Perşembe 9 Şubat 2012 - 06:06

الخميس ١٧ ربيع الأول ١٤٣٣

پنجشنبه ۲۰ بهمن ۱۳۹۰ - ۰۷:۳۶

Kullanıcı adı:

Şifre :

Şifremi Hatırla
Şifremi unuttum   aktivasyon
Üye ol
    
       
                                       
İslam İnkılabı Rehberi’nin Kazerun Halkına Hitaben Yaptığı Konuşma
                                                                                   
05/05/2008

                Bismillahirrahmanirrahim,               

Alemlerin  Rabbine hamdolsun, salat ve selam efendimiz, nebimiz Ebil Kasım  Muhammed Mustafa ve onun seçkin izleyicileri, masum imamlar ve  özellikle de Hz. Mehdi üzerine olsun...

             

Kazerun'un  inkılapçı, mümin ve coşkulu halkı arasında bulunma ve bu ziyareti  gerçekleştirme fırsatı verdiği için Allahu tealaya şükrediyorum. Benim  aslında Kazerun halkına bir borcum vardı; zira cumhurbaşkanlığı  dönemimdeki Fars ili ziyaretlerimde bu bölgeye gelme nasip olmamıştı;  ama Allah'a hamdu sena olsun ki bugün ben, Fars ilinin yıldızı sayılan  hatta İran'ın yıldızı sayılan şehirlerinden, tarihi geçmişi açısından,  derin inkılapçı yapısı itibariyle gurur kaynağı olan Kazerun'da, aziz  kardeşlerimin arasındayım. Elbette bu toplantı da Allah'a şükürler  olsun, maneviyat dolu, inkılapçı atmosferin ve derin dini inancın  olduğu bir toplantıdır ki bu da Yaradan'ın, bu aziz halka lütuf ve  inayetidir. Zira bu aziz halk, geçmiş tarihte, bize göre muasır dönemde  yani yakın tarihte Kazerun yolunda verdiği mücadele ile akıllardan  çıkmayacak seçkin bir şehir olmuştur.

             

İngiliz  sömürge devletinin Fars Körfezi'ne saldırısı dönemlerinde,  Kazerun'lular mücadele konusunda kendi konumlarını gözalıcı şekilde  yükselttiler. ‘Petrolün Millileşmesi' ve merhum Ayetullah Kaşani'nin  sürgün edilmesi döneminde, bu halk çok büyük rol oynadı. 15 Hordad  hadisesinde, Kazerun halkı, canlarını feda eden kitleler arasında  istisnai bir özelliğe sahipti. Mücadele dönemlerinin sonları ile İslam  İnkılabı'nın zafere ermesinin yaklaştığı dönemlerde de, Kazerun'lu  gençler, bu diyarın mümin halkı, taguti rejime karşı öylesine mücadele  ettiler ve kıyama kalktılar ki, Kazerun şehri devrik rejimin ülke  genelinde askeri yönetim ilan ettiği 11 şehir arasında yeraldı. Bu son  derece önemli bir durumdur. O dönemde Kazerun çok sayıda şehid takdim  etti.

             

Bilim ve edebiyatta seçkin insanların  yetiştiği bu topraklar, Kazerun'un geçmiş tarihi, iftihar ve gurur  doludur; bunlara ilaveten İslam tarihinin seçkin şahsiyetlerinden,  büyük sahabe Selmanı Farsi de, bu toprakların gururudur. Elbette,  Selmanı Farsi, bütün İran halkına aittir; bütün Farsça konuşanlar,  Peygamber efendimizin övdüğü Fars halkının hepsi, Selman'la gurur  duymaktadır. Selman bizim ülkemize aittir, bizim milletimize aittir.  Kazerun halkı, onun doğumunun kendi aralarında ve bu nahiyede  gerçekleştiğine inanır. Isfahan halkı ise onun Isfahan'da gelişip  büyüdüğüne inanır. Zaten fark eden bir durum da yok. Şiraz, Fars ili,  Kazerun'un yanı sıra Deşti Erjene, Selmanı Farsi ismini kendilerinin  bilmektedir. Hakları da var. İran halkının tamamı, en uzaktakinden en  yakınına kadar hepsi Selman gibi şahsiyetlerle iftihar etmektedir.

