Bismillahirrahmanirrahim, Alemlerin Rabbine hamdolsun, salat ve selam efendimiz, nebimiz Ebil Kasım Muhammed Mustafa ve onun seçkin izleyicileri, masum imamlar ve özellikle de Hz. Mehdi üzerine olsun... Kazerun'un inkılapçı, mümin ve coşkulu halkı arasında bulunma ve bu ziyareti gerçekleştirme fırsatı verdiği için Allahu tealaya şükrediyorum. Benim aslında Kazerun halkına bir borcum vardı; zira cumhurbaşkanlığı dönemimdeki Fars ili ziyaretlerimde bu bölgeye gelme nasip olmamıştı; ama Allah'a hamdu sena olsun ki bugün ben, Fars ilinin yıldızı sayılan hatta İran'ın yıldızı sayılan şehirlerinden, tarihi geçmişi açısından, derin inkılapçı yapısı itibariyle gurur kaynağı olan Kazerun'da, aziz kardeşlerimin arasındayım. Elbette bu toplantı da Allah'a şükürler olsun, maneviyat dolu, inkılapçı atmosferin ve derin dini inancın olduğu bir toplantıdır ki bu da Yaradan'ın, bu aziz halka lütuf ve inayetidir. Zira bu aziz halk, geçmiş tarihte, bize göre muasır dönemde yani yakın tarihte Kazerun yolunda verdiği mücadele ile akıllardan çıkmayacak seçkin bir şehir olmuştur. İngiliz sömürge devletinin Fars Körfezi'ne saldırısı dönemlerinde, Kazerun'lular mücadele konusunda kendi konumlarını gözalıcı şekilde yükselttiler. ‘Petrolün Millileşmesi' ve merhum Ayetullah Kaşani'nin sürgün edilmesi döneminde, bu halk çok büyük rol oynadı. 15 Hordad hadisesinde, Kazerun halkı, canlarını feda eden kitleler arasında istisnai bir özelliğe sahipti. Mücadele dönemlerinin sonları ile İslam İnkılabı'nın zafere ermesinin yaklaştığı dönemlerde de, Kazerun'lu gençler, bu diyarın mümin halkı, taguti rejime karşı öylesine mücadele ettiler ve kıyama kalktılar ki, Kazerun şehri devrik rejimin ülke genelinde askeri yönetim ilan ettiği 11 şehir arasında yeraldı. Bu son derece önemli bir durumdur. O dönemde Kazerun çok sayıda şehid takdim etti. Bilim ve edebiyatta seçkin insanların yetiştiği bu topraklar, Kazerun'un geçmiş tarihi, iftihar ve gurur doludur; bunlara ilaveten İslam tarihinin seçkin şahsiyetlerinden, büyük sahabe Selmanı Farsi de, bu toprakların gururudur. Elbette, Selmanı Farsi, bütün İran halkına aittir; bütün Farsça konuşanlar, Peygamber efendimizin övdüğü Fars halkının hepsi, Selman'la gurur duymaktadır. Selman bizim ülkemize aittir, bizim milletimize aittir. Kazerun halkı, onun doğumunun kendi aralarında ve bu nahiyede gerçekleştiğine inanır. Isfahan halkı ise onun Isfahan'da gelişip büyüdüğüne inanır. Zaten fark eden bir durum da yok. Şiraz, Fars ili, Kazerun'un yanı sıra Deşti Erjene, Selmanı Farsi ismini kendilerinin bilmektedir. Hakları da var. İran halkının tamamı, en uzaktakinden en yakınına kadar hepsi Selman gibi şahsiyetlerle iftihar etmektedir. Bir tarihi anekdot olarak, Şeyban kabilesinden Ebu's Sagr'ın, onlara Şeyban'ın kendisine mensup olduğunu vurguladığı aktarılır. ‘Selmanı Farsi, Farslardan ya da İran'dandır' denmemeli, tam tersine ‘Fars ve İran, Selmanı Farsi'dendir' denmeli. İman makamı, marifet makamı, Allah yolunda mücadele makamı, hakikat çeşmesini bulmak için gösterilen çaba, o