Salı 22 Mayıs 2012 - 15:24

الثلاثاء ٢ رجب ١٤٣٣

سه شنبه ۲ خرداد ۱۳۹۱ - ۱۶:۵۴

Kullanıcı adı:

Şifre :

Şifremi Hatırla
Şifremi unuttum   aktivasyon
Üye ol
    
       

Meşhur görüş uyarınca bu gece yedinci imam Hz. Musa b. Cafer  el-Kâzım'ın (a.s) şehadetidir. İmam Musa b. Cafer (a.s) 128 h.k yılında Emevîlerin  son döneminde dünyaya geldi ve 183 h.k yılında, Abbasî halifesi Harun er-Reşid'in  zindanında dünyadan göçtü. İmam Musa b. Cafer (a.s) 55 yıl yaşadı. Ömrünün son  yılları zindanda geçti ve orada zehir verilerek şehit edildi. Arap şair şöyle  demiştir:
        Galu hubiste fe-gultu leyse bi-zair
        Habsi ve eyyu muhannedin la yuğmedu
        E ve ma raeyte'l-leyse ya'lifu ğileten
        Kibren ve evbaşu's-sibain  tereddedu.
        Bana dediler ki, hapse düşmüşsün. Dedim, ziyanı yok;
        Hapse düşmemin. Hangi keskin kılıç var ki kınına koyulmasın?!
        Görmemiş misin arslanı, inine alışıktır;
        Dışarıda ise büyük, küçük hayvanlar hareket hâlindedir.
        Mevlana Mesnevi'nin birinci defterinde, Yusuf'un eski dostu  ve çocukluk arkadaşının, onca belalardan, kuyuya atılmaktan, kölelikten,  yıllarca hapis hayatı yaşadıktan sonra Yusuf'un ziyaretine geliş öyküsünü şöyle  anlatır:
        Amed ez afag yariyi mihrban
        Yusuf-ı  sıddig ra şod mihman
        K-aşina  budend vagt-i kudeki
        Ber vesadeyi aşinayi mutteki
        Yad dadeş  çevr-i ihvan u hased
        Goft an zencir bud u ma esed
        Ar nebud şir  ra ez silsile
        Ma nedarim ez rızayi hag gile
        Şir ra ber gerden ger  zencir bud
        Ber hemeyi zencirsazan mir bud
        Goft çun budi tu der zindan u çah
        Goft hemçun der mehag u kast, mah
        Der mehag ger mah-ı nu gerded du ta
        Ney der aher be-der gerded der sema?
        Gendumi ra zir-i hak endahtend
        Pes zı-hakeş huşeha berhastend
        Bar-ı  diger kuftendeş zı-asiya
        Gıymeteş efzud u nan şod canfeza
        Baz nan ra zir-i dendan kuftend
        Geşt  agl u can u fehm-i sudmend
        Anlamı:
        Ufuklardan geldi yar-i mihriban
        O Yusuf-u Sıddık'a oldu mihman
        Çocukluk döneminden tanışıyorlardı
        Dostluk yastığına dayanmışlardı
        Kardeş zulmünü ve hasedi hatırlattı ona
        Dedi, o zincirdi ve biz aslan
        Ar değil aslan için zincir
        Biz Hakkın rızasından şikâyetçi değiliz
        Aslanın boynunda eğer zincir var ise
        Bütün zincir yapanların emiri olur
        Dedi, sen zindanda ve kuyuda olduğunda
        Dedi, ayın küçülmesi ve saklanması gibiydin
        Yeni ay yarıya bölünüyorsa küçülürken
        Sonuçta dolunay hali almıyor mu semada?
        Toprak altına bir buğday tanesi attılar
        Sonra da topraktan nice başaklar aldılar
        Tekrar ezdiler değirmende onu
        Değeri arttı ve güç veren ekmek oldu
        Yine ekmeği dişin altında çiğnediler
        Akıl, can ve faydalı düşünce oldu.
        İmam Musa b. Cafer (a.s), ömründen nice yılların bir zalimin  zindanında geçmesi bakımından Yusuf-u Sıddık'ın (a.s) durumuna benzer. Kur'ân-ı  Kerim'in de bildirdiği gibi Mısır'ın seçkin kadınları Hz. Yusuf'u (a.s) baskı  altında tutmuşlardı. Hz. Yusuf (a.s), iman cevherini korumak, takva giysisini  temiz tutmak ve saldırılardan aman bulmak için yüce Allah'tan zindan hayatı  dilemiş ve şöyle demişti:
        Yusuf, Rabbim dedi, zindan, bunların davet ettikleri şeyden daha  hayırlı bence. Bunların düzenlerini benden uzaklaştırmazsan belki onlara  meyleder de bilgisizlerden olurum. Rabbi de artık onun duasını kabul etti ve  düzenlerini defetti ondan; şüphe yok ki O, duyar, bilir. Sonra onlar (Yusuf'u  yanlarında bulunduranlar) için Yusuf'u bir süre hapsetme düşüncesi ortaya  çıktı.
