Perşembe 9 Şubat 2012 - 05:58

الخميس ١٧ ربيع الأول ١٤٣٣

پنجشنبه ۲۰ بهمن ۱۳۹۰ - ۰۷:۲۸

Kullanıcı adı:

Şifre :

Şifremi Hatırla
Şifremi unuttum   aktivasyon
Üye ol
    
 

Hulefa Ekolü'nün İçtihadın Doğruluğuna Getirdiği En Önemli Deliller

 1- Muaz'ın Hadisi

 

 Sünen-i Dâremî ve diğer kaynaklarda şöyle geçer:

 

 Resulullah (s.a.a), Muaz b. Cebel'i Yemen'e göndereceği zaman ona, "Nasıl hükmedeceksin?" diye sordu. Muaz, "Halk arasında Kur'ân'a uygun hükmedeceğim." dedi. Resulullah (s.a.a), "Ya hüküm Kur'ân'da olmazsa?" diye sordu. Muaz, "Resulullah'ın (s.a.a) sünnetine müracaat ederim." dedi. Re-sulullah (s.a.a), "Peki Resulullah'ın sünnetinde de olmazsa?" diye sorunca, Muaz, "Kendi görüşüme göre davranırım ve bu konuda kusur etmem." dedi. Bunun üzerine Resulullah (s.a.a) eliyle Muaz'ın göğsüne birkaç defa vurarak, "Elçisinin gönderdiğini muvaffak edecek olan Allah'a şükürler olsun." buyurdu.

 

 2- Amr b. As'ın Hadisi

 

 Sahih-i Buharî, Sahih-i Müslim, Müsned-i Ahmed ve diğer kaynaklarda -ifade Buhari'nindir- Amr b. As'tan şöyle rivayet edilir:

 

 Resulullah, "Eğer bir hakim hüküm verirken, içtihat eder de hükmünde isabetli olursa iki ecir alır; fakat içtihat eder de yanılırsa bir ecir alır." buyurdu.

 

 3- Halife Ömer'in Ebu Musa Eş'arî'ye Mektubu

 

 Halife Ömer'in Ebu Musa Eş'arî'ye yazdığı mektupta şöyle geçer:

 

 Kitap ve sünnette olmayan bir konuda şüpheye düştüğün zaman düşün, ardından işleri birbiriyle kıyasla.

 

 Bunlar, Hilâfet Ekolü'nün içtihadın doğruluğunu ispatlamak için getirdikleri en önemli delillerdir. Bunun dışındaki diğer delilleri ise, senetlerinin zayıf olması ve maksatlarını açık bir şekilde desteklememesi nedeniyle onları burada zikredip üzerinde tartışmamıza gerek yoktur. Yukarıdaki iki hadise ve Ömer'in Ebu Musa Eş'-arî'ye yazmış olduğu mektuba gelince, Ehlisünnet âlimlerinden İbn Hazm bunları eleştirmiş ve Muaz'ın hadisi hakkında şöyle demiştir:

 

 Muaz'ın hadisi reddolunduğu için bu konuda onu delil olarak sunmak doğru değildir. Şöyle ki bu hadis sadece kimliği belli olmayan Haris b. Amr tarafından nakledilmiştir. Buha-rî de, el-Evsat adlı tarih eserinde onun hakkında şöyle yazıyor: "Haris ancak bu hadisiyle tanınmaktadır; bu hadis ise doğru değildir."

 

 Ayrıca Haris, hadisini kimliklerini bilmediği Hums halkından bazı kişiler kanalıyla nakletmektedir! Ve ilginç olanı şu ki, böyle bir hadisten ne sahabe döneminde kimsenin haberi vardı ve ne de tâbiînin döneminde; sadece Ebu Avn onu bilinmeyen bir kişiden almıştır. Sonraları da rey ve içtihat taraftarları Şu'be'nin yanında böyle bir rivayetin olduğunu öğrenince, hemen aslı olmayan bu hadise sarılıp onu dünyanın dört bir yanına yaydılar!

