Bismillahirrahmanirrahim, الحمدللَّه ربّ العالمين. والصّلاة والسّلام على سيّدنا و نبيّنا ابىالقاسم المصطفى محمّدو على اله الأطيبين الأطهرين الهداة المهديين سيّما بقيّةاللَّه فى الأرضين İnkılapçı ve vefakar kardeşlerim! Sizlerin huzurunda, sizlerin hizmetinde olmaktan dolayı yüce Allah'a şükrediyorum. Bu şehir her ne kadar eski ve tarihi olsa da, halkının düşüncesi yeni ve dinçtir. Bunun en bariz örneği, İslam nizamı doğrultusunda, Allah yolunda, asil İslami düşüncenin sizin düşüncenizde ve kalplerinizde hala canlı bir şekilde bulunmasıdır. Beyninde ve kalbinde, hedefi olan, ideali olan ve bunun için çaba gösteren bir millet her zaman diri ve dinamiktir; bizim de milletimiz Allah'ın inayeti ve İslam İnkılabı'nın bereketiyle, işte o milletlerdendir. Buna ilaveten istatistikler ülkemizin nüfusunun ve özellikle Eberkuh halkının çoğunluğunun genç olduğunu göstermektedir. Yani ülkemiz genç bir topluma sahip... İşte bundan dolayı ülkenin geleceğine daha umutlu bakmak lazım. Zira gençliğin çabası, geleceğe damgasını vuracak ve genç toplum, ülkenin ilerlemesi ve kalkınmasını sahiplenecektir. Eberkuh ilçesi Cuma namazı imamı, öncelikle su meselesi olmak üzere halkın sorunlarıyla ilgili olarak beni kısaca bilgilendirdi. İl ziyaretlerine başlamadan ve özellikle de Yezd'i ziyaret etmeden önce bu ilçeye gelmeyi arzuluyordum. Raporları inceledim, buranın su problemi raporlara da yansımıştı. Yezd ili ve bu ile bağlı Eberkuh ilçesi bir tarım merkezidir ve tarımın da suya ihtiyacı vardır; sizin sorununuz gibi bu il genelinde de suyun azlığı en önemli problemdir ama bu sorunun da diğer sorunlar gibi devletin ve halkın yardım ve işbirliği sayesinde çözüleceği konusunda asla kuşkunuz olmasın. Önemli olan, milletin istediği bir şey karşısında yetkililerin hizmet aşkıyla o işe sarılmaları ve halkın sorunlarını gidermeye dair samimi kararlar almasıdır. Bizim milletimizin İslam İnkılabı'ndan onlarca yıl hatta ondan da çok daha önce varolduğu gözlenen sorununun iki asıl nedeni şudur: Bunlardan biri, halkın sorunları karşısında hiçbir sorumluluk duygusu olmayan yetkililerin olması ve devleti kendi çiftlikleri gibi görme anlayışıdır. Elbette bu anlayışa göre, halktan uzak olan bu yetkililer ve yöneticiler, yalnızca kendi çıkarlarına göre hareket ediyorlardı. Ayrıca hizmette merkeze "uzak" ve "yakın" şeklinde yanlış bir anlayış vardı. Bir şehrin uzakta olması ne demek? Böyle bir anlayış nasıl olabilir ? Bunun manası yani ülkenin başkenti, merkezi Tahran'a uzak olmasıdır! Bunun manası gerçekte şu idi: Halktan uzak olan o dönemin yöneticileri, bu anlayışa sahip yetkililer, sadece kendi çıkarlarını temin eden merkezler ve bölgelerle ilgileniyorlardı. Onlar için halka hizmet söz konusu değildi. Ama İslam İnkılabı bu anlayışı tamamen değiştirdi. İslam İnkılabı'yla birlikte, yetkililerin, devletin bölgelere hizmet konusunda "uzak" ve "yakın" ayrımcılığı kalktı. Artık böyle bir anlayış yok. Zaten siz de bu gerçeği, bakanlar kurulu, yöneticiler ve cumhurbaşkanının sürdürdükleri