        Yusuf'un kardeşlerinin çekememezliği, onu kuyuya attı.  Mısırlı kadınların murat alma hevesleri ve kabul edilmesi mümkün olmayan  dilekleri, onu zindana yolladı ve yıllarca orada yaşadı. "Bu yüzden daha nice yıllar zindanda kaldı."
        Yusuf (a.s), zindanda peygamberlik makamına ulaştı ve oradan  en ihlaslı, en yetkin, en olgunlaşmış hâlde çıktı.
        Peygamberler arasında babası tarafından sevilmek suçuyla  kuyuya atılan ve de temizlik, takva, hakkı tanıma suçuyla zindana gönderilen  tek peygamber, Hz. Yusuf'tur. İmam Musa b. Cafer (a.s) de halk tarafından  sevildiği, sayıldığı ve Harun'dan daha layık ve daha üstün tutulduğu için  yıllarca zindan hayatı yaşadı. Ancak Hz. Yusuf (a.s), yıllar sonra da olsa  zindandan çıkarılıp serbest bırakıldı; İmam Musa b. Cafer (a.s) ise zehirle şehit  edilinceye kadar Harun'un zindanında tutuldu.
        Yoksa Allah'ın, lütfedip insanlara ihsan ettiği şeylere haset mi  ediyorlar?
        Şu bir gerçektir ki bazı insanlar, Allah'ın bazı insanlara  lütuf ihsan etmesini çekemezler ve bundan dolayı da onlara eziyet ederler.
        Arap şair şöyle demişti:
        Bana dediler ki, hapse düşmüşsün. Dedim, ziyanı yok;
        Hapse düşmemin. Hangi keskin kılıç var ki kınına koyulmasın?!
        Görmemiş misin arslanı, inine alışıktır;
        Dışarıda ise büyük, küçük hayvanlar hareket halindedir.
        Bu şiirin devamı şöyledir:
        Ve'ş-şemsu lev la enneha  mehcubetun
        An nazıreyke,  lema ezae'l-fergad.
        Güneş batmasa ve gözlerden kaybolmasaydı, ışıksız yıldız ortaya  çıkmazdı.
        (Bırak da, küçük ve ışıksız yıldızların kendini göstermesi  hatırına dünyayı aydınlatan güneş yüzünü gizlesin.)
        Ve'n-naru fi ehcariha mehbuetun
        La testeli in lem tusirha'l-eznudu
        Ve'l-habsu ma lem teğşuhu lideniyyetin
        Şenae  ni'me'l-menzilu'l-mustevredu.
        Ateş, taşlarında saklıdır
        Taş ve demir çarpışmadıkça kıvılcım çıkmaz
        Zindan, bir alçaklıktan dolayı değilse
        Bir cinayet yüzünden olmazsa, girilecek ne de güzel konaktır.
        (Bir insanın hırsızlık, hıyanet, adam öldürme, bozgunculuk  suçlarından dolayı hapse mahkum olması elbette ki ardır, lekedir, insanın  başını aşağı düşürür; hatta insan hapse düşmese bile bunlar, ar ve lekedir. Ama  eğer insan, kişilik ve yücelik uğruna hapse atılmış ise, hakkı söylediği, hakkı  savunduğu ve zulmün karşısında durduğu ve dikeldiği için zindana mahkum edilmiş  ise bu, kesinlikle onur, kıvanç ve iftihardır.)
        Beytu yuceddidu li'l-kerimi kerameten
        Ve yuzaru fihi ve la yezuru ve yuhfedu.
        Zindan bir ocaktır ki yücenin yüceliğini tazeler
        Orada ziyaret edilir, o ziyarete gitmez ve buna ihtiyaç duymaz.
        (Yüceliklerinden ve hakkı savunuculuklarından dolayı zindana  atılanlar, orada daha içtenlik, kararlılık ve parlaklık kazanır ve  yüceliklerine yücelik katarlar. İşte burada başkaları bu insanı ziyaret etmeye  ve bundan iftihar kazanmaya ihtiyaç duyarlar; o insanın ise buna ihtiyacı  yoktur.)
        Fe-gultu leha ve'd-demu şetta tariguhu
        Ve'n-naru'l-heva fi'l-galbi yezku veguduha
        Fe-la teczei imma raeyti guyudehu
        Fe-inne halahile'r-ricali guyuduha.
        Gözyaşım fışkırarak akarken ona dedim
        Ve kalpte aşk ateşi alevlenirken;
        Onun ayağında zincirler görürsen sızlanma
        Çünkü erkeklerin halhalleri prangalardır.

