Perşembe 9 Şubat 2012 - 06:13

الخميس ١٧ ربيع الأول ١٤٣٣

پنجشنبه ۲۰ بهمن ۱۳۹۰ - ۰۷:۴۳

Kullanıcı adı:

Şifre :

Şifremi Hatırla
Şifremi unuttum   aktivasyon
Üye ol
    
       
                                   
İslam İnkılabı Rehberi Ayetullah Hamenei’nin Eberkuh Halkına Hitaben Yaptığı Konuşma
                                                                                         
08/01/2008
Bismillahirrahmanirrahim,
               

الحمدللَّه  ربّ العالمين. والصّلاة والسّلام على سيّدنا و نبيّنا ابى‏القاسم المصطفى  محمّدو على اله الأطيبين الأطهرين الهداة المهديين سيّما بقيّةاللَّه فى  الأرضين

             


                İnkılapçı ve vefakar kardeşlerim! Sizlerin  huzurunda, sizlerin hizmetinde olmaktan dolayı yüce Allah'a  şükrediyorum. Bu şehir her ne kadar eski ve tarihi olsa da, halkının  düşüncesi yeni ve dinçtir. Bunun en bariz örneği, İslam nizamı  doğrultusunda, Allah yolunda, asil İslami düşüncenin sizin düşüncenizde  ve kalplerinizde hala canlı bir şekilde bulunmasıdır. Beyninde ve  kalbinde, hedefi olan, ideali olan ve bunun için çaba gösteren bir  millet her zaman diri ve dinamiktir; bizim de milletimiz Allah'ın  inayeti ve İslam İnkılabı'nın bereketiyle, işte o milletlerdendir. Buna  ilaveten istatistikler ülkemizin nüfusunun ve özellikle Eberkuh  halkının çoğunluğunun genç olduğunu göstermektedir. Yani ülkemiz genç  bir topluma sahip... İşte bundan dolayı ülkenin geleceğine daha umutlu  bakmak lazım. Zira gençliğin çabası, geleceğe damgasını vuracak ve genç  toplum, ülkenin ilerlemesi ve kalkınmasını sahiplenecektir.

             

Eberkuh  ilçesi Cuma namazı imamı, öncelikle su meselesi olmak üzere halkın  sorunlarıyla ilgili olarak beni kısaca bilgilendirdi. İl ziyaretlerine  başlamadan ve özellikle de Yezd'i ziyaret etmeden önce bu ilçeye  gelmeyi arzuluyordum. Raporları inceledim, buranın su problemi  raporlara da yansımıştı. Yezd ili ve bu ile bağlı Eberkuh ilçesi bir  tarım merkezidir ve tarımın da suya ihtiyacı vardır; sizin sorununuz  gibi bu il genelinde de suyun azlığı en önemli problemdir ama bu  sorunun da diğer sorunlar gibi devletin ve halkın yardım ve işbirliği  sayesinde çözüleceği konusunda asla kuşkunuz olmasın. Önemli olan,  milletin istediği bir şey karşısında yetkililerin hizmet aşkıyla o işe  sarılmaları ve halkın sorunlarını gidermeye dair samimi kararlar  almasıdır.

             

Bizim milletimizin İslam İnkılabı'ndan onlarca yıl  hatta ondan da çok daha önce varolduğu gözlenen sorununun iki asıl  nedeni şudur: Bunlardan biri, halkın sorunları karşısında hiçbir  sorumluluk duygusu olmayan yetkililerin olması ve devleti kendi  çiftlikleri gibi görme anlayışıdır. Elbette bu anlayışa göre, halktan  uzak olan bu yetkililer ve yöneticiler, yalnızca kendi çıkarlarına göre  hareket ediyorlardı. Ayrıca hizmette merkeze "uzak" ve "yakın" şeklinde  yanlış bir anlayış vardı. Bir şehrin uzakta olması ne demek? Böyle bir  anlayış nasıl olabilir ? Bunun manası yani ülkenin başkenti, merkezi  Tahran'a uzak olmasıdır! Bunun manası gerçekte şu idi: Halktan uzak  olan o dönemin yöneticileri, bu anlayışa sahip yetkililer, sadece kendi  çıkarlarını temin eden merkezler ve bölgelerle ilgileniyorlardı. Onlar  için halka hizmet söz konusu değildi.