insanı öylesine yüceltmektedir ki Peygamber efendimiz onu ehlibeytten biri olarak görüyor ve Ebu Zer, Ammar, Mikdad ve diğer sahabeleri zamana göre mukayese açısından değerlendirdiğinde Selman'dan sonraya koyuyor; bu bizim için derstir, bu İranlı gençler için bir örnektir; yani hakikati aramak, hakikat için çaba göstermek, bulmak ve sıkıca onun peşinden gitmek. İşte bu Selman Farsi'nin yaptığıdır; mücadele, sefa, hakikate bağlılık o kadar kolaylıkla ele geçmez, Bu durum Kazerun halkını bir örnek halka dönüştürmektedir ki, Kazerun halkının hatırası, Kazerun halkının ismi, Kazerun şehrinin ismi, bu ülkenin geleceğine alaka gösteren insanların zihninde her zaman için yer etmektedir. Bunlar gerçekten övünülecek şeylerdir. İslami değerler silsilesini ortaya çıkarmak için biz bu değerlere yaslanıyoruz. Kazerun'un kadını, erkeği, genci, İslam mantığına göre, gerçekten övünülmesi gereken değerlerle onur sahibi olunacağını göz önüne alarak bu değerlere yaslanmalı, dayanmalıdır: Gönül verdiğiniz, peşinden gittiğiniz ve doğru bildiğiniz yolda, kararlı adımlarla, direnç içerisinde gidilmelidir. Bu iftihar kaynağıdır; "Ümmetimin seçkinleri, Kur'an'ı taşıyanlar ve geceleri ibadetle geçirenlerdir." Kimileri servet ve makam sahiplerini izzet sahibi olarak görür. Ama İslam'ın, insanın onur ve şerefiyle ilgili ölçüsü bambaşkadır. Allah yolunda kim daha fazla mücadele ederse, kim ilahi değerlere daha fazla bağlı kalır ve yönelirse, kim bu yolda samimi bir şekilde adım atarsa, Allah huzurunda o daha şereflidir. Bizim sizin ihlasınıza ve size karşı kalben bir muhabbetimizin olduğunu Kazerun halkı bilmelidir. Sizler aynı zamanda ülke yetkilileri ve bana karşı büyük bir muhabbet gösterdiniz; bizim de gönlümüz, bu muhabbet dolu halkladır. Kazerun halkının geçmişteki inkılapçı özelliğine ve fedakarlığına temas ettim. Bundan dolayı Kazerun halkı ve bir bütün olarak Fars ili, devrik rejim döneminde, istenen, sevilen bir eyalet değildi;aksine bu eyalete farklı, düşmanca bir gözle bakılıyordu. Şiraz'a bir bakın ve taguti dönemde orda yapılan ‘sözde' kültürel etkinliklere, tagut döneminin o çabalarına bir bakış sergileyin. Siz gelin bunu, Fars ili ile diğer illeri imar, iskan ve kalkınma açısından bir mukayese edin. Çok rahat bir şekilde, hem bu şehir ve hem de bu ilin altyapısı ve imarı açısından doğru dürüst bir çalışmanın yapılmadığını, buraya gereken ilginin gösterilmediğini göreceksiniz. İlin yolları sorunlu, su konusu sorunlu, baraj, yol yapımı, büyük sanayi tesislerinin kurulması konusunda bu il unutulmuşluğa terkedilmişti. Ülkenin kalbindeki, merkezindeki bu il ve onca tarihi zenginliği olan bu il, ulaşım ve diğer şehirlerle irtibat yolları açısından geri kalmış iller arasında kabul ediliyordu; taguti dönemde, bu ile, bu ülkenin diğer illeriyle eşit gözle bakılmıyordu, bu ilin sorunlarının çözümü için çaba gösterilmiyordu, sorunların giderilmesi için hiç bir şey yapılmıyordu. Bakış, farklı bir bakıştı; bazı diğer hesapların rol oynadığı bir bakıştı. Siz bu ülkeye demiryolunun geldiğini