il ziyayretlerinde görmektesiniz. Bunun da manası; yetkililerin bakışı ile hizmet dağılımının, bütün şehirler arasında adil ve eşit bir şekilde paylaştırıldığıdır. Yetkililerin bakışı ve kararları, asla, bir bölgenin veya bir şehrin uzakta olduğu için hizmetten geri kalması şeklinde olmamalıdır. Hizmette "uzak" ve "yakın" diye bir şey olmaz. Bugün bu uzakta olan bölgeler veya şehirler, yetkilileri yakından görebiliyorlar; yani bakanlar kurulu, cumhurbaşkanının buralara geldiğini görmekteler, onlara mektuplarını verebilmekteler, yakından konuşabilmekteler, dertlerini direkt olarak anlatabilmekteler; ama geçmiş dönemde bu halkın, asla devletin 3. derecedeki bir yetkilisinin bile kendilerini ziyaret edeceği ümitleri yoktu. İşte bu unsur yani müdürlerin, yetkililerin, halka hizmetten yoksun olmaları durumu bugün tamamen değişmiş, halkın dertlerini bilen, mesuliyet bilincinde olan bir anlayış ve bakış açısı ülkemize hakim olmuştur. İkinci unsur da, çaba ve özgüvendir. Kendine değer vermeyen ve önemsemeyen bir halk ya da bir toplum, her zaman beşer toplumları arasında ve insanlığın bütün alanlarında geri kalmaya mahkumdur.Zaten bu bölgenin ve ülkemizin emperyalizmin sömürüsü altında kaldığı dönemde, onların bize ve bölge halklarına aşılamak istedikleri düşünceleri ve propagandaları da, ‘Sizler, kadınıyla, erkeğiyle, Avrupa toplumundan gerisiniz. İkinci sınıfsınız' şeklindeydi. Hatta onların ikinci sınıf bakışı bile ülkenin çeşitli bölgelerine göre aynı değildi. Çünkü bazılarını daha değerli biliyorlardı, zira oralardan beklentileri daha çoktu. Ama İslam İnkılabı, bir tufan gibi geldi ve ne kadar pislik varsa hepsini silip süpürdü. Bugün İran milleti, parlak tarihi ve İslam'a, kendi iç yeteneklerine, kabiliyetlerinden güç alarak, dünyaya yeni bir şey söylemektedir; artık kendini geri kalmış görmemektedir. İşte bu, kalkınma kalelerinin fethi hazırlığında, milli çabayı gerektiren düşüncenin ta kendisidir. Çok kıymetli kardeşlerim, özellikle de siz gençlere benim söylemek istediğim, bu tatlı duygu, ideal ve umudun yokolmasına asla izin vermemenizdir. Bu ülke haksız bir şekilde geri bırakıldı. Biz, bugün büyük bir ilerleme kaydettik ama bu ilerleme, hala da İran milletinin şanı ve konumuna yakışır düzeyde değildir. İran milleti, bir zamanlar, İslam sayesinde maddi ve manevi açıdan güç ve bilim kalelerini fethetmişti. Bugün biz İslam'ı yeniden dikkate alıp değerlendirdik. İslam'a sarıldık, yönümüzü İslam'a çevirdik. İslam'ın günün şartları ve ilerlemesine göre sunmaktayız. Bugün İslami siyasi düşünce, İslami sosyal düşünce, İslami manevi eğilimler, iç ilişkiler ve sosyal toplumla ilgili bütün konularda İslami düşünce bugün yeniden en büyük kaynak olabilir, beşer bu düşünceden hayat bulabilir, kurtuluş yolu bulabilir. Elbette bunu benim burada söylememden ötede bu gerçeği insaf sahibi düşünürler de ifade ediyorlar. Elbette bu noktaya İran milleti öyle kolaylıkla gelmedi. Sizler şehidler verdiniz; Eberkuh ilçesinin çok sayıda şehidi var, fedakarlığınız