     

Özgürlükçülük Suçuyla Mahkum Olmanın Etkileri

     

Bu konunun iki boyutu vardır; Bunlardan biri şudur: Bir  insanın hakkı söylediği, hakkı aradığı, insanî kişiliğini savunduğu için  zorluklarla sıkıntılarla ve işkencelerle karşılaşması ar ve leke değil, bilakis  iftihardır. Bu konu hakkında tarihe bakmamız yeterli olacaktır. Tarih, onurlu  ve yüce insanların onur ve yücelik yolunda öldürülmeleriyle, hapse  atılmalarıyla, sıkıntı çekmeleriyle ve işkence görmeleriyle doludur. Bu yüce  insanların karşılaştıkları bela ve zorluklar sadece onlar için değil, bütün  insanlık için onur belgesidir.
        Bir diğer konu ise şudur: İnsanın katlandığı ve karşılaştığı  bu tür sıkıntı ve baskılar, nefsi daha çok yetkin kılmak ve arındırmak ve de  insan varlığının öz cevherini daha ihlaslı kılmak için bir araçtır. Bolluk,  refah ve rahat içinde yaşamak ise insanın ruh yapısını zayıflatan, ahlâk  değerlerini bozguna uğratan etkenlerden biridir. Hatta ahlâkı bozan, ruh  yapısını güçsüzleştiren ve insanı yaşamında zavallı konumuna düşüren en önemli  ve en etkili etken, bolluk içinde, refah ve rahat içinde yaşamaktır.
        Naz pervered tene'um nebered rah be dost
        Aşıgi  şiveyi rindan-ı belakeş başed.
        Naz-u nimet içinde olan dosta ulaşmaz
        Aşk, zorluk çeken dervişler yöntemidir.
        Zorluk ve sıkıntılar ruhun güçlenmesini sağlayan, insan  varlığının cevherini arındıran ve sarsılmaz kılan bir etkendir. İnsan  varlığının olgunlaşması, gelişmesi, ürün yüklü olması ancak ve ancak zorluklar  alanında ve zorluklarla mücadele sonucunda ortaya çıkar. Mevlana'nın dediği  gibi buğday toprağın altına gider ve toprak zindanında mahsur kalır ve içinde bulunduğu  aşamadan bu zindanda geçerek daha yetkin aşamaya adım atar. Önce çok ince  kökler verir, çok geçmeden buğday dalı şeklini alır ve bunun ardından da çok  fazla başaklar verir. Buğdayın toprak altında bulunması onun yetkinlik  kazanmasının ilk basamağıdır. Yine bu buğday değirmen taşı altında ezilerek un  olur, sonra ekmek olur, sonra bu ekmek yine dişler arasında çiğnenir ve besin  olarak insanın bedeninde yerini bulur. Sonuç olarak da varlığının yetkinlik  aşamalarının en yücesine ulaşır, akıl ve düşünce olarak ortaya çıkar.