gördüğünüzde, birinci merhalede bu ülkenin merkezinin yani merkezi illerinin, Fars ve Isfahan illerinin Fars Körfezi'ne giden yollara bağlanacağını düşünüyordunuz; bu hiç kuşkusuz olması gereken en tabii işti, düşünceydi. Ama onlar bu işi yapmadılar. Kendisi de siyasetçi olan bir İngiliz yazar, bu ülkenin çıkarlarına hizmet eden sömürü birimlerinin hizmetçisi durumundaki bu hain, farsçaya tercüme edilen "İran ve İran olayları" adlı kitabında, demiryolunun Tahran'dan başlayıp, ülkenin merkezi, Isfahan ve oradan da Fars iline geçmesi, zira bu yolla Fars Körfezi'ne kadar uzamasının gerektiğini, ama bu işin yapılmadığını itiraf ediyor. Tagut dönreminde, Rıza Han döneminde, İran'ın demiryolları şebekesi, bir çok hesapla, o zaman İran'ın en büyük düşmanları kabul edilen Rusya ile İngiltere tarafından çizilmiştir. O zaman bu ağın ülkenin tamamını kapsadığını vurguluyorlardı. Tamamen yalan; ülkenin neresini kapsıyor ? O zaman müttefikler cephesi, yani İngiliz ve Ruslar, ülkemize her iki taraftan silah ve cephane intikal ettirmek ve diğer taraftan da petrolden istifade etmek için, Fars Körfezi'nin bir bölümüne ve onu da belli bir zaman diliminde Tahran'a kadar direkt olarak demiryolu döşediler; oradan da Hazar Kıyısı'nın bir bölümüne kadar. Niye? Çünkü, Ruslar ve İngilizler böylece silah ve mühimmatı, diğer imkanlarını birbirlerine rahat ulaştırabilsinler ve aynı zamanda da İran'ın petrolünü istedikleri gibi nereye isterlerse götürsünler, kullansınlar diye. Yani aslında yapılan çalışmalar da ülkenin temel alt yapısını oluşturmak niyetiyle değil, tamamen sömürgeci ve zorba güçlerin siyasetleri çerçevesinde onların daha iyi nüfuz edebilecekleri şekilde yapılmıştır. Ama, Allah'ın lütfu ve yardımıyla, İslam İnkılabı döneminde bu ilde şehirleri birbirine bağlayan ulaşım yolları konusunda çok ciddi çalışmalar yapılmıştır; ikinci olarak, bu ili diğer bölgelere bağlayan demiryolu şebekesi de Allah izin verirse yine İran İslam Cumhuriyeti tarafından yapılacaktır. Bu Fars ilinin hakkıdır ve bu yapılmalıdır. Elhamdülillah, bütün alanlarda ve özellikle de son yıllarda önemli çalışmalar yapılmış ve güzel neticeler alınmıştır; sanayi alanında, ağır sanayi, baraj yapımı vs. alanlarda bu il için çok şeyler yapılmıştır, tıpkı diğer illerde olduğu gibi. Bu ile layık şekilde hizmetler yapılmıştır ve tabii olarak bunlar halkın ve bu illerin hakkıdır ve devletin eliyle yapılmalıdır ve inşallah yapılmaya da devam edilecektir. İran milleti, bu büyük değerler ve ülkülerin gerçekleşmesi için ayağa kalktı. Gerçekten İran milleti, İslam İnkılabı döneminde kimliğinin varlığını hissetmiştir. Yani, aslında bu milletin düşmanlarının her zaman bu halkın hüviyetini bulmaması, hüviyetine kavuşmaması için yaptıkları çabaların tam tersi bu gün görülmektedir. Hüviyetini tanımayan, hüviyetini bilmeyen bir millet elbette çok daha kolay baskı ve sultaya boyun eğer; geçmişini inkar eder, imkanlarını inkar eder, kendi deruni ve zatı güçlerini inkar eder ve böylece o millet ve o ülke çok rahat ele geçer. Kültür saldırısının olduğu