a) Sahih-i Buharî, Sahih-i Müslim, Sünen-i Neseî ve Müsned-i Ahmed'de şöyle geçer (biz Buharî'den naklediyoruz): Abdulkays kabilesinin temsilcileri Resulullah'a (s.a.a), "Muzar müşrikleri bizimle sizin aranızda engel oluşturdular ve biz haram aylar dışında size ulaşamıyoruz. Bize, yerine getirdiğimizde cenneti kazanmamıza neden olacak ve kabilemizin diğer insanlarını davet edeceğimiz kolay emirler ver." dediler. Resulullah (s.a.a) onlara şöyle buyurdu: Size dört şeyi yapmayı emrediyor ve dört şeyi yapmaktan sakındırıyorum. Size Allah'a iman etmenizi emrediyorum. Allah'a iman etmenin ne olduğunu biliyor musunuz hiç? Allah'a iman etmek şunlardan ibarettir: O'nun birliğine tanıklık etmek, namaz kılmak, zekât vermek, kazançlarınızdan humusu ödemek ve... Resulullah (s.a.a), Abdulkays kabilesinin temsilcilerine, kazançlarından humus ödemelerini emredince, müşriklerin korkusundan haram aylar dışında kabilelerinin sınırından dışarı çıkamadıkları için düşmandan aldıkları savaş ganimetlerinin humusunu ödemelerini istemiyor! Aksine o "ganimet"ten, bu sözcüğün Arapça'daki, zahmet ve sıkıntı çekmeden bir kazanç sağlamak olan hakiki anlamını kastetmiştir. Veya başka bir tabirle, onlar kâr ve kazançlarının humusunu vermekle görevlendirildiler ya da en azından Resu-lullah'ın (s.a.a) maksadı bu sözcüğün, "savaş ve savaş dışı gelirler"den ibaret olan şer'î hakikatidir. Bu konu, Resulullah'ın (s.a.a) Arap kabilelerinin temsilcilerine yazmış olduğu sözleşmelerde, elçileri ve onlara tayin ettiği valiler vasıtasıyla gönderdiği mektuplarda apaçık bellidir. Belazurî, Futuhu'l-Buldan adlı eserinde şöyle yazmaktadır: Yemen halkı, Hz. Resulullah'ın (s.a.a) zuhur ettiğini ve şanının yüceliğini duyunca, onlardan Hazret'in huzuruna temsilciler geldi. Bunun üzerine Hz. Resulullah (s.a.a) onlara bir mektup yazarak Müslüman oldukları ana kadar sahip oldukları malları, arazi ve defineleri onlara bıraktı. Onlar da itaat ederek Müslüman oldular. Sonra Hazret (s.a.a), İslâm dininin kanun ve kurallarını ve kendi sünnetlerini öğretmeleri, sadakalarını almaları, Yaduhilik, Hıristiyanlık ve Mecusiliklerinde kalanlardan ise cizye almaları için onlara kendi vali ve elçilerini gönderdi. b) Belazurî, İbn Hişam, Taberî ve İbn Kesir bunların peşinden şöyle eklemişlerdir (biz Belazurî'den naklediyoruz): Resulullah (s.a.a) Amr b. Hizam'ı Yemen'e gönderdiği za-man onun için şöyle bir şey yazdı: Bismillahirrahmanirrahim. Bu Allah ve Resulü'nün sözüdür: Ey iman edenler! Ahitlerinize vefa edin. "Bu Allah'ın elçisi Muhammed'in (s.a.a) Amr b. Hizam'ı Yemen'e gönderdiği zaman ona tavsiyeleridir. Ona bütün işlerinde Allah'ı göz önünde bulundurup takvalı olmasını, kazançlardan Allah'ın humusunu almasını ve Allah'ın müminlere farz kıldığı sadakaları teslim almasını emrediyor. Şöyle ki, su verilmeyip kökleri yerin rutubetinden veya yağmur suyundan su alan tarlaların mahsullerinden onda bir, büyük su kırbası ve kovalardan sulanan tarlaların mahsullerinden ise onda birin yarısı (yirmide bir) zekât almasını bildiriyor. c) Hz. Resulullah'ın (s.a.a) Kuzaa kabilesinden Sa'd b. Huzey-m'e ve Cizam'a yazdığı bir mektupta sadaka vermenin farz olduğu yerleri onlara bildirmiş, sakada ve humuslarını Ubey ve Anbese ismindeki iki elçisi veya onların memurları vasıtasıyla kendisine göndermelerini istemiştir. Resulullah (s.a.a), Sa'd ve Cizam kabilelerinden sadaka ve humuslarını kendi elçilerine veya onların memurlarına vermelerini isteyince, onlardan savaş ganimetlerinin humusunu değil, kazançlarının humusunu ve mallarına farz olan sadakaları göndermelerini kastetmiştir. ç) Resulullah (s.a.a), Malik b. Ahmer-i Cizamî'ye ve onun izleyicilerine yazdığı amannamede, namaz kılmalarını, diğer Müslümanları izlemelerini, müşriklerden sakınmalarını, kazançlarının humusunu, zarara uğrayanlarının payını, falan ve filan payı vermelerini emretmiştir. d) Resulullah (s.a.a), Fucey ve izleyicilerine yazdığı bir mektupta şöyle buyurmuştur: Allah'ın elçisi Muhammed'den (s.a.a) Fucey ve izleyicilerine. Eğer Müslüman olup namaz kılar, mallarının zekâtını öder, Allah ve Resulü'ne itaat eder, kazançlarından Allah'ın humusunu verir, Peygamber ve yardımcılarına yardım eder, Müslüman olduklarını izhar eder de müşriklerden ilişkilerini keserlerse Allah ve Muhammed'in amanında olurlar. e) Resulullah'ın (s.a.a) Umman ordu komutanlarına yazdığı mek-tupta şöyle geçer: Allah'ın elçisi Muhammed'den (s.a.a) Bahreyn'de yaşayan Umman padişahları ordu komutanları olan Allah kullarına. Eğer iman edip namaz kılacak, zekât verecek, Allah ve Resulü'ne iman edecek, Peygamber'in hakkını verecek ve Müslümanlar gibi ibadet edecek olurlarsa Allah'ın amanında olup, Allah ve Resulü'ne ait olan ateşkede malları dışında sahip oldukları şeylerden yararlanacak ve onlar kendilerine bırakılacaktır. Hurmada onda bir ve tahıllarda onda birin yarısı (yirmide bir) zekât farzdır. Müslüman olanlara yardımcı olmaları ve kılavuzluk etmeleri düşer. Sahip oldukları değirmenler, istedikleri şeyleri öğütmeleri için onların kendilerinindir. Bu mektupta Hz. Resulullah'ın (s.a.a) "Peygamber'in hakkı"n-dan maksadı humus ve onun kendine has olan şeydir. Daha önce sa-fiy ve Peygamber'in şahsına has olan mal hakkında bahsetmiştik. f) Ve yine mektuptaki, "Allah'ın payı ve Resulün payı"ndan maksat, Hads ve Lehm bölgesinden Müslüman olan kişiler için humustur. Hz. Resulullah (s.a.a) bu mektupta şöyle buyurmaktadır: ...Namazı kılacak, mallarının zekâtını verecek, Allah ve Resulü'nün payını verecek ve müşriklerden sakınacak olurlarsa Allah ve Muhammed'in güvencesinde olacaklardır. Kim dininden yüz çevirirse Allah ve Resulü'nün koruma ve güvencesi de onun üzerinden kalkar. g) Hz. Resulullah'ın (s.a.a) Cünade el-Ezdî, onun akrabaları ve izleyicilerine yazmış olduğu şu mektupta da aynı konu işlenmektedir: Namaz kılıp mallarının zekâtını verecek olur, Allah ve Resulü'ne itaat edip kazançlarının humusunu ve Peygamber'in payını verecek olur da müşriklerden uzak dururlarsa Allah'ın ve Allah kulu