Cuma 10 Eylül 2010 - 23:18

الجمعة ٢ شوال ١٤٣١

شنبه ۲۰ شهريور ۱۳۸۹ - ۰۰:۴۸

Kullanıcı adı:

Şifre :

Şifremi Hatırla
Şifremi unuttum   aktivasyon
Üye ol
    
       
                                             
İslam İnkılabı Rehberi: ‘Amerika ve Siyonist Rejimin Ortadoğu Planı Yenilgiye Uğradı !’
                                                                               
14/09/2007

Bismillahirrahmanirrahim,
             
Cuma  namazına katılan bütün kardeşler ile kendimi, mübarek ramazan ayının en  verimli ürünü ve kazancı olan takvaya riayet etmeye, takva ile  donanmaya çağırıyorum. Mübarek ramazan ayı, bütün manevi bereket ve  güzellikleriyle yeniden gelip çattı. Mübarek ramazan ayından önce  peygamber efendimiz (S), halkı, bu bereketli, yüce ve engin sahaya  giriş için hazır olmaya çağırıyor ve şöyle buyuruyordu: "Doğrusu  şehrullah sizin için bereket ve rahmet ayı olarak kılındı."
              Hz.  Resulü Ekrem şaban ayının son Cuma namazı hutbesinde ramazan ayının  yaklaştığı haberini halka iletti. Eğer ramazan ayının önem ve konumunu  bir cümleyle tanımlamak istersek, bu ayın hepimize eşsiz ve bol  bereketler ile fırsatlar sağladığını söyleyebiliriz. Eğer bu fırsatları  doğru bir şekilde kullanabilirsek, büyük ve zengin bir birikim ve  yüksek değerlere sahip olabiliriz. Birinci hutbem, ramazan ayının eşsiz  bereketleri ve sağladığı fırsatlarla ilgilidir. Resulü Ekrem ramazan  ayı hakkında şöyle buyurdu: "Ramazan ayı herkesin davet edildiği  ziyafetullah'tır". Bu ayda biz, siz, hepimiz bu ilahi ziyafete  çağrılmış bulunuyoruz. İşte bu cümle özel bir önem ve düşünmeye değer  bir sözdür. İlahi ziyafete katılma, zoraki bir katılım değil gönüllü  bir katılımdır. İsteyen katılır veya katılmaz. Sadece bir farz'dır.  Bizler ziyafetullah'a katılıp, katılmama iradesi ve serbestliğine  sahibiz. Bazı insanlar, bu görkemli ve yüce ziyafete katılıp, konuk  olma fırsatını elde edemez. Davetnameyi bile açma fırsatını bulamaz.  Bunlar öylesine maddiyata, maddi dünyaya dalıp gark olmuşlardır ki,  ramazan ayının gelip gidişini bile farketmezler. Bu durum, görkemli,  hayırlı ve bereketli bir ziyafete davet edilen, fakat bu daveti unutan,  davet kartına bir gözatmak konusunda bile gaflete düşen kimsenin  durumuna benzer. İşte böyle bir kimse eli boş kalır. Bazı kimselerse bu  özgün ve önemli ziyafetin değerini kavrarlar, fakat konuk olarak  ziyafete katılmazlar.
              Allah'ın lütuf ve tevfikinden mahrum olan ve  herhangi bir problemi olmaksızın oruç tutmayan, Kur'an-ı Kerim'i  tilavet etmeyen, ramazan ayının dualarından mahrum kalan kimseler, işte  ziyafete bilinçli olarak katılmayan kimselerdir. Ziyafetullah'a  katılmayan bu tip insanların hesap kitabı açıktır. Müslüman halkın  çoğu, bizim gibi insanlar, bu ziyafete katılır, fakat bu ziyafetin  getirdiği nice nimetlerden pek faydalanamazlar. Bazıları da bu fırsatı,  en iyi şekilde değerlendirip, kazançlar elde ederler. Ramazan ayının ön  gördüğü riyazet, oruç tutma ve aç kalma riyazetidir. İşte  ziyafetullah'ın en büyük kazanımı da bundan ibarettir. Oruç tutmanın  insan için sunduğu bereket ve nimetler manevi açıdan, kalbin nurla  dolması açısından çok fazladır. Ramazan ayının en büyük bereketi de  oruç tutmaktır. Oruç tutanlar aslında bu ilahi ziyafete katıldıkları  için, ziyafetin nimetlerinden de faydalanmış olurlar. İnsanlar mübarek  ramazan ayının manevi riyazeti sayılan oruç tutmakla birlikte, Kur'an-ı  Kerim'den en yüce dersleri de alıp, eğitilirler, Kur'an-ı Kerim'i  düşünerek tilavet etmek, oruçluyken niyetli olmaktan doğan nurlu ruh  haleti sırasında, geceleyin veya gece yarısı Kur'an'ı okumak, Kur'an-ı  Kerim'le ünsiyet ve dostluk kurmak, Allah'ın muhatabı olmak, özel bir  mana, zevk, haz ve coşkuyu içerir. İnsan oruçluyken Kur'an-ı Kerim'i  tilavet sırasındaki kavrama ve öğrenme gücü, normal anlardaki Kur'an-ı  Kerim tilavet etmede elde ettiği kazanımlardan kat kat fazladır.