             

Bir  tarihi anekdot olarak, Şeyban kabilesinden Ebu's Sagr'ın, onlara  Şeyban'ın kendisine mensup olduğunu vurguladığı aktarılır. ‘Selmanı  Farsi, Farslardan ya da İran'dandır' denmemeli, tam tersine ‘Fars ve  İran, Selmanı Farsi'dendir' denmeli. İman makamı, marifet makamı, Allah  yolunda mücadele makamı, hakikat çeşmesini bulmak için gösterilen çaba,  o insanı öylesine yüceltmektedir ki Peygamber efendimiz onu ehlibeytten  biri olarak görüyor ve Ebu Zer, Ammar, Mikdad ve diğer sahabeleri  zamana göre mukayese açısından değerlendirdiğinde Selman'dan sonraya  koyuyor; bu bizim için derstir, bu İranlı gençler için bir örnektir;  yani hakikati aramak, hakikat için çaba göstermek, bulmak ve sıkıca  onun peşinden gitmek. İşte bu Selman Farsi'nin yaptığıdır; mücadele,  sefa, hakikate bağlılık o kadar kolaylıkla ele geçmez, Bu durum Kazerun  halkını bir örnek halka dönüştürmektedir ki, Kazerun halkının hatırası,  Kazerun halkının ismi, Kazerun şehrinin ismi, bu ülkenin geleceğine  alaka gösteren insanların zihninde her zaman için yer etmektedir.  Bunlar gerçekten övünülecek şeylerdir. İslami değerler silsilesini  ortaya çıkarmak için biz bu değerlere yaslanıyoruz. Kazerun'un kadını,  erkeği, genci, İslam mantığına göre, gerçekten övünülmesi gereken  değerlerle onur sahibi olunacağını göz önüne alarak bu değerlere  yaslanmalı, dayanmalıdır: Gönül verdiğiniz, peşinden gittiğiniz ve  doğru bildiğiniz yolda, kararlı adımlarla, direnç içerisinde  gidilmelidir. Bu iftihar kaynağıdır; "Ümmetimin seçkinleri, Kur'an'ı  taşıyanlar ve geceleri ibadetle geçirenlerdir." Kimileri servet ve  makam sahiplerini izzet sahibi olarak görür. Ama İslam'ın, insanın onur  ve şerefiyle ilgili ölçüsü bambaşkadır. Allah yolunda kim daha fazla  mücadele ederse, kim ilahi değerlere daha fazla bağlı kalır ve  yönelirse, kim bu yolda samimi bir şekilde adım atarsa, Allah huzurunda  o daha şereflidir. Bizim sizin ihlasınıza ve size karşı kalben bir  muhabbetimizin olduğunu Kazerun halkı bilmelidir. Sizler aynı zamanda  ülke yetkilileri ve bana karşı büyük bir muhabbet gösterdiniz; bizim de  gönlümüz, bu muhabbet dolu halkladır.
                 
                Kazerun halkının  geçmişteki inkılapçı özelliğine ve fedakarlığına temas ettim. Bundan  dolayı Kazerun halkı ve bir bütün olarak Fars ili, devrik rejim  döneminde, istenen, sevilen bir eyalet değildi;aksine bu eyalete  farklı, düşmanca bir gözle bakılıyordu. Şiraz'a bir bakın ve taguti  dönemde orda yapılan ‘sözde' kültürel etkinliklere, tagut döneminin o  çabalarına bir bakış sergileyin. Siz gelin bunu, Fars ili ile diğer  illeri imar, iskan ve kalkınma açısından bir mukayese edin. Çok rahat  bir şekilde, hem bu şehir ve hem de bu ilin altyapısı ve imarı  açısından doğru dürüst bir çalışmanın yapılmadığını, buraya gereken  ilginin gösterilmediğini göreceksiniz. İlin yolları sorunlu, su konusu  sorunlu, baraj, yol yapımı, büyük sanayi tesislerinin kurulması  konusunda bu il unutulmuşluğa terkedilmişti. Ülkenin kalbindeki,  merkezindeki bu il ve onca tarihi zenginliği olan bu il, ulaşım ve  diğer şehirlerle irtibat yolları açısından geri kalmış iller arasında  kabul ediliyordu; taguti dönemde, bu ile, bu ülkenin diğer illeriyle  eşit gözle bakılmıyordu, bu ilin sorunlarının çözümü için çaba  gösterilmiyordu, sorunların giderilmesi için hiç bir şey yapılmıyordu.  Bakış, farklı bir bakıştı; bazı diğer hesapların rol oynadığı bir  bakıştı.
               
