Perşembe 9 Şubat 2012 - 06:11

الخميس ١٧ ربيع الأول ١٤٣٣

پنجشنبه ۲۰ بهمن ۱۳۹۰ - ۰۷:۴۱

Kullanıcı adı:

Şifre :

Şifremi Hatırla
Şifremi unuttum   aktivasyon
Üye ol
    
 
 

İslam İnkılabı Rehberi'nin Fars İlinde Öğretmenlere Hitaben Yaptığı Konuşma

     

05/05/2008

     

Bismillahirrahmanirrahim,

     

Her yıl öğretmenler günü ve haftası, benim için çok anlamlı ve sorumluluk içeren günler ve haftalar sayılır.
         
        Bu  yıl öğretmenlerle buluşmada Şiraz'da bulunmamız, Fars ve Şiraz’lı olan  siz değerli öğretmen kardeşlerle birlikte olmamız kısmet oldu. İyi bir  tevafuk oldu ve gerçekten sizin eyaletinizin birçok konuda diğerleri  için öğretmenlik rolünü oynadığını söylemek gerekir. Fıkıh, felsefe,  edebiyat, sanat, şiir ve diğer ilim dallarında Şiraz’lı öğretmen ve  bilim adamlarından yararlanmamış değerli alim çok az gösterilebilir.
       
        Öğretmenler  günü, sizin gününüzdür ve bir diğer anlamıyla da bütün İran halkının  günüdür. Çünkü öğretmen, kendi kişisel hüviyetinden ayrı olarak  kendisinden eğitim ve öğretim alabilecek herkesi ilgilendiren bir  öğretmenlik kimliğine de sahiptir. Öğretmen, toplumsal bir kimliğe  sahiptir. Öğretmenin değeri de bu öğretmenlik kimliği dolayısıyladır.  Bizim bu konu üzerinde  az çalıştığımızı ve pratikte  öğretmene maddi boyutun ve parayla ders verme kabiliyetinin dışında  değer vermeyen kültüre teslim olduğumuzu ikrar etmemiz gerekir.  Materyalist medeniyetin kültürü budur.  Değerleri  belirleme kriteri, her şeyi paraya çevirme kabiliyetinden ibarettir. Bu  kültürde öğretmen, doğrudan ve dolaylı olarak para kazanabildiği oranda  saygındır. Bizler ve bu arada İran milletinin kültürel unsurları da bu  yanlış anlayışa teslim olmuş durumdayız. Oysaki İslam mantığında,  mesele maddi boyutun ötesindedir. Eğitim ve öğretim konusu, bir  muhataba, bir insana hayat ve yeniden doğuş bahşetme meselesidir. İslam  bu gözle hadiseye bakmaktadır. Siz, kurak bir araziyi kazarak oradan  akar bir su çıkarmaya çaba ve gayret ediniz. Siz, çok küçük bir tohumu  uygun bir zemine ekiniz ve onu sulayınız ki, ondan yemyeşil bir fidan  doğsun. İster paraya dönüşsün, ister dönüşmesin; konu, budur. İslam  eğitime, öğretime ve öğretmene bu gözle bakmaktadır. Bunları söylerken  ülkemizdeki öğretmenlerin şimdi ve geçmişteki alacaklarını ve haklarını  görmezlikten gelme gibi bir kastım yok. Hayır, konu bu değildir.  Beklentiler ve talepler var, çoğu da haklı taleplerdir. İlgili makamlar  vardır ve onlara konuyla ilgilenmelerini söylemem gerekiyor.
       