yani Pehlevi döneminde yapılan gerçekte buydu ve hem de çok hızlı ve şiddetli bir şekilde yapıldı. İslam Cumhuriyeti, istikameti tam 180 derece tersine çevirdi. İran milleti kendi hüviyetini tanıdı, İslami hüviyetten kaynaklanan ve ilham alan İran'lı kimliğine kavuştu. Yani bir dönem kaybolan ama kesinlikle bulması gereken o seçkin ve zengin hüviyetini yeniden buldu ve kazandı. Ülkülerini, proğramlarını yeniden şekillendirdi. İşte bu, bizim milletimizin yaptığı çok iyi işlerden biridir. Ben, bazılarının sürekli karamsarlık beslemelerini kesinlikle kabul etmiyorum ve benim açımdan kabul edilebilecek gibi de değildir. Zira İslam İnkılabı'nın üzerinden geçen 30 yıl gibi bir sürede, bu büyük ülkenin milleti ve gençleri, inkılaba daha sıkı, daha tecrübeli ve daha bilinçli bir şekilde bağlanmışlardır. İnkılap coşkusu bir alev gibidir; yükselir... Hatta bu alev bir an için sönebilir de... Ama bu alev yine canlanır, o güçlü odunlar ateş alır, alevlenir ve onun alevleri doruğa yükselir ve oluşan korlar, öncekinden daha fazla olur. Alev söner, kor kalıcıdır ki her geçen gün milletlerin kendine gelmesine ve gelişmesine vesile olur. Bugün İran milletinin düşmanları bu halkın hareketi karşısında adeta çaresiz kaldılar, bu halka ne yapacaklarını şaşırdılar. Ben, siz aziz Kazerun halkına, bu bölgeye ve burayı dolduran görkemli topluluğa şunu arzetmek istiyorum: İslam Cumhuriyeti yönetiminin düşmanı, dünya emperyalizmi şebekesidir. Bugün zorbalıkla dünya üzerinde sulta kuran emperyalizmin başı Amerika tek başına İran'ın düşmanı değildir. Bu milletin düşmanları, Amerika gibi kendilerini demokrasi sahibi gösteren ama dünya siyonizmi ile sıkı işbirliği içinde olan ülkelerdir. Bu güçlü nüfuz ve güce sahip olan dünya emperyalizmi ile ilişkileri olan ülkeler, İslami hareket ve İslami uyanış karşısında kendi çıkarlarını tehlikede görmektedirler. Zira bu onların gayri meşru çıkarlarını tehdit etmektedir. Düşman, onlardır. Bu düşman bu millete karşı her yolu denemiş ama çaresiz kalmıştır. Siz, bu 30 yıl içinde onların yaptıklarını gördünüz ama yapmak isteyip de yapamadıklarını da gördünüz. O da sırf şunun içindir; baktılar ve hesapladılar ki zararı karından daha fazladır. Bunun bir faydasının olmadığını gördüler. Eğer yapmak isteyip de yapmadılarsa sırf bundan dolayıdır. Zira kendilerinin zararıyla sonuçlanacağını gördüler. Yoksa, kendileri için zararlı olmayan her yola ve girişime başvurdular; iktisadi muhasara altına aldılar, askeri saldırıda bulundular, ülke içinde askeri darbe planladılar, ülke içinde zayıf kesim arasında kendilerine işbirlikçiler buldular, inkılap aleyhinde yoğun propaganda saldırısında bulundular ve hatta bu memlekette komünistlerle işbirliğinde bulundular. Amerikan emperyalizminin bir zamanlar en büyük düşmanı Marksizm ve komünizmdi. İran milletine karşı koymak için, sol ve komünist eğilimleri yaymak için yoğun çaba harcadılar; onlar kendi düşmanlarıyla bile İran milleti karşısında anlaştılar, uzlaştılar! Bu yolla İran milletine darbe indireceklerini düşündüler. Ama bütün