     

Tezat ve Çarpışma Kanunu

     

Tabiatta tezat yasası adında bir yasa vardır. Filozoflar  şöyle demişlerdir: "Eğer tezat ve tezattan kaynaklanan çarpışmalar olmasaydı,  mutlak Feyyazın mukaddes zatı nahiyesinden varlık feyzi devam imkânına sahip  olmazdı." Çünkü her ne kadar her varlıkta bir tür yetkinlik yeteneği var  ise de, her varlığın aşamalarının her birinde o aşamada gerekli ve faydalı olan  araçlarla donatılmış olduğu da bir gerçektir. Mesela bir meyve çekirdeğinin  etrafını kaplayan kabuk gibi veya yumurtanın ak ve sarısını koruyan zar gibi.  Bu kabuklar çekirdeğin çekirdek olarak kalması için gerekli ve faydalıdır. Veya  bir yumurtanın yumurta olarak kalması için gereklidir. Ama eğer tane ve çekirdek,  yetkinlik yolu kat edecekse; bir fidan, bir ağaç şekline girecekse veya yumurta  önce civciv ve sonra tavuk olacaksa kendisini kuşatan hisarı yıkmaktan ve  kendini özgür kılmaktan başka çaresi yoktur. Bu hisar ve duvarlar tabiatta  farklı etkenler arasında gerçekleşen tezat ve çarpışmalar sonucunda yıkılır ve  böylece de aradaki engeller kalkar ve Hakkın feyzi devam eder.
        Zorluklar ve sıkıntılardır kahraman yaratan, güçleri harekete  geçiren ve gücü ortaya çıkaran. Yüce dâhileri ve büyük hareketleri insanlığa ve  dünyaya kazandıran şeyde zorluklar ve sıkıntılar olmuştur.

     

Hz. Zeyneb (s.a)

     

Din tarihimizde birçok örnekler vardır. Bütün dünyanın  iftihar kaynağı olan İslâm kadınlarından biri Hz. Zeynep'tir. Tarih göstermiştir  ki kanlı Kerbela olayı ve bu kıyamda vuku bulan eşsiz musibetler, Hz. Zeyneb'in  (s.a) azmini sarsılmaz kılmıştı. Medine'den gelen Zeynep'le Şam'dan Medine'ye  dönen Zeynep aynı değildi. Şam'dan Medine'ye dönen Zeynep daha çok olgunlaşmış  ve yetkinlik kazanmıştı. Hatta Hz. Zeyneb'in (s.a) esareti döneminde  davranışları, yüce kardeşinin hayatta olduğu ve Hz. Zeyneb'in (s.a) sorumluluk  üstlenmediği dönemdeki davranışlarından bile farklıdır. Çağımızın değerli Müslüman  Arap kadınlarından olan Dr. Aişe Bintu'ş-Şati, Hz. Zeynep (s.a) hakkında "Kerbela'nın  Kahraman Kadını" adında bir kitap yazmıştır. Bu kitap bir kaç defa Farsçaya  çevrilmiş ve basılmıştır. Hz. Zeyneb'in (s.a) kahramanlığının büyük bir bölümü,  Kerbela hadisesinin ve zorluklarının ürünüdür. Hz. Zeyneb'in (s.a) dilini Yezid'in  tertiplediği mecliste ateşîn konuşmaya açan Kerbela olayı idi. Ebu Temam şöyle  der:
        Lev la'ştiğalu'n-nari fi ma caveret
        Ma kane yu'refu tibu arfi'l-udi.
        Eğer ateşin alevi yanındakine değmeseydi
        Ut çubuğunun güzel kokusu bilinmezdi.
        Eğer ateş yanındaki ut çubuğunu yakmasaydı, onun yakıcılığı  uta dokunmasaydı, kesinlikle utun kokusu da ortaya çıkmayacaktı. Ateş olmadıkça,  acı ve yangı olmadıkça utun marifeti ortaya çıkmayacaktır.
        Sa'di şöyle der:
        Gul-i metbu' ez derun-i suznak ayed ki ud
        çun hemi suzed cihan ez vey muattar  mişeved.
        Güzel söz yangılı yürekten gelir; çünkü ut
        Yandı mıydı etrafı güzel kokutur.
        Rudeki ise şöyle demiştir:
        Ender belayi saht pedid ayed
        Fazl u bozorgvari u salari.
        Çetin belalarda ortaya çıkar
        Erdem ve yücelik ve büyüklük.

