Perşembe 9 Şubat 2012 - 06:06

الخميس ١٧ ربيع الأول ١٤٣٣

پنجشنبه ۲۰ بهمن ۱۳۹۰ - ۰۷:۳۶

Kullanıcı adı:

Şifre :

Şifremi Hatırla
Şifremi unuttum   aktivasyon
Üye ol
    
    
 

                                   
İslam İnkılabı Rehberi'nin Yezd İlinde Halka Hitaben Yaptığı Konuşma


                                                                                   
02/01/2008

Bismillahirrahmanirrahim,
                 

              والحمدللَّه ربّ العالمين والصّلاة والسّلام على سيّدنا و نبيّنا ابى‏القاسم المصطفى محمّد
               
و على اله الأطيبين الأطهرين المنتجبين سيّما بقيةاللَّه فى الأرضين

                   
                  Bugün  sizlere ve tüm İran halkına hatırlatmak istediğim bir konu var.  Halkımızın ihtiyacı olan çok etkili ve gerekli faktörlerden biri ruhi  ve fikri bir ilaç olup, bunu kendi aralarında yaymak zorundadır. ‘Kendine güven’  ilacından söz ediyorum. İran halkı, İslam İnkılabı sayesinde elde ettiği ve  yine  inkılabın tehlikeli badireleri arasında pekiştirdiği, daha sonra da  mukaddes savunma savaşı sırasındaki tüm zorluklara rağmen daha bir  güçlendirdiği kendine güven duygusunu korumak zorundadır. Bu kendine  güven duygusu sayesinde İran halkı ciddi bir çaba ve kudret ile  önündeki uzun yolu İslam toplumu için belirlenen ideallere ulaşıncaya  dek sürdürebilir. Bu duygu olmazsa, olmaz. Kendine güven duygusu  olmazsa, bu yolda ilerlemek mümkün değildir.
                 
                  Değerli  kardeşlerim ! İnkılabımız, bir devletin gidip, onun yerine iktidarı bir  başka devletin devralması demek değildir. Mesele böyle değildir. Böyle  olsaydı, milletimiz bunca fedakarlığa katlanmazdı. İşte iki grup  birbirleriyle rekabete giriyorlar ve biri, ötekinin aleyhinde hareket  ederek işbaşına geliyor. Başka ülkelerde görüyorsunuz,  siyaset arenasına giriyorlar,  vurup kırıyorlar, yeniyor ya da yeniliyorlar. Oysa, bir milletin bütün varlığıyla, ruh ve bedeniyle, olanca gücüyle,  genci ve yaşlısıyla, canı ve malıyla sahnede yer alması,  ortaya çıkan durumun iktidarın iki güç arasında el değiştirmesi anlamına gelmemektedir;  bu, bir dizi halkçı ve milli ideallere yönelik büyük bir gelişmedir. Hareketimizin manası budur.
                 
                  İnkılabımız,  çeşitli idealleri gündeme getirmiştir. Mümin halkımız dinlerinin  hidayet fonksiyonuna baktıklarında, ideallerinin, kendisine ihtiyaç  duydukları faktörler olduğunu farkettiler. Bu yüzden bu yola  başkoydular. Gençlerini,  can ve mallarını bu yolda feda  etmesini bildiler. Bizler, bu ideallere ulaşmaya çalışmaktayız. Bu  idealler nelerdir ? Bu idealleri kısaca ifade etmemiz gerekirse, ‘İslam toplumu’ kavramını ortaya koymamız gerekmektedir. Bizler bugün İslam toplumuna ulaşmak yolunda hareket etmekteyiz.
                 
                  İslam toplumunda adalet  eksiksiz  olarak uygulanır. İslam ahlakı, toplumun tüm bireyleri arasında  yaygınlık kazanmıştır. Halklar, ilahi peygamberlerin arzuladığı düzeye  yükselmelidirler; güçlü, cesur, hayatın nimetlerinin yanıbaşında  yaratıcıya kulluğu ihmal etmeyen, yaratıcının iradesine teslim olan bir  halk... Bir halk için, bir insan için gerçek özgürlük, güç ve çabasını  devreye sokarak iyi bir geleceğe sahip olması ve bu yönelişi Allah’a  kulluk dairesinde gerçekleştirmesidir. Biz, bunun peşindeyiz.
                 
