Bismillahirrahmanirrahim,
والحمدللَّه ربّ العالمين والصّلاة والسّلام على سيّدنا و نبيّنا ابىالقاسم المصطفى محمّد و على اله الأطيبين الأطهرين المنتجبين سيّما بقيةاللَّه فى الأرضين
Bugün sizlere ve tüm İran halkına hatırlatmak istediğim bir konu var. Halkımızın ihtiyacı olan çok etkili ve gerekli faktörlerden biri ruhi ve fikri bir ilaç olup, bunu kendi aralarında yaymak zorundadır. ‘Kendine güven’ ilacından söz ediyorum. İran halkı, İslam İnkılabı sayesinde elde ettiği ve yine inkılabın tehlikeli badireleri arasında pekiştirdiği, daha sonra da mukaddes savunma savaşı sırasındaki tüm zorluklara rağmen daha bir güçlendirdiği kendine güven duygusunu korumak zorundadır. Bu kendine güven duygusu sayesinde İran halkı ciddi bir çaba ve kudret ile önündeki uzun yolu İslam toplumu için belirlenen ideallere ulaşıncaya dek sürdürebilir. Bu duygu olmazsa, olmaz. Kendine güven duygusu olmazsa, bu yolda ilerlemek mümkün değildir. Değerli kardeşlerim ! İnkılabımız, bir devletin gidip, onun yerine iktidarı bir başka devletin devralması demek değildir. Mesele böyle değildir. Böyle olsaydı, milletimiz bunca fedakarlığa katlanmazdı. İşte iki grup birbirleriyle rekabete giriyorlar ve biri, ötekinin aleyhinde hareket ederek işbaşına geliyor. Başka ülkelerde görüyorsunuz, siyaset arenasına giriyorlar, vurup kırıyorlar, yeniyor ya da yeniliyorlar. Oysa, bir milletin bütün varlığıyla, ruh ve bedeniyle, olanca gücüyle, genci ve yaşlısıyla, canı ve malıyla sahnede yer alması, ortaya çıkan durumun iktidarın iki güç arasında el değiştirmesi anlamına gelmemektedir; bu, bir dizi halkçı ve milli ideallere yönelik büyük bir gelişmedir. Hareketimizin manası budur. İnkılabımız, çeşitli idealleri gündeme getirmiştir. Mümin halkımız dinlerinin hidayet fonksiyonuna baktıklarında, ideallerinin, kendisine ihtiyaç duydukları faktörler olduğunu farkettiler. Bu yüzden bu yola başkoydular. Gençlerini, can ve mallarını bu yolda feda etmesini bildiler. Bizler, bu ideallere ulaşmaya çalışmaktayız. Bu idealler nelerdir ? Bu idealleri kısaca ifade etmemiz gerekirse, ‘İslam toplumu’ kavramını ortaya koymamız gerekmektedir. Bizler bugün İslam toplumuna ulaşmak yolunda hareket etmekteyiz. İslam toplumunda adalet eksiksiz olarak uygulanır. İslam ahlakı, toplumun tüm bireyleri arasında yaygınlık kazanmıştır. Halklar, ilahi peygamberlerin arzuladığı düzeye yükselmelidirler; güçlü, cesur, hayatın nimetlerinin yanıbaşında yaratıcıya kulluğu ihmal etmeyen, yaratıcının iradesine teslim olan bir halk... Bir halk için, bir insan için gerçek özgürlük, güç ve çabasını devreye sokarak iyi bir geleceğe sahip olması ve bu yönelişi Allah’a kulluk dairesinde gerçekleştirmesidir. Biz, bunun peşindeyiz. Bugün, Batı’lı liberal demokrasinin dev açmazı da buradadır. Fabrikaları arttırdı, çark ve dişlileri çoğalttı ve bilimsel alanları genişlettiler; ancak, sosyal adaleti temin edemediler. Beşeri ahlak sapmaya uğradı. Bu durum, yalnızca bizim ifade ettiğimiz bir gerçeklik değildir. Zaten, uluslararası arenada bugün bu sözler sıklıkla yankı bulmaktadır. Bu durumda o ülkelerdeki halkın duygularıyla zıt bir görüş beyanında bulunmak mümkün değildir. Bu sözleri bizzat o halklar dile getirmekteler. Bugün, ahlaki bunalımlar, Batı’lı liberal demokrasinin yakasını bırakmamaktadır. Günümüzde cinsi, ahlaki, ailevi ve ekonomik bunalımlar, sağladıkları bilimsel gelişmeler yüzünden tarihte hayranlık uyandıran bu ülkelerin önemli sorunları arasındadır. Beşer, yalnızca bilgi artırımıyla mutluluğa ulaşamaz. Bilgi, mutluluk için bir araçtır. İnsanlığın mutluluğu, fikri ve ruhi huzur üzerine kuruludur. Vehimlerden ve korkulardan