             

Ama İslam İnkılabı bu  anlayışı tamamen değiştirdi. İslam İnkılabı'yla birlikte, yetkililerin,  devletin bölgelere hizmet konusunda "uzak" ve "yakın" ayrımcılığı  kalktı. Artık böyle bir anlayış yok. Zaten siz de bu gerçeği, bakanlar  kurulu, yöneticiler ve cumhurbaşkanının sürdürdükleri il  ziyayretlerinde görmektesiniz. Bunun da manası; yetkililerin bakışı ile  hizmet dağılımının, bütün şehirler arasında adil ve eşit bir şekilde  paylaştırıldığıdır. Yetkililerin bakışı ve kararları, asla, bir  bölgenin veya bir şehrin uzakta olduğu için hizmetten geri kalması  şeklinde olmamalıdır. Hizmette "uzak" ve "yakın" diye bir şey olmaz.  Bugün bu uzakta olan bölgeler veya şehirler, yetkilileri yakından  görebiliyorlar; yani bakanlar kurulu, cumhurbaşkanının buralara  geldiğini görmekteler, onlara mektuplarını verebilmekteler, yakından  konuşabilmekteler, dertlerini direkt olarak anlatabilmekteler; ama  geçmiş dönemde bu halkın, asla devletin 3. derecedeki bir yetkilisinin  bile kendilerini ziyaret edeceği ümitleri yoktu. İşte bu unsur yani  müdürlerin, yetkililerin, halka hizmetten yoksun olmaları durumu bugün  tamamen değişmiş, halkın dertlerini bilen, mesuliyet bilincinde olan  bir anlayış ve bakış açısı ülkemize hakim olmuştur.

             

İkinci unsur  da, çaba ve özgüvendir. Kendine değer vermeyen ve önemsemeyen bir halk  ya da bir toplum, her zaman beşer toplumları arasında ve insanlığın  bütün alanlarında geri kalmaya mahkumdur.Zaten bu bölgenin ve ülkemizin  emperyalizmin sömürüsü altında kaldığı dönemde, onların bize ve bölge  halklarına aşılamak istedikleri düşünceleri ve propagandaları da,  ‘Sizler, kadınıyla, erkeğiyle, Avrupa toplumundan gerisiniz. İkinci  sınıfsınız' şeklindeydi. Hatta onların ikinci sınıf bakışı bile ülkenin  çeşitli bölgelerine göre aynı değildi. Çünkü bazılarını daha değerli  biliyorlardı, zira oralardan beklentileri daha çoktu. Ama İslam  İnkılabı, bir tufan gibi geldi ve ne kadar pislik varsa hepsini silip  süpürdü.

             

Bugün İran milleti, parlak tarihi ve İslam'a, kendi iç  yeteneklerine, kabiliyetlerinden güç alarak, dünyaya yeni bir şey  söylemektedir; artık kendini geri kalmış görmemektedir. İşte bu,  kalkınma kalelerinin fethi hazırlığında, milli çabayı gerektiren  düşüncenin ta kendisidir. Çok kıymetli kardeşlerim, özellikle de siz  gençlere benim söylemek istediğim, bu tatlı duygu, ideal ve umudun  yokolmasına asla izin vermemenizdir.

             

Bu ülke haksız bir şekilde  geri bırakıldı. Biz, bugün büyük bir ilerleme kaydettik ama bu  ilerleme, hala da İran milletinin şanı ve konumuna yakışır düzeyde  değildir. İran milleti, bir zamanlar, İslam sayesinde maddi ve manevi  açıdan güç ve bilim kalelerini fethetmişti.