 

 İbn Hazm bunun peşinden şöyle yazıyor:

 

 Bu rivayetin uydurma oluşunun delili şudur: Resululla-h'ın (s.a.a) ona, "Allah'ın Kitabı ve Resulullah'ın sünnetinden bir şey bulamazsan?" şeklinde bir şey demiş olması imkânsızdır. Çünkü Resulullah Allah Teala'nın, "Size Rabbi-nizden inene uyun.", "Bugün size dininizi kemale erdirdim." ve "Allah'ın sınırlarını aşan kendi nefsine zulmetmiş olur." buyruğunu biliyordu. Ayrıca o hazretin dinde görüş belirtmeyi haram kıldığı sabittir…

 

 Bütün bunlara rağmen böyle bir hadis doğru olursa, Mu-az'ın, "eçtehidu re'yî" (Kendi görüşüme göre davranırım.) şeklindeki sözü, "Hakkı Kur'ân ve sünnetten bulmak için ben tüm çabamı harcayacağım ve sürekli onun peşinde olacağım." anlamına gelir.

 

 Ve yine, eğer bu hadis doğru olursa şu iki durumun dışın-da değildir: Bu hüküm ya sadece Muaz'a hastır; bu durumda diğerlerinin Muaz'a tâbi olmaları gerekiyor; oysa içtihat taraftarları böyle bir şey söylemiş değillerdir. Ya da bu hüküm Muaz'la birlikte diğerlerini de kapsıyordur; bu durumda, içtihat edip görüşünü belirten herkes emre uymuş olacak ve herkes haklı sayılacak, hiç kimsenin haklılık konusunda diğerlerine bir üstünlüğü olmayacaktır. Böyle olunca da hak, çeşitli ve çelişkili görüş ve hükümler arasında gizli kalacaktır. Bu ise makul olmadığı gibi onların (içtihat taraftarlarının) sözlerine de aykırıdır; hatta imkânsız olduğu bile söylenebilir. Çünkü bu durumda her biri diğeri gibi içtihat sonucu kendi görüşüne uyduğu için hiçbiri haklı olduğuna dair bir delil ortaya koyamayacaktır. Onların dayandıkları hadiste kendi görüşünün içtihadı dışında bir şey geçmemiş ve içtihatlardan birine öncelik tanıyacak şekilde o hadiste geçmeyen bir özelliğin ona eklenmesi caiz değildir. Ayrıca hiç kimsenin de diğerine bir üstünlüğü yoktur. Ve apaçık belli ki, Muaz'ın hadisi doğru olursa, bu hadiste cahillerin düşündüğü gibi kendi görüşüne göre bir helâli haram veya bir haramı helâl edebileceği, bir mirası haksız yere bağışlayabileceği ve bir hakkı sebepsiz olarak engelleyebileceği bir izin verilmiş değildir ona. Bunu hiçbir Müslüman kabul etmiyor ve şeriat da bu söylediklerimiz dışında bir şey söylemiyor.

 

 İbn Hazm, Amr b. As'ın hadisiyle ilgili olarak da şöyle yazı-yor:

 

 Amr b. As'ın hadisine gelince, aslında bu hadisin kendisi onlara karşı en büyük delildir. Çünkü bu hadiste, müçtehit olan hâkimin yanılabileceği gibi, isabetli olabileceği de vurgulanmıştır. Eğer böyleyse dinde yanlış hüküm vermek haramdır ve yüce Allah yanlışı teyit etmeyi kesinlikle reva gö-remez. O hâlde onların bu delilleri de geçerli değildir.

 

 İbn Hazm, Ömer'in Ebu Musa'ya yazmış olduğu mektubu iki se-netle naklettikten sonra şöyle yazıyor:

 

 Bu da doğru değildir. Çünkü birinci senette, hadisi terk edilen, hadisinin itibarsız oluşunda icma olan, babasının da kimliği belirsiz olan Kufeli Abdulmelik b. Velid b. Mi'dal geç-miştir. İkinci senette ise el-Kerecî ile Süfyan'ın arasındaki raviler meçhuldürler, dolayısıyla bu rivayet mursel ve mun-katidir (raviler arasında bağlantı kopmuştur). O hâlde bu hadis de merduttur (kabul edilmez).

 

 

Total Visit: 1
Total Rank:
Total Rankers:
Total Comments:

Oy vermek için yetkiniz yok. Lütfen giriş yapınız.