Çarsamba 8 Şubat 2012 - 15:41

الأربعاء ١٦ ربيع الأول ١٤٣٣

چهارشنبه ۱۹ بهمن ۱۳۹۰ - ۱۷:۱۱

Kullanıcı adı:

Şifre :

Şifremi Hatırla
Şifremi unuttum   aktivasyon
Üye ol
    
 
     

 İSRÂ SURESİ

     

Mekkîdir, yüzon bir âyettir.     

(26, 32, 33, 56, ve 78. ayetleri Medenîdir  denmiştir. 73. ayetten 80. âyete kadar Medenîdir diyenler de vardır. İsrâ,  geceleyin yol yürütmek anlamına gelir. Sûre, Hz. Muhammed (s.a.a)'in miracını,  yani Mekkke'den Kudüs'e bir gece vakti gittiğini anlattığı cihetle bu adla  anılmıştır. İçinde İsrailoğullarının olayları anlatıldığından Beni-İsrail  sûresi de denir.)     

Rahman  ve Rahîm Allah Adıyla

     

1- Noksan sıfatlardan münezzehtir kulunu geceleyin Mescid-i Harâm'dan çevresini  kutladığımız Mescid-i Aksâ' ya götüren, âyetlerimizden bir kısmını ona da  gösterelim diye, şüphe yok ki o, her şeyi duyar, görür.  [1]     

2- Ve biz, Mûsâ'ya kitap verdik ve o kitabı, benden başka hiçbir koruyucu  tanımayın emriyle İsrailoğulları için doğru yola bir rehber ettik.     

3- Ey Nûh'la beraber gemiye bindirip kurtardığımız insanların soyundan gelenler,  şüphe yok ki Nûh, çok şükreden bir kuldu. [2]  [3] 

4- Ve İsrailoğullarına kitapta şu haberi vermiştik: Yurtta mutlaka iki kere bozgunculuk  edeceksiniz ve iki kere baş kaldıracak, büyük bir taşkınlıkta bulunacaksınız.     

5- O iki  taşkınlıktan birincisinin mukadder zamânı gelince size, azâp etmede çetin,  kuvvetli kullarımızı gönderdik de yurdunuzun tâ içine girip sizi araştırdılar  ve bu, yerine getirilen bir vaatti.     

6- Sonra onlara karşı size gene devlet ve kudret verdik, mallar, oğullar ihsân  ederek yardım ettik size ve sizi, topluluk bakımından da pek çoğalttık.     

7- İyilik ederseniz faydası kendinize kötülükte bulunursanız zararı gene size.  İkinci vaadimizin mukadder zamânı gelince gene yüzünüzü karartacaklar, ilk defa  girdikleri gibi gene mescide girecekler, üst geldiklerini büsbütün mahiv ve  helâk edeceklerdir.178     

8- Rabbinizin size acıyacağı umulur, fakat tekrar kötülüğe dönerseniz biz de  döner, cezânızı veririz ve biz, cehennemi kâfirlere bir zindan olarak  halkettik.     

9- Şüphe yok ki bu Kur’ân, insanları en doğru bir yola sevk eder ve iyi işlerde  bulunan inanmış kimselere, gerçekten de büyük bir mükâfâta nâil olacaklarını  müjdeler.     

10- Âhirete  inanmayanlara gelince: Onlara elemli bir azap hazırladık.     

11- İnsan, hayra duâ  ediyormuşçasına şerre de duâ eder ve insan, pek acelecidir.     

12- Geceyle  gündüzü, iki delil olarak yarattık ve bir delil olan geceyi giderdik de  Rabbinizin lûtfunu aramanız, yılların sayısını bilmeniz, hesâbını anlamanız  için yerine başka bir delîl olan ve her şeyi gösterip belirten gündüzü getirdik  ve biz, her şeyi apaçık anlatmadayız. [4]

13- Her  insanın yaptığı işleri boynuna astık, kıyâmet günü de apaçık yazılmış bir kitap  olarak meydana çıkaracağız onları, herkes, ne yapmışsa hepsini o kitapta  yazılmış bulacak.     

14- Oku  kitabını, bugün hesap görmek için sen yetersin sana.     

