Çarsamba 8 Eylül 2010 - 14:41

الأربعاء ٣٠ رمضان ١٤٣١

چهارشنبه ۱۷ شهريور ۱۳۸۹ - ۱۶:۱۱

Kullanıcı adı:

Şifre :

Şifremi Hatırla
Şifremi unuttum   aktivasyon
Üye ol
    
 

Hz. Resulullah'tan (s.a.a) Sonra Sadaka

 Ehlibeyt İmamları da Resulullah'ı (s.a.a) izleyerek sadakayı o hazretin yakınlarına haram bilmişlerdir. İmam Cafer Sadık (a.s) kendisinden, "Size humusun verilmediği bu dönemde sadaka helâl midir?" diye soran bir adama şöyle buyurmuştur:

 

 Hayır vallahi. Bize haram olan bir şey, zalimler tarafından hakkımızın gasbedilmesiyle helâl olmaz. Ve Allah'ın bize helâl ettiği şeyin verilmeyişi Allah'ın bize haram ettiği şeyin helâl olmasına neden olmaz.

 

 Fakat halifeler Resulullah'ın (s.a.a) aşağıdaki mirasına el uzatarak onda tasarruf etmişlerdir:

 

 a) Yedi bağ (Muhayrik'in vasiyet ettiği)

 

 b) Benî Nazir'in Hz. Resulullah'ın (s.a.a) mülkiyetine geçir-diği yerler.

 

 c, d, e) Hayber'deki üç kale.

 

 f) Vadi'l-Kurâ topraklarının üçte biri.

 

 g) Mehzur (Medine pazarının yeri).

 

 h) Fedek.

 

 Hz. Resulullah (s.a.a) yedi bağlardan altısını vakfetmişti; bu bağlar onun sadakasıdır. Benî Nazir yerlerinden bir miktarını da Ebu Bekir, Abdurrahman b. Avf ve Ebu Ducane'ye bağışlamıştı. Hayber kalelerinden eşlerine, Fedek'i kızı Hz. Fatıma'ya (s.a) ve Hazma b. Nu'man el-Uzrî'ye de bir mızrak atımı Vadi's-Selâm yerlerinden bağışlamıştı.

 

 Hz. Resulullah (s.a.a) vefat edince Ebu Bekir ve Ömer, Ali'nin (a.s) yanına geldiler. Ömer ona, "Resulullah'ın (s.a.a) mirası konusunda görüşün nedir?" diye sordu. Ali (a.s), "Resulullah'ın (s.a.a) yakınları olan bize ulaşıyor." cevabını verdi. Ömer, "Hayber de mi?" diye sordu. Ali (a.s), "Hayber de." karşılığını verdi. Ömer, "Peki Fedek?" diye sordu. Ali (a.s), "Fedek de." dedi. Bunun üzerine Ömer, "Vallahi ben hayatta olduğum müddetçe böyle bir şey olmayacak." dedi!

 

 Sonra Ebu Bekir Resulullah'ın (s.a.a) savaş aletlerini, merkebini ve ayakkabılarını Ali'ye (a.s) vererek, "Bunların dışında hepsi sadakadır." dedi ve böylece bir anda Hz. Resulullah'ın (s.a.a) tüm mirasına ve hatta Fedek'e bile el uzattı. Fakat Resulullah'ın (s.a.a) diğer Müslümanlara bağışladığı şeylere dokunmadı! Bu yüzden Hz. Fatıma (s.a) üç konuda davacı oldu:

 

 1- Hz. Resulullah'ın (s.a.a) kendisine bağışı olan Fedek hakkında. Ebu Bekir bu konuda Hz. Fatıma'dan (s.a) şahit istedi. Bunun üzerine bir kadın ve bir de erkek Hz. Fatıma (s.a) lehine şahitlik etti; fakat Ebu Bekir iki erkek veya bir erkek ve iki ka-dın olmadığı için onu kabul etmedi!

