Bismillahirrahmanirrahim, Uluslararası Ehli Beyt Kurultayına hoş geldiniz. Mübarek Şaban ayındaki kutlu doğumlar, Hz. İmam Hüseyin, Hz. İmam Seccad ve Hz. Ebulfazl Abbas ile Hz. Mehdi (S)'in kutlu doğum yıldönümleri münasebetiyleı tüm İslam dünyasını tebrik ediyorum. Uluslararası Ehli Beyt Kurultayına mensup siz muhterem kardeşlerin etrafında toplanıp, bir araya geldiğiniz eksen, çok azametli ve görkemli bir eksendir. Çünkü peygamberin Ehli Beyt'i, Kur'an-ı Kerim'in de özenle önemsediği bir eksendir. "Ey Ehli Beyt, gerçekten Allah, sizden kiri (günah ve çirkinliği) gidermek ve sizi tertemiz kılmak ister. " Kur'an-ı Kerim'de belirtildiği gibi, nebevi hadislerde de Ehli Beyt'in belirgin özellikleri inkar edilemez bir şekilde vurgulanmıştır. Bu hadisi şeriflerden biri müslümanlar arasında yüksek itibara sahip, mutevatir Sakaleyn hadisi şerifidir. Burada Resulullah'ın ıtreti kitabullah ile birlikte ve yan yana anılmıştır: ‘Aranızda iki ağır emanet bırakıyorum: Allah'ın Kitab'ı ve ıtretim (öz yakınlarım) olan Ehli Beyt'im.' Başka bir meşhur ve belki de mutevatir hadis, "Sefine hadisi"dir. ‘Benim Ehli Beytim Nuh'un gemisi gibidir. Gemiye binen kurtulur, binmeyen boğulur, helak olur gider.' Bu topluluğun etrafında toplandığı eksen çok onurlu, azametli ve yücedir. Elbette Müslümanların hepsi Ehli Beyt'e sevgi ve saygı duyar ve inanırlar. Fakat nasibiler ve benzerleri yani çok küçük bir azınlık Ehli Beyt'i sevmezler. Müslüman fırka ve mezheplerin hepsi Ehli Beyt'e özel bir bağlılık hisseder ve onların ilim ve amellerini benimser ve kabul ederler. Fakat şiiler ‘camia ziyareti' duasındaki tabirle bu bağlamdaki özel inançlarıyla tanınmışlardır. Yani şiiler, Ehli Beyt'in izleyicisi ve tasdikçisi olup, Ehli Beyt mensupları ve imamlarının manevi makamlarını tanır, onların İslam ümmetindeki yüksek konumunu ve Peygamber efendimiz sonrasında ümmeti yönetme liyakatine sahip olduklarını kabul ve teyid ederler. Bu toplantıların ekseni, böyle bir azametli eksen üzerine kurulmuştur. Ehli Beyt için toplanma, çalışmanın önem, azamet, değer ve düzeyini yükseltir, iş ve çalışma risaletinin önemini arttırır. Bizler niçin bir arada toplanıyoruz? Bu hedefi açıkça belirlemeliyiz. Neyin peşindeyiz, onu bilmeliyiz. Günümüz İslam dünyası Ehli Beyt mesajına ve çağrısına muhtaçtır. Şii camialarındaki Ehli Beyt izleyicilerinin, Ehli Beyt kurumlarının ve Ehli Beyt nidasının gündemde tutulması, tefrikacı bir nida ve çağrı değildir. Fakat bazı dar görüşlü kimselerle ard niyetli çevreler bu hakikati inkar edip, sürekli tefrikacı propagandalar yapıyorlar. Ehli Beyt'e bağlılık, nefy ve red değil, ispat ve teyid meselesidir. Ehli Beyt mektebi öğretiler sisteminin özel hakikatleri vardır ve günümüz İslam dünyası da buna muhtaçtır. Eğer mübarek Sahife-i Seccadiye kitabına bakılırsa, -ki İmam Seccad'ın kutlu doğum gününde bu değerli kitaba büyük bir itina gösterilmelidir- Ehli Beyt'in düşüncesinin özü ve cevheri bu kitapta müşahede edilir. Sahife-i Seccadiye kitabında, imanın derinliği, açık ve katıksız irfan, azamet kaynağına tam bir yöneliş, mabud'a ve ilahi kudsi zat'a özel bir yoğunluk gösterme, halkın işlerine özel bir itina gösterme, müslümanlarla diğer insanların işlerine çekidüzen vermeye çalışma, islami iftihar kaynaklarını yüceltme gibi önemli konular değerlendirilmiştir. Sahife-i Seccadiye kitabı, arifane, aşıkane, akli ve dirayetli bir hayat kitabıdır. Ehli Beyt rivayetlerinin dalgalı denizi de