15- Kim  doğru yolu bulursa ancak kendisi için bulmuştur ve kim doğru yoldan sapmışsa  kendisini sapıtmıştır ve kimse, bir başkasının yükünü yüklenmez ve biz,  peygamber göndermedikçe hiçbir topluluğu azaplandır-mayız.     

16- Bir  şehri helâk etmek istersek ileri gelenlerine emrimizi tebliğ ederiz, buyruktan  çıkar, orada isyâna koyulurlar da azâbı hak ederler, biz de onları tamamıyla  helâk eder, orasını yerle yeksan ederiz.     

17- Nûh'tan  sonra nice toplulukları helâk ettik. Rabbin, kullarının suçlarından  haberdardır, görür onları ve bu, yeter.     

18- Kim,  şu hemencecik, pek tez geçen dünyâyı dilerse biz de dilediğimize, dilediğimiz  şeyi hemencecik veririz orada, sonra biz, cehennemi de onun için halkettik,  oraya kınanmış, kovulmuş bir halde girer.     

19- Ve  kim, inanarak âhireti diler ve bu hususta adamakıllı çalışıp çabalarsa bu çeşit  kimseler, çalışmalarının mükâfatını mutlaka görürler.     

20- Onlara  da, bunlara da, hepsine, Rabbinin lütuf ve ihsânından yardımda bulunuruz,  bağışlar dururuz ve Rabbinin ihsânı, kimseden men edil-mez.     

21- Bak  da gör, onların bir kısmını nasıl bir kısmından üstün ettik; elbette âhiretteki  yücelik, dereceler bakımından da daha büyüktür, üstünlük bakımından da daha  büyük.     

22- Allah'la  berâber başka bir mabut tanıma, sonra kınanmış bir halde ve tek başına,  yardımdan mahrûm olarak oturup kalırsın.     

23- Ve  Rabbin, kendisinden başkasına kulluk etmemenizi ve anaya, babaya iyilik  etmenizi hükmetmiştir; onlardan biri, yahut her ikisi, senin hayâtında  ihtiyarlık çağına ererse onlara üf bile deme, azarlama onları ve onlara güzel  ve iyi söz söyle.     

24- İkisine  karşı da merhametle kanatlarını indir, mütevâzı ol ve yâ Rabbi de, onlar,  çocukluğumda beni nasıl büyütüp yetiştirdilerse sen de onlara öylece merhamet  et.     

25- İçinizde  ne var, Rabbiniz, sizden daha iyi bilir. Düzgün ve temiz kişiler olursanız  şüphe yok ki o, tövbe edip hakka dönenlerin suçlarını örter.     

26- Akrabâya,  yoksula, yolda kalmışa hakkını ver ve israfta ileri giderek boş yere, haksız  yere malını saçma, savurma.     

27- Gerçekten  de malını boş yere saçıp savuranlar, Şeytanlara kardeş olurlar ve Şeytan,  Rabbine karşı nankördür.     

28- Rabbinden  umduğun bir rahmeti dileyerek onlara bir şey veremez, yüz çevirmek zorunda  kalırsan güzel sözler söyle onlara, gönüllerini al.     

29- Elini  boynuna bağlama, tamâmıyla da açma, sonra kendini kınar ve birşeye gücün  yetmeyerek pişman bir halde oturur-kalırsın.     

30- Şüphe  yok Rabbin, dilediğinin rızkını genişletir, daraltır, şüphe yok ki o,  kullarından haberdardır, onları görür.     

31- Evlâdınızı,  yoksulluk korkusuyla öldürmeyin; onları da biz rızıklandırırız,     

sizi de. Şüphe yok ki onları öldürmek, pek büyük  bir suçtur.[5]     

32- Zinâya  yaklaşmayın, şüphe yok ki zinâ, kötülüktür ve zinâda bulunmak, kötü bir yol  tutmaktır.     

33- Haklı  olmadıkça Allah'ın harâm ettiği cana kıymayın ve kim, zulümle öldürülürse  mîrasçısına, öldürene karşı bir kudret ve salâhiyet verdik ancak öldürmede  aşırı gitmemeli; şüphe yok ki yardıma da mazhar edilmiştir o.     