              Oruçlu  insan ayrıca, daha etkin bir şekilde yüce Allah'la diyaloğa girer,  Allah'ın muhatabı olup, raz-u niyazda bulunur. İçini döker, sırlarını  Allah'a açıklar. İşte yapılan dualar, Ebu Hamza Somali'nin duasını  okuma, günlük duaları okuma, sahur dualarını okuma... Bunların hepsi,  Allah'la konuşmak, Allah'a yakarmak, kalbi ilahi izzetin arşına ve  harimine yakınlaştırmak anlamındadır. İşte oruçlu kimsenin kazanımları  da bunlardır. Bu yüzden ziyafetullahta herkes ilahi nimet ve  kazançlardan bol miktarda faydalanır. Bunlardan daha önemlisi,  günahları terk etme nimetine kavuşmaktır. Nitekim oruçlu insanlar  ramazan ayında günah işlemezler. İşte Emir'ül Mü'minin İmam Ali (S),  Peygamber efendimize ‘Ramazan ayında hangi amel daha faziletlidir ?'  diye soruyor, Resul-ü Ekrem (S) de cevap olarak şöyle buyuruyor:  "..Allah'ın haramlarından uzak durmak..."
              Allah'ın haram kıldığı  fiiller ve belirlediği günahlarından sakınmak. Ruh ve kalbi paslardan  ve kirlerden temizlemek. Bu tip kimseler hem günahlardan sakınır, hem  oruç tutar ve hem de Kur'an-ı Kerim'i tilavet eder, dua okur ve zikirde  bulunurlar. İşte bu eylem ve tutumların toplamı, insanı İslam'ın  istediği biçimde fikri ve ahlaki açıdan, davranış biçimi açısından  yetiştirip, olgunlaştırır. Eğer bu ahlaki ve ameli tutum ve hareketler  birlikte gerçekleştirilirse, insanların kalbi kin ve nefret  duygularından arınır. İnsan'da özveri ruhu canlanıp gelişir. Yoksul ve  mahrumlara yardım yapma süreci kolaylaşır. İnsan maddi işlerde kendi  özel çıkarlarını göz ardı eder ve başka insanların menfaatlerini  gözetmeye özen gösterir. Bu yüzden ramazan ayında cinayet ve suç işleme  oranı düşer ve hayırlı işler yapma yoranı yükselir. İnsanlar arası  sevgi ve muhabbet duyguları daha bir artar. İşte ziyafetullahın  bereketleri bunlardan ibarettir. İnsanların bazısı ramazan ayının  bereketinden tam olarak faydalanırlar. Bazısı da nisbi olarak bundan  faydalanırlar. Yani bazı şeyleri kazanır ve bazı şeylerden de kendi  kendilerine yoksun bırakırlar.
              Müslümanlar, ramazan ayındaki  ziyafetullahtan en yüksek seviyede yararlanmaya çalışmalı, ilahi rahmet  ve mağfirete ulaşmaya özen göstermelidirler. Müslümanlar özellikle  günahlarından istiğfar edip, tevbe etmeli, saplantılardan, hatalardan,  büyük ve küçük günahlardan istiğfar edip, af dilemelidirler. İşte  ramazanda Allah'tan af dilemek çok önemlidir. Bizler kalplerimizi  kötülükler ve paslardan arındırmalı, kir ve lekelerden temizlemeliyiz.  İşte bu amel sadece istiğfar etme ve Allah katında af dilemekle mümkün  olur. Bir çok rivayete göre en iyi ve en etkin dua, istiğfar edip,  tevbe etme, Rabb'ul Alemin'in affına sığınma duasıdır. İşte o yüce ve  ulvi insan Peygamber-i Ekrem (S) de istiğfar ederdi. Bizim yapacağımız  istiğfar (af dileme), işlenen günahlarla ilgilidir. Yani, sıradan,  belirli, hayvani saikler ve eğilimlerimizden doğan günahlar, güncel  veya idari işlerdeki günahlar, açık günahlardır. Fakat bazılarının  istiğfarı ve tevbesi bu günahlarla ilgili değil, evla olanın terk  edilmesinden dolayıdır. Bazıları evlayı da terk etmez, fakat istiğfar  ederler. Bu istiğfar, rabbimizin mukaddes zatının azameti karşısındaki  insanın zati ve tabii yapısından kaynaklanan kusurlardan dolayı  gerçekleşebilir. Yani tam bir marifet ve kulluk görevini yerine  getirmeme korkusu üzerine yapılan istiğfardır. İşte bu tür istiğfarlar  evliyaullahın istiğfarlarıdır.