             


                Bugün biz  İslam'ı yeniden dikkate alıp değerlendirdik. İslam'a sarıldık, yönümüzü  İslam'a çevirdik. İslam'ın günün şartları ve ilerlemesine göre  sunmaktayız. Bugün İslami siyasi düşünce, İslami sosyal düşünce, İslami  manevi eğilimler, iç ilişkiler ve sosyal toplumla ilgili bütün  konularda İslami düşünce bugün yeniden en büyük kaynak olabilir, beşer  bu düşünceden hayat bulabilir, kurtuluş yolu bulabilir. Elbette bunu  benim burada söylememden ötede bu gerçeği insaf sahibi düşünürler de  ifade ediyorlar. Elbette bu noktaya İran milleti öyle kolaylıkla  gelmedi. Sizler şehidler verdiniz; Eberkuh ilçesinin çok sayıda şehidi  var, fedakarlığınız var. Evet, bu ilçenin anaları, babaları, İslam  İnkılabı'nı ve vatanı savunmak için en aziz yavrularını gözlerini  kırpmadan, cephelere gönderdi. Zaten bu gerçekler, İslam inkılabının  bugün ayakta olması, İslam ve İran bayrağının yükseklerde  dalgalanmasını sağlamakta ve İran milletini aziz ve değerli kılmaktadır.

             

Eğer  İran milletinin, uluslar arası arena ve kuruluşlarındaki konumuna  bakacak olursanız, son derece saygın ve onurlu bir yerinin olduğunu  göreceksiniz. Elbette bu güzel tabloda, İran milletinin bütün bölgeleri  ve kesimlerinin payının olduğu bir gerçektir; hepiniz çalıştınız,  hepiniz zahmet çektiniz. O zaman bu gerçeğe bakarak, şu iki unsura  dikkat etmek gerekir: Öncelikle yetkililer, halkın sorunlarını halletme  konusunda mesuliyet bilinçlerini her geçen gün takviye etmeliler; ama  ben burada, başta cumhurbaşkanı olmak üzere, bakanlar kurulu, hükümet,  üst düzey yöneticilerin halkın sorunlarını giderme konusunda tam bir  mesuliyet bilinci içinde olduklarını da söylemeliyim. Eğer hakkaniyetle  bakıldığında bu konuda bir eksikliğin olmadığı görülecektir. Çok güzel  ve büyük işler de yapıyorlar, yorgunluk nedir bilmiyorlar. Maddi  hizmetlerin, halkın sorunlarını giderme, kalkınma ve ilerlemeye dayalı  hizmetlerin yanı sıra bir diğer büyük hizmetleri de, İslam İnkılabı'nın  şiarlarına bağlı kalarak onu uygulamaya geçirmeleri, onunla gurur  duymalarıdır ve bu son derece önemlidir. Bu ülkede aramızda bu  şiarların değerini, kıymetini bilmeyenler vardı. Halbuki bu şiarlarla  övünmeleri, gururlanmaları gerekmekteydi ama bunu yapmadılar.

             

Ülkenin  üst düzey yöneticilerinin, her zaman İslam İnkılabı'nın ilkeleri ve  İnkılab'ın değerleriyle gurur duymaları ise memnuniyet vericidir. Bu  durum aslında inkılabın değerlerinin kıymetini bilen yöneticilerin  olduğunu ve millete hizmet aşkıyla yanan kimselerin olduğunu  göstermektedir. Ama elbette bununla yetinmek olmaz. Milletin  sorunlarının çözümü için daha fazla mesuliyet bilinci gerekmektedir.

             

Elbette,  sizler bir su meselesini, ya da tarım meselesini, yol meselesini veya  işsizlik meselesini gündeme getirmektesiniz. Fakat ülke genelinde çok  fazla ve çok değişik sorunlar var. Bundan dolayı, yönetici ve  yetkililerin, mesuliyet bilinci içinde bu sorunları gidermeleri  gerekmektedir. Program yapsınlar, hesaplasınlar, ülkenin imkanlarını  masaya yatırsınlar, ona göre sorunların üstesinden gelsinler.  Elhamdülillah, ülkenin imkanları da yabana atılır türden değildir ve  güzel imkanlara sahiptir. Ülkede iş yapacak insan gücü az değil;  proğramlanarak işlerin uygulanması gerekiyor. Elbette İslam  İnkılabı'ndan sonraki 28 yılda kalkınma, imar ve diğer alanlarda,  devrik zorba rejimin halkın sorunlarını çözme konusunda duyarsız olduğu  50 yıllık dönemde yaptığının en az bir kaç katı işler yapıldı. Çok  büyük işler ve hizmetler gerçekleştirildi.