Muhammed'in güvencesinde olurlar. h) Hz. Resulullah (s.a.a), Tay kabilesinden Benî Muaviye b. Ce-rul'a yazdığı bir mektupta şöyle buyurmuştur: Onlardan Müslüman olan, namaz kılan, zekât veren, Allah ve Resulü'ne itaat eden, kazançlarından Allah'ın humusu ve Peygamber'in payını veren, müşriklerden uzak duran ve Müslüman olduğunu açığa vuran, itaat ettiği sürece Allah ve Peygamber'inin güveninde olur. Yine Resulullah'ın (s.a.a) Benî Cuveyn el-Taî'ye yazmış olduğu bir mektup daha var; bu mektup da kullanılan sözcüklerdeki bazı cüzî farklılıklara rağmen yukarıdaki mektupla aynı olabilir. ı) Hz. Resulullah (s.a.a), Cuheyne b. Zeyd'e yazmış olduğu mektubunda şöyle buyurmaktadır: Geniş yer ve çölleri, nehir yatakları ve otlaklar, humus karşılığında bitkilerinden yararlanmanız ve sularından içmeniz için size aittir. Tia ve Sarime bir arada olurlarsa, iki koyun ve eğer aralarına mesafe düşerse her birine bir koyun zekât verin. Mesir halkına ise sadaka yoktur... İbn Esir, Nihayetu'l-Lügat adlı eserinde şöyle yazmaktadır: Tia, zekâtın farz olduğu en az miktardır. Sarime ise koyun ve deve sürüsüdür. Bu hadiste geçen "Sarime"den maksat, yüz yirmi bir baş koyundan iki yüz baş koyuna kadar olan miktardır ve bir arada olduklarında iki koyun ve birbirlerinden ayrı iki kişiye ait olduklarında ise her biri bir koyun zekât vermelidir. Mesir halkı ise, tarla sürecek öküzleri bulunan kişilerdir; ona zekât farz değildir. i) Resulullah'ın (s.a.a) bazı mektuplarında Peygamber'in payı zikredildikten sonra ona has olan "safi" de zikredilmiştir. Örneğin Hz. Resulullah'ın (s.a.a) Himyer padişahlarına yazdığı mektupta şöyle geçer: Ama sonra; Rabb'iniz sizi özel hidayetine yöneltti; Allah ve Peygamber'ine itaat edin, namaz kılın, zekâtı verin, kazançlarınızdan Allah'ın humusunu ödeyin, Resulullah'ın (s.a.a) payını ve onun kendisine has kılınanı verin ve Allah'ın müminlere farz kıldığı sadakayı ödeyin... j) Resulullah'ın (s.a.a), Benî Sa'lebe b. Amir'e yazmış olduğu mektupta şöyle geçmektedir: Onlardan kim İslâm getirir, namaz kılar, zekâtı öder, kazançlarının humusunu, Peygamber'in payını ve onun kendisine has kılınanı verirse Allah'ın güvencesine girmiş olur. k) Benî Zuheyr el-Akliin'e yazmış olduğu mektupta ise şöyle buyurmaktadır: ...Eğer Allah'ın birliğine ve Muhammed'in (s.a.a) onun peygamberi olduğuna tanıklık eder, namaz kılar, zekâtı verir, kazandıklarınızdan humus, Peygamber'in payı ve onun safisini verirseniz Allah ve Resulü'nün güvencesinde olursunuz. m) Cuheyne kabilesinin bazı ileri gelenlerine yazdığı mektup ise şöyledir: Onlardan kim Müslüman olur, namaz kılar, zekâtı verir, Allah ve Resulü'ne itaat eder, kazançlarından humus, Peygamber'in payı ve onun safisini verirlerse... Bu mektuplarda geçen çoğulu "safaya" olan "safi" (halis mal), daha önce de dediğimiz gibi, Hz. Resulullah'ın (s.a.a) humus dışında kendine has olan mal ve mülküne denir. Ayrıca; "humus" sözcüğü, Resulullah'a (s.a.a) nispet verilen bun-ların dışındaki iki mektupta da