              Bizler işlediğimiz ve işlenen  günahlardan dolayı istiğfar etmeliyiz. İstiğfar etmenin en büyük  faydası, kendimiz hakkındaki gafletimizden kurtulmaktır. Bizler bazen  kendi kendimiz hakkında bile yanılgıya düşüyoruz. İstiğfar ettiğimizde,  günahlarımızı, hatalarımızı, başıboş ve inatçı davranışlarımızı,  nefsimize düşkünlüğümüzü, heva ve heveslere kapılmış olmamızı,  hududullah'ı aşmış olmamızı, kendi nefsimize zulmetmeyi, başkalarına  zulmetmiş olmamızı, hatırlıyor ve düşünüyoruz. İşte bunları kafamızda  canlandırdığımızda istiğfar ve tövbe ederek, artık gurur, büyüklük  taslama, kibirlenme ve gaflete dalma gibi şeylerden arınmış oluruz.  İşte istiğfar etmenin en önemli ve ilk faydası budur. Nitekim Allahu  teala da buyurur ki: "Biz elçilerden hiç kimseyi ancak Allah'ın izniyle  kendisine itaat edilmesinden başka bir şeyle göndermedik. Onlar kendi  nefislerine zulmettiklerinde şayet sana gelip Allah'tan bağışlama  dileselerdi ve elçi de onlar için bağışlama dileseydi, elbette Allah'ı  tevbeleri kabul eden, esirgeyen olarak bulurlardı." (Nisa, 64) Evet  Allah tövbeyi kabul eder, bu istiğfar ve af dileme Allah'a geri dönüş,  hatalar ve günahlara sırt çevirme anlamındadır. İşte bu af dilemeyi  Allah kabul eder. Elbette istiğfar, hakiki ve samimi bir istiğfar  olmalıdır. Eğer insan estağfurullah, estağfurullah, estağfurullah, diye  dilinde söylenirse, fakat bu tarafa, o tarafa dalıp gitmişse, kalbi  olarak tevbe etmemişse bu işe yaramaz. Çünkü bu, istiğfar sayılmaz.  İstiğfar etme bir dua ve istektir. İnsan hakikaten Allah'tan af  dilemeli, ilahi mağfiret ve affına sığınmalı, ve ondan yardım  istemelidir. İnsan "Ya Rab, ben bu günahı işledim, bana acı ve rahmet  et. Günahımı bağışla..." diye istiğfar ederse, işlediği günahların her  birini dile getirip, aff dilerse, ilahi gufran ve affa mazhar olabilir.  Çünkü Allah-u teala bu kapıyı açık bırakmıştır. Elbette mukaddes İslam  dininde, başkalarının karşısında günah işlendiğine ikrar etmek,  itirafta bulunmak ve günah çıkarmak yasak ve haramdır. Bazı dinlerde,  insan ibadetgaha gider, din alimi, ruhban ve keşiş karşısında oturur ve  günah işlediğini itiraf eder. Fakat İslam‘da Allah'tan başkası  karşısında günahını itiraf etmek ve günah çıkartmak haram ve yasaktır.  İnsanın kendi kendini ifşa etmesi, haysiyetini lekelemesi, sırlarını  ifşa etmesi, başkalarına işlediği günahları açıklaması İslam'da haram  ve yasaktır ve bunun hiç bir faydası da yoktur.
              Fakat o hayali,  tahrif edilmiş dinlerde, keşiş ve ruhbanın günahları bağışlama ve günah  çıkartma yetkisi vardır diye iddia ediliyor. Fakat İslam açısından  sadece Allah günahı affedecek ve bağışlayacaktır. Hatta Allah'ın resulü  bile günahı affetme yetkisine sahip değildir. Nitekim Allahu teala Nisa  suresinin 64. ayetinde bu gerçeği vurguluyor:
              "Biz elçilerden hiç  kimseyi ancak Allah'ın izniyle kendisine itaat edilmesinden başka bir  şeyle göndermedik. Onlar kendi nefislerine zulmettiklerinde şayet sana  gelip Allah'tan bağışlama dileselerdi ve elçi de onlar için bağışlama  dileseydi, elbette Allah'ı tevbeleri kabul eden, esirgeyen olarak  bulurlardı." Eğer müminler günah işlediklerinde, nefislerine  zulmettiklerinde, ey Peygamber sana gelir ve Allah'tan aff dilerlerse,  sen de onlara aff talep edersen, Allah onların tövbesini kabul eder.  Yani Resulullah'ın bizzat kendisi bile işledikleri günahlarından dolayı  onları affedemez. Günahı sadece yüce Allah affeder. İşte istiğfarın  anlamı budur. Demek ki hakiki olarak istiğfarın çok özel bir önemi ve  konumu vardır. Bu yüzden ramazan ayında istiğfar etmekten gafil  olmamalıyız. Özellikle sahur vakti, geceleyin, ramazan günlerine özgü  duaları okumalıyız. Bu duaların anlamını da kavramalı ve dikkate  almalıyız.