34- Ergenlik  çağına erişinceye dek yetîmin malına yaklaşmayın, ancak çok güzel bir tarzda o  malı idare edebilirsiniz ve ahitlerinizde durun, şüphe yok ki ahitlerden sorumlusunuz  siz.     

35- Bir  şey ölçtüğünüz vakit ölçeği tam tutun, tarttığınız şeyi doğru teraziyle tartın.  Bu, hem daha hayırlıdır size, hem sonucu daha güzeldir.     

36- Bilmediğin  şeyin üstünde durup ısrâr etme; çünkü kulak da, göz de, gönül de, hepsi de sorumludur  bundan.     

37- Yeryüzünde  kibirlenerek yürüme; çünkü ne yeri yaRabilirsin, ne de boyun dağlara erer,  onlara erişebilirsin.     

38- Bunların  hepsi de kötüdür ve Rabbinin katında hoşa gitmiyen şeylerdir.     

39- Bunlar,  Rabbinin, sana vah-yettiği hikmetlerdendir ve Allah'la berâber başka bir mabut  tanıma, sonra kınanmış, kovulmuş bir halde cehenneme atılırsın.     

40- Yoksa  Rabbiniz, size erkek çocuklar verdi de kendisinin, meleklerden kız çocukları mı  var? Gerçekten, ne de büyük bir söz söylüyorsunuz.     

41- Andolsun  ki düşünüp ibret almaları için şu Kur'ân'da bu meseleyi apaçık ve defalarca  anlattık, fakat bu anlatış, onların ancak, gerçekten büsbütün uzaklaşmalarına  sebep olmada.

42- De  ki: Onların dedikleri gibi Allah'la berâber başka mabutlar da olsaydı o zaman  elbette arş sâhibine ulaşmak için bir yol, bir sebep araştırırlardı.     

43- Halbuki  o, onların söylediklerinden tamâmıyla münezzehtir, tamâmıyla yücedir, büyüktür.     

44- Yedi  gök ve yerle onlarda ne varsa hepsi, onu noksan sıfatlardan tenzîh eder ve  hiçbir şey yoktur ki ona hamdederek onu noksan sıfatlardan tenzîh etmesin,  yalnız siz, onların tesbîh edişlerini anlayamazsınız. Şüphe yok ki o, azâp  etmede acele etmez, halîmdir ve suçları örter.     

45- Kur'ân  okuduğun zaman seninle âhirete inanmayanların arasına gizli bir perde gereriz  biz.     

46- Anlamamaları  için gönüllerine perdeler gerer, kulaklarına ağırlık veririz ve sen, Kur'ân'da,  Rabbini, bir olarak andın mı yüz çevirirler, uzaklaşırlar senden.     

47- Biz,  seni dinleyecekleri zaman asıl neyi dinliyeceklerini ve birbirleriyle gizlice  konuşurlarken o zâlimlerin, siz ancak büyülenmiş bir adama uymuşsunuz  diyeceklerini pek iyi biliriz.     

48- Bak  da gör, sana nasıl örnekler getirip de saptılar ve artık bir yol bulmaya  güçleri yetmeyecek onların.     

49- Biz  dediler, kemik ve toz haline geldikten sonra mı yeniden halk edile-cek,  dirileceğiz?     

50- De  ki: Taş, yahut demir olun.     

51- Yahut da  aklınızca bundan da daha büyük bir başka mahlûk olun; mutlaka dirileceksiniz.  Diyecekler ki kim tekrar hayâta getirecek bizi? De ki: İlk defa sizi yaratan.  Alay ederek başlarını sallayacaklar da ne zaman olacak bu iş diyecekler; de ki:  Umarım ki pek yakında.     

52- O  gün sizi çağıracak, hamd ederek icâbet edeceksiniz ona ve sanacaksınız ki pek  az bir müddet kalmışsınız dünyâda.     

53- Kullarıma  söyle: Sözün en güzelini söylesinler. Şüphe yok ki Şeytan, aralarına fesat  sokar. Şüphe yok ki Şeytan, insana apaçık bir düşmandır.     

