| Hulefa-i Raşidin'i İzlemeyi Emreden Hadise Yöneltilen Eleştiriler  Yıkarıda söylediklerimize ilâve olarak Resulullah'tan (s.a.a) rivayet edilen bu hadiste şu kusurları görmekteyiz:  1- Daha önce, bu kitabın birinci cildinde imamet ve hilâfet ıstılahlarını incelerken gördük ki, Kur'ân-ı Kerim'de, Hz. Resulullah'ın (s.a.a) hadislerinde ve ikinci halife başa geçinceye kadar sadr-ı İslâm Müslümanlarının sözlerinde "halife" kelimesi, İslâm âleminin hâkimi ve yöneticisi anlamında kullanılmamıştır. Bu sözcük, Kur'-ân-ı Kerim'de, Hz. Resulullah'ın (s.a.a) sünnetinde ve halife Ömer'in dönemine kadar Müslümanların arasında lügat anlamında kullanılmış ve "halife" kelimesinden, bu sözcüğün izafe edildiği şahsın yerine geçen, ona vekâlet eden, onu temsil eden kişi kastedilmiştir.  Dolayısıyla, Resulullah'a (s.a.a) nispet verilen bir hadiste ve-ya o dönemde yaşayan bir kişiye atfedilen bir sözde halife sözcüğünün İslâm âleminin genel hâkim ve yöneticisi anlamında kullanıldığını görürsek, o hadis ve sözün kesinlikle uydurma olduğundan emin olmalıyız.  Aynı şekilde, Hilâfet Ekolü tarafından sadr-ı İslâm'daki ilk dört halifenin "Raşidin" diye sıfatlandırılması, bazı zorba Emevî ve Abbasî halifelerinin iktidara geçmesinden sonra yapıldığına göre, ilk dört halifeyi "Raşidin" diye vasıflandıran hadislerin de kesinlikle ilk dört halifenin döneminden sonra uydurulduğunu anlamalıyız.  2- Bu hadis, Resulullah'ın (s.a.a) Hulefa-i Raşidin'in sünneti-ni Allah'ın Kitabı ve kendi sünnetinin yanında İslâm teşriinin (hükümlerinin) muteber bir kaynağı olarak tanıttığına tasrih etmektedir. Böyle bir şeyin Hz. Resulullah'tan (s.a.a) uzak olduğu da apaçık bellidir.  3- Hz. Resulullah'ın (s.a.a) Hulefa-i Raşidin'in sünnetini izleme-yi emrettiği kabul edilirse, bu, o hazretin birbirine zıt ve çelişkili iki şeyin yapılmasını emrettiği anlamına gelir; çünkü o dört Raşid Halifeler arasında temettü umresi konusunda halife Ömer ve Osman'ın sünnetine açıkça muhalefet eden ve diğerlerini de buna teşvik eden Emirü'l-Müminin Ali de (a.s) var. Bu durumda Hz. Resu-lullah (s.a.a) bir işi yapmaya emrettiği hâlde aynı zamanda ondan sakındırmış oluyor! Hz. Resulullah'ın (s.a.a) böyle çelişkili ve birbirine zıt emirler vermiş olması da imkânsızdır.  Bütün bunları göz önünde bulundurarak bu hadisin halifelerin siyasetlerini teyit etmek için uydurularak yayılan hadislerin başında geldiğini söylüyoruz.  * * *  Muaviye ve Abdullah b. Zübeyr'in dönemine kadar ilk halife-ler Hz. Resulullah'ın (s.a.a) ashabından olduklarına ve içtihat ve gidişatlarında birbirleriyle çok şiddetli bir şekilde ihtilaf ettiklerine göre, Hilâfet Ekolü izleyicilerinin sahabe hakkındaki, "Ashabın adalet ve güvenirliğinde, dolayısıyla İslâm hükümlerini onlardan almanın doğruluğunda hiçbir şek ve şüphe yoktur." şeklindeki sözleri doğru olamaz. Biz bu konuyu kitabımızın birinci cildinde, Hz. Resululla-h'ın (s.a.a) sahabesinin adaleti bölümünde inceledik.  Temettü umresi konusunda Osman ile Ali (a.s) arasında ge-çen tartışmaları incelediğimizde Ehlibeyt İmamları'nın kendi izleyicilerine Hz. Resulullah'ın (s.a.a) sünnetine uymayı emrettiklerini, ken-dilerinin de bu konuda var güçleriyle çaba harcadıklarını ve izleyicilerine de bu alanda çaba harcamalarını emrettiklerini görmekteyiz.  Bu konuda Abdullah b. Zübeyr'le İbn Abbas arasında geçen çekişmelerden Ehlibeyt Ekolü'yle Hilâfet Ekolü arasındaki kavga ve tartışmaların örneklerine şahit olup bu kavga ve tartışmaların sırf Hilâfet Ekolü taraftarlarının Hz. Resulullah'ın (s.a.a) sünneti karşısında kendi içtihatlarıyla amel etmek istemelerine karşı Ehlibeyt Ekolü savunucularının Hz. Resulullah'ın (s.a.a) sünnetini izlemeye kararlı olmalarından kaynaklandığını gördük.  * * *  Yukarıda geçen konulardan İslâm dünyasında iki ekolün nasıl ortaya çıktığını anladık: Bir ekol, dişi ve tırnağıyla Hz. Resululla-h'ın (s.a.a) sünnetini koruyup o hazretin sünneti karşısında hiç kimsenin içtihat edip kendi görüşünü sunmasına müsaade etmeyen ve bu yolda var gücüyle çaba harcayan Ehlibeyt Ekolü; diğeri ise, Hz. Resulullah'ın (s.a.a) ashabından olan halife ve yöneticilerin o hazretin sünneti karşısında içtihat edip görüş belirtme hakkına sahip olduklarına inanan ve onların sünnetlerini dişi ve tırnağıyla koruyan Hilâfet Ekolüdür.  * * *  Bu iki ekol arasındaki bütün ihtilaflı konular Hz. Resulullah'ın (s.a.a) sünneti etrafında döndüğünden biz bu kitabımızın ve kırk yıldan beridir yayınladığımız diğer kitaplarımızın fasıllarını Hz. Resulullah'ın (s.a.a), müçtehitlerin içtihatlarının karışmadığı gerçek sünnetini -siret ve hadis kapsamında- elde etmenin yollarını tanımaya ayırmak zorunda kalmışız. Bu yüzden kınayanlar bizi mazur görsünler. |