri olduÄŸunda ittifak içindeler. Bu ayet başıboÅŸ gençlerin, müslüman kadınları rahatsız etmeleri hakkında nazil olmuÅŸtur.
  Ali bin İbrahim'in Tefsir'inde şöyle geçer: Ayetin inme nedeni ÅŸudur ki, müslüman kadınlar akÅŸam, yatsı ve sabah namazı için camiye gidip Peygamber'le cemaat namazı kılıyorlardı. Bazı gençler onların yolunun üzerinde oturup onları rahatsız ediyorlardı. Bu yüzden yukarıdaki ayet indi ve bu eziyetleri engellemek için müslüman kadınları İslami tesettüre riayet etmeye davet etti."[21]
İbn-i Cevzi bu hususta Süddi'den şöyle naklediyor:
"Fasık kimseler, gece evinden dışarı çıkan kadınları rahatsız ediyorlardı. Örtülü bir kadını gördüklerinde bu kadın, hürdür deyip onu takip etmiyorlardı. Ancak örtüsüz olduğunu gördüklerinde onu takip ederek rahatsız ediyorlardı."[22]
  Bu ayet-i mübarekede iki konu hakkında konuÅŸacağız:
  1 - ÇoÄŸulu "celabib" olan "cilbab" kelimesinin manası, bu kelimenin sözlüklerde yer alan ve halk arasında kullanılan anlamı.
  2 - Kadınların iffetli tanınmasında ve fırsat peÅŸindeki zevk düşkünlerinin tecavüzünden korunmasında örtünmenin rolü ve baÅŸka bir deyiÅŸle, hicabın felsefesi.
  Cilbabın Anlamı:
  Bu kelimenin sözlük anlamını bilmemiz, ayet-i kerimenin asıl maksadını anlamamız için faydalı olacaktır.
Şimdi, muteber lügat ve tefsir kitaplarına müracaat ederek cilbabın anlamını araştıralım:
  ZemahÅŸeri "KeÅŸÅŸaf" adlı tefsirinde cilbabı şöyle açıklamıştır:
"Cilbab, kadının başına attığı başörtüsünden büyük ve cübbeden küçük, geniş bir elbisedir."
İbn-i Abbas'tan şöyle nakledilmiştir:
"Cilbab, yukarıdan aşağıya bedenin tümünü kapsayan bir aba ve örtüdür."
  Lisan-ül Arab şöyle diyor:
"Cilbab, gömlek ve başörtüsünden geniş, abadan kısa bir örtüdür ve kadın onun ile baş ve göğsünü kapatır.
  DiÄŸer lügatçılardan da, kadının kendini örttüğü (çarÅŸaf ve cübbe gibi) örtüye kadının cilbabı söylendiÄŸini nakletmiÅŸtir."
  Kurtubi'nin tefsirinde ise ÅŸu açıklama mevcuttur:
"Cilbab, başörtüsünden daha büyük bir elbisedir. İbn-i Abbas ve İbn-i Mes'ud onun âbâ anlamında olduğunu kabuletmişler, bazıları da onu, başörtüsü diye tanımlamışlardır. Doğrusu ise, cilbab bütün bedeni kapsayan bir elbisedir."
  el-Mu'cem-ül Vasit'te cilbab için ÅŸu manalar zikredilmiÅŸtir: "Entarı, tüm bedeni örten bir örtü, başörtüsü, çarÅŸaf ve âbâ."
  Mu'cem-u Mekaiys-il Lügat'ta şöyle geçer: "Cilbab, entariye denir."
  Ekrab-ül Mevarid'de ise şöyle yazılmış:
"Cilbab, entaridir; veya melefeden küçük genişce bir elbisedir. Kadının, diğer elbislerini altında gizlediği örtüye denildiği de nakledilmiştir."
  El-Müncid'de şöyle gelmiÅŸ:
"Cilbab, gömlek veya geniş bir elbisedir."
  Larus şöyle yazıyor: "Cilbab kadınların geniÅŸ elbisesi veya çarÅŸafı, kadınların elbiselerinin üzerine örttükleri örtüdür. Yatan birinin üzerine örttüğü melefeye de denir."