54- Rabbiniz,  sizi daha iyi bilir; dilerse acır size, yahut dilerse azâp eder size ve seni,  onların amellerini gözetmek, onları korumak için göndermedik.     

55- Ve  Rabbin pek iyi bilir ne varsa göklerde ve yeryüzünde. Andolsun ki bâzı  peygamberleri bâzısından üstün ettik ve Dâvûd'a Zebûr'u verdik.     

56- De  ki: Allah'tan başka mabut sandıklarınızı çağırın, onlar, sizden ne bir zararı  defedebilirler, ne onu çevirmeye güçleri yeter.     

57- Onların  taptıkları, öyle varlıklar ki bizzat kendileri de hangisi daha yakın acaba diye  Rablerine ulaşmak için bir vesile arayıp durmadalar, onun rahmetini ummadalar  ve azâbından korkmadalar. Şüphe yok ki Rabbinin azâbı, çekinip kaçınmaya değer  bir azaptır.     

58- Hiçbir  şehir yoktur ki biz o şehri, kıyâmetten önce helâk edip hâk ile yeksan  etmeyelim, yahut şiddetli bir azâba uğratmayalım. Bu, kitapta yazılmıştır,  taktîr edilmiştir.    

 59- Bizi,  mûcizeler göndermekten meneden şey, ancak evvelki ümmetlerin, onları  yalanlamalarıdır ve Semûd'a apaçık bir mûcize olarak dişi deveyi verdik de  zulmettiler ona ve biz âyetleri, ancak korkutmak için göndeririz.     

60- An  o zamânı, hani sana demiştik ki hiç şüphe yok, Rabbin, insanları çepeçevre  kuşatmıştır ve biz sana gösterdiğimiz rüyayı da, Kur'ân 'daki lânetlenmiş ağacı  da ancak insanları sınamak için gösterdik ve onları korkutmadayız, fakat bu,  ancak onların taşkınlıklarını arttırmada.[6]     

61- Hani  bir zaman meleklere, Âdem'e secde edin demiştik de İblis'ten başka hepsi secde  etmişti ve o, balçıktan yarattığın mahlûka secde mi edeyim demişti.     

62- Bildir  bana demişti, benden daha şerefli ve yüce olarak yarattığın bu mahlûk kimdir?  Kıyamet gününedek yaşatırsan beni andolsun ki pek azı müstesna, onun soyunu  azdıracağım.     

63- Git  demişti, kim sana uyarsa onlardan, hepinizin de cezâsı cehennemdir gerçekten ve  o cezâ, noksansız, tastamam bir cezâ.     

64- Onlardan  kime gücün yeterse seslen, oynat yerinden onu, atlı, yaya, bütün ordunla yürü  üstlerine, malda, evlâtta ortak ol onlarla ve vaadet onlara ve Şeytan, yalandan  başka bir şey vaat edemez ki onlara.     

65- Şüphe  yok ki gerçek kullarımın üstünde hiçbir hükmün yoktur, onlara karşı hiçbir  gücün olmaz senin ve Rabbin, koruyucu olarak yeter onlara.     

66- Rabbiniz,  öyle bir Rabdir ki lütuf ve ihsânını arayın diye sizin için denizde gemileri  yürütür. Şüphe yok ki o, size rahîmdir.     

67- Denizde  bir zarara uğradınız mı tapıp çağırdıklarınızın hepsi kaybolup gider, ancak o  kalır. Sizi kurtarıp karaya çıkardı mı da yüz çevirirsiniz ve insan, pek  nankördür.     

68- Emin  misiniz sizi herhangi bir yerde orasıyla berâber yere geçirmeyeceğinden, yahut  üstünüze taşlı-topaçlı bir kasırga göndermeyeceğinden? Sonra bir koruyucu da  bulamazsınız kendinize.     

69- Yoksa emin misiniz bir kere daha sizi denize döndürüp  üstünüze kırıp döken bir fırtına  yollamayacağından ve     

nankörlüğünüze karşı sizi sulara gark  etmeyeceğinden? Sonra bizden öcünüzü alacak bir kimse de bulamazsınız  kendinize.     

