Salı 22 Mayıs 2012 - 14:58

الثلاثاء ٢ رجب ١٤٣٣

سه شنبه ۲ خرداد ۱۳۹۱ - ۱۶:۲۸

Kullanıcı adı:

Şifre :

Şifremi Hatırla
Şifremi unuttum   aktivasyon
Üye ol
    
       


Hz.İmam Mehdi  ve Sünnetullah 2

     
cemkaran camii
     

                                                                                                                            Hz.İmam Mehdi  ve Sünnetullah 1

     

      3) İlahi sünnetleri inceleyip, değerlendirme çağrısı:
             Kuranı Kerim bütün halkı ilahi sünnetler ve kanunları, eski ümmetlere  karşı uygulanan sünnetullah’ı inceleyip,  etüd etmeye,  eski ümmetlerin  kaderinden ders almaya,  kendi tutumlarına çeki düzen vermeye,   inkarcılar ve kafirlerin sonundan ders almaya çağırıyor.
           İnsanları eski ümmetlerin kaderini tespit edip,  tanımaya,  onlara  karşı uygulanan sünnetullah’ın niteliğini etüd etmeye çağıran ayetlerin  bazısı şunlardır:

      3-1) Ali-İmmran suresinin 137.  ayeti:
              Allah bu ayet’te her kesi yer yüzünde gezinip,  seyahat etmeye,  eski  ümmetlerle inkarçıların nasıl bir kader’e uğradıklarını tespit edip,   bilinçlenmeye çağırıyor. 

             
قَدْ خَلَتْ مِن قَبْلِكُمْ سُنَنٌ فَسِيرُواْ فِي الأَرْضِ فَانْظُرُواْ كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُكَذَّبِينَ
   

 “Gerçek  şu ki,  sizden önce nice ümmetler gelip- geçmiştir.  Bundan dolayı  yeryüzünde gezip dolaşın da yalanlayanların uğradıkları sonuç nasıl  oldu bir görün”. (Ali-İmran-137)

     

       El-Mizan tefsirinde Allame tabatabayi bu ayet hakkında şunları yazıyor:

Sunen,   sünnet’in çoğuludur.  Sünnet topluluğun izlemesi gereken yol ve  yöntemdir.  Yer yüzünde gezip dolaşın çağrısı; geçmiş ümmetlerin  kaderinden ders çıkarmak; tuğyancı padişahlarla taşkın Firavun’ların  nasıl görkemli sarayları,  saltanat hazinesi,  süslü tahtları,   mücevherleri,  orduları ve taraftarlarının kendilerine hiç bir fayda  sağlamadığını tespit edip,  yakından müşahede etmek anlamındadır.  Nitekim Allah-u Taala bütün taç ve tahtları top yekün yok etti.  Kral  ve Firavunlar’ın ibret verici acı kaderlerinden başka hiç bir iz  kalmadı. Fakat gaflete dalmış düşkünler nerede? Ve ibret alıcılar  nerede?

    3-2) Muhammed  (sav. ) suresi’nin 10.  ve 11.  ayetleri:

Bu ayetler de kafirlerin sonunun bilincine varmak için yer yüzünde gezip dolaşma çağrısı yapıyor:

     
         
أَفَلَمْ  يَسِيرُوا فِي الْأَرْضِ فَيَنظُرُوا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الَّذِينَ  مِن قَبْلِهِمْ دَمَّرَ اللَّهُ عَلَيْهِمْ وَلِلْكَافِرِينَ
         

“Onlar,   yer yüzünde gezip dolaşmıyorlarmı ki,  kendilerinden öncekilerin nasıl  bir sona uğradıklarını görsünler.  Allah,  onları yerle bir etti.  O  kafirler için de bunun bir benzeri vardır. ”(Muhammed-10)

         
أَمْثَالُهَا   ذَلِكَ بِأَنَّ اللَّهَ مَوْلَى الَّذِينَ آمَنُوا وَأَنَّ الْكَافِرِينَ لَا مَوْلَى لَهُمْ
         

“İşte böyle; çünkü Allah,  İman etmekte olanların velisidir; kafirlerin ise,  onların velisi yoktur. ”(Muhammed-11)

      Buna binaen insan,  tabiat alemine egemen kanunları inceleyip,   keşfettiği; doğanın sır ve şifrelerini tespit etmeye çalıştığı,   gelişim ve oluşum tarzını tanımaya özen gösterdiği,  kendi dünyevi  hayatını sürdürmek için kuralları kullandığı gibi; insan topluluklarına  da egemen kanun ve kuralları inceleyip,  tespit etmeli ve bu yoldan  toplumsal oluşum ve dönüşümlerin sebep ve sonuçlarını tanımalı,   edindiği bilgileri ahiret saadetine ulaşma yolunda kullanmalıdır.   