bunlara eklenince görkemli bir tablo ortaya çıkıyor. İşte İslam dünyasının da ihtiyaç duyduğu kılavuz ve kaynak budur. Eğer bizler mübarek Ehli Beyt'in yüce adı etrafında toplanırsak, bunun anlamı, kendimizle diğer müslüman cemaatleri birbirinden ayrıştıracak bir duvar inşa edip, yalnızlığa çekilmek değil, tam aksine müslüman düşünürlerin gözleri önünde yeni ufuklar açıp geliştirmek, yeni hakikatleri tesbit etmek için yeni pencereler açma ve aydınlatma yükümlülüğü ve görevidir. İlk etapta Ehli Beyt izleyicileri bu yüce hüviyetlerini ikrar etmelidirler. Bunlar ellerindeki bu paha biçilmez cevherin kıymetini bilmeli ve özünü tanımalı ve daha sonra halka arzetmelidirler. Piyasadaki çeşitli metaları arz edenlerle birlikte bu göz alıcı cevheri kamuoyuna sunup, gözler önüne sermelidirler. Uluslararası Ehli Beyt Kurultayının görevi bu mesuliyeti onurlu kılmak ve onunla iftihar etmektir. Allah'a şükürler olsun ki, bizler Ehli Beyt mensubu büyük ve gözde insanları tanıdık ve Ehli Beyt'in makamından gafil olmadık. Allah da bizleri hidayet etti ve bizler hakikati idrak edip, tanıdık. Bu hakikatlerin dünya toplumuna iletilmesi gereğini de hissetmekteyiz. Nitekim imamlar da aynı çabayı gösterdiler. Elbette onlar dar görüşlülük, kavga, hurafe ve boş sözlerle değil, bu parlak cevheri öz ve katıksız bir şekilde gündeme getirerek halka tanıttılar. Bizler de dini mefhumları hurafelerden arındırmalıyız. Genel olarak Ehli Beyt'in maarifini öğrenme ve hakikatlerini tanıtma konusunda önemli olan mesele de budur. Bu işleri gerçekleştirecek olanlarsa sıradan kimseler değil alim ve bilgelerdir. Bu bağlamda alim ve uzmanların ağır bir görev ve yükümlülüğü söz konusudur. Nitekim İslami rivayetlerde vurgulanan nokta, Ehli Beyt'in kelamının güzelliklerini halka anlatma gereğidir. Eğer halk o güzellikler ve parlak kelamla tanışıp, idrak ederlerse, bu hakikatler kendiliğinden onların kalbine işlenir ve onlar da bunu özümsemeye başlarlar. İşte bizim görevimiz budur. Çok eskilere dayanan derin ve tehlikeli bir komplo söz konusudur. Bu da İslam fırkaları arasında ihtilaf ve çekişmeler yaratmaktadır. Nitekim günümüzde Şii ve Sünni mezheplerine mensup kimseler arasında çatışma çıkarmaya çalışıyorlar. Elbette, sadece Şii ve Sünni değil, Şii ve Sünnilerin içindeki usuli fırkalar, fıkhi fırkalar, kelami fırkalar arasında da çekişme ve çatışma çıkarmaya özen gösteriyorlar. Onlar İslami fırkaların birbirinin yakasına yapışmasını, birbirine bağırıp çağırmalarını, kabaca davranmalarını istiyorlar. Müslüman mezhepler ve fırkalar arasında tefrika yaratmaya çalışan düşmanlar, özellikle İngiltere bu konuda çok tecrübelidir. Bu konuda uzun yıllar ve hatta yüzlerce yıldan beri çalışarak, tecrübe kazanmış bulunuyorlar. İngilizler zaaf noktalarını iyice tesbit etmiş durumdalar. İsrail ve Amerika istihbarat ve güvenlik servisleriyle diğerleri de müslüman milletler ve fırkalar arasında ihtilaflar çıkartıp, derinleştirmeye özen gösteriyorlar. Bu konuda şayialar türetip, yayıyorlar. Örneğin bir ülkenin Sünni yetkilisiyle görüşüp, Şii bir ülkeyle, diğer ülkelerde yaşayan Şiilerin tehdit ve tehlikeli bir kaynak olduğu lafını ağzından çıkartmaya çalışıyorlar. Bu yolla Ehli Sünnetin Şii ülke ve Şiilerin varlığı ve hayatını tehdit ettiğini aşılamaya çalışıyorlar. Düşmanlar ayrıca Sünni bir yetkiliye diyorlar ki, ‘oturup neyi bekliyorsun, bazıları İran'dan gelip, senin ülkendeki bazı köyleri Şiileştirdiler' diye kışkırtmada