                Siz bu ülkeye demiryolunun geldiğini gördüğünüzde,  birinci merhalede bu ülkenin merkezinin yani merkezi illerinin, Fars ve  Isfahan illerinin Fars Körfezi'ne giden yollara bağlanacağını  düşünüyordunuz; bu hiç kuşkusuz olması gereken en tabii işti,  düşünceydi. Ama onlar bu işi yapmadılar. Kendisi de siyasetçi olan bir  İngiliz yazar, bu ülkenin çıkarlarına hizmet eden sömürü birimlerinin  hizmetçisi durumundaki bu hain, farsçaya tercüme edilen "İran ve İran  olayları" adlı kitabında, demiryolunun Tahran'dan başlayıp, ülkenin  merkezi, Isfahan ve oradan da Fars iline geçmesi, zira bu yolla Fars  Körfezi'ne kadar uzamasının gerektiğini, ama bu işin yapılmadığını  itiraf ediyor. Tagut dönreminde, Rıza Han döneminde, İran'ın  demiryolları şebekesi, bir çok hesapla, o zaman İran'ın en büyük  düşmanları kabul edilen Rusya ile İngiltere tarafından çizilmiştir. O  zaman bu ağın ülkenin tamamını kapsadığını vurguluyorlardı. Tamamen  yalan; ülkenin neresini kapsıyor ? O zaman müttefikler cephesi, yani  İngiliz ve Ruslar, ülkemize her iki taraftan silah ve cephane intikal  ettirmek ve diğer taraftan da petrolden istifade etmek için, Fars  Körfezi'nin bir bölümüne ve onu da belli bir zaman diliminde Tahran'a  kadar direkt olarak demiryolu döşediler; oradan da Hazar Kıyısı'nın bir  bölümüne kadar. Niye? Çünkü, Ruslar ve İngilizler böylece silah ve  mühimmatı, diğer imkanlarını birbirlerine rahat ulaştırabilsinler ve  aynı zamanda da İran'ın petrolünü istedikleri gibi nereye isterlerse  götürsünler, kullansınlar diye. Yani aslında yapılan çalışmalar da  ülkenin temel alt yapısını oluşturmak niyetiyle değil, tamamen  sömürgeci ve zorba güçlerin siyasetleri çerçevesinde onların daha iyi  nüfuz edebilecekleri şekilde yapılmıştır. Ama, Allah'ın lütfu ve  yardımıyla, İslam İnkılabı döneminde bu ilde şehirleri birbirine  bağlayan ulaşım yolları konusunda çok ciddi çalışmalar yapılmıştır;  ikinci olarak, bu ili diğer bölgelere bağlayan demiryolu şebekesi de  Allah izin verirse yine İran İslam Cumhuriyeti tarafından yapılacaktır.  Bu Fars ilinin hakkıdır ve bu yapılmalıdır. Elhamdülillah, bütün  alanlarda ve özellikle de son yıllarda önemli çalışmalar yapılmış ve  güzel neticeler alınmıştır; sanayi alanında, ağır sanayi, baraj yapımı  vs. alanlarda bu il için çok şeyler yapılmıştır, tıpkı diğer illerde  olduğu gibi. Bu ile layık şekilde hizmetler yapılmıştır ve tabii olarak  bunlar halkın ve bu illerin hakkıdır ve devletin eliyle yapılmalıdır ve  inşallah yapılmaya da devam edilecektir.
               
                İran milleti, bu büyük  değerler ve ülkülerin gerçekleşmesi için ayağa kalktı. Gerçekten İran  milleti, İslam İnkılabı döneminde kimliğinin varlığını hissetmiştir.  Yani, aslında bu milletin düşmanlarının her zaman bu halkın hüviyetini  bulmaması, hüviyetine kavuşmaması için yaptıkları çabaların tam tersi  bu gün görülmektedir. Hüviyetini tanımayan, hüviyetini bilmeyen bir  millet elbette çok daha kolay baskı ve sultaya boyun eğer; geçmişini  inkar eder, imkanlarını inkar eder, kendi deruni ve zatı güçlerini  inkar eder ve böylece o millet ve o ülke çok rahat ele geçer. Kültür  saldırısının olduğu yani Pehlevi döneminde yapılan gerçekte buydu ve  hem de çok hızlı ve şiddetli bir şekilde yapıldı.
               
