Cuma 22 Ağustos 2014 - 13:39

الجمعة ٢٦ شوال ١٤٣٥

جمعه ۳۱ مرداد ۱۳۹۳ - ۱۵:۰۹

Kullanıcı adı:

Şifre :

Şifremi Hatırla
Şifremi unuttum   aktivasyon
Üye ol
    
       


“İhdina  Sırat’el-Mustakim” Ayetinin Tefsiri

Bu dosdoğru  yol, insanı mutlak kemale ulaştıran yoldur. İnsan bu yolda yürüyecek olursa  bütün şaşkınlıkları sona erer. Beşer bu doğru yolu kendiliğinden kat etmek  isterse bunu başaramaz, bu konuda bir bilgisi yoktur. Doğru yol hakkında  bilgisi olan Allah’tır. Yani insanı bu sıkıntılardan, bu şaşkınlıklardan  kurtaran yoldur. Allah insanı kendisine varan bir yola sevk etmektedir. Biz  namazda da Allah’tan bizleri doğru yola hidayet etmesini talep etmekteyiz.  Allah’tan bizleri sağa ve sola sapmaktan korumasını istemekteyiz; “gazaba  uğramışların ve sapmışların yoluna değil. Bunlar ayrı ayrı yollardır. İnsan bu  sapık yollarda ilerledikçe asıl hedefinden uzaklaşmış olur.”

* * *

        Bütün peygamberler, insanı bu şaşkınlık  ve biçarelik­ten, fikir ayrılıkları ve ihtilaflardan, doğru yola ulaş­tırmak, “şimdiye  kadar yürüye geldiğiniz o yolları terk ediniz, işte en doğru yol budur!” Demek  için geldiler.
  “Bizleri doğru yola hidayet et!”
  “Gerçekten benim rabbim, doğru yol üzere­dir.”
        Başka yol yoktur. Başka yolların hepsi  dünyadır ve insanın nefsaniyetiyle ilgilidir. İnsanın şehveti, kendi emel ve  arzularıdır. Bu dünya, kınanmış olan dün­yadır. İnsanın bu emel ve arzuları ve  tabiat âlemine gönül bağlamalarıdır, yoksa tabiat âlemi nurdur. Bu âleme gönül  bağlamak, insanı biçare kılmaktadır. Zulmetler, bu gönül bağlamadan  doğmaktadır. Bizim zulmetlerimiz de buradandır.
        Bu dünya, bu makam, bu idare, bu evham  ve bu hurafelere gönül bağlamak, bunların hepsi bizler için zul­mettir. Bütün  peygamberler, bizlerin elinden tutmak için geldiler. Bizleri kendi fıtrat ve  özümüze döndürerek, bizim aleyhimize olan o evham ve kuruntulardan temizlemek  için çalıştılar. Onların maksadı bizleri zul­metlerden, nura doğru çıkarmaktır.  İslam bu konuda hem bütün dinlerin başında yer almaktadır. Böyle bir hedefi  gözetlemektedir.
        Bu dualar insanı çaresiz kılan,  şaşkınlığa düşüren ilgilerden kurtarmak ve insanlık yoluna eriştirmek için  hazırlamaktadır. Diğer yollar insanlık yolu değildir. İnsanlık yolu, doğru  yoldur.
        Bütün imamlarımız da, insanları dua ve  ibadetlerle mücehhez kılarak, insanı bu tabiat âleminin karanlıklarından  kurtarıp insanlık yoluna ulaştırmaya çalışıyorlardı. Zalim güç­lerin baskısı yüzünden  alenen davet etme imkânı bu­lamadıkları için, bu dualarla insanları hakka doğru  hidayet ediyorlardı. Yoksa peygamberlerin ve imamla­rın gayesi bir makam elde etmek  ve kendi işlerini yü­rütmek değildir.
        Peygamberlerin hedefi dünyayı ele  geçirmek ve bayındır kılmak değildi. Onların hedefi dünya ehline, zalim ve  cahil olan insana doğru yolu göstermekti. Sizleri Allah Tebarek ve Teala’ya  ulaştırabilecek yegâne yol, enbiya ve evliyaların yolu­dur.
  “gerçekten benim rabbim, doğru yol üzere­dir.”
        Dünyanın ötesi ise mutlak nurdur. Bütün  peygamberler bizleri bu nur’a ulaştırmak için geldiler.
  “Allah müminlerin velisidir ve onların  karanlıklar­dan nura çıkarır. Kâfir olanların velileri de tağuttur. O da onları  nurdan çıkarıp karanlıklara götürür.”
        Tağut, enbiya ve Allah’ın mukabilinde  yer almıştır