              Allah'a hamd olsun, İran toplumu, maneviyatla bütünleşmiş  bir toplumdur. Dua okuma, Allah'a sığınma, tevbe ve aff dileme kültürü  yaygındır. Gençlerimizin kalbi paktır ve zikrullahla nurlanmıştır. İşte  bunlar büyük fırsat sayılır. İstiğfar etmekle can, ruh ve kalplerinizi  temizleyip, pak kılın. Allah'a dileklerde bulunun, ramazan ayı  olağanüstü fırsatları sağlamıştır bizlere. İnşallah yüce Allah ramazan  ayında öz varlığımızdaki melekleri andıran boyutumuzun hayvani ve  nefsani boyutumuza galebe çalması için bizlere yardımcı olacaktır.  İnsanların bir melekuti boyutu, bir de maddi ve hayvani boyutu ve  yönelişi vardır. Nefsani heva ve hevesler, maddi boyutu, melekuti  boyuta karşı üstün kılmaya sebep olur. İnşallah ramazan ayında, o  ruhaniyet ve o ilahi nuru, maddi boyutumuza üstün ve hakim kılacağız.  Bu yüce ve ilahi birikimi koruyup, saklamalıyız. İnşallah ramazan  birikimi ve alıştırması, yıl boyu bizi hayırlı işlerde başarılı  kılacaktır.
              Rahmetli Ayetullah Talegani İmam Humeyni'nin emri  üzerine ilk kez görkemli Tahran Cuma namazının imamlığını üstlenip,  hutbe okudu. Ayetullah Seyyid Mahmud Talegani, mücahid bir alim,  direnişçi bir muttaki, pak bir insandı. Verdiği ilahi imtihanda da  başarılı oldu. Hem şahlık rejimine karşı kararlı bir mücadele yürüttü,  hem İslam İnkılabı'nın zaferinden sonra siyaset ve güvenlik alanda  yaşanan karmaşık sorunlar ve denklemler karşısında başarılı bir sınav  verdi. Cuma namazı müessesesi de verimli ve bereketli bir odak oldu.  Nitekim Tahran'da ve diğer il merkezlerinde ve daha sonra ilçe ve  kasabalarda Cuma namazı ikame etme süreci hızla yayıldı. İslami İran'ın  bütün yerleşim merkezleri imam Humeyni'nin tabiriyle siyasi ve ibadi  Cuma namazının bereketiyle maneviyat ve direniş odaklarına dönüştü.  Bunun anlamı, Cuma namazı hem ibadet merkezi hem de manevi ve siyasi  bilinçlenme ve bilgi edinme odağıdır. Bilinçlenme insan ve milletin  ayağının kaymasını, doğru yoldan sapmasını, zorbalık karşısında dize  gelmesini engeller. Dünya siyasi sahnesinde milletlerin yenilgiye  uğratılmasının bir nedeni, bilgisizlik ve bilinçsizliktir. Bilinçsizlik  sonucu milletler ağır darbeler alırlar. Bilinçlenme ise milletleri  darbe ve saldırılar karşısında dirençli kılar ve bilinçli bir şekilde  direnişe geçmesini sağlar. Bu yüzden Cuma namazı hem maneviyat hem de  direniş üssü ve odağıdır. Halk kesimleri bunun değer ve kıymetini  bilmelidirler. Özellikle aziz gençlerimiz hem de Cuma namazı imamları  bu namazın yüksek ve etkin değerinin bilincinde olmalıdırlar. Cuma  namazı eşsiz bir minberdir. Herkes pak insanlarla gençleri Cuma  namazına katılmaya ve cezbetmeye çalışmalı ve bu direniş ve maneviyat  ocağını canlı ve sıcak tutmalıdır.