                İslam  Cumhuriyeti, istikameti tam 180 derece tersine çevirdi. İran milleti  kendi hüviyetini tanıdı, İslami hüviyetten kaynaklanan ve ilham alan  İran'lı kimliğine kavuştu. Yani bir dönem kaybolan ama kesinlikle  bulması gereken o seçkin ve zengin hüviyetini yeniden buldu ve kazandı.  Ülkülerini, proğramlarını yeniden şekillendirdi. İşte bu, bizim  milletimizin yaptığı çok iyi işlerden biridir. Ben, bazılarının sürekli  karamsarlık beslemelerini kesinlikle kabul etmiyorum ve benim açımdan  kabul edilebilecek gibi de değildir. Zira İslam İnkılabı'nın üzerinden  geçen 30 yıl gibi bir sürede, bu büyük ülkenin milleti ve gençleri,  inkılaba daha sıkı, daha tecrübeli ve daha bilinçli bir şekilde  bağlanmışlardır.
               
                İnkılap coşkusu bir alev gibidir; yükselir...  Hatta bu alev bir an için sönebilir de... Ama bu alev yine canlanır, o  güçlü odunlar ateş alır, alevlenir ve onun alevleri doruğa yükselir ve  oluşan korlar, öncekinden daha fazla olur. Alev söner, kor kalıcıdır ki  her geçen gün milletlerin kendine gelmesine ve gelişmesine vesile olur.
               
                Bugün  İran milletinin düşmanları bu halkın hareketi karşısında adeta çaresiz  kaldılar, bu halka ne yapacaklarını şaşırdılar. Ben, siz aziz Kazerun  halkına, bu bölgeye ve burayı dolduran görkemli topluluğa şunu arzetmek  istiyorum: İslam Cumhuriyeti yönetiminin düşmanı, dünya emperyalizmi  şebekesidir. Bugün zorbalıkla dünya üzerinde sulta kuran emperyalizmin  başı Amerika tek başına İran'ın düşmanı değildir. Bu milletin  düşmanları, Amerika gibi kendilerini demokrasi sahibi gösteren ama  dünya siyonizmi ile sıkı işbirliği içinde olan ülkelerdir. Bu güçlü  nüfuz ve güce sahip olan dünya emperyalizmi ile ilişkileri olan  ülkeler, İslami hareket ve İslami uyanış karşısında kendi çıkarlarını  tehlikede görmektedirler. Zira bu onların gayri meşru çıkarlarını  tehdit etmektedir. Düşman, onlardır. Bu düşman bu millete karşı her  yolu denemiş ama çaresiz kalmıştır. Siz, bu 30 yıl içinde onların  yaptıklarını gördünüz ama yapmak isteyip de yapamadıklarını da  gördünüz. O da sırf şunun içindir; baktılar ve hesapladılar ki zararı  karından daha fazladır. Bunun bir faydasının olmadığını gördüler. Eğer  yapmak isteyip de yapmadılarsa sırf bundan dolayıdır. Zira kendilerinin  zararıyla sonuçlanacağını gördüler. Yoksa, kendileri için zararlı  olmayan her yola ve girişime başvurdular; iktisadi muhasara altına  aldılar, askeri saldırıda bulundular, ülke içinde askeri darbe  planladılar, ülke içinde zayıf kesim arasında kendilerine işbirlikçiler  buldular, inkılap aleyhinde yoğun propaganda saldırısında bulundular ve  hatta bu memlekette komünistlerle işbirliğinde bulundular.
               
                Amerikan  emperyalizminin bir zamanlar en büyük düşmanı Marksizm ve komünizmdi.  İran milletine karşı koymak için, sol ve komünist eğilimleri yaymak  için yoğun çaba harcadılar; onlar kendi düşmanlarıyla bile İran milleti  karşısında anlaştılar, uzlaştılar! Bu yolla İran milletine darbe  indireceklerini düşündüler. Ama bütün bu çabalarında başarısız  kaldılar. İran milleti onlara karşı üstün geldi, onları yenilgiye  uğrattı.
               