* * *

        İnsanın  yaptığı her hareket kalbi, ruhi veya bedensel hareketler olsun mutlaka bir  hedefe doğru yapılmaktadır, ya sırat-i mustakim’e ve Allah’a doğrudur ya da  tağuta doğru. Yani sağ veya sol amaçlıdır. “Bizleri doğru yola hidayet et”.
        Sırat-ı  mustakim’in bir ucu burada bir ucu ise o alemdedir. Nur mebdeine doğrudur. “Kendilerine  nimet verdiklerinin yoluna” Allah-u Teala peygamberler göndererek bizleri  bu doğru yola hidayet etmiştir. Bu yol Allah’ın yoludur. Bütün alemleri saadete  ulaştıracak yegane yoldur. İnsan bu nebevi öğretiler sayesinde huzur içinde ve  doğru bir terbiyeyle yaşayabilir. Bu yol sayesinde bütün alem ilahi tevhidi bir  boyuta erdirilebilir. Kalbi, hayali veya bedensel hareketlerden herhangi birisi  bu yola aykırı bir şekilde yapılırsa bunların tümü tağuta doğrudur. Bu iki  yoldan başka bir yol yoktur, ya tağut ya Allah.

  * * *

        Milletleri,  toplumları ve bireyleri hidayete erdirmek ve insan için düşünülen faydalara  erdirmek isteyen kimse doğru yolda yürümek ve insanları da doğru yola davet  etmek zorundadır. Biz namazda, “bizleri dosdoğru yola hidayet et” diye  dua etmekteyiz. Bu yolda yürüyen kimseler milletleri, toplumları, şahısları bu  yola sevk etmelidir. Doğru yol buradan başlamakta ve ahiretle sonuçlanmaktadır.  Allah’a doğru giden bir yoldur. Siyaset de toplumu hidayet etmek ve bu yola  götürmektir. Toplumun bütün maslahatlarını göz önünde bulundurmak ve toplumun  bütün boyutlarını mülahaza etmektir. İnsanları faydasına olan şeylere hidayete  erdirmektir. Toplum ve bireylerin faydasına olan şeyleri insanlara  göstermektir. Bu kılavuzluk peygamberlere mahsustur. Diğerleri bu siyaseti  idare edemezler. Bu siyaset peygamberlere ve velilere mahsustur. Onlara bağlı  olarak uyanık İslam alimlerine özgü bir siyasettir. Uyanık İslam alimleri kendi  milleti içinde peygamberin yolunda hareket etmek zorundadır ama bunlar siyasete  karışmayın diyorlar. Siyaseti bize bırakın diyorlar. Oysa sizin doğru  siyasetiniz bile hayvani bir siyasettir. Bozuk olan kimselerin siyaseti şeytani  bir siyasettir. Hatta doğru yola götürmek istediklerinde bile insanı hayvanlık  mertebesine, bu alemdeki refaha ve bu alemdeki itibarlara götüren bir  siyasettir. Oysa peygamberler bu alemi ve bütün alemleri hidayete eriştirmektedir.  Halkı kendisine faydalı şeylere erdirmektedir. Peygamberler insanları sahip  oldukları maddi ve manevi kemal mertebelerindeki faydalara ulaştırmaktadır. İslami  siyasetçiler, alim siyasetçiler ve peygamberlerin işleri siyasettir. Din  insanları buradan harekete geçiren ve insanların ve bireylerin faydasına olan  şeyleri kendilerine gösteren bir siyasettir. İnsanları doğru yola ve  kendilerine fayda verecek şeylere hidayet etmektedir.

  * * *

        Peygamberlerin  insanlara takdim ettiği ve son peygamber Hz. Muhammed’in (s.a.a) de insanlara  sunduğu insanları davet ettiği bu yol doğru yoldur. Peygamberler insanları  doğru yola hidayet etmişler, insanlık yoluna davette bulunmuşlardır. İnsanları  bütün küfürlerden, sapıklıklardan ve zulmetlerden mutlak nura ulaştırmaya  çalışmışlardır. Siz gençler bu yolda yürümelisiniz ki Peygamber-i Ekrem’in ve  İmam Sadık (a.s) mektebinin gerçek takipçileri olabilesiniz.