                  Bugün,  Batı’lı liberal demokrasinin dev açmazı da buradadır. Fabrikaları  arttırdı, çark ve dişlileri çoğalttı ve bilimsel alanları  genişlettiler; ancak, sosyal adaleti temin edemediler. Beşeri ahlak  sapmaya uğradı. Bu durum, yalnızca bizim ifade ettiğimiz bir gerçeklik  değildir. Zaten, uluslararası arenada bugün bu sözler sıklıkla yankı  bulmaktadır. Bu durumda o ülkelerdeki halkın duygularıyla zıt bir görüş  beyanında bulunmak mümkün değildir. Bu sözleri bizzat o halklar dile  getirmekteler.
                 
                  Bugün,  ahlaki bunalımlar, Batı’lı liberal demokrasinin yakasını  bırakmamaktadır. Günümüzde cinsi, ahlaki, ailevi ve ekonomik  bunalımlar, sağladıkları bilimsel gelişmeler yüzünden  tarihte hayranlık uyandıran bu ülkelerin önemli sorunları arasındadır.
                 
                  Beşer,  yalnızca bilgi artırımıyla mutluluğa ulaşamaz. Bilgi, mutluluk için bir  araçtır. İnsanlığın mutluluğu, fikri ve ruhi huzur üzerine kuruludur.  Vehimlerden ve korkulardan arınmış, ahlaki, maddi ve manevi emniyetle  birlikte toplumda adalet duygusuna ulaşılmış bir hayatla mutlu  olunabilir. Batı, bundan yoksundur. Şu anda yoksun olması bir yana, her  geçen gün de bundan daha da uzaklaşmaktadır. Biz, bu ihtiyacı, dünyaya  kendi idealimiz olarak yansıttık. Bunu biz değil, Allah gerçekleştirdi.  İran halkı sahip olduğu inançlar doğrultusunda bu yola başkoydu.
                 
                  Değerli  kardeşlerim ! Muhterem Yezd halkı ! Aziz İran milleti! Eğer bu ideale  ulaşmak istiyorsak, kendine güven duygusuna sahip olmak zorundayız. Bu  işi becerebileceğimizi belirtmeliyiz. Tıpkı şu ana kadar milli irade  gerektiren alanlarda başarılı olduğumuz gibi... Yoksa, sömürücüler ve  emperyalistlerin baskıları altındaki bir ülkede, dünyanın en kokuşmuş  rejimlerinin yönettikleri, Batı ve Doğu’nun kendi çıkarlarını o çirkin  hanedanın yönetiminde gördükleri bir ülkede bu (Pehlevi) hanedanını  alaşağı etmek, monarşik bir saltanat düzenini darmadağın etmek nasıl  mümkün olabilirdi ki ? Tarih boyunca zulüm ve istibdadın cenderesinden  geçmiş böyle bir ülkede bunun yerine halkın reyine, halkın duygularına  dayalı yeni bir yönetim şekli kurmak kolay değildir. Bu eylemi, İran  halkı başarmıştır.  Bugün, bölgemizdeki hiç bir ülke, halkın  görüşü ve duygularına bu denli dayanmak açısından İslam Cumhuriyeti’ne yetişemez.
                 