     

Musa b. Cafer (a.s)

     

İmam Musa b. Cafer (a.s) hakkı söylemek, iman, takva ve  insanlar tarafından sevilmek suçundan zindana atılmıştı. O (a.s) bazı Şiîlerine  hitaben şöyle buyurmuştur:
        Allah'tan sakın (Allah'ın gazabından kendini koru) ve hakkı  söyle; bu, helakine neden olsa da. Çünkü kurtuluşun haktadır (hak helak etmez).  Batılı terk et; kurtuluşuna neden olsa da. Çünkü helakin batıldadır (batıl  kurtarıcı olmaz.)
        Şeyh Müfid (r.a), İmam Musa b. Cafer (a.s) hakkında şöyle  der:
        O (a.s) zamanının en abit, en fakih, en cömert ve en yücesiydi.  Yüce Allah'ın huzurunda çok yalvarır ve yakarırdı. "Allah'ım! Ölümle  rahatlık ve sorgu sualde affını diliyorum senden." cümlesini çok tekrar ederdi. Daima yoksulları ziyarete giderdi. Geceleri bir  torbaya para, un, hurma koyar ve bir şekilde Medine yoksullarına ulaştırırdı ve  onlar, bunları getirenin kim olduğunu bile bilmezdi. Kimse onun gibi Kur'ân  hafızı değildi. Kur'ân'ı çok güzel okurdu. Kalbi okşayan bir hüzünle Kur'ân  okurdu. Onun Kur'ân okumasını duyanlar ağlardı. Medine halkı ona "Zeynü'l-Müçtehidîn"  lakabı vermişti.
        Harun, 179 h.k yılında hac ziyareti yapmak üzere Bağdat'tan  ayrılmıştı. Önce Medine'ye gitmiş ve orada da İmam Musa b. Cafer'in (a.s)  tutuklanmasını emretmişti. Medine halkı bundan çok üzülmüş ve hüzne boğulmuştu.  İmam (a.s), Harun'un emriyle gece vakti ve üstü örtülü bir tahtırevana  bindirilerek Basra'ya gönderildi ve Basra valisi İsa b. Cafer'e (Harun'un  amcası oğlu) teslim edildi. İmam (a.s) orada zindana atıldı.
        Harun insanları yanıltmak amacıyla, bu olaydan bir gün sonra  yine üstü kapalı bir tahtırevanın Kûfe'ye doğru yola çıkmasını emretti. Bu  görüntü karşısında insanlar, İmam'ın (a.s), kendi dostlarının ve Şiîlerinin  merkezi olan Kûfe'ye gönderilmekte olduğunu ve orada İmam'a (a.s) yönelik bir  tehlikenin bulunmadığını düşüneceklerdi. Ayrıca Harun'un plânladığı bir diğer  tedbir de şu idi: Şiîlerin, İmam'ı (a.s) geri çevirmek ve Medine'den  ayrılmasına engel olmak istemesi durumunda, yapacakları tek şey Kûfe yönüne  hareket etmek olacaktı ve sonuç itibariyle de İmam'a (a.s) ulaşamayacak ve  başka bir kafileyi geri çevirmiş olacaklardı.