      Kuran-ı Kerim’in bir çok ayetinde,  Allah her bir kavimin mutluluk veya  düşkünlüğünü o kavmin ruh haletine,  amel ve tutumuna bağlı kılıyor. 

Nitekim  Kuran-ı Kerim’e göre her bir kavim ve milletin ilahi nimetlerinin  bekası veya zeval,  o millet ve kavim’in amel,  tutum ve düşünce  tarzına bağlıdır.   

       4) İnsan camialarına egemen bazı sünnetullahlar:

Kuran-ı  Kerim eski ümmetlerin kaderini inceleme,  o ümmetlerin inişi ve zirveye  çıkışıyla ilgili süreci izah etme sırasında; bu iniş ve çıkışların sır  ve şifresini analiz edip,  toplumsal değişim ve inkılaplara egemen  sünnet ve müeyyideleri değerlendiriyor.

       Elbette bazı  sünnet ve yasalar; toplumun olumsuz gelişmeleri ve dönüşümleri yani  medeniyetlerin zeval ve yok edilişiyle toplumların izmihlalı ve egemen  güç odaklarının çöküş veb izole edilmesiyle ilgilidir. 

       Tabii ki bazı sünnet ve kurallarda; toplumun müsbet ve yapıcı değişim  ve dönüşümleri  yani mahrum ve mustaz'afların,  zayıf bırakılmış halk  kitlelerinin inkılapcı kurtuluş zaferi,  toplumsal sürecin gelişip,   kalkınıp ve yükselişe geçmesi,  salih insanların yönetici olmasıyla  ilgilidir.

     Burada iki olumsuz ve olumlu sünnet ve kuralları örnekleyerek inceleyeceğiz.

      4-1) Beşeri  tarih boyunca bir çok kavim,  millet ve medeniyet ortaya çıkıp,   yükselişe geçip iktidar oldular. Fakat bu kavimler,  milletler ve  medeniyetlerin çoğu inişe geçip,  eski celal ve ceberutlarını  kaybedip,  çöktüler. O medeniyet ve kavimlerin bir çoğu da tamamen yok  edilip,  tarih’e karıştılar.  Şimdi akla gelen soru şudur ki,  niçin o  eski görkemli,  celal ve ceberut sahibi medeniyetler güç kaybedip,   nisbi veya top yekun olarak yokluğa karıştılar? Nitekim bazı kavim ve  milletlerin izine bile rastlanmamaktadır.

     Kuran-ı Kerim;  medniyetler ve milletlerin çöküş ve yok oluşlarının asıl sebeblerinden  birini; zulüm ve sultacılık olarak nitelendiriyor. 

       Elbette Kuran-ı Kerim kültüründe; zulüm ferd’in kendi kendine zulüm  (küfr,  fısk ve fücur,  zalime itaat,  mazlumu korumamak)” hem de  “ferd’in başka insanlara yaptığı zulüm (saldırı,  tecavüz,   sultacılık,  işgal ve gasp)” olarak iki boyutlu bir şekilde  tanımlanıp,  yeriliyor. 

      Üstad şehid Murteza Mutahhari Kur'an’da zulüm kavramı hakkında şunları kayd ediyor:

“Kuran literatüründe zulüm kavramı,  bir fert ve ya grub’un başka bir ferd ve gruba saldırı ve tecavüzüyle sınırlı değildir.

Zulüm kavramı; bir kimse’nin kendi nefsine zulüm ve ya bir kavm’in kendi kendine zulüm anlamındadır. 

Zulüm kavramı ayrıca; her türlü fısk ve fucuru,  fesad’ı ve insanlık çığırından dışarı çıkan her türlü eylem ve tutumu kapsar. 

Kuran-ı  Kerim de zulüm genel bir kavram olup,  hem başkasına karşı yapılan  zulüm hem de fısku ve fucür,  fesat ve ahlaksızlık,  anlamındadır.   Genel olarak ikinci şıkta zulüm kelimesi kullanılır. 

Kuran-ı Kerim’in bir çok ayetinde; genel olarak zulüm bir kavmin asıl çöküş ve helak olma sebebi sayılıyor.

      Kuran-ı Kerim’in bazı ayetlerinde genel anlamda zulüm ve zalimlik,   medeniyetlerin yok oluşunun asıl faktör’ü olarak nitelendiriliyor.