              Bu ikinci hutbede başka bir olaya  da değinmek istiyorum. O da gelecek günlerde başlayacak mukaddes  savunma haftasıdır. İran İslam Cumhuriyeti'ne karşı 1980 yılında  başlatılan savaş, gerçi bedbaht ve kara kalpli Saddam tarafından  başlatıldı. Fakat bunun perde arkasında, İslam İnkılabı'nı yok etmeye  çalışan uluslararası müstekbir sömürgeci güçler bulunuyordu. Batılı  stratejistlerin yaptıkları doğru bir tesbite göre, İslam İnkılabı  sadece kukla şahlık rejimini devirmekle kalmayıp, görkemli ve yüksek  potansiyelli İran'ı, müstekbir ve emperyalist güçlerin hegemonyasından  kurtardı ve dünya milletlerine ve özellikle İslam alemine ilham kaynağı  oldu. İslam İnkılabı'nın bereketiyle milletler bilinçlenip, harekete  geçti. Nitekim İslam dünyasında İslami kimliği arayıp bulmak için  coşkulu hareketler başlayıp hızla yayıldı. Buna örnek olarak Filistin,  Kuzey Afrika ülkeleri ve diğer İslam ülkelerini gösterebiliriz.  Müstekbir güçler İran İslam İnkılabı'nın zaferinin İslam dünyası için  ilham kaynağı olacağını anladıkları için, her ne pahasına olursa olsun  İran İslam Cumhuriyeti nizamını ortadan kaldırmaya karar verdiler.  Çünkü bölgemiz, büyük bir stratejik öneme sahip, petrol rezervleri  zengin olan bir bölgedir. Batılı güçlerse, petrole ve Fars körfezine  büyük bir önem verirler. Bu bölgenin güvenliği, batılılar için hayati  önem taşır. Buna rağmen batılı güçler harekete geçip, Saddam'ı donatıp,  desteklediler ve İran'a karşı savaş başlatmasını istediler. Cahil, dik  kafalı, iktidar düşkünü ham birisi olan Saddam da 2 ve 3 günde İran  İslam Cumhuriyeti'nin işini bitireceğini, muzaffer bir şekilde Bağdat'a  geri döneceğini sandı. Bu yüzden Saddam rejimi savaşı başlattı ve süper  güçlerin desteğinde İslami İran'a karşı 8 yıllık bir savaş dayattı.  Eski Sovyetler Birliği ve Amerika ile Nato ve Avrupa'lı sömürgeci  güçlerle bölgedeki gerici ve irticai rejimler, savaşı kullanarak İran  İslam Cumhuriyeti'ne karşı ağır baskılar yaptılar. Bu ağır ve can alıcı  baskılar ve savaşlar her hangi bir inkılap ve devlete dayatılsaydı, o  inkılap ve devlet çökerdi. Fakat İran İslam Cumhuriyeti bu baskılarla  devrilmediği gibi üstelik İran milleti daha güçlü, bilinçli, kararlı  bir şekilde direnip, gücüne güç kattı. Nitekim İran İslam Cumhuriyeti  gün geçtikçe ilahi ve İslami yolunda daha bir gelişerek ilerlemektedir.  İşte savunma alanındaki bu şanlı direniş böyle bir verimli sonuca yol  açtı.
              Saldırgan cephede ağır darbeler aldı. Yani Saddam ile basçı  rejim, İran'a saldırı sonucu can alıcı, en büyük darbelerle  karşılaştılar. Bu nedenle Amerika, baasçı rejimi ortadan kaldırmayı  düşünmeye başladı. Çünkü Saddam rejiminin içi boş ve halk desteğinden  yoksun bir rejim olduğunu anladı. Aslında İran milletiyle İran İslam  Cumhuriyeti nizamı saldırgan baasçı rejime asıl darbeyi indirdi.  Nihayet son gelişmeler de geldi, dayandı. Buna karşılık İran İslam  Cumhuriyeti günden güne daha bir güç kazandı. Şimdi batılı sömürgeci  güçler İran'ı boykot etme, ablukaya alma, ambargo uygulamaktan söz  ediyorlar. Fakat 8 yıllık savaş döneminde İran daha ağır, daha  dayanılmaz ambargolar ve boykotlara uğratıldı. O ambargolar sonucu,  yeterli silah ve donanıma sahip olmayan askeri güçlerimiz, şimdi  bölgenin en büyük ve yüksek kabiliyetli bir ordusuna dönüştü. İran  İslam Cumhuriyeti, öz kaynaklarını, yüksek yeteneğini, yaratıcı gücünü  harekete geçirip, gözleri kamaştırdı. İran bir çok bilim ve teknoloji  dalında üretkenliği ve büyük gelişmelerini gösterdi. Bunların en bariz  örneği nükleer bilim, teknoloji ve enerji üretimi alanındaki  gelişimleridir. İşte bu bilimsel gelişmeler, yapılan baskı, boykot ve  ambargolar ile İran milletinin kararlı tutumu sonucu meydana geldi.  Daha doğrusu İran'a yapılan ambargolar etkisiz kaldığı gibi, ters etki  yaptı ve İran milleti düşünmeye özgüvenle hareket etmeye başladı.
              İslam  İnkılabı'nı bastırmak, halkın inkılabını yenilgiye uğratmak müstekbir  güçlerin ana projesi sayılıyordu. Fakat bu senaryo bölgede suya düştü.  Bunun aksine İslam İnkılabı'na saldıranlar, hatta güçlü ve büyük bir  devlet olan Amerika bile günden güne daha bir yenilgiye uğrayıp,  hezimet ve çöküşün eşiğine geldiler. Bizler Amerika'nın bölgesel  politikalarının yenilgiye uğradığının izlerini açıkça görebilmekteyiz.  Bu gerçekler İran milleti, gençliği ve yorumcu uzmanlarımız için önemli  başlıklar sayılır ve üzerinde fikir yürütülmesi gerekir. Yani  maneviyatı özümsemiş halk güçleriyle zorbalık ve tehdide dayalı maddeci  güçlerin karşı karşıya gelmesi konusu, çok önemli ve etkin bir olaydır.  Bu önemli ve yeni mesele, sosyoloji, kamu psikolojisi, sosyal  psikoloji, milletlerin ruhsal yapısını inceleyen ana bilim dalları  açısından incelenip, değerlendirilmelidir. Fakat bu meselede gaflete  düşülmüştür. İran milleti atom bombasına sahip olmadığı, son yüz yılda  bilim ve teknik alanında gelişim sağlamasına izin verilmediği ve geri  bırakıldığı, hatta (batılı) ülkeler kadar zengin olmadığı halde, silah  ve teknolojiye, maddi servet ve güçlü medya gruplarına sahip olan büyük  ülkeleri ağır yenilgiye uğratıp, geri püskürttü. Peki bunun sebebi  nedir?