  * * *

        Sizler elbette ki Kur’an-ı Kerim’in ilk  suresini hemen hemen her gün okumaktasınız ki; “elhemdulillahi rabbil alemin” yani “övgü alemlerin rabbi Allah’a mah­sustur.” Burada gelen rabb  kelimesiyle terbiye ilkesine işaret edilmiştir. Ona böylece dikkat edelim ki  rububiyet ve terbiyenin en yüce makamı, Allah Tebarek ve Teala’ya mahsustur.  Ardından da de bu makam peygambere ve bunlar sayesinde de diğer bir çok  insanlara yansımaktadır.
        Bu ayette “Allah” kelimesinden  sonra her sıfattan önce rabb’il alemin “alemlerin eğiticisi” olduğu sıfatının  zikredilmesi eğitimin ehemmiyetini bildirmekte­dir. Bu surede yine şöyle  okuyoruz “ihdınassırat’el müstakim” “bizi sırat’el mustakime hidayet  eyle “ bundan da, terbiyenin gayesinin sıratıl mustakim’de ha­reket etmek  olduğu anlaşılıyor sırat’el müstakimin en sonu mutlak kemaldir (Allah).
        Ve bizden peygamberin terbiyesi altında  ve evliyaullahın talim ve terbiyesi altına girmemiz isteniyor ta ki onlar bize  önder olsunlar sıratıl müstakimde.. Ve her gün Allah Tebarek ve Teala’ya yalvaralım  ki, bizleri hidayet etsin elbette ki sırat’el müstakim’e. Sağ veya sol değil “gazaba  uğramışların” ve “delalette olanla­rın” yoluna değil
        Bizler her zaman şu manayı göz önünde  bulundurmalıyız ki, eğer bizler kendi başımıza buyruk ve eği­timsiz bir şekilde  büyürsek, en kötü ve alçak bir varlık haline geliriz ve eğer gerçek bir terbiye  altına girip, sırat’el müstakimde şaşmadan yürürsek, öyle bir maka­ma ereriz  ki, şu anda onu tasavvur etmekten bile aci­ziz. O yer ki azamet denizidir, derya-i  kibriyadır...

* * *

        Alemin  başlangıcından şimdiye kadar bütün peygamberler bu insanı eğri yoldan ve batıl  yollardan insanlığın dosdoğru yoluna hidayet etmek için gelmişlerdir. Bu doğru  yolun bir ucu burada diğer ucu ise Allah nezdindedir.

  * * *

        Eğer sizler  İslam yolu olan ve günde kaç defa namazda “bizleri dosdoğru yola hidayet et” diye talep ettiğiniz hidayet yoluna girecek olursanız şüphesiz hedefinize  ulaşırsınız. Önemli olan insanın kat etmesi gereken yola koyulmasıdır. Yolu bulmak  zordur ama yolu bulduktan sonra o yolu kat etmek kolaydır. Çölde kaybolan  sürekli o tarafa bu tarafa koşturan ve bu haliyle hiçbir zaman hedefe ulaşması  dahi düşünülmeyen bir insan doğru yolda karar kıldığı taktirde hemen hedefine  ulaşır. Bu maddi seyir ve hareketlerde olduğu gibi manevi hareketlerde de  böyledir.

