Kuşkusuz çocuklara özgü sinema ile büyüklere hitap eden sinema arasında köklü farklılıklar söz konusudur.
Bu farklılık, iki muhatap kesimi arasındaki farklılıklardan kaynaklanır. Nitekim çocuk sinemasının temelleri hayal, eğlence ve eğitici mesajlar üzerine kurulmuştur.
Kimileri çocuk sinemasının çocuksu, sıkıcı, nasihat edici, çok basit ve herkesin anlayabileceği bir sinema türü olduğuna inanıyor. Lakin baştan sona yanlış anlaşılmalardan ve yanlış algılamalardan ibaret olan bu bakış açısı, büyüklerin çocuk sinemasına yaklaşım tarzından kaynaklanır. Üstelik bu yetişkin insanlar çocuk sinemasını esas itibarı ile güncel yaşamın gerçeklerinden çok uzak olduğuna da inanıyor. Bu yanlış bakış açısının sonucu ise, çocuk seyircileri idrak gücünden yoksun varsayan sırf eğlence içerikli yığınla sinema filmleridir.
Peki ama, acaba çocuk sineması en iyi şekli ile sadece çocukları dış dünyadan soyutlandırması ve onları tamamen hayal ürünü ve gerçek olmayan bir dünyaya götürmesi mi gerekir? Bu durumda, acaba çocuk sineması, maddi manevi bunca yatırım yapmaya değer mi, dersiniz?
Kuşkusuz çocuklara özgü sinema ile büyüklere hitap eden sinema arasında köklü farklılıklar söz konusudur. Bu farklılık, iki muhatap kesimi arasındaki farklılıklardan kaynaklanır. Nitekim çocuk sinemasının temelleri hayal, eğlence ve eğitici mesajlar üzerine kurulmuştur.
Çocuklar, sinemanın en ciddi seyircileridir ve belki de yetişkin insanların arasında sinemayı çocuklar kadar ciddiye alan tek kesim, sinema eleştirmenleridir.
Evet, çocuklar sinemayı çok ciddiye alır, çünkü onları, hayallerini geliştirebilecekleri bir dünyaya taşır. Ve hayal kurmak, çocuklara dünya hakkında düşünmeleri için belli bir şekil veya kalıp sunan zihinlerinin en temel yönlerinden biri sayılır.
İranlı sanatçı Merziye Burumend, yıllarca çocuk sineması üzerinde çalışan ve bu sektörde emek harcayan ve İran televizyonu ve sinema sektöründe tanınan bir sanatçıdır. Bu konuda bayan Burumend şöyle diyor:
Çocuk sinemasından bahsederken hayal unsurunu göz ardı edemeyiz. Günümüzde bilgisayar ve bilgisayar oyunları yavaş yavaş sinemanın yerini alıyor ve bu da çocukların hayal gücü, sinema aracılığı ile gelişmediği gibi, yanlış bir yola sapmasına sebep oluyor.
Gerçekte çağımızın çocuk sinemasının karşı karşıya bulunduğu sorunlardan biri, çocukların yaratıcı ve güdümlü hayal gücünden uzaklaşmalarıdır. Umut ve hayal gücü, maceracılık ve eğlenme eğilimi, çocukları büyüklerden ayırt eden en önemli ve en heyecan verici unsurlardan bazılarıdır. Lakin son zamanlarda çocuk sinemasında hazırlanan eserlerin çoğundu bu unsurların bir çoğuna rastlanmamakta ve büyü, evham ve temiz olmayan düşünce ve anlayışların hakim olduğu gözlenmektedir dolaysıyla masum ve savunmasız çocukların, anlayamadıkları bir dünya tarafından tehdit edilmeleri gayet doğaldır.
Bu tür bir anlayışı yaygınlaştırmaya çalışanlara karşı çıkan uzmanlar, çocuk fantezisi ve hayali, ipini koparmış hayal anlayışı anlamına gelmediğini savunuyor.
