Çarsamba 8 Şubat 2012 - 20:45

الأربعاء ١٦ ربيع الأول ١٤٣٣

چهارشنبه ۱۹ بهمن ۱۳۹۰ - ۲۲:۱۵

Kullanıcı adı:

Şifre :

Şifremi Hatırla
Şifremi unuttum   aktivasyon
Üye ol
    
       


Halkın en kötüsü

     
       
Ya Resulullah
     
     

    Şüphesiz her şeyin bir şerefi vardır; meclislerin (oturmaların) şerefi  de kıbleye doğru olmasıdır. Halkın en değerlisi olmak isteyen,  Allah’tan korksun. Halkın en güçlüsü olmak isteyen, Allah’a tevekkül  etsin. Halkın en zengini olmak isteyen, Allah katında olan şeye, kendi  elinde bulunan şeyden daha çok güvensin. 

     

   Sonra şöyle  buyurdular: "Halkın en kötüsünü size tanıtayım mı?" "Evet ya  Resulullah" dediklerinde şöyle buyurdular: "Halkın en kötüsü, yalnız  konaklayan, yardımını halktan esirgeyen ve kölesini kırbaçlayan  kimsedir." Ondan daha kötüsünü size tanıtayım mı?" buyurduğunda,  Peygamber’imizin ashabı: "Evet ya Resulullah" dediler ve Resulullah  şöyle buyurdu: "Başkalarının hatasını bağışlamayan ve özürlerini kabul  etmeyen kimsedir."

   

   "Size ondan da kötüsünü tanıtayım mı?"  buyurduğunda, ashap yine: "Evet, ya Resulullah" dediler: Resulullah  salla'llahu aleyhi ve alih şöyle buyurdu: "Hayrı umulmayan ve şerrinden  korunulmayan kimsedir." Sonra buyurdu ki: "Ondan da kötüsünü size  tanıtayım mı?" Ashap: "Evet, ya Resulullah" deyince, "Halkı sevmeyen ve  halk tarafından sevilmeyen kimsedir." buyurdular.

   

 

   

Akıl nedir?

   
     
Akıl nedir?
   
   

   Şem’un, Resulullah’a, "Bana akıl hakkında bilgi ver. Akıl nedir? Nasıldır? Akıldan ayrılan  kollar nelerdir? (Aklın ürünleri nelerdir?) Ve bunların bütün  kısımlarını bana açıklayın." diye sordu. Resulullah salla'llahu aleyhi ve alih şöyle buyurdu: "Akıl,  cahilliğin bukağıdır; nefis, en kötü hayvana benzer; bukağı takılmazsa  azar. Böylece akıl cahilliğin bukağıdır. Allah-u Teâla aklı yaratıp  ona, "Gel" dedi, o da geldi; ona "Dön" dedi o da döndü; sonra Hak Teâla  şöyle buyurdu: "İzzet ve celalime andolsun ki, senden daha azametli ve  senden daha itaatkâr bir varlık yaratmadım; seninle başlayıp seninle  hilkati yenileyeceğim. Mükâfat senin içindir, azap da sanadır."[1]

   

  Daha sonra akıldan hilim (yumuşaklık), hilimden ilim, ilimden rüşt  (olgunluk), rüştten iffet, iffetten korunma (sakınma), korunmadan hayâ,  hayâdan vakar (ağır başlı olmak), vakardan hayırlı işlerde sebat  (süreklilik) ve sebattan kötülükten nefret etmek, kötülükten nefretten  de nasihat edene itaat etmek ayrıldı. Bunlar, akıldan ayrılan on tane  hayır semeredir. Bunlardan her biri de on ayrı kola ayrılır.( Tuhefu’l-Ukul)

       

Önyargıda Bulunmayın

   
     
Önyargıda Bulunmayın
   
   

   Ehlibeyt İmamları"nın altıncı gülü İmam Cafer Sadık hazretleri (a.s)  misafirine kaliteli bir hurma ikram edince misafir bunu lükse düşkünlük  telakki ederek, "Bu nimetlerle kıyamette hesaba çekileceksiniz." mealindeki  ayeti[1] okudu. Onun Kur"ân"ı yanlış anladığını gören İmam, "Kıyamette  hesaba çekileceğiniz nimet, hurma değil, liderlik ve velayettir, imamet  ve rehberliktir."[2] buyurdu.