arınmış, ahlaki, maddi ve manevi emniyetle birlikte toplumda adalet duygusuna ulaşılmış bir hayatla mutlu olunabilir. Batı, bundan yoksundur. Şu anda yoksun olması bir yana, her geçen gün de bundan daha da uzaklaşmaktadır. Biz, bu ihtiyacı, dünyaya kendi idealimiz olarak yansıttık. Bunu biz değil, Allah gerçekleştirdi. İran halkı sahip olduğu inançlar doğrultusunda bu yola başkoydu. Değerli kardeşlerim ! Muhterem Yezd halkı ! Aziz İran milleti! Eğer bu ideale ulaşmak istiyorsak, kendine güven duygusuna sahip olmak zorundayız. Bu işi becerebileceğimizi belirtmeliyiz. Tıpkı şu ana kadar milli irade gerektiren alanlarda başarılı olduğumuz gibi... Yoksa, sömürücüler ve emperyalistlerin baskıları altındaki bir ülkede, dünyanın en kokuşmuş rejimlerinin yönettikleri, Batı ve Doğu’nun kendi çıkarlarını o çirkin hanedanın yönetiminde gördükleri bir ülkede bu (Pehlevi) hanedanını alaşağı etmek, monarşik bir saltanat düzenini darmadağın etmek nasıl mümkün olabilirdi ki ? Tarih boyunca zulüm ve istibdadın cenderesinden geçmiş böyle bir ülkede bunun yerine halkın reyine, halkın duygularına dayalı yeni bir yönetim şekli kurmak kolay değildir. Bu eylemi, İran halkı başarmıştır. Bugün, bölgemizdeki hiç bir ülke, halkın görüşü ve duygularına bu denli dayanmak açısından İslam Cumhuriyeti’ne yetişemez. Kimilerinin, bir takım siyasi mülahazalarla sanki bu ülkede demokrasi yokmuş gibi sözler sarfetmelerine insan üzülüyor. Bu, insafsızlıktır. 28 yıldır bu halk ortalama olarak her yıl bir seçim düzenlemiştir. Özgür ve akla dayalı, halkın büyük katılımıyla gerçekleştirilen, inişli çıkışlı, farklı eğilimlerin sandığa yansıdığı seçimler... Niçin, İslamın gölgesi altındaki demokrasiyi inkar eden ve sürekli olarak aleyhimizde olumsuz bir hava yaratmaya çalışan düşmanlarımızı sevindirmek için bizler de böyle sözler söyleyerek onlara alet oluyoruz ? İran halkı kendine güven duygusu sayesinde bu kutlu temeli atmış ve halka dayalı bir yönetimi işbaşına getirmiştir. Hem de yepyeni ve benzersiz bir yöntemle; dini demokrasi... Dünyanın her bir yanında demokrasiler belirli bir çerçeveye sahipler. Hiç bir yerde demokrasilerin belirli bir çerçeve ve hedef dahilinde yönlendirilmediği görülmemiştir. Ya partiler aracılığıyla, ya yargı mekanizması ya da yargı ve yürütme güçlerinin dışında bir merkez aracılığıyla... Dünyanın her tarafında böyledir. Biz, bunu İslam çerçevesine oturttuk. Çünkü, İran halkı müslümandır, mümindir. İşte bu, dini demokrasidir, İslami demokrasidir. Başka ülkelerdeki müslüman halkların, İran halkının azametli duruşuna bakışı şundan kaynaklanmaktadır: Birincisi, İran halkı sahnede yer alma cesaretini göstermiş ve İran devleti de halka meydan verme cesaretini... İkinci olarak da, dünyanın tanımadığı yeni, özgün ve özel anlamlı bir demokrasiyi dünyada gündeme getirerek, bayraklaştırmıştır. Dünyanın her tarafında çeşitli halklar ve devletler, düşmanlarının propaganda kampanyalarından etkilenmekteler. Oysa, İran halkı bu tür propagandalardan etkilenmedi. Halkımız, gerek dini demokrasi konusunda, gerekse kadınların konumu, dış politikada uygulanagelen alışılmış yöntemler, dünyadaki güç kutupları ile irtibatımız gibi bir çok alanda, düşmanın propagandaları karşısında etkilenerek hareket etmemiş ve yolunu değiştirmemiştir, bundan sonra da değiştirmeyecektir. Bu yüzden İran halkının kendine güvenini muhafaza etmesi gerektiğini vurgulamaktayım. Kendine güven olgusunun göstergelerinden biri, İranhalkının yüksek düzeydeki bilimsel keşifler sürecine girmiş olmasıdır.Bunlardan biri artık tüm halkımızın ağzından düşmeyen nükleer enerji konusudur. Ancak, ilerlemeler