Örneğin son on yılda Harry Potter filmleri, çocuk sinemasında büyük ses getiren eserlerden biriydi. Peki ama, Harry Potter adında bir çocuğun hakkında yazılan bir kitaptan esinlenerek hazırlanan bu filmler gerçekten nasıl bir düşünceyi yaygınlaştırmaya çalışıyor?
Harry Potter dizisinin en önemli unsurlarından biri, olumlu bir şekilde tanıtılan “büyü” unsurudur. Oysa bu tür kitapların hepsinde şimdiye kadar görülmemiş bir şiddet ve acımasızlık propagandası yapılıyor ve bu acımasızlık olduğu gibi bu kitaplardan esinlenerek hazırlanan sinema eserlerine de yansıyor. Nitekim talim ve terbiye uzmanları da bu konuda ciddi uyarılarda bulunuyor. Söz konusu uzmanlar Harry Potter filmlerini gördükten sonra eserlerde öğretilen şiddet içerikli intikam alma yöntemlerinin çocuklara zarar verdiğini ve psikolojilerini olumsuz ve yıkıcı bir şekilde etkilediğini dile getiriyor.
Şimdi bu kısa hatırlatmanın ardından geçtiğimiz günlerde etrafında sıcak tartışmaların yaşandığı İran’da çocuk sinemasına geçiriyoruz.
Geçtiğimiz günlerde düzenlenen uluslararası çocuk film festivali sinema sektörü çalışanları ve talim ve terbiye uzmanlarının bu alanda fikir alış verişinde bulunmasına uygun bir zemin hazırladı.
İsfahan kentinde düzenlenen uluslararası çocuk film festivali 25. kez gerçekleşirken, üzerinden geçen çeyrek asrın ardından İran sinemasında önemli bir gelişme olarak kayda geçtiği anlaşılıyor.
Festivalin ilk 6 dönemi Tahran’da ve bir kaç dönemi çeşitli kentlerde ve son 14 dönemi tarihi İsfahan kentinde gerçekleşti ve bundan böyle de sürekli bu kentte düzenlenmesi kararlaştırıldı.
Uluslararası çocuk film festivali, İran’da düzenlenişinin 25 yıllık mazisi ile son zamanlarda çocuk sineması sahasında önemli bir yer edindi. Çünkü bu etkinlik İranlı sinema yapımcılarına eserlerini diğer ülkelerin yapımcıları ile bir arada seyircilere sunma fırsatını sağlıyor. Öte yandan festivale katılan genç seyirciler ve jüri üyeleri, eserleri ilk muhatabı sayılıyor ve bu kesimin eserlerin hakkında yargıda bulunmaları, çocuk sinemasına büyük katkı sağlıyor.
Uluslararası çocuk film festivali 14 – 18 Kasım tarihleri arasında İran’ın tarihi kenti İsfahan’da düzenlendi. Bu yıl festivale dünyanın 29 ülkesinden eserler katıldı ve İranlı yapımcıların son eserleri seyircileri ile buluştu.
Kapanış töreninde “Sinema rüyası” adlı eser en iyi yönetmen ödülünü kazandı. Ali Şah Hatemi’nin yönettiği eser, festivalin en güzel eserlerinden biriydi ve uygun manevi içeriğinin yanı sıra aktif ve coşkulu bir çocuğun yaşam öyküsünü konu edinerek muhataplarına neşeli anlar yaşattı.
Filmin senaryosu, babası İslam inkılabından önce sinema sektöründe figüranlık yapan Kazım adında bir gencin süper star olma hayalini anlatıyor. Kazım bu çerçevede zengin bir ailenin çocuğu ile bir filmde rol almak için rekabet ediyor.
Eserin yönetmeni bu eserin hakkında şöyle diyor: Bir çoklarına göre sinema oyunculuğu hayal dünyasında uçmaya benzer, lakin gençlerimiz gerçek yaşamda daha önemli olan ve onlarla uğraşmaları gereken aile ocağı gibi şeylerin de var olduğuna inanmaları gerekiyor.