   

  Evet misafir zat, İmam"ın  evindeki kaliteli hurmayı takvaya ve imamet makamına aykırı zannederek  İmam"ı e-leştirmeye kalkmaktadır! Oysa maruf ve münker konusunda  girişimde bulunacak insanın, önce maruf ve münkerin ne olduğunu çok iyi  bilmesi ve önyargıdan sakınması gerekir.

   

  Kaldı ki hadis-i  şerifte, "Allah Teala, verdiği maddî nimetlerin hesabını sormaktan  münezzehtir. Alelade insanlar bile, birine ikram ettiği ekmeğin ve  suyun hesabını sormayı kendine yakıştırmazken, bunu Rahman ve Rahim  olan Allah"a yakıştırmak mümkün müdür?!" buyrulmaktadır.

   

Ehl-i Beyt’ime neler yaptınız?

   
     
Ehl-i Beyt’ime neler yaptınız?
   
   

   Ebu Mihnef, Beşir ibn-i Hazlem’den şöyle rivayet ediyor:

   

“Kerbela  esirleri ile Medine’ye  yaklaştığımızda, İmam Zeynülabidin (a.s) gidip  Medine halkına haber vermemi buyurdu. Ben Medine’ye girdim ve şöyle  dedim: “Ey müslümanlar, Ali ibn-i Hüseyin kardeşleri ve halaları ile birlikte buraya geliyorlar.”

   

    Bunun üzerine kadınlar yüzlerini tırmalayıp yanaklarına vurarak  ağladılar ve üzüntülü bir şekilde evlerinden dışarıya çıktılar. Şehirde  kimse kalmadı. Herkes dışarı çıkıp ağlıyor ve sızlıyordu.”

   

  Vakidî devamında şöyle rivayet etmiştir:

   

“İçlerinde Ebu Talib’in oğlu Akil’in kızı Zeyneb de vardı. Yüzünü açmış ve hep “Ya Muhammed, ya Ali, ya Hasan, Hüseyin’im, kardeşlerim” deyip ağlıyordu. Bir müddet ağladıktan sonra sustu ve şu şiiri okudu:

   

“Cevabınız ne olacak acaba, (kıyamet günü) Peygamber size sorarsa;

   

  Sizler son ümmet olarak neler yaptınız;

   

  Benim evladıma ve Ehl-i Beyt’ime?

   

  Acaba sizlerden ahd-ü peyman alınmamış mıydı; sizlerde ahde vefa etmek yok mu?

   

  Benim zürriyetlerim, çocuklarım ve amca oğullarım telef oluyor, hakları payümal ediliyor;

   

  Bazıları esir alınmış, bazıları ise kana bürünmüş ölüler.

   

  Bana vereceğiniz karşılık bu olmamalıydı, sizlere yaptığım nasihat ve tavsiyelerden sonra,

   

  Aranızda bıraktığım zürriyetim hususunda (sizlere iyi davranın dedim ama)  sizler onlara kötü davrandınız.”

   

  Daha sonra Ebu Mihnef şöyle naklediyor:

   

“(Halk  toplandıktan sonra) İmam Zeynulabidin (a.s) elindeki bir mendil ile göz  yaşlarını silerek çadırdan dışarıya çıktı, kürsiye oturup Allah’a  hamd-ü sena ettikten sonra şöyle buyurdu:

   

  “Ey insanlar,  hamdolsun Allah’a ki, bizleri İslam’ı savunmak yolunda büyük  musibetlere ve belalara düçar kıldı. Bizim musibetimiz İslam’da büyük  bir gedik açmış ve halkın arasında acı bir olay olmuştur.

