Salı 22 Mayıs 2012 - 15:23

الثلاثاء ٢ رجب ١٤٣٣

سه شنبه ۲ خرداد ۱۳۹۱ - ۱۶:۵۳

Kullanıcı adı:

Şifre :

Şifremi Hatırla
Şifremi unuttum   aktivasyon
Üye ol
    

İlim ve İman

Bazen, bir bakıyorsunuz, -insanın- bu  "gerçeklere ilmi var -bu gerçekleri biliyor- ama imanı yok... -Mesela - ölü yıkayan adam ölüden korkmaz, çünkü ölüden ona hiçbir zarar gelmeyeceğine, ölünün ona hiçbirşey yapamayacağına yakini vardır! -Hem zaten- canlı olduğu ve ruhu bedeninde bulunduğu zaman bile elinden birşey gelmeyen -şu insan- artık canvermiş olduğu şu durumda ne yapabilir ki? Buna rağmen -yine de- bazılarının ölüden korkmasının nedeni, bu hakikati bilmeleri, ama -bu hakikate henüz- iman etmemiş olmaları, inanmıyor bulunmalarıdır. -Mesela- Allah'ı ve hesap gününü bilirler, ama yakinleri yoktur; aklın anlayıp idrak etmiş olduğu şeyden kalp-leri- habersizdir. Delil ve ispatla bir Allah'ın var olduğuna, kıyamet ve miadın hak olduğuna inanırlar, ama bizzat bu aklî delil ve ispatın, kalbe perde çekmesi ve iman nurunun kalbe vurmasına engel teşkil edip Allah Tealâ'nın -cc- onu zülumât ve karanlıklardan nur ve aydınlığa çıkarmasını önlemesi mümkündür: "Allah, iman edenlerin velîsidir. Onları karanlıklardan nura çıkarır." Ve Allah Tebarek ve Tealâ'nın, velisi olduğu ve karanlıklardan çıkardığı biri artık günah işlemez, gıybet etmez, iftira yakmaz, iman kardeşine kin ve hased beslemez; kalbinde nuraniyet duyar, dünya ve dünyaya ait şeylere kıymet vermez. Hz. Emîr'in de (sa) buyurduğu gibi*: "Bütün dünya ve dünyaya ait şeyleri bana verip, karşılığında, bir karıncanın ağzındaki bir arpa kabuğunu zorla ve adalete aykırı olarak almamı isteseler asla kabul etmem bunu!"


Ama sizlerden bazısı, herşeyi ayaklar altına alıyor... İslam büyüklerinin gıybetini ediyorsunuz... Başka insanlar mahallenin bakkalını attarını çekiştirir, bunlar -da tutup- islam ulemasına çirkin yakıştırmalarda bulunurlar, hakarette bulunur, saygısızlık ederler; çünkü imanları sağlamlaşmamıştır henüz, yaptıklarının karşılığını göreceklerine inanmamaktadırlar.