  Mecma-ul Beyan'da da şöyle yer almıştır:
 
"Cilbab, kadının bir iş için evden çıktığında, baş ve yüzünü örttüğü bir örtüdür."
  Ve diÄŸer bazı müfessirler cilbab için başörtüsü, örtü, elbise ve gömlek manalarını nakletmiÅŸlerdir.
  Tefsir-i Tibyan'da İbn-i Abbas ve Mücahid'den şöyle nakledilmiÅŸtir:
"Celabib cilbabın çoğuludur ve kadınların başörtüsü anlamındadır. Kadın evden bir iş için çıktığında baş ve yakasını onunla örter.
  Hasan'dan da şöyle nakledilmiÅŸtir:
"Cilbab, tüm bedeni örten ve yüze sarkan bir elbisedir."
  Ehl-i Sünnet'in muasır alimlerinden olan Sabunî de: "Bütün müfessirler cilbabın vücudun tüm âzasını örten bir örtü olduÄŸu görüşündedirler."[23] diye yazıyor.
  BaÅŸka tefsir ve lügat kitaplarında da yukarıdaki manaya benzer manalar geçmektedir.
  Celabib'in anlamını belirlemek için bu kadar araÅŸtırmayla yetiniyoruz. Lügatcılar ve müfessirlerin bu kelimeden ne anladıkları aydınlığa kavuÅŸması için yukarıda geçen sözlere dikkat etmek gerekir. Onlardan nakledilen sözlere iyice dikkat edilirse cilbabın baÅŸ ve boyunu örten başörtüsünden, baÅŸka bir ÅŸey olduÄŸu anlaşılmaktadır ki bu, çeÅŸitli örf ve adetlere göre bazen cübbe, bazen çarÅŸaf ve bazen de baÅŸka bir ÅŸekilde olabilir. Bu elbisenin özelliÄŸi, onun dar ve bedene yapışkan olmayıp vücudun güzelliklerini örtecek bir ÅŸekilde geniÅŸ ve uzun oluÅŸudur. Kadın, bu elbiseyi giyerek kendini yabancı erkeklerin dikkatini çekmiyecek bir hale sokar. Buna göre vücudun hacmini gösteren örtünmenin yeterli olmadığı, vücudun âzasını örtmenin yanısıra, vücudun cazibelerini de örten bir örtünmenin gerekli olduÄŸu ortaya çıkar.
  Hicabın Felsefesi
Önceden de söylediğimiz gibi mezkur ayetin son bölümünde "bu iş onların tanınıp incitilmemeleri için daha uygundur." diye buyurarak örtünmenin felsefesine değinilmiştir. Bunu şöyle açıklayabiliriz:
  a) Örtünmenin, müslüman kadının saygınlık ve ÅŸahsiyetindeki tesiri
  b) Örtünmenin saldırı ve eziyetlerden muhafazadaki rolü
  Kadın ve erkek, genel insani temeller açısından eÅŸit olmalarına raÄŸmen kadının, kendi türüne mahsus olan incelik ve kibarlığı açısından erkeÄŸe kıyasla hissedilen ve inkâr edilemez bir farkı var. ErkeÄŸin de erkeklik açısından gönül baÄŸlaması ve göz gezdirmesi inkâr edilemeyecek bir gerçektir. Hadislerde "el-mer'etü reyhanetün", yani "Kadın bir çiçektir." diye geçmektedir. Bu, kadının yaratılışı açısından ne kadar ince ve hassas bir yapıya sahip olduÄŸunu göstermektedir. Böyle bir yapıya sahip olan bir varlık eÄŸer gereÄŸince muhafaza edilmezse, aklın ve dinin belirlediÄŸi sınırlar dahilinde korunmazsa çiçek gibi solup özelliÄŸini yitirecektir.
  Bu zerafet, incelik ve güzelliÄŸi kadına veren ilahî hikmet üzerine kurulu yaratılış sistemi, kadındaki iffet eÄŸilimini daha bir güçlü kılmıştır. Hadislerden, kadındaki iffet ve hayâ eÄŸiliminin erkektekinin on katı fazla olduÄŸu anlaşılmaktadır. (Mekarim-ül Ahlak, s.238) İşte örtünme bu ilahî fıtratın bir tezahürü ve niÅŸanesi mesabesindedir.