              İşte bu düşünmeye değer bir konudur. Bu meseleyi politolog ve  sosyologlar araştırıp, analiz etmeli, İran'daki mevcut değerlerin bu  zafer konusundaki etkilerini ve ifa ettiği rolü tesbit etmelidirler. Bu  bakış açısı, ibret verici ve öğretici etkilere sahiptir. İşte bu sahne,  Amerika'nın emperyalist ve militarist gücünün yenilgi sahnesidir. Boş  bir iddiada bulunmuyoruz. Bu açık bir gerçektir ve bizzat kendileri de  bunu itiraf etmektedirler. Amerika'lılar 11 Eylül olaylarını suistimal  edip, Ortadoğudaki sinsi hedeflerini gerçekleştirmeye çalıştılar.  Onların asıl hedefi, İsrail çıkarlarını temel alan, İsrail eksenli bir  Ortadoğu yaratmaktı. O günkü tabirimizle başkenti İsrail olacak  Ortadoğu yaratılacaktı. Irak'a saldırıp, bu ülkeyi işgal etmek, bu  planın bir parçasıydı. Irak bölgemizin zengin arap ülkelerinden  biridir. Fakat maalesef Irak halkı yoksul ve çileli bir hayat yaşama  zorunda bırakıldı. Amerika'lılar Irak'ı ele geçirip, görünüşte halka  dayalı, fakat bağımlı bir rejimi Irak'a dayatmaya çalışıyorlardı. Çünkü  Saddam yetersiz kalıyordu ve güvenilemezdi. Amerika'nın yürütmeye  çalıştığı plan, İsrail eksenli yeni Ortadoğu yaratmaktı. Çünkü böyle  bir Ortadoğu, İslami İran'ı ablukaya alabilirdi.
              Şimdi siz bu sinsi  plan ve haritanın parçalarına bakınız. Filistin'de bu plan yenilgiye  uğradı. Filistin asıl eksen sayılıyordu. Fakat bu planın Filistin ayağı  kırıldı . Niçin? Çünkü İsrail karşısında direnen en büyük ve ana  direniş odağı Hamas, Filistin halkının oylarıyla iktidar oldu ve  hükümet kurdu. İşte Amerika'yla İsrail ağzının payını iyice aldı. Hamas  hükümeti kurulduğu günden beri, onu saf dışı bırakmak için sürekli  baskı ve komplo düzenliyorlar. Fakat Hamas hükümetini henüz  deviremediler. Maalesef bazı Filistin'li gruplar da Filistin'deki halkı  Hamas hükümetini devirmeye çalışan Amerika ve İsrail'e yardımcı  oluyorlar. Fakat Allah'a hamd olsun başarısız kaldılar. İnşallah bundan  sonra da yenilgiye uğrayacaklardır. Bu arada, güç kazanması istenen  siyonist rejim de bizzat ağır darbeler yedi ve Amerika'lılar da ağzının  payını aldı. Nasıl? Geçen sene Ortadoğu'nun en büyük ve en güçlü  ordusuna sahip olduğunu iddia eden İsrail, tam teçhizatlı bir şekilde  Lübnan'a saldırdı. Açtığı bu savaş sırasında bir ülke, bir devlet,  düzenli bir orduyla değil, Lübnan İslami direniş hareketi Hizbullah'ın  bir kaç bin kişilik güçleriyle 33 gün boyunca savaşmak zorunda kaldı.  Bu olay bölgede yaşanmamış bir gelişmeydi. Bölgede çıkan savaşlar,  özellikle Arap-İsrail savaşları sadece bir kaç gün ve en fazla bir veya  iki haftayı aşmamıştı. Fakat Lübnan direnişi 33 gün sürdü ve İsrail  ordusunun tam bir hezimetiyle sonuçlandı. Kim böyle bir şeyi  düşünebilirdi ki? Amerika böyle bir yenilgiyi akıllarından bile  geçirmiyorlardı. Onlar Lübnan Hizbullahını silahsızlandırabileceklerini  sanıyorlardı. Fakat hizbullah silahsızlandırılmadığı gibi, öylesine güç  ve iktidar kazandı ki, yenilmez