geçmiş; fakat onlar bizim açımızdan güvenilir değillerdir. Çünkü onlardan birinde Bulharis kabilesinden Abduyağus ismi geçmektedir. Oysa "Yağus" bir put adıdır ve Resulullah'ın (s.a.a) putun kuluna mektup yazmış olması imkânsızdır. Çünkü Hazret (s.a.a), Abduluzza, Abdulhacer, Abdulamr el-Asem gibi isimleri Abdurrahman veya Abdullah isimlerine çeviriyordu. Bu mektuplardan bir diğeri ise Hz. Resulullah'ın (s.a.a) Neş-hel b. Malik el-Vailî'yeyazmış ve ona "Bismike Allahumme" (senin adınla Allah'ım!) diye başlamıştır; oysa Resulullah'ın (s.a.a) mektupları "Bismillahirrahmanirrahim" diye başlamaktaydı. * * * Yukarıda geçen mektup ve sözleşmelerde, Resulullah (s.a.a), Sa'd-ı Huzeym'e sadaka, zekât ve humuslarını kendisinin iki elçisine veya onların gönderdiği kimselere vermelerini emretmiştir; katıldıkları savaş ganimetlerinin humusunu vermelerini istemeyip mallarına lazım gelen humus ve sadakaları talep etmiştir. Aynı şekilde Cuheyne'ye yazdığı mektupta yerin otlak ve sularından yararlanma karşısında humus ve zekâtlarını vermelerini istemiştir. Bun-da da humus ödemeleri için onların savaşa katılıp savaş ganimetleri elde etmeleri şart koşulmamış, aksine humus ve sadaka ödemek için yer gelirlerinden yararlanmak şart koşulmuş, onlara kazandıkları şeylerde İslâm'ın hükmünü öğretmiştir. Yine Abdulkays'ın temsilcilerine kazançlarından nasıl humus ödeyeceklerini öğrettiği zaman, onları yerine getirecek olurlarsa cennete gideceklerini buyurmuş ve müşriklerin korkusundan haram aylar dışında kabilelerinden dışarı çıkamayan onlardan, müşriklerle savaşıp zafere ulaşarak onlardan elde ettikleri savaş ganimetlerini ödemelerini istememiş, sadece onlardan kazançlarının kâ-rının humusunu vermelerini istemiştir. Ve yine valisi Amr b. Hazm'a verdiği emirde Yemen kabilelerinin sadaka ve humuslarını almasını istemiş, fakat bu kabilelerin ka-tıldıkları savaşlardaki ganimetlerin humusunu alıp kendisine göndermesini istememiştir. Veya bu kabilelere humuslarını ödemeleri için şahsen yazmış olduğu mektuplar veya kabilelerin humuslarını almaları için Amr b. Hazm dışında diğer memurlarına yazdığı mektupları da aynı doğ-rultudadır. Bütün bu mektup ve emirnamelerde humus, sadaka konumundadır; her ikisi de Allah Teala'nın koyduğu kurallar gereğince insanların mallarındaki Allah'ın hakkıdır. Bu mektuplarda geçen "humus" sözcüğünün savaş ganimetlerinin humusu olmadığını vurgulayan ve açığa çıkaran konu, İslâm dinindeki savaş hükmünün cahiliye dönemi ve ondan önceki zamanların kurallarından farklı oluşudur; o dönemlerde herkes veya her grup kendi kabilesi veya müttefiki dışındakilere saldırarak onların mal varlıklarını istediği şekilde yağmalama hakkını kendine veriyor ve herkes, kabile reisine has olan dörtte biri dışında yağmalayıp elde ettiği her şeyi kendine alıyordu. Fakat İslâm dininde böyle değildir; dolayısıyla, Resulullah (s.a.a) onlardan dörtte bir yerine beşte bir olan savaş ganimetlerinin humusunu isteyemez; hatta hiçbir Müslüman veya Müslüman bir