İslam inkılabından önce çocukları konu alan eserlerin sayısı çok kıt olduğunu belirterek şöyle devam ediyor: Gerçekte İran sineması, özellikle çocuk sineması sahasında inkılaptan sonra adeta yeniden doğdu. Ben iki kesim için canımı bile feda edebilirim. Bunlardan biri, sonsuz sevdiğim çocuklar ve ikincisi Saddam ordusuna karşı ülkelerini savunan kutsal savunma yıllarının savaşçılarıdır. Ben aslında film yapımcılığı ile öğretmen olma hayalimi gerçekleştirdim, çünkü burada 20 kişilik bir sınıfın yerine dünyadaki tüm çocukların öğretmeni olabiliyorum ve bir başka ifade ile benim sınıfım, dünya kadar geniştir.
Festivalde Seyyid Cevad Haşimi’nin yönettiği “Beyaz alınlı Ceyran” adlı eser ise seyircilerin seçtiği eser olarak açıklandı. Bu eserin yönetmeni yıllarca öğretmenlik yapmış ve aynı zamanda sinema ve televizyon filmlerinde oyuculukla uğraşmıştır. Kendisi eseri hakkında şöyle diyor:
Bu eser, ceyran, ayı, kurt ve tilki gibi karakterleri kullanarak insani ve ahlaki konuları işliyor. Ben, çocukların bu eseri anne ve babaları ile seyretmelerini istiyorum. Yaşamımızda hayır ve şerrin varlığı eskiden beri ninelerimizin masallarında bile yer alan bir gerçektir. Lakin gelişmiş dünyamızda film yapmak için yeni simgeleri ve karakterleri kullanmak gerekir ki çocukların ilgisini çekebilsin ve bu yüzden hayır ve şer simgelerini günün imkanları ve teknolojilerine uygun olarak eserlerimizde işlemeliyiz.
“Rüzgar ve sis” adlı eserin yönetmeni Muhammed Ali Talibi de jüri özel ödülüne layık görüldü. Kendisi çocuk sinemasında kahramanların hakkında şöyle diyor: Çocuklar filmlerde yer alan kahramanlarla çok yakınlaşıyor ve bu yüzden bizler bu bağlamda daha fazla sorumluluk taşımalıyız. Çocuklar başkalarını örnek alma meraklısıdır ve bu yüzden kahramanlar onlar için büyük önem arz ediyor. Çocuklar için bir eser hazırlarken onlar gibi düşünmeli ve onların istediği kahramanları onların seveceği yöntemlerle tanıtmaya çalışmalıyız.
25. uluslararası çocuk film festivalinin uluslararası bölümünde “Muhammed Ed’dora” ödülü İran’dan “Kurtuluş yolu” adlı esere verildi. Bu ödül, Filistin milletinin direniş simgesi olan şehit Muhammed Ed’dora’yı anmak için kendisinin adı ile adlandırıldı. Muhammed Ed’dora, siyonist caniler tarafından en vahşi biçimde şehit edildi ve bu yüzden Filistin milletinin direniş ve kurtuluş simgesi oldu.
Festivalde en iyi uzun film yönetmeni ödülü, Almanya ve Polonya’nın ortak yapımı olan “Kış’ın kızı” adlı esere verildi. Bu arada Endonezya, Japonya, Hindistan, Belçika ve Kanada’dan katılan eserler de uluslararası bölümde bazı ödüllere layık görüldü.
Ferzad Ejderi’nin yönettiği “Meleklere selam olsun” adlı film, festivalin en iyi eseri ödülünü kazandı. Bu eser, hasta büyük annesinin ölümüne mani olmak için kenti bir birine katan bir çocuğun öyküsünü anlatıyor.
Bu yılki festivale, dünyanın çeşitli ülkelerinden 70 sanatçı da katıldı. Festivalin daha çok Asya ve İslam ülkelerine eğilimi, bu yıl daha da belirgindi ve bu yörelerin eserlerinin yanı sıra başta İslam ülkeleri olmak üzere Asya ülkelerinden çok sayıda sanatçı festivale katıldı.
Festivale konuk olan bu sanatçılar, eserleri izleme ve jüri heyetinde yer almanın yanı sıra bazı uzmanlık sempozyumlara ve oturumlara katılarak İranlı meslektaşları ile görüş alış verişinde bulundu.