"İsmet"*  tam bir imandan başka birşey değildir; peygamberlerle velilerin ismetinin anlamı,meselâ, hz. Cebrail'in -as- onların elinden tutuyor -yardımcı oluyor- olması değildir. Evet, hz. Cebrail -as- Şimr'in** elinden tutacak olsa tabii ki o da günah işlemez asla! Ama, ismet, imandan doğan bir durumdur. İnsan, Hak Teala hazretlerine iman edip O'na inanır ve güneşi görür gibi gönül gözüyle Yüce Allah'ı görürse, günah işleyip isyana kalkışması mümkün değildir; çünkü güçlü ve silahlı biri karşısında -elbette ki- "ismet" meydana geliverir.İnsanı günaha girmekten koruyan şey, kendisini Allah'ın huzurunda gördüğü için duyduğu korku"dur. "Allah'ın selamı onlara olsun, masum imamlar, tertemiz bir tıynetle yaratıldıktan sonra Allah'ın rızasını kazanma, nuraniyet elde etme ve faziletli melekeler edinme neticesinde kendilerini daima Allah Tealâ'nın huzurunda bilmekte, herşeyi bilen ve çepeçevre sarıp kavramış olan Yüce Allah'ın dergahında görmektedirler kendilerini. Onlar "Allah'tan başka herşeyin ve herkesin fani olduğuna ve onların, insanın alınyazısını  etkileyemeyeceğine inanmışlardır: "O'nun vechinden başka herşey helak olucudur". Eğer insan görünen ve görünmeyen bütün alemlerin Allah'ın huzuru olduğuna ve Hak Tealâ'nın her yerde hazır ve nazır bulunduğuna iman edip yakinen inanacak olursa, Hakk'ın huzurunda ve bizzat Hakk'ın vermiş olduğu nimetle günah işlemesi mümkün değildir artık. İnsan mümeyyiz -iyiyi kötüden ayırtedebilen- bir çocuğun karşısında günah işlemiyor, -meselâ- avretini açmıyorken, nasıl oluyor da Hak Tealâ'nın karşısında ve Yüce Rabbinin huzurunda avretlerini -ayıplarını- açabiliyor, hiçbir canilikten çekinmeyebiliyor?! Nedeni şudur: O çocuğun orada bulunduğuna imanı vardır, buna inanmaktadır, ama Allah Tealâ'nın hazır ve nazır bulunduğuna dair bilgisi varsa da, buna imanı yoktur ve inanmamaktadır. Bilakis, kalbini karartmış olan fazla günah nedeniyle bu tür mesele ve hakikatleri asla kabul edememektedir esasen, hatta doğru olabileceğine ihtimal dahi veremiyordur belki de. İnsanın yakin -iman- etmesi bir tarafa dursun, insan eğer Kur'an-ı Kerim'de haber verilen bu şeylerin, bu müjde ve bu tehlike uyarılarının doğru olduğuna ihtimal bile verecek olursa elbette ki tutum ve davranışlarını gözden geçirip kendisine yeni bir çeki düzen verecek ve böylesine küstahça ve gemi azıya almışçasına -bir sorumsuzlukla- gitmeyecektir. Siz, bir yolda yırtıcı bir hayvan bulunduğunu ve size zarar verebileceğini bilir veya size karşı çıkabilecek silahlı bir adamın o yolu kesmiş olduğunu anlarsanız o yolculuğa çıkmaktan vazgeçer -oracıkta- duruverir ve bu haberlerin doğru olup olmadığını araştırırsınız. -Bu durumda- birinin, cehennemin varlığı ve ateşte kalıcılığa ihtimal verdiği halde yine de günah işlemesi mümkün müdür? Yüce Allah'ı hazır ve nazır bilip kendisini O Yüce Yaratıcı'nın huzurunda gören ve sözleri ve davranışları için hesap vereceğine, herşeyin bir karşılığı olduğuna ve bu dünyada söylediği her kelime, attığı her adım ve yaptığı her amelin yazılıp kaydedildiğine, Allah'ın "rakıyb" ve "atıyd" -hazır bir gözetleyici, herşeyi kontrol edici-  meleklerinin onu dikkatle gözetlemekte olup yaptığı ve söylediği herşeyi kaydettiklerine ihtimal veren bir insanın buna rağmen suç ve günah işlemekten yine de korkmaması mümkün müdür? Asıl dert, bu hakikatlerin gerçekleşeceğine ihtimal dahi verilmiyor olmasıdır... Bazılarının hal, davranış ve gidişatından belli ki tabiatötesi alemin var olduğuna ihtimal -dahi- vermiyorlar. Çünkü sırf bu ihtimal bile insanı birçok uygunsuz şeylerden vazgeçirmeye yeter.



Total Visit: 258
Total Rank: 0
Total Rankers: 0
Total Comments: 0

Oy vermek için yetkiniz yok. Lütfen giriş yapınız.