bu çabalarında başarısız kaldılar. İran milleti onlara karşı üstün geldi, onları yenilgiye uğrattı. Bugün biz, geçmişte onca senaryoları uygulayan ve netice alamayan düşmanın bugün İran'a karşı planının ne olduğunu bilmeliyiz. Uyanık olmalıyız: ‘Zamane şartlarını tanıyan, mücerred fenomenlerin baskınına uğramaz.' Eğer sahneyi bilirsek, ortamı bilirsek, düşmanı tanırsak, düşmanın planını bilirsek, asla gafil olmayız. Bunu İran milleti kesinlikle bilmelidir. Elhamdülillah, bizim milletimiz uyanıktır ve aynı zamanda İslam alimleri arasında, üniversite hocaları arasında halkı aydınlatan, irşad eden düşünürler, bu ülkeye gönül verenler, yol gösterenler çoktur. Gençlerimiz de çeşitli alanlarda çok güzel bir gelişme ve başarı kaydettiler. Bugün halkımız arasında, genç Basic üyeleri bilim sahalarında, bize güç veren teknoloji sahasında çok önemli ilerlemeler kaydettiler. Millet, işte böylesine güçlü bir millettir. Bunun için sahneyi tanıma bu millet için zor bir şey değildir. Benim sizlere arzetmek istediğim bir konu, düşmanın ülke içinde ihtilaf çıkartmak için yatırım yaptığı meselesidir. Bir siyasi grup ile diğer diğer bir siyasi grup arasında ihtilaf, iller arasında ihtilaf, zevk, üslup ve yollar arasında ihtilaf, mezhepler arasında ihtilaf çıkarmak düşmanın taktiklerinden biridir. Elbette İslam dünyasında da bu yolu takip ediyorlar. Daha son zamanlarda bir raporu gördüm ve okudum. İngiltere parlamentosu, hükümetten, İslam dünyasında İslami mezhepler ve İslami fırkalar arasında uzlaşmanın olmadığı noktaları araştırıp bulmasını istiyor. Niçin? Tabii ki, ihtilaf çıkartmak, yani İslam mezhepleri arasında savaş çıkartmak için. Elbette belirttiğim gibi ülke içinde de farklı bir şekilde çalışıyorlar. Bir diğer yol da gençleri oyalamak, meşgul etmek. Ben bir kaç yıl önce gençlerle ilgili olarak, bu ülkenin gelecek sahiplerinin gençler olacağını, bunun için bilim ve teknolojiyle meşgul olmalarını istedim ve üniversite gençliği buna olumlu cevap verdi. Aynı şekilde üniversitelerin tecrübeli hocaları da bilfiil hazır bulundular, ciddiyetle işi takip ettiler ve işi ilerlettiler; ve bugün ülkemize baktığımızda 10 yıl, 15 yıl öncesine göre, bilim ve teknolojide ilerleme açısından çok önemli mesafe aldığımızı görmekteyiz ve bundan sonra da inşallah böyle olacak. Düşmanların gençleri, boş işlerle meşgul etmeleri, onların İran milletini İnkılapçı yaşantılarından uzaklaştırmak için bir taktikleridir.Bu onların programları içindedir. Bizim gençlerimizin dindarlığı, takvalı oluşları, salih olmaları onların istemedikleri bir durumdur. Bizim, düşmanın bu oyunlarına ve proğramlarına karşı kendimizi korumamız lazımdır.