             

Ama geçmiş dönemde  emperyalist devletlerin sömürgeciliğe dayalı anlayışları ve  uygulamalarından dolayı geri bırakılan İran'ın, bugün bu alanda aradaki  açığı kapatması için çok daha fazla çalışmaya ihtiyacı vardır. Eğer  geçmişte her ne yapıldıysa, ya mecburdular, ya göstermelik idi, ya da  yapılmaması halinde halktan gelecek tepkilerden korkuyorlardı. Yani,  mecburiyetten dolayı... Yoksa asla onları da yapmazlardı. Bilindiği  gibi, aziz ve necib bir halka sahip olan Yezd'e doğu dürüst hizmet  getirmediler. Onların mesuliyet bilinci, halkın tepki göstermemesi  için, diğer bölgelere göstermelik hizmetler götürmeleri şeklindeydi.  Onların mesuliyet bilinci, bu şekildeydi.

             

Ama bugün Allah'ın  izniyle, yetkililerin mesuliyet bilinci en üst düzeydedir. Halk bu  konuda mutmain olsun ve yetkililer, mesuliyeti kendileri için  istemiyorlar. İşleri, çabaları, hiç durmaksızın halka hizmet etmek  içindir.

             

Hatırlatmak istediğim ikinci konu da sürekli olarak  tavsiye ettiğim bir konudur. Gençlerimiz, çalışma ve çaba konusunda  asla durmamalıdır; öğrenimle meşgul olan, sanayiyle meşgul olan,  tarımla meşgul olan, ya da değişik alanlarda faaliyet gösteren her kim  olursa olsun, ülkenin ilerleme ve kalkınması konusunda sorumluluk  bilinci taşımalı ve rol üstlenmelidir. Bu sorumluluk bilinci ve kendine  düşeni en iyi şekilde yerine getirmelidir. Zaten elhamdülillah  milletimizin böyle bir bilinci de vardır. Toplumun bu zinde, dinamik  durumu, canlı ve çalışkan yapısı, her şeyden önce İran milleti  aleyhinde çok çeşitli entrika ve hileler hazırlamak isteyen düşmanların  oyunlarını bozmakta ve onların yes'e düşmelerine neden olmaktadır. Bu  durum aynı zamanda düşmanın ülkemizi geri bırakmaya dayalı çabasına  indirilmiş en büyük darbedir.

             

Sosyal hayatın tüm alanlarında  bizzat hazır ve faal olan bir millet, kendi aleyhinde senaryo üreten ve  nüfuz etmeye çalışan düşmanın bütün çabasını etkisiz kılar. İran  milleti, dünya kamuoyu ve dünyaya bakış konusunda, hiçbir meselede asla  geri kalmışlık içinde olmamalı ve zaaf göstermemelidir. Zaten, nükleer  enerji meselesinde, yetkililerin ne kadar ısrarlı olduğunu görmeniz,  bundan dolayıdır. Her şeyden önce zaruridir, -ben Yezd kentinde,  gençlere ve üniversitelilere bu zaferi ilan ettim- bu milli bir  ihtiyaçtır. Eğer biz bu işe başlamasaydık, 10 yıl sonra, 15 yıl sonra,  millet ve ülke onun büyük zararını görecekti. Eğer bugün başlarsak, o  zaman millet ihtiyaç duyduğunda, bugünkü çabaların neticesine ulaşırız.  Eğer bugün başlamazsak geri kalırız. Evet bu birinci meseleydi.
                İkincisi  ise böyle bir durumda düşman karşısında her türlü infiale kapılmaktır.  İnfial, düşmanın bir adım daha yaklaşıp beklentilerinin artmasına neden  olur. Bunun için İran milleti kararlı bir şekilde direnmiştir ve doğru  bir iş yapmaktadır. Zaten bu gerçeği başta hükümet olmak üzere ülkenin  çeşitli yetkilileri bir çok kez bildirmiş olup, halkın bütün kesimleri  de bu konuda hemfikirdir. Zira bilim ve teknolojide ilerleme ve nükleer  teknolojiden barış amaçlı yararlanma İran halkının vazgeçilmezi  hakkıdır.