 

 2- Resulullah'tan (s.a.a) alması gereken miras hakkında. Hz. Fatıma (s.a) Hz. Resulullah'ın (s.a.a) vefatından on gün sonra Ali ve Abbas'la birlikte Ebu Bekir'in yanına giderek, "Babamın mirasını almaya geldim." dedi. Ebu Bekir, "Ev eşyaları ve kap-kaçakları mı söylüyorsun, yoksa mülkü mü?" dedi. Hz. Fatıma (s.a), "Kızların senden miras aldıkları gibi benim mirasım olan Fedek, Hayber ve onun Medine'deki vakıflarını istiyorum." karşılığını verdi. Bunun üzerine Ebu Bekir, "Vallahi baban benden daha üstündü, vallahi sen de benim kızlarımdan daha üstünsün." dedi!

 

 Başka bir rivayette şöyle geçer:

 

 Fatımatü'z-Zehra, Ebu Bekir'e,:

 

 – Sen ölünce senden kim miras alacak? Ebu Bekir:

 

 – Çocuklarım, ailem. Fatımatü'z-Zehra:

 

 – O hâlde nasıl olur da bizim yerimize Resulullah'tan (s.a.a) sen miras alıyorsun?!

 

 Ebu Bekir:

 

 – Ey Resulullah'ın kızı! Ben böyle bir şey yapmış değilim; ben senin babandan ne bir yer, ne altın ve gümüş, ne köle ve ne de başka bir şey miras almış değilim.

 

 Fatımatü'z-Zehra:

 

 – O hâlde Hayber'den bizim hissemiz ve Fedek'ten safiyemiz ne oldu?

 

 Ebu Bekir:

 

 – Ben Resulullah'tan (s.a.a), "Biz peygamberler miras bırakmayız; bizim bıraktıklarımız sadakadır! Muhammed'in Ehlibeyti de bu maldan -Allah'ın malından- yerler; bundan fazla bir şey düşmez onlara." buyurduğunu duydum. Resulullah'ın (s.a.a) ailesinin masrafını karşılamak benim üzerimedir.

 

 Bunun üzerine Ali (a.s):

 

 – Kur'ân-ı Kerim'de, "Süleyman Davud'dan miras aldı." ve yine, "Benden ve Yakub oğullarından miras alsın." geçmiştir.

 

 Ebu Bekir:

 

 – Öyledir elbette; benim bildiğimi sen de bilirsin.

 

 Ali:

 

 – Bu Allah'ın Kitabı'nın buyruğudur.

 

 Bunun üzerine susup karşılık vermediler ve onlar da geri dönmek zorunda kaldılar.

 

 3- Yakınların hissesinde. Ebu Bekir Hz. Fatıma (s.a) ve Ha-şimoğulları'nı yakınların hissesinden alıkoyup onu savaş araçla-rı ve binek satın almada harcayınca, Hz. Fatıma, Ebu Bekir'in yanına gi-dip, "Sen de çok iyi biliyorsun ki vakıflar ve Allah Teala'nın Kur'ân-ı Kerim'de bize has kıldığı yakınların hissesi konusunda biz Ehlibeyte zulmettin (hepsini aldın)." dedi ve sonra şu ayeti okudu:

 

 Bilin ki kazandığınız şeylerin beşte biri, Allah'a, Elçisine ve (Allâh'ın Elçisi ile) akrabalığı bulunan(lar)a… âittir.

 

 Başka bir rivayette ise şöyle geçer:

 

 Hz. Fatıma (s.a), Ebubekir'e:

 

 – Allah Teala'nın gökyüzünde bize has kıldığı şeye tecavüz edip onu bizden aldın!

 

 Ebu Bekir:

 

 – Anam, babam sana feda olsun! Ben Allah'ın Kitabı, Re-sulullah'ın ve Resulullah'ın kızının emrindeyim. Senin okuduğun bu ayeti ben de Allah'ın Kitabında okudum. Fakat bu ayette geçen bu humus hissesinin ne kadarının size ait oluğunu anlayamadım!

 

 Fatıma:

 

 – Yoksa senin ve senin yakınlarının mıdır?!

 

 Ebu Bekir:

 

 – Hayır; ben onun geri kalanını hayır işlerde harcayacağım! Fatıma, "Fakat Allah'ın hükmü böyle değildir!" dedi.

 

 Yine başka bir rivayette şöyle geçer:

 

 Ebu Bekir Hz. Fatıma'ya, "Resulullah bana, 'Yüce Allah, peygamberi hayat olduğu sürece onu rızıklandırır; ölünce de rızkını ondan alır." buyurdu!" dedi.