        Açıklamalarını  dinlediğiniz bu yeni bakan, gördüğüm ve anladığım kadarıyla faal,  çalışkan ve konuyu takip eden biridir ve inşallah ümit ediyorum ki o  alanda sorumluluklarını yerine getirir. Benim söylemek istediklerim, bu  mevzuların ötesindedir. Bu sözlerin muhatabı da sadece siz öğretmenler  değilsiniz; bu sözlerin muhatabı, bütün İran halkıdır, sizin eğitim ve  öğretim dairesini kendileri için açtığınız halk kesimleridir. Ta ki,  onlar da bu daireye dahil olsunlar. Konu, bir eylem, bir girişim ve bir  kimlik için değer belirlemektir. Bize göre günümüzde bunun değeri,  olması gerektiği gibi bilinmemektedir ama; geçmişte bilinmekteydi. Batı  kültürünün müdahaleleri ülkemizde bu kadar yaygınlık kazanmadan önceki  dönemlerde, yani bin yüz yıl önce, İslam'dan iki yüz yıl sonra  ülkemizde muhtelif zamanlara uygun olarak ilim, tahsil ve öğretim  imkanlarının oluştuğu dönemlerde öğretmenin değeri bilinirdi.  O  zamanlar öğretmen, manevi açıdan büyük bir değere sahipti. Eğitim ve  öğretim alanında eğitim ve öğretim metodu öyle bir nitelikteydi ki, bir  öğrencinin öğretmeni karşısında ayağını uzattığı görülmezdi. Bizler de  böyleydik. Ders verdiğimiz dönemlerdeki öğrencilerimiz de bize karşı  öyle davranırlardı. Öğrencinin yanında öğretmenin gerçek manada bir  değeri ve saygınlığı vardı. İlim havzalarında henüz bu saygı ve değerin  izleri baki kalmıştır. Çünkü ilim havzaları, kültürel alanda Batı  eğitim sisteminden daha az etkilenmiştir. Dolayısıyla henüz o yöntemler  ilim havzasında vardır ve öğretmen, öğrencinin yanında saygı, değer ve  hürmete layık biridir. Öğretmenin öğrencinin kalbindeki heybeti,  korkudan değil, büyüklükten kaynaklanıyordu. Bununla birlikte, öğrenci  ders esnasında öğretmenine itiraz edebiliyor ama, üniversitelerimizde  bunun bu kadar olup olmadığı belli değildir.  "Hocam!  İzin verir misiniz ?" şeklinde izin alması da gerekmiyor. Öğretmen  konuşuyor, hoca ders anlatıyor; öte yandan bir talebe eleştiride  bulunuyor ve hoca da eleştiriyi dinliyor. Öğrenci bazen eleştirisinde  aşırıya da kaçabiliyor. Yani öğrenci ilmi bir meselede öğretmeni ile  cüretkar ve küstahça  konuşabilse de aynı öğrenci,  öğretmenine karşı mütevazi ve saygılıdır. Öğretmeninin elini öper ve  onun karşısında ayağını uzatmaz, ona "sen" diye hitap etmez. Batı  kültürü ve değerleri ülkemize girene kadar, yani 1200-1300 yıl boyunca  öğretmen-öğrenci ilişkilerimiz bu şekildeydi. Bakınız bu yeni süreçte  kaç tane öğretmen öğrencilerinden dayak yedi ?! Nice öğretmenler  sınıfta öğrencileri tarafından alay konusu edildi ! Ne kadar ağır  sözler işittiler ! Kaç öğretmen öğrencileri tarafından öldürüldü ?!  Çünkü öğretmen eksik not vermiş. Bu tür olaylar vuku buldu. Tarihi  geçmişten ötürü bizim ülkemizde bu problem lokal düzeyde olmuştur. Çok  daha güçlü, çirkin ve şiddet içerikli olan yerler var; Batı kültürünün  merkezleri olan yerler.
       
        Benim  çabam, öğretmen için konan değerlerin İslami olması yönündedir.  Toplumumuzun öğretmene saygı göstermeye ve ona değer vermeye ihtiyacı  var. Eğer öğrenci velisi, gerçek manada öğretmene saygılı olsa,  o öğrenci de hem derste hem ders sonrası öğretmenine karşı aynı duyguyu taşıyacaktır. Bizim buna ihtiyacımız var.  Bu, sizin için bütün maddi imtiyazlardan daha üstündür.  Değerli İmam’ımız bilge bir kişilik  idi.  İmam, Kur'ani anlamda bilge idi. Bilge, diğerlerinin göremediği,  kendileri için gizli olan hakikatleri müşahede eden kimsedir. İmam'ın  kullandığı kelimeler çok sade görülebilir ama; onları ne kadar açarsan  o kadar çok derinliğe ve muhtevaya sahip olduğunu farkedersiniz. İmam  böyle biriydi. Kur'an'a bakınız, hikmet kelimesinin geçtiği yerlere  bakınız: "Bu, Rabbinin hikmetten sana vahy ettikleridir." Bunların ne  olduğuna bakınız. Bunlar normal tavsiyeler gibi görülmektedir. Bizim  birbirimize sürekli telkin ettiğimiz budur ama; ne kadar açarsanız, o  kadar derinliği fazlalaşır. Anne-babaya saygının, hikmetlerden biri  olduğunu var sayalım. Anne-babaya saygının bereket ve faydaları  sayılmakla bitmez. İnsan bu konuda ne kadar derinleşse, bu konunun daha  da derin olduğunu görecektir. Hikmet budur. Hikmet sahibi olan İmam,  "Öğretmenlik, peygamberlik mesleğidir" dedi. Bu, çok büyük bir sözdür.
       