Bu örnek ayetler şunlardır:

      4-1-1) Kehf suresi 58.  ve 59.  ayeti:

Bu ayetler,  İslam peygamberi sav.ye karşı düşmanlık yapanları tehdit edip,  buyuruyor ki; ”Senin Rabbin rahmet sahibi(ve) bağışlayıcıdır.  Eğer kazanmakta  olduğundan dolayı,  onları (azabla) yakalayıverseydi,  şüphesiz onlara  azabı (bir an önce) çabuklaştırırdı.  Hayır,  onlar için bir buluşma  zamanı vardır.  Onun dışında asla başka bir sığınak bulamayacaklardır.  ”(Kehf-58)

“İşte ülkeler (ve onların halkları),   zulme saptıkları zaman onları yıkıma uğrattık; ve yıkımları için de bir  buluşma-zamanı tesbit ettik. ”(Kehf-59)

      Allame Tabataba'i bu ayete şöyle bir açıklık getiriyor:

"Bu  ayet,  Allah Taala'nın kuffarı yok etmede, kendilerine fırsat tanımış  olmasının yeni bir şey olmadığını anlatmak istiyor.  Sünnetullah’a göre  geçmiş ümmetlerin durumunda buna benzer.  Nitekim zulümlerini doruğa  ulaştırdıktan sonra onları helak ve yok ettik.  Çünkü onların helak ve  yok olması için kendilerine süre tanıdık.  Demek ki bu ayetlerin söz  ettikleri azap,  kıyamet gününün azabı değil,  bu dünyanın azabıdır.

       İlahi kanun ve sünnetullah uyarınca; kısa bir süre dışında daima  istizafa mahkum edilip,  aşağılanmış olan Allah’ın Mümin ve salih  kulları nihayet yeryüzünün mirasçısı ve iktidar sahip olacaklardır.

      4-1-2 Neml suresinin  51 ve 52. ayetleri Semud kavmine inen azaba değinip,  buyuruyor ki;

“Artık  sen,  onların kurdukları hileli düzenin uğradığı sona bir bak; biz  onları ve kavimlerini topluca yerle bir ettik” (Neml 51)

“İşte,   zulmetmeleri dolayısıyla enkaza dönüşmüş ıssız evleri.  Hiç şüphe yok,   bilmekte olan bir kavim için bunda bir ayet var. ”(Neml 52)

      4-1-3 Yunus suresinin 13 ve 14 ayeti:

       Bu ayetler önceki insan kuşaklarının yaptıkları zulüm ve tecavüzden  dolayı yok edildiklerini vurgulayıp gelecek nesillere uyarıda bulunup,   zulümden sakınmamalarını istiyor;

“Andolsun,  sizden  önceki kuşakları,  peygamberleri kendilerine apaçık belgeler getirdiği  halde,  zulme saptıkları ve iman etmeyecek oldukları için yıkıma  uğrattık.  İşte biz,  suçlu-günahkar olan bir topluluğu böyle  cezalandırırız. ” (Yunus 13)

“Sonra,  nasıl yapıp davranacaksınız diye sizleri gözlemek için,  onların ardından sizi yeryüzünde halifeler kıldık. ”(Yunus 14)

      4-1-4 Enbiya suresinin 11 ila 14 ayetleri:

       Bu ayetler,  kendilerine zulümden,  eğlence düşkünü olan,  taşkınlık  yapan,  dünya nimet ve lezzetlerini kullanmada aşırılık yapan  kimselerin aniden ilahi azabla karşılaşıp,  hiç bir sığınak  bulamadıklarını kaydediyor;

“Biz,  zulmetmekte iken ülkelerden nicesini kırıp geçirdik ve bunun ardından bir başka kavmi meydana getirdik. ” (Enbiya 11)

“Bizim zorlu-azabımız,  hissettikleri zaman,  oradan büyük bir hızla uzaklaşıp kaçıyorlardı. ” (Enbiya 12)

“Uzaklaşıp kaçmayın,  içinde şımarıp refaha ve yurtlarınıza dönün; çünkü sorguya çekileceksiniz” (Enbiya 13)

“Yazıklar (bize) dediler,  gerçekten biz,  zalimmişiz. ” (Enbiya 14)

     Allame seyyid Muhammed Hüseyin Tabataba'i El- Mizan tefsirinde bu ayetleri şöyle açıklıyor;

      “Kendilerine zulmeden köy ve şehir halkını helak ve yerle bir ettik.   Çünkü israf yapıp,  küfürde ısrar ediyorlardı.  Onları yok ettikten  sonra başka bir halk topluğunu yarattık.  Bu yüzden zalim olan köy  halkı,  bizim azabımızın indiğini hissettiklerinde aniden kaçıp,   koşuşturdular.  O anda onları tenbih edip,  kınamak için dedik ki;  koşmayın,  azabdan kaçmayın,  İşte aşırılık yaptığınız o nimetlere ve  evlerinize geri dönün.  Ta ki belki yoksullar ve çaresizler size  dilenmek için başvursunlar.  Sizde büyüklük taslayıp,  kibirlice onları  kendinizde uzaklaştırın veya kendinizionların gözünden gizlemeye  çalışın.