                  Kimilerinin,  bir takım siyasi mülahazalarla sanki bu ülkede demokrasi yokmuş gibi  sözler sarfetmelerine insan üzülüyor. Bu, insafsızlıktır. 28 yıldır bu  halk ortalama olarak her yıl bir seçim düzenlemiştir. Özgür ve akla  dayalı, halkın büyük katılımıyla gerçekleştirilen, inişli çıkışlı,  farklı eğilimlerin sandığa yansıdığı seçimler... Niçin, İslamın gölgesi  altındaki demokrasiyi inkar eden ve sürekli olarak aleyhimizde olumsuz  bir hava yaratmaya çalışan düşmanlarımızı sevindirmek için bizler de  böyle sözler söyleyerek onlara alet oluyoruz ?
                  İran halkı kendine güven duygusu sayesinde bu kutlu temeli atmış ve  halka dayalı bir yönetimi işbaşına getirmiştir. Hem de yepyeni  ve  benzersiz bir yöntemle; dini demokrasi... Dünyanın her bir yanında  demokrasiler belirli bir çerçeveye sahipler. Hiç bir yerde  demokrasilerin belirli bir çerçeve ve hedef dahilinde yönlendirilmediği  görülmemiştir. Ya partiler aracılığıyla, ya yargı mekanizması ya da  yargı ve yürütme güçlerinin dışında bir merkez aracılığıyla... Dünyanın  her tarafında böyledir. Biz, bunu İslam çerçevesine oturttuk. Çünkü,  İran halkı müslümandır, mümindir. İşte bu, dini demokrasidir, İslami  demokrasidir.
                 
                  Başka  ülkelerdeki müslüman halkların, İran halkının azametli duruşuna bakışı  şundan kaynaklanmaktadır: Birincisi, İran halkı sahnede yer alma  cesaretini göstermiş ve İran devleti de halka meydan verme  cesaretini... İkinci olarak da, dünyanın tanımadığı yeni, özgün ve özel  anlamlı bir demokrasiyi dünyada gündeme getirerek, bayraklaştırmıştır.
                 
                  Dünyanın her tarafında çeşitli halklar ve devletler, düşmanlarının propaganda kampanyalarından etkilenmekteler.  Oysa,  İran halkı bu tür propagandalardan etkilenmedi. Halkımız, gerek dini  demokrasi konusunda, gerekse kadınların konumu, dış politikada  uygulanagelen alışılmış yöntemler, dünyadaki güç kutupları ile  irtibatımız gibi bir çok alanda, düşmanın propagandaları karşısında  etkilenerek hareket etmemiş ve yolunu değiştirmemiştir, bundan sonra da  değiştirmeyecektir. Bu yüzden İran halkının kendine güvenini muhafaza  etmesi gerektiğini vurgulamaktayım.
                 
                  Kendine  güven olgusunun göstergelerinden biri, İranhalkının yüksek düzeydeki  bilimsel keşifler sürecine girmiş olmasıdır.Bunlardan biri artık tüm  halkımızın ağzından düşmeyen nükleer enerji konusudur. Ancak,  ilerlemeler yalnızca bundan ibaret değildir. Çok hassas, modern ve çok  dakik sektörlerde gençlerimiz, bilginlerimiz, seçkinlerimiz devreye  girerek, çok büyük işler başardılar. Kök hücreleri  alanında  ve ayrıca şimdiye dek çaresi bulunamayan bazı hastalıklar için yepyeni  ilaçların keşfedilmesinde yeteneklerini gösterdi ve kendine güvenle  ilerlemesini bildiler. Çeşitli alanlardaki keşifler bundan sonra da  sürecektir ve inşaallah bundan sonra da ilerlememizi sürdüreceğiz.
                 
                  Geçmişteki  onlarca yıl boyunca, dünyada bilimsel gelişmelerin arttığı süreçte  bizimle dünya arasındaki fasılamızı açtılar. Ancak Allah’ın yardımı  sayesinde biz bu fasılayı azaltacağız. Yalnızca ilimle iktifa edecek de  değiliz. Maneviyat, ahlak, nefis tezkiyesi... Biz, bu eylemleri  kendimiz için bir görev olarak algılamaktayız.
                 
                  Şimdi biraz da yakındaki seçimlere değinmek istiyorum.
                 
                  Seçimler, İran halkı için bu yılın önemli meselelerinden biridir. Elbette başka önemli konularımız da  vardı.  Yılın sonuna doğru belki de en büyük meselemiz meclis seçimleridir.  Gerçi seçimlerin eşiğinde değiliz ve bu konuda konuşmak için yeterli  vakit var. Benim de bu konuda söyleyeceklerim var ve vakti gelince  bunları açıklayacağım. Bugün size söylemek istediğim söz şudur: İran  halkı seçimlerin kadrini bilmelidir. Seçimler,  İran halkının dini demokrasiye dayanması açısından bir sergi niteliğindedir. Bu vasıtayla,  İran halkının bilinci, kararlı duruşu, milli azmi ve gelişmesi ile dini demokrasiye bağlılığı sergilenebilir.
                 