        Kur'an'ın  bir çok yerinde tekrarlanan ve öğretmeyi peygambere nisbet eden,  "kendilerini temizleyen ve kendilerine kitap ve hikmeti öğreten…"  ayetinden ayrı şöyle bir hadis vardır: "Muhakkak ki Allah beni zorluk  çıkaran ve sıkıntı oluşturan biri olarak göndermedi; beni öğretmen ve  kolaylaştırıcı olarak gönderdi." Allah beni öğretmen olarak gönderdi.  Kolaylaştıran öğretmen... Yani, kolaylaştırıcı... Hayatı öğrencilerim  için kendi eğitimimle kolaylaştıracağım ve işi onlar için kolay  kılacağım. Bu kolaylaştırma, basite almadan farklıdır. Yani ihmal  değildir. Ben zorluk çıkaran ve sıkıntı oluşturan biri değilim. Ne  kendimi hayatın zorluklarının kıvrımlarına düçar ederim, ne de  insanları... Aksine kendi eğitimimle toplumu doğru yola, sahih yola,  asfalt yola ve sırat-ı mustakime yönlendiririm. Kolaylaştırma budur.  İnsan bazen bir hedefe ulaşmak ister ama yolunu bilmez. Nefes kesen  yükseklikleri, kayaları, taşları sürekli tırmanır, aşağı iner; ya  hedefine ulaşır ya ulaşmaz. Bu sıkıntıdır. Bazen de böyle olmaz.  Tanıdık  bildik birisiyle yola koyulur. O bilen kişi,  "Beyefendi! Şuradan gidiniz" der. Hem yol düzdür, hem yakındır, hem de  mutlaka sizi ulaşmak istediğiniz yere vardırır."Kolaylaştıran öğretmen"  budur. Öğretmenin şanı budur. Bu, bizim asıl konumuzdur. Ben, kendi  konumunuzu, değerinizi ve durumunuzu iyi bilesiniz diye siz  öğretmenlere ve halka seslenmek istiyorum. Elbette daha çok, halka  seslenmek istiyorum, çünkü öğretmenler kendi değerlerini biliyorlar.  Şuurlu bir öğretmen, gerçekten ilim sahibi olan ve onu başkasına  öğreten öğretmen, ne yaptığını bilir. Kapalı bir kilit var ve bir de  anahtar. Öğretmen bu anahtarı öğrenciye verir ve "Yavrum, bu anahtarla  kilidi şu şekilde açarsın" der. Bu, öğretmenin işidir. Bu, hiçbir  kıymetle çözülemeyen bir denklemdir. Onun tek çözüm yolu, öğretmenin  yol göstermesidir. Her dalda öğretmenin işi budur. Onun için bütün  kademelerdeki öğretmenler, ne yaptıklarını bilirler. Dolayısıyla daha  çok halk kesimleri benim muhatabımdır. Ben, toplumumuzdaki eğitim ve  öğretimin değerinin, İslam'ın belirlediği değer olmasını istiyorum.  "Bana bir harf öğretenin kölesi olurum" şeklinde bir rivayet  nakledilmiştir. Elbette ben bu rivayetin senedinin nasıl olduğunu, ne  kadar güvenilir olduğunu bilmiyorum ama; bu söz doğru bir sözdür. İnsan  birinden bir şey öğrendiğinde, bir merhale ileri gider ve kat ettiği  merhaleden dolayı kendini, kendisini yönlendirene karşı minnettar bilir  ve köle sayar.  Asıl mevzu, budur.
       
        Burada değer boyutu olan bir başka konu daha var.  Bunu  da ifade edeyim. Bu konu, siz öğretmenleri ilgilendirmektedir. İslami  açıdan, öğretmene saygı gösterilmesi ve değer verilmesi kadar öğrenciye  de değer verilmelidir. Öğrenciye de saygı duymak gerekir. Öğrenciye  hakaret edilmemeli. Bu, çok derin eğitim boyutu olan bir konudur.  Konuyla ilgili şöyle bir rivayet nakledilmiştir: "Kendisinden  öğrendiğiniz ve sizden öğrenene karşı alçak gönüllü olunuz." Ve "Alim  diktatörlerden olmayınız."  Diktatör, iki türlüdür: Siyasi  diktatör ve ilmi diktatör. Firavun misali ilmi diktatör ve zorba alim  olmayınız. Ben, böyle bir hocayı kırk-kırk beş yıl önce  üniversitelerimizden birinde görmüştüm. Öğrencilerine karşı konuşma,  öğretme ve davranış tarzı Firavun’caydı, babanın çocuğuna karşı  davrandığı gibi değildi. Öğretmenin büyüklük taslaması mümkündür ama;  büyüklük taslamak,  hakaret etmek ve küçük düşürmekten  ayrı bir şeydir. Öğrenciye değer vermek gerekir. Sizlerin her biriniz,  mutlaka çok deneyime sahipsinizdir. Değer verdiğiniz öğrencilerinizden  olumlu sonuçlar almışsınızdır. Onun eğitimini kolaylaştırmışsınızdır.  Sövmek, hakaret etmek ve hatta dövmek iyi değildir. "Edep için dövmek  gerekir" sözü kadim zamanlarda yaygındı ve uygulanırdı da. Zaman,  dövmenin iyi bir şey olmadığını gösterdi. Ben de böyle düşünüyorum.  Öğrenciyi  mum gibi yumuşaklıkla elde evirip çevirip ona şekil vermek gerekir.  Öğretmenlik sanatı budur. Bu da, öğretmenlerle ilgili değerler  mevzusunun bir diğer boyutu idi.
       