     İşte bu sözler kendilerini Allah yerine koyan,   ve halkla yönetilenlere karşı rabblık ve ağalık taslayan kimselerin  kibirliliklerini alaya alan kenayeli yaklaşmalardır.  Nitekim bu  kibirli olan sultacılık yapan kimseler pişmanlık üzerine dediler ki;  vay olsun bize,  gerçekten bizler zalim bir halktık”

       4-1-5 Müminun suresinin 32 ila 41 ayetleri;

       Bu ayetler,  Nuh as.ın kavminin eşraf ve zengin kesiminin Nuh  peygambere karşı takındıkları tavırı ve o ilahi peygamber hakkındaki  sözlerine değinip bu zalim kavimin kara kaderini tasvir ediyor;

“Onlar  da kendi içlerinden: Allah’a “ibadet edin.  Onun dışında sizin başka  ilahiniz yoktur,  yine de sakınmayacak mısınız?” (desin) diye bir  peygamber gönderdik. ” (Müminun 32)

“Kendi kavminden,   küfr edip de ahrete kavuşmayı yalanlayan ve kendilerine,  dünya  hayatında refah verdiğimiz (önde gelen) melekler” dedi ki: “bu,  sizin  benzeriniz olan bir beşerden başkası değildir.  Kendisi de sizin  yediklerinizden yemekte ve içtiklerinizden içmektedir. ”

“Eğer  sizin benzeriniz olan bir beşere boyun egecek olursanız,  andolsun,   siz gerçekten hüsrana uğrayanlar olursunuz. ”( Müminun 34)

        35-36-37-38-39-40 ayetleri:

35“O, öldüğünüz, toprak ve kemik haline geldiğiniz zaman sizin tekrar mutlaka (diriltilip) çıkarılacağınızı mı vaad ediyor?”

36. “Halbuki bu size vaad olunan şey, ne kadar da uzak!”

37. “Hayat, bu dünya hayatından ibarettir. Ölürüz ve yaşarız. Biz tekrar diriltilecek değiliz.”

38. “Bu, Allah’a karşı yalan uyduran bir kimseden başkası değildir. Biz ona inanmayız.”

39. O peygamber, “Ey Rabbim! Yalanlamalarına karşı bana yardım et!” dedi.

40. Allah, “Yakın zamanda mutlaka pişman olacaklardır!” dedi.

 “Derken,   hak(ettikleri cezaya karşılık) olmak üzerine,  o korkunç çığlık onları  yakalayıverdi.  Böylece onları bir süprüntü kılı verdik.  Zulmeden  kavim için yıkım olsun.” (Müminun 41)

        Bu ayetler  açıkça dünyevi nimetlerden sarhoş olup,  kendini kaybeden ve ilahi  peygamberi inkar eden halkları açıkca zalimler olarak nitelendiriyor.

      Sonuç:

     Bu yazıda kayd edilen ayetler uyarınca; şu sonuç alınabilir:
                Dünyaya egemen istikbar,  sultacı ve emperyalist düzen ve küfr nizamı,   ister bireysel zulüm ve ister toplumsal zulüm yani kendi kendine  zülmetme veya başka insanlara zulmetme süreci olsun özünde; yokluk  kabiliyetini taşıyıp,  besler.
             Bu yüzden müstekbir ve  sultacı düzen nekadar büyür ve gelişirse bir o kadar çöküş ve düşüş de  yakınlaşır.  Nihayet sunnetullah gereği zulüm zirveye ulaşır ve böyle  bir hegemonik düzen tam bir çöküş yaşayıp,  süprüntüye dönüşür.
             İşte böyle bir şartta cihanşümul İmam Mehdi (ac.) inkılabının  kıvılcımları saçılı ve zulümden bıkmış,  adalet,  hürriyet ve eşitlikle  insaniyete susamış maneviyetçı halk kitleleri topyekun harekete geçer.

      Nitekim bir çok hadis’i şerif ve Ehl-i Beyt rivayetlerinde vurgulandığı  gibi,  zulüm ve fesadın zirveye ulaşmasından sonra bekleyen masum İmam  zuhur edip,  ilahi halk kıyamını başlatarak evrensel kıst ve adalet  sistemini inşa eder.



Total Visit: 550
Total Rank: 0
Total Rankers: 0
Total Comments: 0

Oy vermek için yetkiniz yok. Lütfen giriş yapınız.