yalnızca bundan ibaret değildir. Çok hassas, modern ve çok dakik sektörlerde gençlerimiz, bilginlerimiz, seçkinlerimiz devreye girerek, çok büyük işler başardılar. Kök hücreleri alanında ve ayrıca şimdiye dek çaresi bulunamayan bazı hastalıklar için yepyeni ilaçların keşfedilmesinde yeteneklerini gösterdi ve kendine güvenle ilerlemesini bildiler. Çeşitli alanlardaki keşifler bundan sonra da sürecektir ve inşaallah bundan sonra da ilerlememizi sürdüreceğiz. Geçmişteki onlarca yıl boyunca, dünyada bilimsel gelişmelerin arttığı süreçte bizimle dünya arasındaki fasılamızı açtılar. Ancak Allah’ın yardımı sayesinde biz bu fasılayı azaltacağız. Yalnızca ilimle iktifa edecek de değiliz. Maneviyat, ahlak, nefis tezkiyesi... Biz, bu eylemleri kendimiz için bir görev olarak algılamaktayız. Şimdi biraz da yakındaki seçimlere değinmek istiyorum. Seçimler, İran halkı için bu yılın önemli meselelerinden biridir. Elbette başka önemli konularımız da vardı. Yılın sonuna doğru belki de en büyük meselemiz meclis seçimleridir. Gerçi seçimlerin eşiğinde değiliz ve bu konuda konuşmak için yeterli vakit var. Benim de bu konuda söyleyeceklerim var ve vakti gelince bunları açıklayacağım. Bugün size söylemek istediğim söz şudur: İran halkı seçimlerin kadrini bilmelidir. Seçimler, İran halkının dini demokrasiye dayanması açısından bir sergi niteliğindedir. Bu vasıtayla, İran halkının bilinci, kararlı duruşu, milli azmi ve gelişmesi ile dini demokrasiye bağlılığı sergilenebilir. Şimdiye kadar düzenlenen tüm seçimlerde vurgulamış olduğum noktaları, bugün de hatırlatmak istiyorum: Seçimlere katılım ve seçimlerin kadrinin bilinmesi. Sizlere şimdilik özetle belirtmeliyim. Bu ülkede bir zamanlar seçimlerin düzenlenmemesine çalışıldı. Bu durumda düşmanlarımız, İslam Cumhuriyeti nizamının halka dayanmadığını savunacaklardı. Buna çalışıldı, ancak Allahu teala izin vermedi. Allah’ın iradesi, bizim için kötülük isteyenlerin iradesine galip geldi. Halk kitlelerinin kalbi, çeşitli dönemlerde seçimlere yöneldi. Düşmana rağmen, seçimlere katıldılar. Bu seçimlerde de buna dikkat edilmelidir. Benim dikkat çekmek istediğim ilk husus, halkın katılımıdır. İkinci husus ise, yine büyük önem taşıyan en uygun temsilcilerin seçilmesidir. Anayasayı Gözetleme Şurası tarafından adayların teyid olunması, bu şahısların ihtiyaç duyulan salahiyetin en azına sahip oldukları anlamındadır. Oysa, bu adaylar arasında hem yüksek yetki ve özelliklere sahip insanlar ve hem de alt düzeyde olanlar bulunmaktadır. Halkımız seçim bölgelerindeki adayları araştırarak, en iyi, en uygun olanını seçmelidir. İman açısından en iyi olanı, ihlas ve emanete riayet açısından en iyi olanı, dindarlık ve inkılab meydanlarındaki rolü açısından en uygun olanı ve halkın ihtiyaçları karşısında onların sorunlarını tanıyan ve halkla dert ortaklığı yapan adayların seçilmesi gerekmektedir. Bunlar önemli fırsatlardır. Halkımız ülke genelinde dikkat ve basiretle bu adayları tesbit etmeli ve bu adaylara rey vererek tercihlerini kesinleştirmelidirler. Günümüz toplumunun ihtiyacı olan meclisin oluşabilmesi için bu noktaya dikkat edilmesi şarttır. Halkımızın dikkat etmesi gereken bir konu daha var. Seçimlerdeki ana kriter, rengarenk propagandalar veya gerçekleştirilmesi imkan dışı olan sözlerin verilmesi değildir. Çeşitli dönemlerde karşılaştığım erkek ve kadın milletvekillerine şu öğütte bulundum: Milletvekilinin görevi, seçim yöresine dair bayındırlık projelerinin hayata geçirileceğine dair halka ümitler vermek değildir. Bunlar icrai işlerdir ve hükümetin işidir. Milletvekilinin görevi, ülkenin ihtiyaç duyduğu kanunların çıkartılması, yürürlüğe