grup Müslüman olmayan kişilere karşı kendince savaş ilân edip canı istediği gibi onların mallarını yağmalayamaz. Çünkü: Birincisi; böyle bir hakka sadece şer'î hakim sahiptir; o da İslâm kanun ve kurallarına uygun olarak; bu durumda tüm Müslümanlar onun emrine itaat etmek zorundadır. İkincisi; fetih ve zaferden sonra savaş ganimetlerinin tümünde sadece İslâm ordusu komutanı veya onun temsilcisi tasarruf hakkına sahiptir. Dolayısıyla, savaşçılar düşmana galip geldikten sonra ele geçirdikleri şeyleri komutanlarına veya onun temsilcilerine vermelidirler; aksi durumda aldıkları şey gizlice yapılan hırsızlık ve diğerlerinin gözünden uzakta aşırmak sayılır ve onun ar, mahcubiyet ve vebali kıyamet gününde yakasına yapışıp cehenneme sürükleyecektir. Humusu aldıktan sonra atlı ve piyade askerlerin payını tayin eden, biraz da kadınlara ayıran, bazen savaşta olmayanlara da alınan ganimetlerden pay veren ve savaşan müminlerin payından kat kat fazlasını muellefetu'l-kulub (Müslüman olmayanların gönlünü kazanmak) için harcama yetkisi olan İslâm'ın hakimidir. Eğer Resulullah'ın (s.a.a) döneminde savaş ilân etmek ve savaş ganimetlerinin humusunu almak onun vazifelerinden ise, Hazret'in arka arkaya yazdığı mektup ve sözleşmelerde humus, muhatapların mallarındaki farz sadaka menzilesinde değilse ve savaş ganimetleriyle bir ilgisi de yoksa, o hâlde bu mektup ve sözleşmelerde halktan humus istemenin ve bunu vurgulamanın anlamı ne olabilirdi ki?! Dolayısıyla, bu mektup ve sözleşmelerdeki "ganaim" ve mağ-nem" sözcüklerinin lügat anlamı olan, "zahmet ve sıkıntı görmeden bir şeyi elde etmek" anlamına veya "savaş yoluyla ve diğer yollarla elde edilen şey" anlamındaki şer'î anlama geldiğini söylemek zorun-dayız. Burada, konumuzun başında "ganimet" sözcüğünün açıklamasıyla ilgili söylediklerimizi ekleyerek "ganimet" sözcüğünün sözlükler yazıldıktan sonra İslâm toplumunda savaş ganimetlerinde kullanılan bir hakikat olarak kabul edildiğini ve İslâm'dan önce bu anlamda kullanılmadığını ve yine Hz. Resulullah'ın (s.a.a) hadislerinde geçen bir şeyi, ondan yaklaşık iki asır sonra halk arasında yaygın olan başka bir şeye yüklemenin doğru olmadığını söy-lemek gerek. Bu mektup ve sözleşmelerde "Allah'ın payı", "Resulullah'ın (s.a.a) payı" veya "Peygamber'in hakkı" veya "Peygamber'in payı" şeklinde geçen şeylerin tefsiri, "Bilin ki kazandığınız şeylerin humusu Allah'ın ve Resul'ündür..." ayetinde ve bu ayetin açıklayıcısı olan Re-sulullah'ın (s.a.a) sünnetinde geçmektedir. Humus ayetinde ve Hz. Resulullah'ın (s.a.a) sünnetinde, "mağnem" sözcüğündeki Allah ve Peygamber'in payının ve yine onların hak ve hisselerinin humus olduğu bildirilmiştir. Buraya kadar söylediklerimizden, savaş ganimetleri ve onun dışındaki şeylerin humusunu Resulullah'ın (s.a.a) şahsen kendisinin aldığı ve Müslüman olanlardan sadaka ve zekât lazım gelen yerler dışında kazançlarının humusunu vermelerini istediği anlaşılmaktadır. Şimdi ise humusun harcanması gereken yerleri inceleyelim. |