                Bugün biz, geçmişte onca senaryoları uygulayan ve  netice alamayan düşmanın bugün İran'a karşı planının ne olduğunu  bilmeliyiz. Uyanık olmalıyız: ‘Zamane şartlarını tanıyan, mücerred  fenomenlerin baskınına uğramaz.' Eğer sahneyi bilirsek, ortamı  bilirsek, düşmanı tanırsak, düşmanın planını bilirsek, asla gafil  olmayız. Bunu İran milleti kesinlikle bilmelidir. Elhamdülillah, bizim  milletimiz uyanıktır ve aynı zamanda İslam alimleri arasında,  üniversite hocaları arasında halkı aydınlatan, irşad eden düşünürler,  bu ülkeye gönül verenler, yol gösterenler çoktur. Gençlerimiz de  çeşitli alanlarda çok güzel bir gelişme ve başarı kaydettiler. Bugün  halkımız arasında, genç Basic üyeleri bilim sahalarında, bize güç veren  teknoloji sahasında çok önemli ilerlemeler kaydettiler. Millet, işte  böylesine güçlü bir millettir. Bunun için sahneyi tanıma bu millet için  zor bir şey değildir.
               
                Benim sizlere arzetmek istediğim bir konu,  düşmanın ülke içinde ihtilaf çıkartmak için yatırım yaptığı  meselesidir. Bir siyasi grup ile diğer diğer bir siyasi grup arasında  ihtilaf, iller arasında ihtilaf, zevk, üslup ve yollar arasında  ihtilaf, mezhepler arasında ihtilaf çıkarmak düşmanın taktiklerinden  biridir. Elbette İslam dünyasında da bu yolu takip ediyorlar. Daha son  zamanlarda bir raporu gördüm ve okudum. İngiltere parlamentosu,  hükümetten, İslam dünyasında İslami mezhepler ve İslami fırkalar  arasında uzlaşmanın olmadığı noktaları araştırıp bulmasını istiyor.  Niçin? Tabii ki, ihtilaf çıkartmak, yani İslam mezhepleri arasında  savaş çıkartmak için. Elbette belirttiğim gibi ülke içinde de farklı  bir şekilde çalışıyorlar.
               
                Bir diğer yol da gençleri oyalamak,  meşgul etmek. Ben bir kaç yıl önce gençlerle ilgili olarak, bu ülkenin  gelecek sahiplerinin gençler olacağını, bunun için bilim ve  teknolojiyle meşgul olmalarını istedim ve üniversite gençliği buna  olumlu cevap verdi. Aynı şekilde üniversitelerin tecrübeli hocaları da  bilfiil hazır bulundular, ciddiyetle işi takip ettiler ve işi  ilerlettiler; ve bugün ülkemize baktığımızda 10 yıl, 15 yıl öncesine  göre, bilim ve teknolojide ilerleme açısından çok önemli mesafe  aldığımızı görmekteyiz ve bundan sonra da inşallah böyle olacak.  Düşmanların gençleri, boş işlerle meşgul etmeleri, onların İran  milletini İnkılapçı yaşantılarından uzaklaştırmak için bir  taktikleridir.Bu onların programları içindedir. Bizim gençlerimizin  dindarlığı, takvalı oluşları, salih olmaları onların istemedikleri bir  durumdur.
               
                Bizim, düşmanın bu oyunlarına ve proğramlarına karşı  kendimizi korumamız lazımdır.İran milleti vahdet içinde, birlik ve  beraberlik içinde, çaba ile en yüksek kaleleri fethetmek için hareket  etmelidir. İşte o zaman düşmanın üstesinden gelebilir ve ilahi başarı,  düşmanı mağlub eder.
               
                Allahu teala bu 30 yıl içinde bize çok  yardım etti. Zaman zaman çeşitli ilahi yardımlarını, ilahi gücünü bu  millete gösterdi, kuşkusuz insan bunları müşahede ediyor ve görüyor.  Bunun bir tanesi kuşkusuz emperyalist bir devlet olan Amerika'nın kendi  içinde sorunlarıyla boğuşmasıdır. Amerikan devletinin başarısızlıkları  aslında küçük bir şey değildir.