        İmam Musa b. Cafer (a.s) bir yıl Basra zindanında kaldı.  Harun, İmam'ı (a.s) zindanda öldürmesini istedi İsa'dan. İsa, bu cinayete ortak  olmak istemediği için Harun'un mektubunun cevabında şöyle yazdı: Ben, bu bir  yıl içinde bundan bir kötülük ve bir hata görmedim; gördüğüm tek şey ibadet olmuştur  ve ibadetten yorulmadığı. Dualarında sana veya bana beddua edip etmediğini  öğrenmek için adamlarımı görevlendirdim. Ama onun asla bu tür şeylere önem vermediğini,  sadece Allah'tan kendisi için rahmet ve mağfiret dilediğini öğrendim. Ben,  böyle birinin canına kıymak, elimi kanına bulaştırmak ve hatta bundan fazla da  zindanda tutmak istemem; ya gelir onu benden teslim alırsın veya kendim onu  serbest bırakırım.
        Harun, İmam Musa b. Cafer'i (a.s) Basra'dan Bağdat'a  getirterek Fazl b. Rabi'in zindanına gönderdi ve Fazl'dan, onu zindanda  öldürmesini istedi. Fazl da bu isteği kabul etmeyerek geri çevirdi. Bunun  üzerine Harun, İmam'ı (a.s) Fazl b. Rabi'in zindanından çıkarıp Fazl b. Yahya  Bermeki'nin zindanına gönderdi. Fazl b. Yahya, kendi evinin odalarından birini  İmam'a (a.s) tahsis etti ve bütün hareketlerinin göz altında tutulmasını  istedi, adamlarından. Fazl'a, İmam'ın (a.s) gece gündüz namaz kıldığını, dua ettiğini,  Kur'ân okuduğunu, genellikle gündüzleri oruç tuttuğunu ve ibadetten başka bir  şeye önem vermediğini söylediler.
        Fazl b. Yahya, İmam'a (a.s) saygı gösterilmesini ve rahat  etmesi için gerekli imkânların sağlanmasını emretti. Bundan haberdar olan casuslar,  olayı Harun'a bildirdiler. Harun Bağdat'ın dışında ve Rikka'da bu haberi aldı.  Bunun üzerine Fazl'ı kınayan bir mektup yazarak İmam'ı (a.s) öldürmesini  istedi. Fazl bu isteği geri çevirdi. Harun buna çok sinirlenmişti. Özel kölesi  Mesrur'a iki mektup vererek birini, Sindi b. Şahik'e ve diğerini de, Abbas b.  Muhammed'e ulaştırmasını istedi. Ayrıca gizli bir araştırma yapmasını, Fazl'ın  evinde İmam'ın (a.s) rahatta olduğunu görmesi durumunda Fazl'a bir kırbaç  vurmasını emretti. Mesrur bunu yaptı ve Fazl'a bir kırbaç vurdu. Sonra da  Bağdat'tan Rikka'ya bir mektup yazarak olayı Harun'a bildirdi. Harun, İmam Musa  b. Cafer'in (a.s) Fazl'dan alınmasını, Müslüman olmayan ve aynı zamanda çok gaddar  ve zalim biri olan Sindi b. Şahik'e teslim edilmesini istedi. Kendisi de bir  gün Rikka'da halka yaptığı bir konuşmada şöyle dedi: Fazl benim emrime itaat  etmemiştir, ben onu lânetliyorum. Siz de lânetleyin.
        İradesiz ve kişiliksiz Rikka halkı da, sırf Harun'u memnun  etmek için Fazl b. Yahya'yı lânetlediler. Bunun haberini alan Fazl'ın babası  Yahya b. Halid Bermekî, atına binerek Rikka'ya geldi ve oğlunun yerine özür  diledi. Harun da bunu kabul etti. Böylece İmam Musa b. Cafer (a.s), Sindi b.  Şahik'in zindanında kaldı ve orada da zehir yedirilerek şehit edildi.