                  Şimdiye  kadar düzenlenen tüm seçimlerde vurgulamış olduğum noktaları, bugün de  hatırlatmak istiyorum: Seçimlere katılım ve seçimlerin kadrinin  bilinmesi. Sizlere şimdilik özetle belirtmeliyim. Bu ülkede bir  zamanlar seçimlerin düzenlenmemesine çalışıldı. Bu durumda  düşmanlarımız,  İslam Cumhuriyeti nizamının halka dayanmadığını savunacaklardı. Buna  çalışıldı, ancak Allahu teala izin vermedi. Allah’ın iradesi, bizim  için kötülük isteyenlerin iradesine galip geldi. Halk kitlelerinin  kalbi,  çeşitli dönemlerde seçimlere yöneldi. Düşmana rağmen, seçimlere katıldılar. Bu seçimlerde de buna dikkat edilmelidir.
                 
                  Benim  dikkat çekmek istediğim ilk husus, halkın katılımıdır. İkinci husus  ise, yine büyük önem taşıyan en uygun temsilcilerin seçilmesidir.  Anayasayı  Gözetleme Şurası tarafından adayların teyid olunması, bu şahısların  ihtiyaç duyulan salahiyetin en azına sahip oldukları anlamındadır.  Oysa, bu adaylar arasında hem yüksek yetki ve özelliklere sahip  insanlar ve hem de alt düzeyde olanlar bulunmaktadır. Halkımız seçim  bölgelerindeki adayları araştırarak, en iyi, en uygun olanını  seçmelidir. İman açısından en iyi olanı, ihlas ve emanete riayet  açısından en iyi olanı, dindarlık ve inkılab meydanlarındaki rolü  açısından en uygun olanı ve halkın ihtiyaçları karşısında onların  sorunlarını tanıyan ve halkla dert ortaklığı  yapan  adayların seçilmesi gerekmektedir. Bunlar önemli fırsatlardır. Halkımız  ülke genelinde dikkat ve basiretle bu adayları tesbit etmeli ve bu  adaylara rey vererek tercihlerini kesinleştirmelidirler. Günümüz  toplumunun ihtiyacı olan meclisin oluşabilmesi için bu noktaya dikkat  edilmesi şarttır.
                 
                  Halkımızın  dikkat etmesi gereken bir konu daha var. Seçimlerdeki ana kriter,  rengarenk propagandalar veya gerçekleştirilmesi imkan dışı olan  sözlerin verilmesi değildir. Çeşitli dönemlerde karşılaştığım erkek ve  kadın milletvekillerine şu öğütte bulundum: Milletvekilinin görevi,  seçim yöresine dair bayındırlık projelerinin hayata geçirileceğine dair  halka ümitler vermek değildir. Bunlar icrai işlerdir ve hükümetin  işidir. Milletvekilinin görevi,  ülkenin ihtiyaç duyduğu  kanunların çıkartılması, yürürlüğe sokulmasıdır. Bu kanunlar  çıkartıldığı takdirde, yargı ve yürütme gücü bu kanunlara göre hareket  etmek zorundadırlar. Pratik değeri bulunmayan büyük vaadlerde bulunmak  seçim kriteri olamaz. Halkımız buna dikkat etmelidir ve bu tür  davranışlar bazen ters tepki de yaratabilir.
                 