70- Andolsun  ki biz Âdemoğullarını üstün ettik,karada suda taşıdık onları, tertemiz şeylerle  rızıklandırdık onları ve yarattıklarımızın çoğundan üstün ettik onları.     

71- O  gün, herkesi, her topluluğu, uydukları kişilerle berâber çağıracağız. Gerçekten  de kitabı, sağ eline verilenler, çekirdekteki kıl kadar bile zulüm görmeden  kitaplarını okuyacaklar.     

72- Ve  burada kör olan, âhirette de kördür ve yolunu da tam sapıtmıştır, şaşırmış  gitmiştir.

     

73- Onlar,  sana vahyettiğimizden başka şeyler düzüp bize iftirâ etmen için az kaldı ki  seni bile fitneye düşüreceklerdi ve o vakit seni dost edineceklerdi işte.     

74- Sana  sebât etme kabiliyeti vermeseydik andolsun ki birazcık meyledecektin onlara.     

75- Eğer  bunu yapsaydın hayâtın acısını da iki kat olarak tattıracaktık sana, ölümün acısını  da iki kat, sonra da bize karşı hiçbir yardımcı bulamayacaktın kendine.     

76- Onlar,  nerdeyse seni yurdundan çıkarmak için tacîz edip duracaklar, fakat sen  çıktıktan sonra arkandan onlar da pek az bir müddet kalacaklar.     

77- Senden  önce gönderdiğimiz peygamberler hakkındaki yol-yordam da buydu ve yolumuzda-  yordamımızda bir değişiklik bulamazsın.     

78- Ve  namaz kıl güneşin zevâl vaktinde, geceleyin karanlık basınca ve fecir çağında;  şüphe yok ki sabah namazı, meleklerin tanık olduğu bir namazdır.[7]     

79- Gecenin  bir kısmında uyanıp namaz kıl, bu namaz, sana mahsustur ve farz namazlardan  fazla bir namazdır. Umulur ki Rabbin, seni Makam-ı Mahmûd'a sâhip kılar. [8]     

80- Ve  de ki: Yâ Rabbi, beni gireceğim yere gerçek olarak sok, çıkacağım yerden gerçek  olarak çıkar ve katından, bana yardım eden bir kudret, kuvvet ver.     

81- Ve  de ki: Gerçek geldi, bâtıl yok olup gitti, şüphe yok ki bâtıl, zâten yok olur  gider.     

82- Ve  biz, Kur'ân’dan, inananlara şifâ ve rahmet olan âyetleri indirmedeyiz ve  bunlar, zâlimlerin ancak ziyanlarını arttırır.     

83- İnsana  nîmet verdik mi yüz çevirir, uzaklaşır, fakat bir şerre uğradı mı ümidini  tamâmıyla keser, yeise düşer.     

84- De  ki: Herkes huylandığı huya göre hareket eder. Gerçekten de Rab-biniz, en doğru  yolu kim bulmuştur, pek iyi bilir onu.     

85- Ve  sana rûhu soruyorlar; de ki: Ruh, Rabbimin işindendir, hakındandır ve zâten  size pek az bir bilgiden başka bir şey de verilmemiştir.     

86- Ve dilersek  sana vahyettiğimizi senden de gidermeye muktediriz, sonra bize karşı onu  koruyacak bir kimse de bulamazsın.     

87- Ancak  Rabbinin rahmeti onu korumuştur; gerçekten de onun lütfü, ihsânı pek büyüktür  sana.     

88- De  ki: İnsanlar ve cinler, bu Kur'ân'ın bir benzerini meydana getirmek için bir  araya gelseler bir benzerini meydana koyamazlar, hattâ bir kısmı bir kısmına  yardım etse bile.     

89- Andolsun  ki bu Kur'ân'da insanlara bütün örnekleri tekrar-tekrar anlattıksa da  insanların çoğu kabûl etmedi, ancak küfre kapıldı.     

90- Dediler  ki: Bize yeryüzünden bir kay-nak çıkarıp  akıtmadıkça inanmayız sana.     

91- Yahut  hurma fidanlarıyla, üzüm çotuklarıyla dolu bir bahçen olup içinde de ırmaklar  gürül-gürül akmadıkça.     