var. Evet, bu ilçenin anaları, babaları, İslam İnkılabı'nı ve vatanı savunmak için en aziz yavrularını gözlerini kırpmadan, cephelere gönderdi. Zaten bu gerçekler, İslam inkılabının bugün ayakta olması, İslam ve İran bayrağının yükseklerde dalgalanmasını sağlamakta ve İran milletini aziz ve değerli kılmaktadır. Eğer İran milletinin, uluslar arası arena ve kuruluşlarındaki konumuna bakacak olursanız, son derece saygın ve onurlu bir yerinin olduğunu göreceksiniz. Elbette bu güzel tabloda, İran milletinin bütün bölgeleri ve kesimlerinin payının olduğu bir gerçektir; hepiniz çalıştınız, hepiniz zahmet çektiniz. O zaman bu gerçeğe bakarak, şu iki unsura dikkat etmek gerekir: Öncelikle yetkililer, halkın sorunlarını halletme konusunda mesuliyet bilinçlerini her geçen gün takviye etmeliler; ama ben burada, başta cumhurbaşkanı olmak üzere, bakanlar kurulu, hükümet, üst düzey yöneticilerin halkın sorunlarını giderme konusunda tam bir mesuliyet bilinci içinde olduklarını da söylemeliyim. Eğer hakkaniyetle bakıldığında bu konuda bir eksikliğin olmadığı görülecektir. Çok güzel ve büyük işler de yapıyorlar, yorgunluk nedir bilmiyorlar. Maddi hizmetlerin, halkın sorunlarını giderme, kalkınma ve ilerlemeye dayalı hizmetlerin yanı sıra bir diğer büyük hizmetleri de, İslam İnkılabı'nın şiarlarına bağlı kalarak onu uygulamaya geçirmeleri, onunla gurur duymalarıdır ve bu son derece önemlidir. Bu ülkede aramızda bu şiarların değerini, kıymetini bilmeyenler vardı. Halbuki bu şiarlarla övünmeleri, gururlanmaları gerekmekteydi ama bunu yapmadılar. Ülkenin üst düzey yöneticilerinin, her zaman İslam İnkılabı'nın ilkeleri ve İnkılab'ın değerleriyle gurur duymaları ise memnuniyet vericidir. Bu durum aslında inkılabın değerlerinin kıymetini bilen yöneticilerin olduğunu ve millete hizmet aşkıyla yanan kimselerin olduğunu göstermektedir. Ama elbette bununla yetinmek olmaz. Milletin sorunlarının çözümü için daha fazla mesuliyet bilinci gerekmektedir. Elbette, sizler bir su meselesini, ya da tarım meselesini, yol meselesini veya işsizlik meselesini gündeme getirmektesiniz. Fakat ülke genelinde çok fazla ve çok değişik sorunlar var. Bundan dolayı, yönetici ve yetkililerin, mesuliyet bilinci içinde bu sorunları gidermeleri gerekmektedir. Program yapsınlar, hesaplasınlar, ülkenin imkanlarını masaya yatırsınlar, ona göre sorunların üstesinden gelsinler. Elhamdülillah, ülkenin imkanları da yabana atılır türden değildir ve güzel imkanlara sahiptir. Ülkede iş yapacak insan gücü az değil; proğramlanarak işlerin uygulanması gerekiyor. Elbette İslam İnkılabı'ndan sonraki 28 yılda kalkınma, imar ve diğer alanlarda, devrik zorba rejimin halkın sorunlarını çözme konusunda duyarsız olduğu 50 yıllık dönemde yaptığının en az bir kaç katı işler yapıldı. Çok büyük işler ve hizmetler gerçekleştirildi. Ama geçmiş dönemde emperyalist devletlerin sömürgeciliğe dayalı anlayışları ve uygulamalarından dolayı geri bırakılan İran'ın, bugün bu alanda aradaki açığı kapatması için çok daha fazla çalışmaya