İran milleti vahdet içinde, birlik ve beraberlik içinde, çaba ile en yüksek kaleleri fethetmek için hareket etmelidir. İşte o zaman düşmanın üstesinden gelebilir ve ilahi başarı, düşmanı mağlub eder. Allahu teala bu 30 yıl içinde bize çok yardım etti. Zaman zaman çeşitli ilahi yardımlarını, ilahi gücünü bu millete gösterdi, kuşkusuz insan bunları müşahede ediyor ve görüyor. Bunun bir tanesi kuşkusuz emperyalist bir devlet olan Amerika'nın kendi içinde sorunlarıyla boğuşmasıdır. Amerikan devletinin başarısızlıkları aslında küçük bir şey değildir. Bu 7, 8 yıla bakınız; Filistin konusunda yenilgiye uğradı. Filistin düşüncesi konusunda milletler nezdinde ağır yenilgi aldı; Irak milletinin geleceğini gasbetme konusunda yenilgiye uğradı, Irak'ta yalnızca kendilerine bağlı kukla ve uşak bir hükümet kurma konusunda da yenilgiye uğradı. Amerika'da başkanlık seçimlerine katılacak adaylardan biri, daha iki üç gün önce Amerika'nın Irak'ı işgal etmesinin temelinde, Irak'ın petrol ve enerji kaynakları üzerinde sulta kurmak olduğunu itiraf etmiştir. Bu itiraf, Amerikan medyası ve basınında büyük gürültü çıkmasına neden oldu. Aslında bu bizim ilk gün söylediğimiz konuydu. Amerika'nın Irak'a saldırı hazırlığı yaptığı zamanlar ve saldırıyı gerçekleştirdiğinde, biz çok açık bir şekilde Amerika'lıların, Irak'ı özgürlüğüne kavuşturmak için Irak'a saldırdıkları iddiasının tamamen yalan olduğunu ve bu saldırının hedefinin Irak halkını esaret altına almak olduğunu dile getirmiştik. Şairin dediği gibi "sonunda anladım ki benim kurdum sendin.." Saddam Amerikan güçlerine göre daha zayıf bir kurttu. Geldiler; biz derhal bunların petrol için geldiklerini söyledik; yalnızca Irak petrolü için de değil, bütün bölgenin petrolü için geldiğini söyledik. Bunun yanı sıra onlar, Fars Körfezi'nde siyasi olmayan bir yolla, yani askeri yollarla ve zorbalıkla bir üss oluşturmak istiyorlar. Amerikalılar işte bu niyetle geldiler. Ama şimdi Amerikan başkanlık seçimlerinde demokratların bay adayı, Amerikan cumhuriyetçi yönetiminin bölgenin petrolü üzerindeki sinsi oyununu açıkça itiraf ediyor ve ardından da, ‘Amerika'nın artık Ortadoğu petrolüne ihtiyacı olmayacağı bir programım var' diyerek gerçekte, Amerikalıların çocuklarını savaşa göndermeye gerek kalmayacağını anlatmaya çalışıyor. Kısacası aslında Amerikan toplumu, devletlerinin Irak'a saldırısı ve ardından Irak'ı işgale dayalı planından o kadar nefret etmişlerdir ki bir başkan adayı halkı kendine çekmek için bu konunun üzerinde hassasiyetle durabilmektedir. Acaba bu Amerikan devletinin başarısızlığı değil midir? Bundan daha büyük başarısızlık olabilir mi? Filistin'de başarısız kaldı, Irak'ta başarısız kaldı, Afganistan üzerinde hakim olma konusunda da zayıf ve başarısız kaldı, ABD planını Lübnan üzerinde uygulamada başarısız kaldı. Elbette ağızları açık, her zaman olduğu gibi tehdidi ağızlarından düşürmüyorlar. Zorba güçler bütün bunlardan önce gerçekleri kendi içlerinde yaşamak yerine başkalarını yenilgiye uğratmak için tehditlerle yaşıyorlar. İran milleti bunların sırrını keşfetti ve Amerika'nın, diğer zorba güçlerin ve saldırganların tehditlerini dikkate almadığı için yenilgiye uğramadı ve uğramayacak da... Ama, ben size şunu arzetmek istiyorum: Azizlerim! Ey mümin halk ve Kazerun'un coşkulu gençleri! Tüm ülkenin bütün gençliği! İşte bu yenilmezlik çok güzel bir sıfattır. Bu şecaat, mümtaz bir özelliktir, bu bilgi ve deruni uyanış, büyük