92- Yahut  umduğun gibi göğü, parça-parça üstümüze düşürmedikçe, yahut Allah'la melekleri  karşımıza getirmedikçe.     

93- Yahut  altından yapılma bir evin olmadıkça, yahut da gökyüzüne gözümüzün önünde  çıkmadıkça ve bunu yapsan bile herbirimize gökten yazılı bir kitap indirmedikçe  ve biz, onu okumadıkça gene gerçeklemeyiz, seni, gene inanmayız sana. De ki:  Rabbimi tenzîh ederim, ben neyim, ancak insan bir peygamber.     

94- Fakat  kendilerine doğru yolu gösteren bir peygamber geldi mi insanları inanmaktan  meneden şey de Allah, hiçbir insanı peygamber olarak gönderir mi demeleridir  zâten.     

95- De  ki: Yeryüzünde melekler bulunsaydı da rahat-rahat gezselerdi onlara gökten bir  meleği peygamber olarak gönderirdik.     

96- De  ki: Benimle sizin aranızda tanık olarak Allah yeter; şüphe yok ki o,  kullarından haberdardır, onları görür.     

97- Allah,  kimi doğru yola sevk-ederse odur doğru yolu bulan ve kimi saptırırsa o çeşit adamlara  ondan başka hiçbir yardımcı bulamazsın ve biz onları, kıyâmet günü, yüzü koyun  kapanmış olarak kör ve dilsiz haşr-ederiz, yurtları da cehennemdir; orasının  ateşi ve harâreti sâkin oldukça alevini fazlalaştırır, yakar-yandırırız.     

98- Bu  da, delillerimizi inkâr edip kemik haline geldikten, toz olup gittikten sonra  mı yeniden yaratılacağız da dirileceğiz demelerinin karşılığı.     

99- Görmüyorlar  mı ki Allah, öyle bir mabut ki hiç şüphesiz gökleri ve yeryüzünü yaratmıştır,  onların benzerini de yaratmaya gücü yeter ve onlar için bir müddet tâyin  etmiştir ki şüphe yok bunda. Fakat zulmedenler, kabûl etmezler de ancak küfre  kapılırlar.     

100- De  ki: Rabbimin rahmet hazîneleri elinizde olsaydı harcayıp tükenmeden korkar,  hasislik ederdiniz, zâten de insan, pek hasistir.     

101- Andolsun  ki biz, Mûsâ'ya dokuz tane apaçık delil vermiştik; sor İsrailoğullarına; Mûsâ,  onlara gelince Firavun yâ Mûsâ demişti, şüphe yok ki ben seni büyülenmiş  sanıyorum.     

102- O  da, sen de biliyorsun ki demişti, bunları, insanlara apaçık deliller olmak  üzere ancak göklerin ve yeryüzünün Rabbi indirmiştir ve şüphe yok ki ey  Firavun, ben de seni küfriyle helâk olmuş sanıyorum.     

103- Onları  Mısır'dan çıkarmayı kurunca onu da onunla berâber bulunanların hepsini de  sulara boğduk.     

104- Ve  bundan sonra İsrailoğul-larına dedik ki: Yeryüzünde oturun, eğleşin, âhiret  hakkındaki vaadimizin yerine gelme zamânı çatınca hepinizi derleyip tapımıza  getirirler.     

105- Ve  biz Kur'ân'ı hak ve gerçek olarak indirdik, o da hak ve gerçek hükümlerle indi  ve seni de ancak müjdeci ve korkutucu olarak gönderdik.     

106- Bir  Kur'ân'dır ki onu insanlara dura-dura, yavaş-yavaş okuman için âyet-âyet, sûre-sûre  ayırdık ve onu azar-azar indirdik.     

107- De  ki: İster inanın, ister inanmayın; bundan önce kendilerine bilgi verilenlere  okundu mu onlar, yüzüstü kapanıp secde ediyorlar     

108- Ve  noksan sıfatlardan münezzehtir Rabbimiz diyorlar, gerçekten de Rabbimizin  vaadi, yerine gelmiştir.     