             

Bu 7, 8 yıla  bakınız; Filistin konusunda yenilgiye uğradı. Filistin düşüncesi  konusunda milletler nezdinde ağır yenilgi aldı; Irak milletinin  geleceğini gasbetme konusunda yenilgiye uğradı, Irak'ta yalnızca  kendilerine bağlı kukla ve uşak bir hükümet kurma konusunda da  yenilgiye uğradı. Amerika'da başkanlık seçimlerine katılacak adaylardan  biri, daha iki üç gün önce Amerika'nın Irak'ı işgal etmesinin  temelinde, Irak'ın petrol ve enerji kaynakları üzerinde sulta kurmak  olduğunu itiraf etmiştir. Bu itiraf, Amerikan medyası ve basınında  büyük gürültü çıkmasına neden oldu. Aslında bu bizim ilk gün  söylediğimiz konuydu. Amerika'nın Irak'a saldırı hazırlığı yaptığı  zamanlar ve saldırıyı gerçekleştirdiğinde, biz çok açık bir şekilde  Amerika'lıların, Irak'ı özgürlüğüne kavuşturmak için Irak'a  saldırdıkları iddiasının tamamen yalan olduğunu ve bu saldırının  hedefinin Irak halkını esaret altına almak olduğunu dile getirmiştik.
                 
                Şairin  dediği gibi "sonunda anladım ki benim kurdum sendin.." Saddam Amerikan  güçlerine göre daha zayıf bir kurttu. Geldiler; biz derhal bunların  petrol için geldiklerini söyledik; yalnızca Irak petrolü için de değil,  bütün bölgenin petrolü için geldiğini söyledik. Bunun yanı sıra onlar,  Fars Körfezi'nde siyasi olmayan bir yolla, yani askeri yollarla ve  zorbalıkla bir üss oluşturmak istiyorlar. Amerikalılar işte bu niyetle  geldiler. Ama şimdi Amerikan başkanlık seçimlerinde demokratların bay  adayı, Amerikan cumhuriyetçi yönetiminin bölgenin petrolü üzerindeki  sinsi oyununu açıkça itiraf ediyor ve ardından da, ‘Amerika'nın artık  Ortadoğu petrolüne ihtiyacı olmayacağı bir programım var' diyerek  gerçekte, Amerikalıların çocuklarını savaşa göndermeye gerek  kalmayacağını anlatmaya çalışıyor. Kısacası aslında Amerikan toplumu,  devletlerinin Irak'a saldırısı ve ardından Irak'ı işgale dayalı  planından o kadar nefret etmişlerdir ki bir başkan adayı halkı kendine  çekmek için bu konunun üzerinde hassasiyetle durabilmektedir.
               
                Acaba  bu Amerikan devletinin başarısızlığı değil midir? Bundan daha büyük  başarısızlık olabilir mi? Filistin'de başarısız kaldı, Irak'ta  başarısız kaldı, Afganistan üzerinde hakim olma konusunda da zayıf ve  başarısız kaldı, ABD planını Lübnan üzerinde uygulamada başarısız  kaldı. Elbette ağızları açık, her zaman olduğu gibi tehdidi  ağızlarından düşürmüyorlar. Zorba güçler bütün bunlardan önce  gerçekleri kendi içlerinde yaşamak yerine başkalarını yenilgiye  uğratmak için tehditlerle yaşıyorlar.
               
                İran milleti bunların  sırrını keşfetti ve Amerika'nın, diğer zorba güçlerin ve saldırganların  tehditlerini dikkate almadığı için yenilgiye uğramadı ve uğramayacak  da...
               
                Ama, ben size şunu arzetmek istiyorum: Azizlerim! Ey  mümin halk ve Kazerun'un coşkulu gençleri! Tüm ülkenin bütün gençliği!  İşte bu yenilmezlik çok güzel bir sıfattır. Bu şecaat, mümtaz bir  özelliktir, bu bilgi ve deruni uyanış, büyük bir imtiyazdır; Ama  bunların hiç biri yetmez; bunlar lazımdır, fakat yetmez. Herkes  çalışmalı, çaba göstermeli, hükümet ve millet çalışmalı, bu ülke örnek  bir İslam ülkesine dönüşmelidir. Yetkililer, iktisadi açılardan,  kültürel açılardan, halk vesilesiyle, gençlerin birliği vesilesiyle bu  alanda çok çalışmalılar. Hepimiz sorumluluk bilincinde olmalıyız.
               