  Elektirik kablosunun iki müsbet ve menfi kutbu çıplak bırakıldığında yangın ve ölüm icad eder. Ama uygun bir ÅŸekilde kullanıldığında hayat için gerekli olan birçok araçları devreye sokar. Yine kadın ve erkek arasında sınırsız iliÅŸki kurulur da, bu iliÅŸkiler engellenmezse dünyayı fesad ve felakete sürükler. Ama dini ölçüler çerçevesinde mâkul ve mantığa uygun sınırlamalarla hareket edilirse kadın ve erkek arasındaki iliÅŸkiler insan neslinin bekâsına, ilerlemesine ve kemala doÄŸru yükselmesine neden olur.
İklim ve geleneklere uygun bir nevi hicabın bütün asırlarda kadın ve kızlar arasında var olup günümüzde de devam etmesi ve tarihte varlıklarını sürdürebilmiş uygarlıkların sürekli olarak kadın ve erkek arasında belirli sınırlamalar koymaları sözümüzün doğruluğunu gösteren tarihi bir delildir.
  Kur'an-ı Kerim, kadının toplumdaki onur ve itibarını saÄŸlayan etkene deÄŸinerek müslüman kadınları makamına uygun örtünmeye davet ediyor. Onların, iffet ve hicab örtüsüyle kendilerini örtmeleri zevk düşkünlerinin kendilerini rahatsız etmelerine ve sarkıntılık yapmalarına engel olur. Bunun karşısında adeta piyasaya sunarcasına kendini süsleyen, güzelliÄŸini herkese göstererek dikkatleri üzerinde toplayan kadın, bu iÅŸiyle kendi deÄŸerini düşürmüş, kendini alçaltmış, onur ve ÅŸerefini yitirmiÅŸ olur.
  Kısacası Kur'an-ı Kerim pekiÅŸtiÄŸi müslüman kadınlardan tavır ve davranışlarında insanlığa iffet ve iman örneÄŸi olmalarını istemektedir.
  * * * * *
"Ey Peygamber'in hanımları, sizler herhangi bir kadın gibi değilsiniz. Allah'tan sakınıyorsanız edalı konuşmayın, yoksa kalbi bozuk olan kimse kötü şeyler ümid eder; daima ciddi ve ağırbaşlı söz söyleyin, evlerinizde oturun, eski cahiliyede olduğu gibi açılıp saçılmayın." (Ahzab/32-33)
  Peygamber'in Hanımlarının Ağır SorumluluÄŸu
  Bir insanın sorumluluk haddini, onun içtimai konumu belirler. Buna göre, akrabalık veya evlilik yoluyla Peygamber'e (s.a.a) yakınlığı olan bir ferdin, belirgin bir içtimaî konuma sahip olduÄŸundan sorumluluÄŸu daha ağırdır ve halkın da ondan beklentisi daha çoktur. Bunun için, Peygamber'in hanımlarından da beklenen, diÄŸer kadınlara örnek olacak derecede iffetli olmalarıdır. Bu hususta İmam Bakır'dan (a.s) şöyle rivayet edilmiÅŸtir:
"Onların sevap ve azapları iki kattır." (Tefsir-i Kumî)
Örneğin, din aliminden beklenen, halkın herhangi birinden beklenenden daha çoktur. İslam'ın hakim olduğu bir ortamda müslüman kadından beklenen, gayr-i İslami bir ortamda yaşayan bir kadından beklenenden daha çoktur. Sevap ve azap da bu çerçevede değişebilir.
  Hükmün Peygamber'in Hanımlarına Mahsus Olmayışı
  Bu ayette Peygamber'in (s.a.a) hanımlarına yönelik zikredilen görev ve sorumluluklar onlara özgü olmayıp diÄŸer kadınlar için de geçerlidir. Aralarındaki tek fark ÅŸu ki, Peygamber'in (s.a.s) hanımları diÄŸer kadınlara nazaran sorumlulukları daha ağır olduÄŸu için çok daha dikkatli olmaları gerekir.