       
        Eğitim ve öğretimle ilgili  çok konu var. Ben de muhtelif yıllarda öğretmenler günü dolayısıyla bazı konuları gündeme getirdim. Bazen  Kültür  İnkılabı Yüksek Şura'sıyla olan görüşmelerde ve bazen de milli eğitim  bakanıyla olan görüşmelerde ifade ettiğim konular var. Bu konular benim  kişisel tercihlerim olmayıp takriben bütün uzmanların araştırmalarına  dayanmaktadır. Bu konular, eğitim ve öğretimle ilgilenenler tarafından  da onaylanmıştır. Bu konuları biz istedik. Sayın bakan, biraz önce  sunduğu raporda  ilgili konuların bazılarını ele  aldıklarına, bazılarıyla ilgili ilerleme kaydettiklerine ve bazılarıyla  ilgili girişimde bulunduklarına işaret etti. Bu, iyi bir gelişme fakat  bu kadarıyla yetinilemez. Bizim, eğitim ve öğretimle ilgili daha  derinlikli çalışmalara ihtiyacımız var.
       
        Ben, geçen yıl Tahran'da öğretmenler günü münasebetiyle yapılan törende  eğitim  ve öğretimle ilgili köklü değişim konusunu gündeme getirdim. Köklü  değişim ne anlama gelmektedir? Batı’lılardan, Batı’lı olmayanlardan ve  diğer yabancılardan bir şeyler öğrenme konusunda çekingen  davranmayacağımızı, bundan sakınmayacağımızı defalarca ifade ettim.  Diğer ülkelerin geliştirdiği yönetim metodundan, eğitim metodundan,  bilgi ve bilimsel buluşlarından yararlanmada çekingen ve ihmalkar  davranmayacağız, takipçisi olacağız, öğrencilik yapacağız ancak; bu  öğrencilik esnasında gözetilmesi gereken iki nokta vardır. Bu iki  noktayı, kültürel değişim dönemlerinde, yani kültürel değişim dönemi  olan Pehlevi döneminde gözetmediler. Gözlerini kapatıp kucaklarını  açtılar. Her kim geldiyse kabul ettiler, her ne verdiyse aldılar. Bu  iki noktadan biri, aldıklarımızın işimize yarayıp yaramadığını  değerlendirmemiz gereğidir. Eğer yüzde yüz bize uyuyorsa, aynen kabul  ederiz. Eğer yüzde yüz bize uymuyorsa, zararlıysa, tümüyle reddederiz.  Eğer bu ikisinin arasındaysa, işimize yaradığı oranda kabul eder ve  geriye kalanı reddederiz. Bu, birinci nokta.
       
        Ben  bir örnek vererek aradaki farka dikkat çekmiştim. Bir insanın bir  cismi, bir meyveyi, bir yiyeceği veya bir ilacı görüp, tanıması ve onu  kendi iradesiyle yemesi ile bir insanın elini ayağını bağlayıp ona bir  şeyi zorla enjekte etmek birbirinden farklıdır.  Birincisi  doğru, ikincisi yanlıştır. Bize enjekte etmemeleri gerekir. Bizim  seçmemiz lazım. Bu konuda gaflet edilmiştir. Ağzından veya şırınga  yoluyla bedeninden kendisine ilaç verilen halsiz düşmüş, baygınlık  geçirmiş insan örneği gibi olmayalım. Biz, kültürel değişim  dönemlerinde ağzımıza ilaç versinler diye bekledik. 
        İkinci  konu, bu "öğrenci-öğretmen" ilişkisi, sonsuza kadar olmamalı. Evet biz,  bilmediğimizi bilen birinden öğrenmeye, onun yanında öğrencilik yapmaya  hazırız. Ancak insan sonsuza dek öğrenci olarak kalmamalı. Bizim  kendimizin öğretmen, hoca olması gerekir. Bu iki noktaya dikkat  edilmedi.
       