109- Ağlaya-ağlaya  yüzüstü yere kapanıyorlar ve Kur'ân'ı dinleyiş onların gönül alçaklığını ve  itâatlerini arttırıyor.     

110- De  ki: İster Allah Adıyla duâ edin, ister rahman adıyla, hangi adla duâ ederseniz  edin, gerçekten de bütün güzel adlar, onundur ve namazında pek yüksek sesle  okuma, sesini pek de yavaşlatma, ikisinin arasında bir yol tut.     

111- Ve  de ki: Hamd Allah'a ki oğul edinmemiştir kendisine ve saltanatta, tasarrufta  ortağı yoktur ve âciz olmadığından yardımcıya da ihtiyâcı yoktur ve pek büyük  bil, onu, büyüklüğünü de bildir.

       

               
                                  [1]                      ) Hz. Muhammed (s.a.a)'in, bir gece,  Mekke'den Kudüs'e gitmesine ve oradan göğe çıkmasına, yani Mirac mucizesine  aittir. Mirac'dan, 53. sûrede bahsedilecektir.       
       
                                  [2]                      ) Bu iki bozgunculuğun biri Zekeriyya  Peygamberi, ikincisi Yahya Peygamberi öldürmeleridir. Hz. Zekeriyya'ya ait 14.  bablık bir bölüm, Ahd-i Atıyk'ın sonlarındadır.       
       
                                  [3]                      ) Buradaki Mescit, Kudüs'teki Beyt-i  Mukaddes, yani Mescid-i Aksâ'dır. 5. âyette İsrailoğullarının, milâttan 588 yıl  önceki esirliğine, 6 ve 7. âyetler de bu esirlikten kurtulup tekrar Kudüs'ü  aldıklarına işarettir.       
       
                                  [4]                      ) Bir delil olan geceyi giderdik, yahut  gecenin delili olan ayın nurunu, güneşe nazaran azalttık. Âyette  "tâir" kelimesi geçmektedir ve kuş, uçan anlamına gelir. Cahiliyye  devrinde kuşların uçuşundan hükümler çıkarmak, kuşu uçurup sağa doğru giderse  hayra, sola doğru giderse şerre yormak, bir gelenekti. Müslümanlık,  "tatayyur" denen bu geleneği menetmiştir. Âyette, "Her insanın  yaptığı iş" yerine "tâiri" eklemesi vardır ki bu geleneğe işarettir.       
       
                                  [5]                      ) Kızları  diri diri gömme geleneğini menetmektedir.       
       
                                  [6]                      ) Rüyadan  maksat, gözle görüştür ve Hz. Muhammed (s.a.a)'in Mekke'den Kudüs'e gitmesine,  oradan da göklere ağmasına, yani Mirac'a işarettir Mirac hakkında, daha Hz.  Muhammed (s.a.a)'in zamanında ve Mirac'ı nakleder etmez bir hayli sözler  söylendiği için âyette Mirac, "İnsanları sınamak için" meydana gelmiş  bir olay diye tavsif edilmiştir. Bu kavil, İbn-i Abbas, Cübeyr oğlu Said,  Hasen, Katâde ve Mücâhid'in kavlidir. Hz. Muhammed (s.a.a) Medine'deyken  Mekke'yi alacağını görmüştür, buradaki rüyadan maksat budur da denmiştir. Bu  rivâyet, başka bir yolla İbn-i Abbas'tan geliyor. (Devamı, sonnot  No:35)        
       
                                  [7]                      ) Zevâl  vaktindeki namaz, öğle namazı ve ondan sonraki ikindi namazıdır. Karanlık  basınca kılınması emredilen namaz, akşam ve yatsı namazlarıdır. Fecir çağındaki  de sabah namazıdır.       
       
                               [8]                      ) Makâm-ı Muhmud, cumhura göre şefaattir.  Buhârî, Kitâbu Tefsir-il-Kur’ân babından şefaat hadisini Ebu-Hureyre'den tahric  eder. (Devamı, sonnot No:36)        
   

Total Visit: 268
Total Rank: 0
Total Rankers: 0
Total Comments: 0

Oy vermek için yetkiniz yok. Lütfen giriş yapınız.