     

Harun'un Görevlisinin İmam'ın (a.s) Yanına Gelişi

     

İmam (a.s), Sindi b. Şahik'in zindanında bulunmaktaydı. Bir  gün Harun'un görevlendirdiği biri, İmam'ın (a.s) ne durumda olduğunu öğrenmek  için oraya geldi. Sindi de gelen görevli ile birlikte zindana girdi. İmam (a.s),  görevliye sordu: Niye gelmişsin?
        Dedi: Senin hal ve hatırını sormak üzere halife tarafından  gönderildim.
        İmam (a.s): Benden taraf ona, "Benim yaşadığım bu zor  günlerin her biri geçtikçe senin hoş günlerinden de biri biter ve nitekim ben  ve sen bir yerde buluşuruz. İşte orada batıl ehli, ne kadar da hüsrana  düştüğünü anlayacaktır." dersin.
        Dovran-ı  bega çu bad-ı sehra  begozeşt
        Telhi u huşi u zeşt u ziba be gozeşt
        Pendaşt  stemger ki sitem ber ma kerd
        Ber gerden-i u bemaned u ber ma begozeşt
        Varlık günleri çöl rüzgârı gibi geçip gitti
        Acı, tatlı, çirkin, güzel her şey bitti.
        Zalim zannetti ki bize zulüm etti
        Onun boynunda kaldı da bizden geçti.
        Fazl b. Rabi, bir gün Harun'dan bir mesajla İmam Musa b.  Cafer'in (a.s) bulunduğu zindana geldi. Fazl'ın kendisi olayı şöyle anlatır:  İçeri girip yanına vardığımda namaz kılıyordu. Onun heybet ve mehabeti,  oturmama engel oldu. Kılıcıma dayanarak ayakta bekledim. Namazı bitirince bana  hiç itina etmeden yeniden namaza durdu. Uzun bir süre böyle yaptı ve ben de  bekleyekaldım. Sonunda bir namazı bitirdikten sonra yeniden namaza başlamak  istediğinde ben konuşmaya başladım. Harun benden, kendisi hakkında halife veya  müminler emiri gibi lakaplar kullanmadan şu mesajı iletmemi istemişti: "Kardeşinin  sana selâmı var. Sizin hakkınızda bize bazı haberler ulaşmış ve yanlış anlamaya  neden olmuştu. Sizin suçlu olmadığınız tarafımızca anlaşılmıştır. Bununla  birlikte hep yanımızda kalmanızı ve Medine'ye dönmemenizi istiyoruz. Artık  bizim yanımızda kalacağınıza göre, dilediğiniz yemeği bildirin. Fazl size  hizmet etmekle görevlendirilmiştir."
        İmam Musa b. Cafer (a.s), Fazl'ın mesajını şu iki kelimeyle  cevapladı: "Yanımda, yararlanacağım bir malım yok ve sizden de istekte  bulunmak için yaratılmamışım."
        İmam (a.s), bu iki kelime ile nefsinin zenginliğini, gönlünün  yüceliğini ve zindanda olmakla alçalmayacağını ortaya koydu. Bu iki kelimeyi  buyurduktan hemen sonra da "Allahu Ekber" diyerek namaza başladı.
        Allahumme salli ala Musa ibn Ca'fer; vasiyyi'l-ebrar ve imami'l-ehyar  ve aybeti'l-envar ve varisi's-sekineti ve'l-vegar ve'l-hikem ve'l-asari'llezi  yuhyi'l-leyle bi's-seheri bi-muvaseleti'l-istiğfar.

      Allah'ım!  Musa b. Cafer'e salat ve selâm eyle. O ki iyiler vasisidir, seçkinler imamıdır,  nurlar sırrıdır. O ki asalet, vakar, hikmetler, eserler mirasçısıdır. O ki geceyi  uyanık kalarak, bağışlanma ve mağfiret dileyerek diriltendir.     
       
         

Bu konuşma, 1382 h. kamerî yılının Receb ayının 25. gecesinde (1341 h. şemsî),  İmam Musa b. Cafer'in (a.s) şehadeti münasebetiyle yapılmıştır.     

Yusuf, 33-35     

Yusuf, 42       

Nisâ, 54       

İrşad, Şeyh Müfid, s.296 

Total Visit: 606
Total Rank: 0
Total Rankers: 0
Total Comments: 0

Oy vermek için yetkiniz yok. Lütfen giriş yapınız.