bulunuyorlar. Bazen de İran'a gelip, bizlere diyorlar ki, ‘ne bekliyorsunuz, Sünniler İran'da bazı köyleri Sünnileştirdiklerini iddia ediyorlar'. İşte bunlar, düşmanın yaptığı şeylerdir. Bu nedenle bunları tespit etmek gerekir. Buradaki asıl mesele, "ihtilaf salma ve endişelendirme" meselesidir. Bundan amaç, Şii ve Sünni müslümanların birliğini bozmaktır. Çünkü müslümanlar arasındaki ciddi bir birlik ve dayanışma, tamahkar müstekbir güçlerin varlığını sarsar. Yani eğer gerçekten İslam ümmetinin birliği kurulur ve gelişirse, sömürgeciler, yağmacı tamahkarlar, bölge milletlerini kendi çıkarları uğruna baskı altında tutmaya çalışanlar büyük bir dehşete kapılırlar. Bu yüzden İslami vahdetin sağlanmasını engellemeye çalışıyorlar. "İhtilaf Salma" ilkesinin bir başka saiki de söz konusudur. İran milletinin kıyam etmesi ve bu ülkede İslam İnkılabı bayrağını dalgalandırmasının ardından, bu saik eski saiklere eklendi. Nitekim müstekbir ve sömürgeci güçler, duru İslam'ı, cihad İslam'ını, bağımsızlık İslam'ını, onur ve özbenliğe dayalı İslam'ı , düşmanlarla yabancı güçlerin İslam ümmetine sulta kurmasını günah ve haram sayan İslam'ı asla kabul etmez ve var olmasını istemezler. Onlara göre, eğer bu duru ve şanlı İslam diğer İslam ülkelerine yayılırsa, onların karşılaştıkları sorunlar bir kaç kat artar. Bu yüzden İslam düşmanları, İslami İran'la dünyadaki diğer ülke ve milletler arasındaki ilişkileri bozmaya çalışıyorlar. Çünkü onlara göre, tağut dönemindeki İran milleti gibi bir millet bu düşünce tarzıyla uyanır, sahneye çıkar, cihad başlatırsa, korkuları kaybolur ve dünya çapındaki büyük mücadelelerinde düşmanı devre dışı bırakır. Hegemonyacı ve talancı güçler açısından, Ortadoğu bölgesinin petrolü ve zenginliklerini yağmalama planları kuranlar için bu İslami diriliş ve uyanış çok tehlikelidir. Bu yüzden bu süreç durdurulmalıdır. Fakat bütün çabalarına rağmen bu alanda başarılı olamadılar. Fakat düşmanların yıkıcı ve art niyetli propagandalarına ve çabalarına rağmen İslam İnkılabı düşüncesi ve mesajı İslam aleminin bütün noktalarına ulaşmıştır. Elbette eğer bu karalama kampanyaları yürütülmeseydi, daha farklı yapıcı sonuçlar doğardı. Günümüzde de İslam nizamına, İran'daki İslam Cumhuriyeti nizamına karşı karalama kampanyaları yoğun bir şekilde devam ediyor. Diğer taraftan da şiaya karşı propaganda yapılıyor. Bu nedenle Ehli Beyt izleyicileri eğer sahnede hazır bulunup, etkin bir çalışma yapmak istiyorlarsa, bu gelişmeleri göz önünde bulundurmalı, hakikatlere uygun olarak politikalarını belirlemelidirler. Aziz kardeşler, sizler büyük bir iş ve sorumluluğu üstlenmiş durumdasınız. Uluslararası Ehli Beyt Kurultayı büyük bir görev tanımlaması yapmıştır. Bu tür çalışmalar, örneğin bir kaç toplantı yapma ve benzerleri, küçük işlerdir. Aslolan çalışma, bu tür faaliyetler süresince Ehli Beyt mektebini tanımlayıp, maarifini İslam alemine ve bütün dünya milletlerine doğru bir şekilde tanıtmaktır. Çünkü dünya toplumu maneviyata susamış bulunuyor. Bu maneviyat ise İslam'dadır. Resulullah'ın Ehli Beyt'inin dayandığı İslam anlayışında İslamın manevi değerleri kapsamlı ve mükemmel bir şekilde mevcuttur. Bu maneviyat, inzivaya çekilmeden, dünya hayatından uzak durmadan, aktif hayat, siyasetle irfan, sosyal faaliyet, Allahu teala'ya yalvarıp yakarma ve cihadla bütünleşmiş bir İslami maneviyattır. Bütün bu özellikler, şianın talimatı ve maarifinde açıkça ve şeffaf bir şekilde göze