        Öğrendiğimiz  konulardan biri, eğitim ve öğretim konusudur. Onların eğitim ve  öğretime ilişkin güzel yöntemleri vardı ve biz de onlardan öğrendik.  İlkokul, eski mektephanelerden daha iyidir. İlkokul, lise gibi ayrımlar  güzeldir. Bunları dışlamıyoruz, bunlar yararlıdır. Ancak ne ölçüde,  nasıl ve hangi yöntemlerle olması gibi konulara dikkat etmedik ve bir  bütün olarak aldık. Onlar, altı yıl böyle olsun, altı yıl şöyle olsun  dediler. Biz de aynen uyguladık. Sonra onlar yöntemlerini değiştirip  beş yıl, üç yıl ve benzeri dediler. Biz de bunları alıp uyguladık.  Böyle olmaz ki! Onların muhtelif dersler için ders kitapları vardı;  bunları öğretiniz dediler. Biz de aynı yoğunlukta alıp uyguladık.  Eğitim ve öğretim yapılanmamız hem şekil hem de muhteva itibariyle  tamamen taklittir. Bu, doğru değildir. Bizim neye ihtiyaç duyduğumuza  bakmamız gerekir. Mevcut yöntemin eksik yanları nedir? Var olan  yöntemin eksik yanlarından biri, düşünme eksenli olmak yerine ezber  eksenli olmasıdır. Eğitim ve öğretimimiz ezber eksenlidir. Çocukların  sürekli ezber yapması gerekiyor.
       
        Ezberlemek  için hafızanın kötü olmadığını parantez içindi belirtmek isterim.  Çocukların ezberlemesi, kitap okuması, çok okumaları hiç sorun değil.  Bu, iyi bir şeydir. Çünkü bu bilgiler kalıcıdır. Bazılarını anlamamış  olmaları mümkündür. İlkokula gittiğimiz dönemlerde, milli eğitimde  uygulanan programlardan farklı bir programa sahip olan bir ilkokul  vardı. Orada bize Gülistan'ı ders verirlerdi. Gülistan'ın bazı şiir ve  beyitlerini o zamandan bilirim. O zaman Gülistan'ı okuduğumuzda  anlamını bilmiyorduk. Sonraları yavaş yavaş zamanla o şiir ve  beyitlerin anlamını kavradık. Bu, iyi bir şeydir. İnsanın bazı şeyleri  doğru anlamaması mümkündür ama; bu ezberler zihni faaliyete zemin  hazırlar. Ezber güzeldir ama; bütün çabanın ezberden ibaret olduğu hıfz  merkezcilik iyi değildir. Esas çabanın, her ne kadar ezberle birlikte  olsa bile, düşünmeden ibaret olması gerekir. Bu büyük bir eksikliktir  ki, düzeltilmesi lazım.
       
        Biz  bugün bunu düzeltmezsek, kim düzeltecek? Merhum Celal Al-i Ahmed'in  Batı hayranlığı diye tanımladığı kültürel değişim dönemi, Batı  medeniyeti karşısındaki şaşkınlık ve hayranlık dönemleri geride kaldı.  O aşırı makyajla süslenmiş, şeffaf ve berrak çehrenin iç yüzü bugün  bizim ve dünya halklarının bir çoğu için açığa çıkmıştır.  Çirkinlikleri, vasıfsızlıkları ve kötü yüzü aydınlanmıştır. Bugün  bildiğimiz nice yönleri, elli yıl önce bilmiyorduk.  İran halkı, bugün birçok gerçeklere aşinadır.
       
        Bizim  bugün bu işleri düzeltmemiz gerekir. Kimin düzeltmesi gerekir? Asıl  sorumlu, Milli Eğitim'dir. Milli Eğitim'de konuya ilişkin bir birimin  kurulduğu, Milli Eğitim Bakanlığı’nın sorunu çözmeye çalışması  gerektiği doğrudur ama; asıl konu,  uzmanların  uzmanlığıdır. Eğitim ve öğretimden sorumlu olanlar! Kendinizi, Kültür  İnkılabı Yüksek Şurası'nda ve diğer yerlerde bulunan görüş sahiplerinin  görüşlerinden mahrum etmeyiniz. Bunlardan yararlanınız ve iyice ölçülüp  olgunlaştırılmış bir yöntemi İran halkına ve gelecek nesillere  aktarınız ki, salih ameller olarak kalsın. Bu, kanaatimce çok önemli  bir noktadır.
       