                  Seçim adaylarının sempatizanlarının seçimde sert davranışlar sergilemeleri halkımıza yakışan bir davranış değildir.  Siyasi ve şer’i açıdan önemli konumlara sahip nice mümin şahsiyete seçim adına iftiralarda bulunmak,  hakaret  dolu bildiriler yayınlamak, basın organları ve internette bu insanlar  aleyhinde töhmetlere başvurmak kesinlikle yanlıştır. Çok ciddi olarak  ve ısrarla,  çeşitli adayların taraftarlarının, bu eğilimlerini başkalarını tahrip ve onlara yönelik  hakaretler ve ithamlar  yoluyla  sergilememelerini istiyorum. Beğendiğiniz adayları istediğiniz kadar  yüceltebilirsiniz, ancak başkalarını tahribe yeltenmeniz doğru olmaz.  Bu hareket, kötüye alamettir. Dünyanın bazı yerlerinde seçimlerde  birbirlerinin ailevi sırlarını ifşa ediyorlar, gizlice çekilmiş  fotoğraflardan medet umuyorlar. İşte bunların,  meclise  girmeleri durumunda da herhangi bir konuda anlaşma sağlayamazlarsa  nasıl tokat ve tekmelerle kapıştıklarını televizyonlardan  izlemektesiniz. Bu hareketler, milletvekilleri için bir puan sayılmaz.  Kısacası,  seçimlerle ilgili olarak değerli halkımızın dikkat etmesi gereken  konular, seçimlerde büyük katılım sergilemek, en uygun ve layık  adayların tesbiti ve onlara oy verilmesi, ve bir de seçimler sırasında bize yakışır davranışlara başvurulmasıdır. (...)
                 
                  Öte  yandan, düşmanın ülke yöneticileri ve halk arasındaki duygusal ve kalbi  ilişkileri zayıflatmaya çalıştıklarını unutmamalıyız. Her bir zaman  diliminde, İslam Cumhuriyeti nizamının bir bölümünü zaafa uğratmaya  uğraşıyor, ithamlarda bulunuyorlar. Bir gün yürütme gücünü, bir gün  yasama gücünü ve bir başka gün de yargı gücü ve hatta sistemimizin  çeşitli organlarını suçluyorlar. Düşmanın görevi zaten budur. Onlar  halkı bunaltmaya ve şüpheye düşürmeye çalışıyorlar. Ancak, halkımız  uyanıktır, sağduyu sahibidir, meseleleri inceden inceye ölçüp  biçmektedir. Bu yüzden halk arasındaki ilişkiler,  yöneticiler  ve halk arasındaki ilişkiler, sıcak ve güçlüdür. İnşaallah bu ilişkiler  gelecekte daha da güçlenir ve halkımız, yöneticilerinin nasıl onlar  için çaba harcadıklarını pratikte de gözlemlerler. İslam  Cumhuriyeti’nin yöneticileri, hizmete hazırdırlar, bu konudaki  işlevleri iyidir ve faaliyetlerini geliştirebilirler.
                 
                  Siz  değerli halkımızın bu soğuk günde sergilediğiniz muhabbet ve ilgi için,  bu meydan ve caddeleri doldurarak sevgi gösterisinde bulunduğunuz için  sizlere teşekkür etmeliyim. Allahu tealadan hepiniz için başarı niyaz  ediyorum.
                 
                  Rabbimiz ! Rahmet, feyiz ve bereketini, bu aziz halkımızdan esirgeme. Rabbimiz!  Senin  karşında ruhları ve gönülleri huşu içinde olan bu halkın ruh ve  gönüllerini kendi nurunla aydınlat. Rabbimiz ! Bu halkın aziz  şehidlerini, Asr-ı Saadet şehidleriyle birlikte haşret. Rabbbimiz ! Bu  yöre ulemasını, dini önderleri ve yakından görüp tanıdığımız merhum  şehid Sadugi, merhum Ayetullah Hatemi, merhum Ayetullah Arafi ve önemli  işleri ve etkilerine tanık olduğumuz daha nice büyük alimlerin  derecelerini yükselt. Rabbimiz ! Yiğit gençlerimiz, mümin anne ve  babalarımızı başarı ve hidayete erdir. Halkımızın maddi ve manevi  açıdan her geçen gün daha bir ilerlemesini sağla. İran halkı üzerinde  hakkı bulunan ve bu görkemli hareketimizin önderi olan büyük İmam  Humeyni’nin pak ruhunu enbiya ve evliyanın pak ruhları ile birlikte  mahşur kıl...
                 
                  Allah’ın selam, rahmet ve bereketi üzerinize olsun...

Total Visit: 199
Total Rank: 0
Total Rankers: 0
Total Comments: 0

Oy vermek için yetkiniz yok. Lütfen giriş yapınız.