                Ve  bu sorumluluğumuzun ülkede cevap vermesini istiyorsak ve yetkililer,  İran'ı, layık olduğu ve mukaddes İslam ismine layık bir hale getirmek  istiyorsa, bunun yolu halk ile devlet arasında ve ülkenin yetkilileri  arasında bugün varolan samimi irtibatın daha da güçlendirilmesidir. Kim  milleti tefrikaya davet ederse, kim yetkililer ve millet arasında  mesafe açmaya çalışırsa, kim ihtilaf için çaba gösterirse, bilmelidir  ki, bu milletin zararınadır, bunu yapan kim olursa olsun hiç fark  etmez.
                İttihadı, ittifakı, vahdeti, hüsnü zannı, birbirimize karşı  korumalıyız. Kur'an-ı Kerim şöyle buyuruyor: ‘Niçin imanlı mümin  erkekler ve kadınlar, kendilerinden olan biri hakkında bir töhmet  işittiklerinde hüznü zan beslemeyerek, "bu açık ve büyük bir yalandır"  demediler ?' (Nur Suresi, 12) Allah'u Teala böyle bir milleti,  böylesine kalpleri saf ve sadık olan bir milleti, güçlü adımlarında  yardım eder ve destekler.
               
                Elhamdülillah, ilahi lütuf sayesinde,  millet nerede lazım ise hazırdır. Yetkililer de aynı şekilde...  Yetkililer hizmet için geldiler; bu millet ve bu yetkililer, ülkenin  bütün sorunlarının üstesinden gelebilirler ve bütün sorunların  üstesinden geleceklerdir de... Düşmanın ne dediğini biliniz. Düşman ne  diyor ? ‘İran İslam Cumhuriyeti'nin ömrü şu kadardır, bundan daha fazla  değil !' Bu düşmanların hepsi İslam Cumhuriyeti'nin zevaline hasret bir  şekilde ölecek, İran milleti başı dik, alnı açık ve metanetli bir  şekilde kararlı duruşunu sürdürecek ve her geçen gün İran milletinin  rolü daha da artacaktır.
               
                O gün biz belki de olmayabiliriz, ama  siz gençler varsınız. Aklınızda olsun, yol, İslam yoludur, Allah  yoludur. Bu köklü ülkenin, uygarlığın ve kültürün beşiği olan bu  ülkenin gerçek konumuna yükselmesini, diğer ülkeler için model olmasını  istiyorsanız, İslam yolundan asla ayrılmamak gerektiğini bilmeliyiz.  Hazreti Mehdi'nin duasının bu aziz halkın üzerinde olmasını diliyorum.
               
                Ben  sizlere göstermiş olduğunuz bu sıcak ilgiye teşekkür ediyorum. Bu büyük  görkemli topluluğa birlikte elele coşkulu bir şekilde söylediğiniz  marşlar için de teşekkür ediyorum. İnşallah Allahu teala, bereketini  siz Kazerun halkına, bütün Fars iline yağdırsın ve Allah'ın lütuf ve  rahmeti hepinizin üzerine olsun.
               
                Ya Rab! Bu aziz gençlerin temiz  kalplerini, bu mümin kadın ve erkeklerin yüreklerini nurunla hidayet  eyle ve nurunu bizden esirgeme ! İran milletinin başını dik tut;  düşmanlara karşı zafere erdir; düşmanlarımızı mahvet... Ya Rab! Hz.  Mehdi'nin mukaddes kalbini bizden hoşnut ve razı kıl. Bizi onun gerçek  askerleri arasına kat. Şehidlerin pak ruhunu, şüheda İmam'ının pak  ruhunu dergahında yücelt...

             

Allah'ın selam, rahmet ve bereketi üzerinize olsun...


Total Visit: 281
Total Rank: 0
Total Rankers: 0
Total Comments: 0

Oy vermek için yetkiniz yok. Lütfen giriş yapınız.