diye sanılan İsrail ordusunu ağır bir  hezimete uğrattı. Amerika, Filistin'i çökertme ve ırkçı siyonist rejimi  destekleme politikasında yenilgiye uğradı. Amerika Lübnan'lı yiğit  gençlerin Filistin'e yardım yapmalarını engelleme girişiminde de  yenilgiye uğradı. Irak konusunda da yenilgiye uğradılar. Nitekim işgal  güçleri saldırıya geçip, Irak'ı işgal ettiler. Bu planın birinci ve  kolay merhalesiydi. Amerika ve müttefiklerinin Irak'ı işgal etme süreci  4 yılını doldurduğu halde dünya toplumu Amerika'nın yenilgiye  uğradığına inanıyor. Dünyadaki bütün yorumcular ve stratejistler de  Amerika'nın büyük bir panik yaşadığını, onurlu bir şekilde Irak  çıkmazından kurtulup, çıkmaya çalıştığını kaydediyorlar.  Amerika'lıların amacı, Irak'ta kukla ve işbirlikçi bir rejim kurup,  iktidar yapmaktı. Fakat Irak halkının seçip, iktidar yaptığı hükümet,  Amerika'lıların hedeflerinden uzak bir yapıdadır. Nitekim Irak  hükümeti, Amerika'lılar karşısında direnmekte olup, Amerikan  yöneticilerinin kuklası ve bağımlısı değildir. Amerika'lılar, Irak'taki  halkçı hükümeti devirmek ve kendine bağımlı itaatkar bir rejimi  iktidara getirmek için büyük bir çaba harcadı, fakat bu sinsi  hedeflerini gerçekleştiremedi. İnşallah eğer Irak halkı yine de  bilinçli ve uyanık davranırlarsa, bundan sonra da Amerika Irak  politikasında başarısız kalacaktır. İran İslam Cumhuriyeti'ni  zayıflatma ve kuşatma politikaları da ters sonuç verdi. Nitekim İran  milletinin yüksek himmeti ve dirayetiyle, ilahi lütuf ve tevfikle  rabbul aleminin güç ve iradesi doğrultusunda İran milleti yükselişe  geçip, gelişim zirvesine doğru harekete geçmiş bulunuyor. Şimdi İran 4  ve 5 sene öncesine kıyasla, Amerika'lıların öngördüklerinden daha fazla  siyasi konum ve etkin role sahip durumdadır. Günümüz İran'ı, bilim ve  teknik açısından yüksek birikimlere sahiptir. İran mali açıdan da büyük  ilerleme kaydetmiştir. Günümüzde İran milleti, coşku ve ruhi olgunluk  açısından büyük bir gelişim kaydedip, ilerlemiş bulunuyor. Günümüzde  İran milleti, İmam Humeyni'nin belirlediği inkılapçı değerlerin hakim  olması konusunda geçmişe göre daha bir ilerleme kaydetti. Son dört beş  yılda, sinsi planlar yaptılar. Fakat İran milleti daha bir canlanıp,  bilinçlendi, coşkulu bir şekilde sahnede hazır bulundu. Tanık olduğumuz  gibi İran milleti hiç bir şeye ilgisiz kalmıyor ve pasif davranmıyor.  İşte Amerika'nın ekip biçtiği mahsül, tam bir yenilgi ve hedeflerin  iflasıdır. Amerika'lılar İslam Ümmeti tarafından da sorgulanıyor.  Günümüzde Amerika, İslam alemi ve İslam ümmeti tarafından şiddetle  kınanıp, lanetleniyor. İslam dünyasında yapılan kamuoyu  araştırmalarının sonuçlarına bakın. Bunların hepsinde Amerika kınanıyor  ve ona karşı büyük bir nefret hissediliyor. Benim kesin inancıma göre  bir gün gelecek ve Amerika'nın bugünkü başkanıyla yetkilileri, Irak'ta  yaptıkları katliam ve yaşanan insani facialardan dolayı tutuklanıp,  uluslararası adalet mahkemesinde yargılanacaklardır.