        Bir  diğer önemli konu, öğretmenin, eğitim ve öğretim kurumlarındaki  eğiticilerin eğitilmesidir. Elbette Milli Eğitim Bakanlığı’nın öğretmen  yetiştirmede iyi bir kapasiteye sahip olması sevindiricidir. Bu  kapasiteden maksimum düzeyde yararlanmak gerekir. Bu konuya ilişkin  inancım, üniversitelerin kapasitesinden de yararlanılması şeklindedir.  Dışınızdakilere kapıyı kapatmayınız. Bütün kapasitelerden yararlanılsın. 
        Bazen  bir insan lisans sahibi olmayabilir ama; bir branşta, bir işte uzman  olabilir. Meşhed'de bir grup edebiyat ve şiir ehli insanlarımız vardı  ki, hiçbir lisans ve hatta lisans altı eğitim düzeyinde diploma sahibi  değillerdi ama; üstad idiler. Nasır Hüsrev, Mesud-i Sa'd Selman, Sadi,  Hafız ve Saeb hakkında uzman idiler. Edebiyat dalında üniversitede hoca  olan birçoğundan daha iyiydiler. Bu durum, diğer dallarda da mümkün  olabilir. Kendinizi bu tür insanlardan mahrum bırakmayınız. 
       
        Öte  yandan Milli Eğitim'in bütün alanlarda becerikli ve okumuş insanlar  yetiştirmeden sorumlu olduğunu da aynı şekilde belirtmek isterim. Eğer  orta öğretimi, salt üniversiteye  hazırlık olarak  düşünürsek, yanılırız. Hayır, böyle değil. Bazıları, dünya ve  ahiretlerini üniversite sınavını kazanmaya bağlamışlar. Üniversiteyi  kazanmayan bir gencin kendi başına bir bela getirdiğini, psikolojik  sorunlar yaşadığını ya da anne-babasının serzenişte bulunduğunu  duymuşsunuzdur. Hayır beyler! Üniversite, bilim ve araştırmayı  olgunlaştırma yoludur. Bu, ülke için gereklidir. Benim derinlikli  bilginin yaygınlaştırılması konusunda ısrarcı olduğumu ve bunu teşvik  ettiğimi bilirsiniz. Ama bu; bizim iyi bir satış elemanı, iyi bir  şoför, iyi bir esnaf, iyi bir teknisyen istemediğimiz anlamına gelmez.  Ülkedeki bütün kadın ve erkeklerin üniversiteye gitmesi gerekmiyor ama;  ilk ve orta öğretime ihtiyacı vardır.  Öyleyse ilk ve orta  öğretim, bir mukaddime ve üniversiteye hazırlık değildir. Hayır!  Üniversite de iyidir ve gereklidir ama ilk ve orta öğretimin alanı  üniversiteden çok daha geniştir. İlk ve orta öğretimdeki gayretiniz,  gerekli oranda bilgi, birikim ve malumat sahibi insanlar yetiştirmek  olsun ki, çalışan insanlar bu bilgi ve birikime sahip olsun. Bazıları  yetenekli ve isteklidir, üniversiteye gider ve bazıları da gerekli  istek ve yeteneğe sahip değildir, üniversiteye gitmez.
       
        Elbette  bu konu, adaleti gözetmekten farklıdır. Üniversiteye girişle ilgili  adaleti koruyacak işler yapmamız lazım. Yani yeteneği ve isteği olup  maddi imkanları olmayanlara üniversiteye girmeleri için yardım  etmeliyiz. Bu, adalettir. Herkese imkan tanımak gerekir. Zamanın  birinde, eğitimini sürdürmeyip iş tercihinde bulunan bir gence, adet  olduğu üzere neden okumaya devam etmediğini sordum. Geçiştirici  cevaplar verdi. Ben biraz ısrar ettim. Seçtiği meslek de iyi bir işti.  Meşhed lehçesiyle, "Bu iş benim kanımda var" dedi. Kanının, varlığının  bir parçasıdır. Çok güzel! Birinin kanında falan meslek, satıcılık  varsa, bırakın gitsin o işi yapsın. Mutlaka üniversiteye gitmenin ne  gereği var! Bu gencin mutlaka üniversiteye gitmesinde ısrarcı olmamın  ne anlamı var? Bu, konuya ilişkin doğru bir bakış açısı değildir.
       