  * * *

        Cenneti sizin  amelleriniz bayındır kılmakta ve cehennemi de sizin amelleriniz yakmaktadır.  Biz şu anda bir sırat üzerindeyiz. Sıratın bir tarafı dünya diğer tarafı ise  ahirettir. Biz şu anda sırat üzerinde hareket etmekteyiz. Bu perde kenara  itildiği zaman cehennemin metni olan cehennem sıratı ortaya çıkar. Bu sıratın  etrafı ateşle kaplıdır. Bu sırat ateşin ortasından geçmektedir ve oradan bizim  geçmemiz gerekir. Dünya da böyledir. Ateşten ibaret olan fesat her yeri  kaplamıştır. Bu fesattan geçip gitmemiz gerekir. Salim bir şekilde burayı kat  etmemiz gerekir. Peygamberler de buradan geçmektedirler. “Geçtiğimiz zaman o  sönük idi”
        Onlar için  ateş sönmektedir. Nitekim Hz. İbrahim (a.s) için burada ateş sönük idi, soğuk  idi. Onların ateşi sönüktür. Müminler de esenlik ile geçmektedirler. Ateş sönük  değil ama ateş onlara zarar vermemektedir. Bu dünyanın bir yansımasıdır, başka  bir şey değildir. Burada olan şeyden ibarettir. O alemde vaki olan her şey bu  alemde var olanların bir yansımasıdır. Şu anda biz sıratta bulunmaktayız. Şu  anda sırat cehennemin metni üzere kuruludur. Şu anda sırat büyük peygamberler  ve büyük veliler için sönük durumdadır, cehennem sönüktür; sadece salim  müminler için. Başkalarını ise çepeçevre sarmıştır. “Şüphesiz cehennem  kafirleri ihata etmiştir.”
        Cehennem şu  anda ihata etmiştir yoksa “ileride ihata edecektir” anlamında değildir. Ama bir  şu anda idrak edemiyoruz, gözlerimiz şu anda kapalıdır. O örtülüdür ama bu  perde kalkınca cehennem ehli olan kimse cehennemde olduğunu görür. Örtü ortadan  kalktığı zaman cennet ehli olan kimse de cennette olduğunu görür. Berzah da bu  kimse için cennettir. Berzah diğer taraf için ise cehennemdir: “Kabir ya ateş  çukurlarından bir çukur veya cennet bahçelerinden bir bahçedir.”
        Burada iş  bitince bambaşka bir sayfa açılmaktadır. O sayfa açıldığında artık iş işten  geçmiş olacaktır. Biz bugün kendi kendimizi düşünmek zorundayız.

  * * *

        Sırat-ı  mustakim olan şey, Allah Tebareke ve Teala’nın istediği şekilde amel etmekten  ibarettir.

  * * *

        Rivayetlerde  yer alan ve kıldan daha ince ve geceden daha gizlidir. Rivayetlerde de yer  aldığına göre cehennemin metninden (üzerinden) geçmektedir, yani bizzat ateşin  içinden geçmektedir. Ateş onu ihata etmiştir. Ateşin yukarısından geçiyor  anlamında değildir. Oradan geçmemiz gerekir. Bu dünyada burası sırattır.  Sonsuza dek bir sırattır, bu suret o alemde bir gösteri şeklinde ortaya  çıkacaktır. Yürüdüğünüz bu yolun müstakim olmasına teveccüh ediniz, yürüdüğünüz  yol sırat-ı müstakim olmalıdır.