çarpıyor. Bunların canlı örneklerine de tanık olmaktayız. İslami İran'ın çağdaş tarihinde de bunun bol örnekleri vardır. Şüphesiz, günümüzde hakla batıl cephesi arasında büyük bir savaş başlatılmıştır. Bir tarafta İslam, İslami maarif ve İslami uyanış, diğer taraftaysa büyük şeytan Amerika öncülüğündeki müstekbir ve tamahkâr güçlerden oluşan dünya şeytanlarının politikaları karşı karşıya gelmiş bulunuyor. Hiç kuşkusuz, bu mücadeledeki muzaffer taraf bizleriz. Yani hak mutlak olarak zafer kazanacaktır. Bütün emareler de bu gerçeği yansıtıp, teyid ediyor. Sünnetullah'ın tabiatı da bunu gösteriyor. Bunun bundan başka anlamı olamaz. Eğer hak taraftarları ayağa kalkıp, hareket etseler, şüphesiz batıl karşısında zafer kazanacaklardır. Sünnetullah ise hakkı takviye yönündedir ve sünnetullahın beşer tarihindeki doğal süreci de bunu gerektirir. Hepimiz yaşanan bu tecrübeyi müşahede ediyoruz. Günümüz dünyasındaki İslami hareketlerin canlılığı ve coşkusuyla 20 yıl önceki gelişmeler kıyaslanırsa, bu canlılığın, bu coşkunun kat kat artıp, yükselişe geçtiğini görürüz. Özellikle İran İslam Cumhuriyeti'nin günümüz şartlarıyla 20 yıl önceki durumunu kıyaslayın. İslam Cumhuriyeti günümüzde hayret verici bir şekilde bilim, teknoloji, siyaset ve devlet gibi alanlarda verimli ve büyük gelişmeler oluşturmuştur. İslam dünyasında, Afrika ve Asya'daki müslüman ülkelerde, hatta diğer ülkelerdeki azınlık müslümanlar arasında bile İslami kimlik yaygınlaşmıştır. Amerika da, 20 yıl öncekine göre daha zayıflamış bir Amerika'dır. Günümüz Amerika'sı, artık eski etki ve gücüne sahip değildir. Karşılaştığı yenilgilerden dolayı günden güne güç kaybetmektedir. Öyle bir sıkıntılar yaşamıştır ki, zaman geçtikçe, yepyeni uçurumlara yuvarlanmaktadır. Bu durum, hem Amerika için, hem de Amerika'nın ipiyle siyasi ve diğer alanlarda dipsiz kuyulara dalanlar için tehlikeler içermektedir. İşte bu bizim açık tecrübemiz ve bakış açımız sayılıyor. Bunlar gözüken gerçeklerdir. Fakat bu gerçeklerden dolayı gurura kapılmamak gerekir. İlahi rahmet ve yardım, mümin insanın çaba ve hareketi ve salih ameliyle bağlantılıdır. Bu yüzden sahnede hazır bulunmalı, görevimizi yerine getirmeli, zafer ve ilerlememizi garanti altına almalıyız. Hem siyasi sahne ve hem de cihad sahnesinde hazır bulunmalıyız. Kültürel sahnede de cihad söz konusudur. Tebliğ, kitle iletişimi, haberleşme ve sosyal alanlarda da cihad söz konusudur. Cihad, sadece askeri ve silahlı cihaddan ibaret değildir. Beşer hayatının bütün alanlarında cihad söz konusudur. Dünyanın neresinde olursak olalım müslüman kardeşlerler arasındaki irtibatlar daha bir güçlendirilip, geliştirilmelidir. Çalışmalar daha bir yoğunlaştırılmalı, tercihlerimiz açıklanmalı, onları gerçekleştirmek için güç seferberliği yapılmalıdır. Eminiz ki genel olarak müslüman camiası ve özel olarak da Ehli Beyt izleyicisi topluluklar daha güzel ve iyi şartlara sahip olacak ve yüce hedeflerine daha bir yakınlaşacaklardır. Yüce Allah'tan dileğimiz, nimet ve inayetlerini kardeşlerimize daha fazla indirmesi, bizleri kendi görev ve mesuliyetlerimizle daha bir tanıştırması ve bilinçlendirmesi ve sorumluluğumuzu yerine getirmede başarılı kılmasıdır. İnşallah, Allahu teala, Hz. Bakıyyetullah Mehdi'nin mukaddes kalbini bizlerden razı ve hoşnut kılar. İnşallah, bu yolu bizlere açan rahmetli İmam Humeyni'yle şehidlerin pâk ruhları bizlerden hoşnut olurlar. Allah'ın selam, rahmet ve bereketi üzerinize olsun... |