        Bir  diğer konu, işaret ettiğim eğitim faaliyetleri mevzusudur. İnkılaptan  sonra bu ülkede oluşturulan en iyi geleneklerden biri, merhum şehid  Bahoner'in temellerini attığı Eğitim Müdürlüğü’dür.  Bazı  bahanelerle bu kurumu tatil ettiler. Şimdi bu konuya su-i zanla bakmak  istemiyorum ama; her açıdan yanlış bir anlayıştı. Eğitimin bütün  öğretmenler tarafından sınıfta yapılması gerektiği gerekçesiyle eğitime  özel olan bu kurumu kapattılar. Evet, bir yönüyle ben de öyle  düşünüyorum. Benim de inancım, siz fizik, matematik, mühendislik,  edebiyat, sosyal bilimler ve diğer dallardaki öğretmenler, kendi  öğrencileriniz için din ve ahlak hocası ve ahlaki açıdan eğitici  olabilirsiniz. Bazen bir matematik öğretmeni, matematik problemini  çözerken bir kelime söyler ve bu kelime öğrencinin kalbinin  derinliklerinde iz bırakır. Bütün öğretmenlerin, bunu kendi  görevlerinden sayması gerekir.Ben burada bulunan ve öğretimle meşgul  olan tüm değerli öğretmenlere, eğitimin kendi işinizin bir parçası  olduğu gerçeğinden gaflete düşmemenizi salık veririm.  
        Öğretmenlik  nüfuzundan ve öğretmenin öğrenci üzerindeki psikolojik etkisinden, bu  imkandan yararlanınız ve öğrencinin kalbinde nurlu ve parlak bir iz  bırakınız. Bazen siz matematik veya edebiyat öğretmeninin, ilkokul  birinci veya ikinci sınıf öğretmeninin Allah, peygamber, kıyamet,  maneviyat, Allah'a yönelme ve Allah sevgisine ilişkin söyleyeceğiniz  bir kelime bu çocuğa, bu gence, muhatabınız olan bu insana istenilen  şekli verebilir ve bu kelime, yüzlerce saat diğer şekillerde  konuşmaktan daha etkili olabilir. Bu, kendi yerinde mahfuzdur. Bu, bir  görevdir ama bu durum, Milli Eğitim'de  eğitimle ilgilenen  sorumlu bir birimin olmasını olumsuzlamaz. Çünkü eğitimsiz öğretimle  bir yere varılamayacağını biliyoruz. Eğitimsiz öğretim, toplumların  başına bugün yüz, yüz elli yıl sonra Batı toplumlarının yaşadığı  belaları getirir. Bu sorunlar, etkileri on yıl, yirmi yıl sonra ortaya  çıkmayan türdendir. Bir zaman gözlerinizi açacak ve göreceksiniz ki,  bir nesil kaybolmuş ve iş işten geçmiştir. Koca bir nesil! Ümit  kırıcıdır. Konuya ilişkin elimde çok sayıda bilgi ve sarsıcı veriler  var ama bunları söylemeye fırsat yok... Elbette bu açık ve kesin  itirafları bazı yerlerde söyledim. Bizim burada oturup uzaktan  konuştuğumuz sanılmasın. Hayır! Kendi sözleridir ve kendi kendilerine  yaptıkları uyarılardır. Bu olay Batı’da gerçekleşti ve bu, evi temelden  viran eden bir darbedir. Eğitimsiz ilim böyledir. Bir toplumda bilim  ilerler ve eğitim olmazsa, atom bombası, muhtelif siyasi  samimiyetsizlikler, türlü yalanlar, kartellerin ekonomik çıkar  talepleri bir yana, bunlar ayrı bir hikayedir ve de eğitimsizlikten  kaynaklanmaktadır; asıl konu, insan neslinin yitirilmesidir. Bundan  dolayı eğitim ve terbiye konusu çok önemlidir. Şimdi eğitim ve terbiye  ile ilgili sadece şekli olarak değil, iyi ve güçlü bir şekilde  kurumlaşmış ve yararlı bir müdürlük gerekir.
       
        Bir  diğer konu da okuma yazma bilmeme mevzusudur. Ülkedeki bu probleme son  vermemiz gerekiyor. Önce ülkenin değişik bölgelerinde, okul yaşındaki  çocukların, okuması zorunlu olan çocukların okula gitmediği görülüyor.  Bu, büyük bir tehlikedir, çok kötü bir şeydir. İlkokulun herkes için  zorunlu hale gelmesi için tedbirlerin alınması gerekir. En azından  ilkokul diplomasına sahip olmak, kimlik ve ehliyet gibi zorunlu hale  gelmelidir. Herkesin buna sahip olması lazım. Bu, kendisine fazla ilgi  gösterilmeyen çok önemli bir konudur. Bu ilgisizlik bazen su-i  istifadelere neden oldu. Çocukların milli eğitim sistemi içinde ilkokul  dönemini tamamlamaları gerekir. Sonrasında ne yapmak istemeleri ayrı  bir mevzu ama; bu dönem zorunlu hale getirilmelidir.
       