              Amerika'lılar,  niçin Irak'ın işgalinden vazgeçmedikleri sorusuna cevap vermelidirler.  Amerika'lılar, Irak'ı niçin emniyetsizlik, terör ve kargaşa  fırtınasının kasıp kavurduğu sorusuna cevap vermelidirler. Amerika'lı  yöneticiler terörizmi Irak'a taşıyıp, bu ülke halkına dayattılar.  Amerika'lılar, zengin bir ülke olan Irak'ta halkın niçin % 50'sinin  işsiz kaldığını, kamu hizmetlerinden yoksun bırakıldıkları sorusuna  cevap vermelidirler. Irak'ta kamul hizmetlerinin izine  rastlanmamaktadır. Irak halkı elektrik, içme suyu şebekesi ve yakıtla  enerji kaynaklarından mahrum bırakılmıştır. Irak'taki okullar,  üniversiteler, hastaneler enkaza çevrilmiş veya kullanılamaz hale  getirilmiştir. Irak'ta yeni okullar inşa edilmemiştir. Irak halkının  hastaneye ihtiyacı vardır. Amerika'lılar hangi hastaneyi inşa edip,  sağlık ve bakım malzemeleriyle donattılar? Amerika'lılar hangi  üniversiteyi inşa ettiler ya da onardılar ? Amerika'lılar hangi caddeyi  yaptılar ve hangi içme suyu şebekesini kurdular. Evet bu sorular cevap  bekleyen sorulardır. Amerika bu sorulara cevap vermek zorundadır. Şimdi  bu sorulara aldırmayabilirler ve sorumluluk kabul etmeyebilirler. Fakat  bu durum devam etmeyecektir. Nihayet yakalarına yapışanlar olacaktır.  Nitekim bir çokları, güç ve iktidar sahipleri hesap vermek zorunda  kaldılar. Bir gün Hitler'den hesap soruldu. Bir gün Saddam'dan hesap  soruldu. Bazı Avrupa'lı liderler hesap verme zorunda kalıp,  iktidarlarını kaybettiler. Milletler, bu saldırgan ve militarist  politikalara muhalefet etmektedirler. Amerika milleti de bunlara  muhaliftir. İngiltere halkı da İngiltere'nin Irak'ın işgaline  katılmasını istemiyorlardı. İngiltere güçleri, Basra'yı bırakıp kaçmak  zorunda kaldılar. İspanya ve İtalya milleti de Irak savaşında  Amerika'ya destek olan hükümetlerini devirdiler ve yeni hükümetleri  iktidar yaptılar. Dünya toplumu hegemonyacı konjonktürden büyük  rahatsızlık duymaktadır. Fakat gelişmeler halkın istediği yönde  ilerliyor.
              Güçlülerin gövde gösterisi uzun sürmüyor. Nitekim  Amerika yenildi. Amerika'nın bir kaç yıl önce başlattığı Ortadoğu  planının hedefi İran İslam Cumhuriyeti'ni yenmekti. Fakat ne  Ortadoğu'yu ele geçirebildiler, ne de İran İslam Cumhuriyeti'ni  zayıflatabildiler. Irak'taki durumları da açıkça ortadadır. Amerika'lı  yöneticiler büyük sorunlar yaşıyorlar. Başkalarını suçlayarak ve  medyatik karalama kampanyalarını sürdürerek bunlardan kurtulacaklarını  sanıyorlar. Fakat bu ötekileştirme politikası işe yaramamaktadır.  İran'ı veya başka bir ülkeyi suçlamaları derde deva değildir. Onlar  bizzat hazırladıkları raporlarında, Amerika'nın balçığa saplandığı,  büyük bir zaaf ve alçalışa sürüklendiğini açıkça gözler önüne  seriyorlar. Amerika'nın siyasi ve askeri temsilcileri Irak'a gelip,  Amerika kongresi için Irak raporunu hazırladılar. Amerika'nın Irak  işgalindeki kazançlarından birinin, Irak silah pazarının Amerika'ya  ilhak edilmesinden ibaret olduğu başlığı ilgi çekicidir. Başlarınıza  kuleler yağsın ! Bir ülkeyi işgal edip, Irak halkını linç ettiniz. Bu  milletin menfaatlerini yok ettiniz. Şöyle şöyle yapacağız dediniz.  Şimdi elde ettiğiniz sonuç, sadece Amerika'nın Irak'a silah satışına  talim etmenizdir ! İşte bu olay, sizlerin zaaf ve geri kafalılığınızın  bariz göstergesidir. Gerçekten Amerika'lılar Irak'ta iflas etmişlerdir.
              Aziz  kardeşler, İran'ın büyük milleti, kendi değerinizi bilmelisiniz. Bu  yolun kadir ve kıymetini bilmelisiniz. Sizleri aziz ve kudretli kılan  sırat-ı mustakimin değerini bilmelisiniz. Allah, düşmanı sizin  karşınızda hakir ve küçük düşürüp, aşağıladı. Bilmelisiniz ki, bu yol,  Allah'ın yoludur. Allah'ın resullerinin daveti ve İslam'ın hakimiyet  yoludur.
              Ramazan ayının son Cuma günü dünya Kudüs günüdür.  Muhtemelen bu yılki Ramazan ayında İslam ülkelerinin hepsinin Kudüs  günü merasimlerine katılabilmesi için bir Cuma günü erkene alınacaktır.  Çünkü Kudüs günü büyük bir yükümlülük ve mesuliyet taşır. Kudüs'ün Cuma  gününü asla unutmamak gerekir.
              Allah'ın selam, rahmet ve bereketi üzerinize olsun...

Total Visit: 73
Total Rank: 0
Total Rankers: 0
Total Comments: 0

Oy vermek için yetkiniz yok. Lütfen giriş yapınız.