  * * *

        “Dünya ve dünyanın içinde var olan her şey  bir cehennemdir ki batını seyir sonunda zahir ol­maktadır. Dünyanın maverası  ise sonuna kadar cen­net mertebeleridir ki seyir sonunda ve tabiatın  uyuşturuculuğundan kurtulduktan sonra insan için zahir olur. Ben ve sizler  hepimiz ya cehennemin derinliğine ya da cennete ve mele-i alaya doğru hareket  etmekte­yiz.
        Bir hadiste geçmektedir; günün birinde Peygamber-i  Azam (s.a.a) sahabeleriyle oturmuş sohbet ediyorlarken aniden korkunç bir ses  duyuldu. “bu ses neydi?” Diye sorulunca hazret şöyle buyurdu: “Cehenne­min  kenarından bir taş düştü ve tam yetmiş yıldan bu yana cehennemin dibine daha  yeni vardı.” Gönül ehli kimseler de, “O anda 70 yaşında olan bir kâfirin  öldüğünü ve cehennemin dibini boyladığını duyduk” diyor­lardı. Bizler  hepimiz sırat üzerindeyiz ve sırat ise ceh­ennemin üzerinden geçmektedir.  Batının ne olduğu o âlemde zahir olacaktır, burada da, bu alemde de her insanın  kendine mahsus bir sıratı vardır. Ve daima se­yir halindedir. Ya sırat’el  müstakim üzerindedir, cenne­te ve ondan daha yücelere çıkmaktadır ya da sağ  veya sola sapmıştır ki ikisinin de sonu cehenneme varmaktadır. Bizler, Allah Teala’dan  sırat-ı müstakimi arzu ve ümit etmekteyiz; “bizleri dosdoğru yola hidayet  et. Kendilerine nimet verdiğin kimselerin yoluna, üzerlerine gazab ettiğin  kimselerin yoluna (ki bu bir yöne sapmaktır) ve sapıkların yoluna (ki bu da başka  bir yö­ne sapmaktır) değil.” Bu hakikatler mahşerde açıkça ortaya  çıkacaktır. İncelik, keskinlik ve zulmet açısından tavsif edilerek nakledilen cehennemin  üzerinden geçen sırat, bu cihandaki sırat’ul müstakimin batı­nıdır. Ne kadar  ince ve zulmani bir yoldur! Ve biz geri kalmışlar için ondan geçmek ne kadar da  sorun ve zordur. Ama hiç bir sapmaya uğramadan bu yolu kat edenler ise “üzerinden  geçtiğimizde cehennem sönük idi” diyorlar. Herkesin bu sırattan hayattayken  ger­çekleştirdiği seyri miktarınca o alemde işte bu seyir tecessüm edecek,  yansıyacaktır.
        Şeytanın yalancı ümit ve gururlarını  kenara bırak kendi amellerim ıslah etmeye ve kendini tehzib ve tezkiye etmeye  çalış ki göç oldukça yakındır. Gafil ol­duğun takdirde geçen hergün karşısında  geç kalmışsın demektir. Sen niye hazırlanmıyorsun diye itiraz etme,”sen  denilene bak, diyene değil”
        Ben her ne isem kendimeyim. Diğerleri de  öyle, herkesin cennet ve cehennemi kendi amellerinin neti­cesidir. Neyi  ektiysek onu biçeceğiz, insanın fıtrat ve yaratılışı istikamet, doğruluk ve  güzellik üzeredir. Hayrı sevmek insanın mayasında ve fıtratında vardır. Ama biz  kendimizi bu fıtratı sapmaya sürüklemekte, bizzat kendimiz hicablar germekte ve  kendi ağzımızı kendi ellerimizle örtmekteyiz.
  “Bu sıratta olan aşıkların hepsi
  Hayat çeşmesii! arıyorlar hepsi
  Hakkı isterler ama kendileri onu  bilmezler.
  Suda Fırat'ın peşindedirler hepsi

“Gayr’il Mağzubi Aleyhim Vel’ed Daallin” Ayetinin Tefsiri

Bu tarafı  görüp öbür tarafı göremeyen kimseler nakıs kimselerdir. “bizleri doğru yola  hidayet et; gazaba uğrayanların ve sapıkların yoluna değil”. Bir  rivayette de yer aldığına göre (doğru olup olmadığını bilmiyorum) gazaba  uğramışlardan kasıt Yahudiler ve sapmışlardan kasıt ise Hıristiyanlardır. Her  ne kadar onaylayamasam da başkalarından nakledildiği üzere bir rivayette Allah  Resulü (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Kardeşim Musa’nın sağ gözü görmüyordu,  kardeşim İsa’nın ise sol gözü görmüyordu, ben ise iki göze sahibim.”
        Bu rivayeti tevil  etmek isteyen kimseler şöyle diyorlar: “ Tevrat daha çok maddi, siyasi ve  dünyevi işlere matuf olan bir kitaptı. Gördüğünüz gibi Yahudiler de iki elle  dünyaya sarılmışlar ve dünyayı ele geçirmeye çalışmaktadırlar. Amerika’yı da  onlar talan etmektedirler. İran’ı da şu anda onlar yemektedirler, ama yine de  doymamaktadırlar. Her yeri ve herkesi yiyorlar. İsa’nın kitabı ise daha çok  maneviyata ve ruhaniyete yönelik bir kitaptı. Bu açıdan da tabiat tarafı olan  sol tarafı görmüyordu.
      Elbette ben bu  tabirin Peygamber’den (s.a.a) bu şekliyle çıktığını söyleyemem; ama böyle  söylediğini nakletmişlerdir. Yani tabiattan ibaret olan sol cihete hiç teveccüh  etmemiştir veya az teveccüh etmiştir. Hz. Musa ise tabiatı gereği maddiyata  daha fazla teveccüh etmiştir “ama ben iki göze sahibim” yani hem manevi  cihetlere ve hem maddi cihetlere. Gördüğünüz ahkam ve hükümler de bunun en açık  kanıtı ve şahididir. İslam’ın hem manevi hükümleri vardır hem de bir çok siyasi  hükümleri vardır.”


Total Visit: 4016
Total Rank: 0
Total Rankers: 0
Total Comments: 0

Oy vermek için yetkiniz yok. Lütfen giriş yapınız.