sokulmasıdır. Bu kanunlar çıkartıldığı takdirde, yargı ve yürütme gücü bu kanunlara göre hareket etmek zorundadırlar. Pratik değeri bulunmayan büyük vaadlerde bulunmak seçim kriteri olamaz. Halkımız buna dikkat etmelidir ve bu tür davranışlar bazen ters tepki de yaratabilir. Seçim adaylarının sempatizanlarının seçimde sert davranışlar sergilemeleri halkımıza yakışan bir davranış değildir. Siyasi ve şer’i açıdan önemli konumlara sahip nice mümin şahsiyete seçim adına iftiralarda bulunmak, hakaret dolu bildiriler yayınlamak, basın organları ve internette bu insanlar aleyhinde töhmetlere başvurmak kesinlikle yanlıştır. Çok ciddi olarak ve ısrarla, çeşitli adayların taraftarlarının, bu eğilimlerini başkalarını tahrip ve onlara yönelik hakaretler ve ithamlar yoluyla sergilememelerini istiyorum. Beğendiğiniz adayları istediğiniz kadar yüceltebilirsiniz, ancak başkalarını tahribe yeltenmeniz doğru olmaz. Bu hareket, kötüye alamettir. Dünyanın bazı yerlerinde seçimlerde birbirlerinin ailevi sırlarını ifşa ediyorlar, gizlice çekilmiş fotoğraflardan medet umuyorlar. İşte bunların, meclise girmeleri durumunda da herhangi bir konuda anlaşma sağlayamazlarsa nasıl tokat ve tekmelerle kapıştıklarını televizyonlardan izlemektesiniz. Bu hareketler, milletvekilleri için bir puan sayılmaz. Kısacası, seçimlerle ilgili olarak değerli halkımızın dikkat etmesi gereken konular, seçimlerde büyük katılım sergilemek, en uygun ve layık adayların tesbiti ve onlara oy verilmesi, ve bir de seçimler sırasında bize yakışır davranışlara başvurulmasıdır. (...) Öte yandan, düşmanın ülke yöneticileri ve halk arasındaki duygusal ve kalbi ilişkileri zayıflatmaya çalıştıklarını unutmamalıyız. Her bir zaman diliminde, İslam Cumhuriyeti nizamının bir bölümünü zaafa uğratmaya uğraşıyor, ithamlarda bulunuyorlar. Bir gün yürütme gücünü, bir gün yasama gücünü ve bir başka gün de yargı gücü ve hatta sistemimizin çeşitli organlarını suçluyorlar. Düşmanın görevi zaten budur. Onlar halkı bunaltmaya ve şüpheye düşürmeye çalışıyorlar. Ancak, halkımız uyanıktır, sağduyu sahibidir, meseleleri inceden inceye ölçüp biçmektedir. Bu yüzden halk arasındaki ilişkiler, yöneticiler ve halk arasındaki ilişkiler, sıcak ve güçlüdür. İnşaallah bu ilişkiler gelecekte daha da güçlenir ve halkımız, yöneticilerinin nasıl onlar için çaba harcadıklarını pratikte de gözlemlerler. İslam Cumhuriyeti’nin yöneticileri, hizmete hazırdırlar, bu konudaki işlevleri iyidir ve faaliyetlerini geliştirebilirler. Siz değerli halkımızın bu soğuk günde sergilediğiniz muhabbet ve ilgi için, bu meydan ve caddeleri doldurarak sevgi gösterisinde bulunduğunuz için sizlere teşekkür etmeliyim. Allahu tealadan hepiniz için başarı niyaz ediyorum. Rabbimiz ! Rahmet, feyiz ve bereketini, bu aziz halkımızdan esirgeme. Rabbimiz! Senin karşında ruhları ve gönülleri huşu içinde olan bu halkın ruh ve gönüllerini kendi nurunla aydınlat. Rabbimiz ! Bu halkın aziz şehidlerini, Asr-ı Saadet şehidleriyle birlikte haşret. Rabbbimiz ! Bu yöre ulemasını, dini önderleri ve yakından görüp tanıdığımız merhum şehid Sadugi, merhum Ayetullah Hatemi, merhum Ayetullah Arafi ve önemli işleri ve etkilerine tanık olduğumuz daha nice büyük alimlerin derecelerini yükselt. Rabbimiz ! Yiğit gençlerimiz, mümin anne ve babalarımızı başarı ve hidayete erdir. Halkımızın maddi ve manevi açıdan her geçen gün daha bir ilerlemesini sağla. İran halkı üzerinde hakkı bulunan ve bu görkemli hareketimizin önderi olan büyük İmam Humeyni’nin pak ruhunu enbiya ve evliyanın pak ruhları ile birlikte mahşur kıl... Allah’ın selam, rahmet ve bereketi üzerinize olsun... |