             

Bu yalnızca bir misaldir ama İran halkının bütün  istekleri bununla sınırlı değildir. Bizim önümüzde uzun bir yol var.  Ülkenin imarı, ülkelerle ilişkiler düzeyindeki konumuna ve uluslar  arası ilişkilere ve de ahlaki ve manevi açıdan yapılacak işlere  bağlıdır. Bütün bunlar yetkililerin ciddi çaba göstermelerini  gerektirir elbette aziz halkımızın işbirliği ve sorumluluk bilinciyle.  Yetkililer, gerekli çabayı gösteriyorlar. Milletimiz de, nereye  gittiysek o sorumluluk bilinci içinde olduğunu, çaba ve hazırlıklı  olduğunu göstermektedir. Bu kurak bölgede ün yapmış Eberkuh'da da  canlılık var, insan halkın arasında, siz aziz gençler ve halkın çeşitli  kesimleri arasında, bu sorumluluk duygusunun var olduğunu çok  rahatlıkla görebilmektedir.

             

Çok yakın bir gelecekte yeniden  seçimler gündeme gelecektir. Seçimler aslında, geçmişte olduğu gibi  İran halkının, sosyal hayatın her alanında varlığını ve ülkenin  geleceğinde karar vermeye dayalı rolünü gösteren çok önemli bir  alandır. Düşmanlarımız her zaman seçimlerimizi sönük göstermeye, seçime  katılımın azalmasına ve halkın ilgisiz kalmasına, seçim sandıklarına  gitmemesine çalıştılar. Düşmanın her zaman hedefi bu olmuştur ve ama  bizim aziz halkımız, başta meclis seçimleri olmak üzere diğer  seçimlerde de, düşmanın isteklerinin tam aksini yerine getirmiş ve  düşmanın oyunlarını suya düşürmüştür.İran'da yapılan her seçimde,  seçime katılım ve halkın teveccühü bir öncekiden daha iyi olmuştur. Bu  gerçeği bütün seçimlerde görmek mümkündür. Gelecek seçimlerin de böyle  olacağına samimiyetle inanıyorum.

             

Bütün herkes, halkın her  kesimi, bu seçime katılmalıdır. Zira bu olumlu bir rekabettir, onun  için bu rekabette herkes üzerine düşeni yerine getirmelidir. Seçim  rekabeti, olumlu, yapıcı ve halka faydası olan bir rekabettir; ama  seçim çalışmalarıyla ilgili bir iki noktaya temas etmek istiyorum. Bu  konuya Yezd kentinde de temas ettim. Seçim rekabetlerinde, kesinlikle  ahlaki ilkelere sığmayan davranışlardan uzak kalınmalıdır.  Kötülemelerden, hakaretler ve iftiralardan, kendinizin ve bir  başkasının desteklediği adayın değerlerini abartmaktan, rakiplerini  halka kötü göstermekten kaçınılmalıdır. Zira bunlar doğru olmadığı gibi  İslam'la da bağdaşmaz. Rekabet kesinlikle olmalı; tabii ki olumlu ve  coşkulu bir rekabet, ama ahlaki ilkelere uygun...

             

Allah'u  tealadan, İran halkının bu önemli konuda üzerine düşeni en güzel  şekilde yerine getirmesini; İran halkının onurunu her geçen gün daha da  arttırmasını temenni ediyor, O'nun lütuf ve inayetinin siz aziz  halkımızın üzerine olmasını arzu ediyorum.

             

Göstermiş olduğunuz  ilginize, sıcak ve samimi duygularınıza teşekkür ediyor ve ayrıca  sizden buraya, Eberkuh'a 1 sat geç geldiğimiz için de özür diliyorum.  Geç gelmemizin sebebi, yolların karlı ve sisli oluşuydu. Bu yüzden,  yavaş geldik ve dolayısıyla geciktik.

   

Rabbimiz ! İzzet ve  keremini, rahmet ve lütfunu bu halktan esirgeme... Rabbimiz ! Her geçen  gün bu halkın dünya ve ahiretini daha da mamur hale getir... Bu halkın  ve bu bölgenin şehidlerini evliyayla birlikte haşret... Rabbimiz ! Aziz  İmam Humeyni'nin pak ruhunu da enbiya ve evliyayla birlikte haşret...

             

Allah'ın selam, rahmet ve bereketi üzerinize olsun...


Total Visit: 208
Total Rank: 0
Total Rankers: 0
Total Comments: 0

Oy vermek için yetkiniz yok. Lütfen giriş yapınız.