ihtiyacı vardır. Eğer geçmişte her ne yapıldıysa, ya mecburdular, ya göstermelik idi, ya da yapılmaması halinde halktan gelecek tepkilerden korkuyorlardı. Yani, mecburiyetten dolayı... Yoksa asla onları da yapmazlardı. Bilindiği gibi, aziz ve necib bir halka sahip olan Yezd'e doğu dürüst hizmet getirmediler. Onların mesuliyet bilinci, halkın tepki göstermemesi için, diğer bölgelere göstermelik hizmetler götürmeleri şeklindeydi. Onların mesuliyet bilinci, bu şekildeydi. Ama bugün Allah'ın izniyle, yetkililerin mesuliyet bilinci en üst düzeydedir. Halk bu konuda mutmain olsun ve yetkililer, mesuliyeti kendileri için istemiyorlar. İşleri, çabaları, hiç durmaksızın halka hizmet etmek içindir. Hatırlatmak istediğim ikinci konu da sürekli olarak tavsiye ettiğim bir konudur. Gençlerimiz, çalışma ve çaba konusunda asla durmamalıdır; öğrenimle meşgul olan, sanayiyle meşgul olan, tarımla meşgul olan, ya da değişik alanlarda faaliyet gösteren her kim olursa olsun, ülkenin ilerleme ve kalkınması konusunda sorumluluk bilinci taşımalı ve rol üstlenmelidir. Bu sorumluluk bilinci ve kendine düşeni en iyi şekilde yerine getirmelidir. Zaten elhamdülillah milletimizin böyle bir bilinci de vardır. Toplumun bu zinde, dinamik durumu, canlı ve çalışkan yapısı, her şeyden önce İran milleti aleyhinde çok çeşitli entrika ve hileler hazırlamak isteyen düşmanların oyunlarını bozmakta ve onların yes'e düşmelerine neden olmaktadır. Bu durum aynı zamanda düşmanın ülkemizi geri bırakmaya dayalı çabasına indirilmiş en büyük darbedir. Sosyal hayatın tüm alanlarında bizzat hazır ve faal olan bir millet, kendi aleyhinde senaryo üreten ve nüfuz etmeye çalışan düşmanın bütün çabasını etkisiz kılar. İran milleti, dünya kamuoyu ve dünyaya bakış konusunda, hiçbir meselede asla geri kalmışlık içinde olmamalı ve zaaf göstermemelidir. Zaten, nükleer enerji meselesinde, yetkililerin ne kadar ısrarlı olduğunu görmeniz, bundan dolayıdır. Her şeyden önce zaruridir, -ben Yezd kentinde, gençlere ve üniversitelilere bu zaferi ilan ettim- bu milli bir ihtiyaçtır. Eğer biz bu işe başlamasaydık, 10 yıl sonra, 15 yıl sonra, millet ve ülke onun büyük zararını görecekti. Eğer bugün başlarsak, o zaman millet ihtiyaç duyduğunda, bugünkü çabaların neticesine ulaşırız. Eğer bugün başlamazsak geri kalırız. Evet bu birinci meseleydi. İkincisi ise böyle bir durumda düşman karşısında her türlü infiale kapılmaktır. İnfial, düşmanın bir adım daha yaklaşıp beklentilerinin artmasına neden olur. Bunun için İran milleti kararlı bir şekilde direnmiştir ve doğru bir iş yapmaktadır. Zaten bu gerçeği başta hükümet olmak üzere ülkenin çeşitli yetkilileri bir çok kez bildirmiş olup, halkın bütün kesimleri de bu konuda hemfikirdir. Zira bilim ve teknolojide ilerleme ve nükleer teknolojiden barış amaçlı yararlanma İran halkının vazgeçilmezi hakkıdır. Bu yalnızca bir misaldir ama İran halkının bütün istekleri bununla sınırlı değildir. Bizim önümüzde uzun bir yol var. Ülkenin imarı, ülkelerle ilişkiler düzeyindeki konumuna