  Bazı müfessirlerin de söylediÄŸi gibi İlahi ahkâm önce Peygamber'in ailesine iniyor, daha sonra baÅŸkalarına bildiriliyordu. Hicab ve iffet konusunda da anen böyle olmuÅŸtur. (Revai-ül Beyan c.2, s.379)
  Kadının Yabancı Bir Erkek İle KonuÅŸması
  Ayette geçen "yumuÅŸak ve çekici konuÅŸmayın" hükmünün gereÄŸince Peygamber'in hanımları ve müslüman kadınların yabancı erkeklerle yumuÅŸak ve çekici bir tarzda konuÅŸmaları yasaklanmıştır. Çünkü kadının yumuÅŸak bir tarzda konuÅŸması fesada yol açabilir.
  Ama ciddi konuÅŸmak, yabancı erkeÄŸin kalbinde ona karşı bir isteÄŸin oluÅŸmasını önler. Bu yüzden müslüman kadınların mahrem olmayan erkeklerle konuÅŸmaları ciddi ve zaruret miktarınca olmalıdır.
  TokalaÅŸmak ve ÅžakalaÅŸmak
  Peygamber'in, şöyle buyurduÄŸu nakledilmiÅŸtir:
"Yabancı bir kadınla tokalaşan kimse kıyamet günü zincirle bağlanmış bir halde gelir ve ateşe atılır. Allah, yabancı kadınla deyip gülen kimseyi her kelimesi için bin yıl hapsedecektir."[24]
 
  --------------------------------------------------------------------------------
  [1]- Nur/30-31.
  [2]- Vesail-üş Åžia, c.17, s.139.
  [3]- Vesail-üş Åžia, c.17, s.138.
  [4]- Sünen-i Ebi Davud, c.2, s.246; Revai-ul Beyan Fi Ayat-i Ahkam-il Kur'an, c.2, s.151; Tirmizi ve Ahmed'den naklen:
"Bakmak, tekrar etmeye değmez. Çünkü ilk bakışın lezzeti bakan içindir. İstekle bakılan ikinci bakış ise onun zararınadır."
  [5]- Vesail-üş Åžia, Nikahın mukaddime babları, bab: 104, Hadis:3. BaÅŸka bir hadiste de şöyle geçer: "(İstekle bakılan) ikinci bakış bakanın zararınadır, üçüncü bakış ise onu helak ve mahveder.
  [6]- Revai-ul Beyan, c.2, s.156, Buhari ve Müslim'den naklen.
  [7]- Vesail-üş Åžia, c.7, s.139.
  [8]- Revai-ul Beyan, c.2, s.152, Müsned-i Ahmed'den naklen.
  [9]- Vesail-üş Åžia, c.7, s.14.
  [10]- Vesail-üş Åžia, c.7, s.72.
  [11]- Vesail-üş Åžia, c.7, s.172; Müstedrek-ül Vesail, s.468; ZemahÅŸeri'nin KeÅŸÅŸaf tefsiri, Ebu Davud'dan naklen Nesai ve Ahmed, Mekarim-ul Ahlak, s.233.
  [12]- Cavahir-ul Kelam, c.29, s.75, yeni baskısı.
  [13]- Cevahir-ul Kelam; Revai-ul Beyan, c.2, s.157.
  [14]- Tefsir-i Ali bin İbrahim, c.2, s.101, Hadis İmam Sadık'tandır (a.s).
  [15]- Tefsir-i Tibyan, c.7, s.43.
  [16]- Ahkâm-ul Kur'an, Mukaddes-i Erdebili, s.544.
  [17]- Ahkâm-ul Kur'an, s.544.
  [18]- Ahkâm-ul Kur'an, s.544.
  [19]- Ali bin İbrahim Tefsiri, c.2, s.102.
  [20]- HaÅŸiyeli Urvet-ül Vüska.
  [21]- Tefsir-i Kumi,c.2, s.366.
  [22]- Revai-ul Sabunî, c.2, s.377, Suyuti'nin ed-Dürr-ül Mensur'undan naklen.
  [23]- Revai, c.7, s.378.
  [24]- Vesail-üş Åžia, c.7, s.143.


Total Visit: 236
Total Rank: 0
Total Rankers: 0
Total Comments: 0

Oy vermek için yetkiniz yok. Lütfen giriş yapınız.