        Milli  Eğitim ve Okuma-Yazma Öğretme Kurumu yetkililerinin oturup bir yaş  sınırı belirlemeleri gerekir. Örneğin elli, elli beş veya altmış yaş  altı olanlar için bir zaman belirlesinler ve örneğin beş yıla kadar  tümü okuma yazma öğrenmelidir desinler. Daha yukarı yaşlar için bu  denli sıkı tutulması gerekmez ama tümden kendi hallerine de  bırakılmamalı. Elli ve elli beş yaşın altındaki bütün kadın ve  erkeklerin okur-yazar olması gerekir ki, artık ülkede okuma-yazma  bilmeme gibi bir sorunumuz olmasın.
       
        Düşündüğüm  temel meseleleri gündeme getirdim. Ülkemizdeki bu yeni neslin bazıları  inkılap dönemini ve mukaddes savunma savaşı yıllarını yaşadı; bazıları  ise o dönemleri sınırlı olarak idrak etti. Bu nesil, sonsuz bir güce  sahiptir. Bu nesil, çok iş yapabilir. Yaptığımız işlerin arkasında  henüz İmam'ın  varlığını hissediyoruz.  O  güçlü irade, derin kararlılık, ülke ve toplumsal sorunlara olan  hikmetli ve ilahi bakışı henüz aramızda canlıdır. Bir diğer anlamıyla  İmam yaşamaktadır. İmam'a olan bey'atımız, inkılaba olan bey'attır. Bu  bey'atı korumamız gerekir. İmam'a, inkılaba ve İslam Cumhuriyeti’ne  bey'atını bozan kimse, kendine zarar verir. "Kim ahdini bozarsa, ancak  kendi aleyhine bozmuş olur.  Kim de Allah ile olan ahdine  vefa gösterirse, Allah ona büyük bir mükafat verecektir." Bu bey'atı  korumamız gerekir. Mevcut neslin bey'atının bereketiyle  çok  büyük işleri yapabiliriz. Bunun bir örneği, nükleer enerjidir. İran  halkının, bütün dünyanın dikkatini kendi üzerine çektiğini  görüyorsunuz. Siyasilerin ve propagandacıların  aleyhte  konuştukları doğrudur ama; halklar bu gelişmeyi olumlu bulmaktadır. O  siyasiler de kendi iç dünyalarında İran'ı övmektedirler. Uluslar Arası  Atom Enerjisi Kurumu ile yapılan görüşme ve diğer siyasi görüşmelerdeki  müzakere metinleri bana gelir. İran halkını bilgiye olan iştiyakından,  kendi hakkını takip etmesinden, milli ve ilmi övünç kaynağı olan  nükleer enerjiyi korumadaki ısrarından dolayı övdüklerini ve hayrete  düştüklerini  görüyorum. Elimizdeki tüm raporlar, bunu göstermektedir.  Bu bir örnek.
       
        Eğer yirmi yıl önce bu ülkede denseydi ki, bir gün İranlı gençler  hiçbir  yere gidip eğitim almadan kendi zihni üretkenlikleri, faaliyetleri ve  aldıkları parçalı eğitimleri sonucu santrifüj üretecekler, uranyumu  zenginleştirecekler ve nükleer enerji elde edecekler; bin kişiden biri  bile inanmazdı. Bunu ilk kabul etmeyenler de, uzmanlar ve okumuş  kimseler olacaktı. "Olmaz, böyle bir şey mümkün mü? Bu oyuncak mıdır?"  diyeceklerdi. İran halkı, bunu yapabileceğini kanıtladı. Diğer bütün  alanlarda da böyledir. Bir alandaki gelişmeler tebarüz etti, dünyayı  şaşırttı. Diğer bütün dallarda da bu milletin yeteneği vardır, şevki de  vardır. Bu alanlara girecek gerekli cesaret ve cürete de sahiptir. Bu,  bilinmektedir. Bunu inkar edene yazıklar olsun. Daha birçok şey sizin  tartışmasız haklarınızdandır.
       
        Yeniliğin  anlamını ifade etmiştim. Yenilikçi fikirle, yenilikçilik yolunda,  gençlerimizin, halkımızın, düşünce üretenlerimizin ve siz öğretmenlerin  yenilikçiliği üzerinde azimle ilerlemelisiniz. 
        Ya  Rab ! Bu halka yardım et ve onları muvaffak kıl! Ya Rab !  Davranışlarımızı, niyetlerimizi ve amellerimizi Asrın Velisi İmam  Mehdi'nin (ruhumuz ona feda olsun) razı olacağı şekle bürü. Ya Rab!  İran halkının mutluluğunu gün be gün arttır...  
       
                Allah’ın selam ve rahmeti  üzerinize olsun...

   

Total Visit: 199
Total Rank: 0
Total Rankers: 0
Total Comments: 0

Oy vermek için yetkiniz yok. Lütfen giriş yapınız.