ve uluslar arası ilişkilere ve de ahlaki ve manevi açıdan yapılacak işlere bağlıdır. Bütün bunlar yetkililerin ciddi çaba göstermelerini gerektirir elbette aziz halkımızın işbirliği ve sorumluluk bilinciyle. Yetkililer, gerekli çabayı gösteriyorlar. Milletimiz de, nereye gittiysek o sorumluluk bilinci içinde olduğunu, çaba ve hazırlıklı olduğunu göstermektedir. Bu kurak bölgede ün yapmış Eberkuh'da da canlılık var, insan halkın arasında, siz aziz gençler ve halkın çeşitli kesimleri arasında, bu sorumluluk duygusunun var olduğunu çok rahatlıkla görebilmektedir. Çok yakın bir gelecekte yeniden seçimler gündeme gelecektir. Seçimler aslında, geçmişte olduğu gibi İran halkının, sosyal hayatın her alanında varlığını ve ülkenin geleceğinde karar vermeye dayalı rolünü gösteren çok önemli bir alandır. Düşmanlarımız her zaman seçimlerimizi sönük göstermeye, seçime katılımın azalmasına ve halkın ilgisiz kalmasına, seçim sandıklarına gitmemesine çalıştılar. Düşmanın her zaman hedefi bu olmuştur ve ama bizim aziz halkımız, başta meclis seçimleri olmak üzere diğer seçimlerde de, düşmanın isteklerinin tam aksini yerine getirmiş ve düşmanın oyunlarını suya düşürmüştür.İran'da yapılan her seçimde, seçime katılım ve halkın teveccühü bir öncekiden daha iyi olmuştur. Bu gerçeği bütün seçimlerde görmek mümkündür. Gelecek seçimlerin de böyle olacağına samimiyetle inanıyorum. Bütün herkes, halkın her kesimi, bu seçime katılmalıdır. Zira bu olumlu bir rekabettir, onun için bu rekabette herkes üzerine düşeni yerine getirmelidir. Seçim rekabeti, olumlu, yapıcı ve halka faydası olan bir rekabettir; ama seçim çalışmalarıyla ilgili bir iki noktaya temas etmek istiyorum. Bu konuya Yezd kentinde de temas ettim. Seçim rekabetlerinde, kesinlikle ahlaki ilkelere sığmayan davranışlardan uzak kalınmalıdır. Kötülemelerden, hakaretler ve iftiralardan, kendinizin ve bir başkasının desteklediği adayın değerlerini abartmaktan, rakiplerini halka kötü göstermekten kaçınılmalıdır. Zira bunlar doğru olmadığı gibi İslam'la da bağdaşmaz. Rekabet kesinlikle olmalı; tabii ki olumlu ve coşkulu bir rekabet, ama ahlaki ilkelere uygun... Allah'u tealadan, İran halkının bu önemli konuda üzerine düşeni en güzel şekilde yerine getirmesini; İran halkının onurunu her geçen gün daha da arttırmasını temenni ediyor, O'nun lütuf ve inayetinin siz aziz halkımızın üzerine olmasını arzu ediyorum. Göstermiş olduğunuz ilginize, sıcak ve samimi duygularınıza teşekkür ediyor ve ayrıca sizden buraya, Eberkuh'a 1 sat geç geldiğimiz için de özür diliyorum. Geç gelmemizin sebebi, yolların karlı ve sisli oluşuydu. Bu yüzden, yavaş geldik ve dolayısıyla geciktik. Rabbimiz ! İzzet ve keremini, rahmet ve lütfunu bu halktan esirgeme... Rabbimiz ! Her geçen gün bu halkın dünya ve ahiretini daha da mamur hale getir... Bu halkın ve bu bölgenin şehidlerini evliyayla birlikte haşret... Rabbimiz ! Aziz İmam Humeyni'nin pak ruhunu da enbiya ve evliyayla birlikte haşret... Allah'ın selam, rahmet ve bereketi üzerinize olsun... |