 

 Ayrı bir rivayette ise Ebu Bekir'in şöyle dediği geçer: "Ben Re-sulullah'tan, 'Ben hayatta olduğum sürece yakınlarımın da hissesi var; fakat ölümümden sonra onların hissesi olmaz.' buyurduğunu duydum."

 

 Bunun üzerine Hz. Fatıma öfkelenerek, "Seni Resulullah'tan duyduklarınla baş başa bırakıyorum. Vallahi bundan sonra sizin-le (Ebu Bekir ve Ömer) asla konuşmayacağım." dedi.

 

 Ravi, "Fatıma vefat edinceye kadar onlarla konuşmadı." di-yor.

 

 * * *

 

 Hz. Fatıma (s.a) tüm delillerini sunduktan sonra Ebu Bekir on-dan aldığı şeylerin hatta bir bölümünü bile ona vermekten sakınınca Hz. Fatıma (s.a) davasını bir grup Müslümanın karşısında söz konusu edip babasının ashabından yardım almaya ve onları sorumlulukları konusunda bilinçlendirmeye karar verdi. Bu nedenle yakınları ve taraftarlarıyla birlikte mescide doğru hareket etti. Sanki Resulullah (s.a.a) yürüyordu. Muhacir ve ensardan bir grubun arasında oturmuş olan Ebu Bekir'in yanına gitti. Hemen karşısına bir perde çektiler. Hz. Fatıma (s.a) bu konuşmasında şöyle buyurdu:

 

 Ey insanlar! Ben Fatıma'yım. Babam Muhammed'dir. De-diğim gibi Allah Teala şöyle buyurmuştur: "Size kendinizden öyle bir peygamber gelmiştir ki…" Acaba bilerek ve kasıtlı olarak Allah'ın Kitabını terk edip ardınıza mı attınız?! Oysa Kur'ân-ı Kerim şöyle buyuruyor: "Süleyman Davud'-dan miras aldı." Yahya b. Zekeriyya'nın kıssasında ise, "Katından bana bir oğul bağışla ki, bana ve Yakuboğulları'na mirâsçı olsun." veya, "Allah'ın kitabına göre yakın akrabalar birbirlerine (vâris olmağa) daha uygundur." Ve yine, "Allah size, çocuklarınız hakkında, erkeğe, kadının payının iki misli (miras vermenizi) emreder." veya, "Birinize ölüm geldiği zaman, eğer bir hayır (mal) bırakacaksa, anaya, babaya, yakınlara uygun bir biçimde vasiyet etmek, korunanlar üzerine bir borçtur." buyuruyor. Ve siz benim hiçbir hakkım olmadığını ve babamdan miras alamayacağımı ve benimle onun arasında bir bağın bulunmadığını sandınız?

 

 Acaba Allah Teala sizi bir ayete has kılıp Peygamber'ini o ayetin kapsamından çıkardı mı, yoksa iki dinin halkının birbirinden miras alamayacağını mı söylüyorsunuz? Acaba benimle babam bir dinden değil miyiz? Yoksa sizler Kur'ân-ı Kerim'in umum ve hususunu Resulullah'tan (s.a.a) daha mı iyi biliyorsunuz! Acaba cahiliyye kurallarını mı diriltmek istiyorsunuz?!

 

 Hz. Fatımatü'z-Zehra (s.a) bu konuşmadan sonra evine gitti ve ölünceye kadar Ebu Bekir'den uzak durdu.

 

 Hz. Fatımatü'z-Zehra (s.a) babasından sonra altı ay yaşadı! Dün-ya yurdundan göçünce de eşi Ali (a.s), Ebu Bekir'e haber vermeksizin onu geceleyin defnetti!

 

 Ebu Bekir sadece kendisinin rivayet ettiği bir hadisle içtihat edip Hz. Resulullah'ın (s.a.a) kızını babasının mirasından mahrum etti! Ve yine içtihat ederek yakınların humusunu kesti! Ve onun hilafetinin sonuna kadar durum bu şekilde devam etti!

 

 

Total Visit: 1
Total Rank:
Total Rankers:
Total Comments:

Oy vermek için yetkiniz yok. Lütfen giriş yapınız.