bir imtiyazdır; Ama bunların hiç biri yetmez; bunlar lazımdır, fakat yetmez. Herkes çalışmalı, çaba göstermeli, hükümet ve millet çalışmalı, bu ülke örnek bir İslam ülkesine dönüşmelidir. Yetkililer, iktisadi açılardan, kültürel açılardan, halk vesilesiyle, gençlerin birliği vesilesiyle bu alanda çok çalışmalılar. Hepimiz sorumluluk bilincinde olmalıyız. Ve bu sorumluluğumuzun ülkede cevap vermesini istiyorsak ve yetkililer, İran'ı, layık olduğu ve mukaddes İslam ismine layık bir hale getirmek istiyorsa, bunun yolu halk ile devlet arasında ve ülkenin yetkilileri arasında bugün varolan samimi irtibatın daha da güçlendirilmesidir. Kim milleti tefrikaya davet ederse, kim yetkililer ve millet arasında mesafe açmaya çalışırsa, kim ihtilaf için çaba gösterirse, bilmelidir ki, bu milletin zararınadır, bunu yapan kim olursa olsun hiç fark etmez. İttihadı, ittifakı, vahdeti, hüsnü zannı, birbirimize karşı korumalıyız. Kur'an-ı Kerim şöyle buyuruyor: ‘Niçin imanlı mümin erkekler ve kadınlar, kendilerinden olan biri hakkında bir töhmet işittiklerinde hüznü zan beslemeyerek, "bu açık ve büyük bir yalandır" demediler ?' (Nur Suresi, 12) Allah'u Teala böyle bir milleti, böylesine kalpleri saf ve sadık olan bir milleti, güçlü adımlarında yardım eder ve destekler. Elhamdülillah, ilahi lütuf sayesinde, millet nerede lazım ise hazırdır. Yetkililer de aynı şekilde... Yetkililer hizmet için geldiler; bu millet ve bu yetkililer, ülkenin bütün sorunlarının üstesinden gelebilirler ve bütün sorunların üstesinden geleceklerdir de... Düşmanın ne dediğini biliniz. Düşman ne diyor ? ‘İran İslam Cumhuriyeti'nin ömrü şu kadardır, bundan daha fazla değil !' Bu düşmanların hepsi İslam Cumhuriyeti'nin zevaline hasret bir şekilde ölecek, İran milleti başı dik, alnı açık ve metanetli bir şekilde kararlı duruşunu sürdürecek ve her geçen gün İran milletinin rolü daha da artacaktır. O gün biz belki de olmayabiliriz, ama siz gençler varsınız. Aklınızda olsun, yol, İslam yoludur, Allah yoludur. Bu köklü ülkenin, uygarlığın ve kültürün beşiği olan bu ülkenin gerçek konumuna yükselmesini, diğer ülkeler için model olmasını istiyorsanız, İslam yolundan asla ayrılmamak gerektiğini bilmeliyiz. Hazreti Mehdi'nin duasının bu aziz halkın üzerinde olmasını diliyorum. Ben sizlere göstermiş olduğunuz bu sıcak ilgiye teşekkür ediyorum. Bu büyük görkemli topluluğa birlikte elele coşkulu bir şekilde söylediğiniz marşlar için de teşekkür ediyorum. İnşallah Allahu teala, bereketini siz Kazerun halkına, bütün Fars iline yağdırsın ve Allah'ın lütuf ve rahmeti hepinizin üzerine olsun. Ya Rab! Bu aziz gençlerin temiz kalplerini, bu mümin kadın ve erkeklerin yüreklerini nurunla hidayet eyle ve nurunu bizden esirgeme ! İran milletinin başını dik tut; düşmanlara karşı zafere erdir; düşmanlarımızı mahvet... Ya Rab! Hz. Mehdi'nin mukaddes kalbini bizden hoşnut ve razı kıl. Bizi onun gerçek askerleri arasına kat. Şehidlerin pak ruhunu, şüheda İmam'ının pak ruhunu dergahında yücelt... Allah'ın selam, rahmet ve bereketi üzerinize olsun... |