   

   Babam Hüseyin, ehl-i beyti ve ashabı şehadete ulaştılar. Kadın ve  kızları esir edildiler. Onun başını mızrağın başına geçirerek şehir  şehir gezdirdiler. Bu, tarihte eşi olmayan acı bir olaydır.

   

(Hangi  göz ona ağlamayacak?) Halbuki onun şehadetine yedi kat gök, dalgalı  denizler, tüm yeryüzü, ağaçlar, denizlerdeki balıklar, Allah’ın  mukarreb melekleri ve tüm gök sakinleri ağladılar.

   

  Hangi kalp unun ölümüne mahzun olmaz ve parçalanmaz?

   

   Ey insanlar, hiçbir suçumuz olmadan, hiçbir kötülük işlemeden ve  İslam’a herhangi bir darbe vurmadan evimizden, yurdumuzdan  uzaklaştırılıp, kovulup, dağıtıldık.

   

  Andolsun  Allah’a, eğer Resul-i Ekrem (s.a.a) biz Ehl-i Beyt’in hakkında yaptığı  (bunca iyi) tavsiyelerin yerine bizimle savaşılmasını emretseydi, bu  yaptıkları cinayetlerden fazlasını yapamazlardı. Ve gerçekten biz  Allah’ın kullarıyız ve O’na döneceğiz.”    

   


Hz. İmam Zeyn-ul Abidin (a.s) kırk yıl babası (İmam Hüseyin"e) ağladı

   
     
hz. imam zeyn-ul abidin (a.s)
   
   

   Hz. İmam Cafer Sadık (a.s):

   

    “Hz. İmam Zeyn-ul Abidin (a.s) kırk yıl babası (İmam Hüseyin"e) ağladı.  Bu müddet içerisinde gündüzleri oruç tutar, geceleri de ibadetle  geçirirdi. İftar vakti kendisine yemek getirildiğinde ve buyurun yeyin  denildiğinde, ağlar ve şöyle buyururdu: “Resulullah’ın oğlu açken  katledildi, Resulullah’ın oğlu susuzken şehid edildi.” Bu sözü  tekrarlayıp ağlardı öyle ki, yemek ve içecekler gözyaşıyla karışırdı.  O, Allah’ın rahmetine kavuşuncaya kadar hep böyle yaşadı.”

   

“...Bir  defasında hizmetçilerinden biri İmam’ın haline dayanamayıp “Canım size  feda olsun ey Resulullah’ın evladı, (ağlamayın) sağlığınızın tehlikeye  girmesinden korkuyorum” dedi. İmam ona buyurdu ki:

   

   “Hz.  Yakub peygamber idi, on iki oğlundan birisi (Hz. Yusuf) kayboldu. Onun  hayatta olduğunu bildiği halde hasretine dayanamayıp o kadar ağladı ki,  gözlerine ak indi. Ben ise babamın, kardeşimin,  amcamın ve ailemden  olan on yedi (bazı nakillere göre de on sekiz) kişinin etrafımda  katledilmiş cesetlerini gördüm. Benim gamım, üzüntüm nasıl son  bulabilir. (Onları kaybettiğim andan itibaren devamlı elimde olmaksızın  göz yaşlarım akmaya başlar.)”

   

 

   

Ah! Ne de üzücüdür Al-i Muhammed’in durumu!

   
     
Ah! Ne de üzücüdür Al-i Muhammed’in durumu!
   
   

   Muaz ibn-i Cebel şöyle naklediyor:

   

    “Resulullah (s.a.a) rengi soluk bir şekilde  bizim yanımıza geldi ve  buyurdu ki: “Ben geçmiş ve gelecek bütün insanların ilminin verildiği  Muhammed’im. Aranızda olduğum müddetçe bana itaat edin, aranızdan  göçtüğümde Allah’ın Kitabına sarılın; helalini helal ve haramını haram  bilin. Böyle yaparsanız ölüm sizleri güler yüzle ve rahatlıkla  karşılar. Benden sonra fitneler karanlık gece parçaları gibi sizlere  yüz çevirecektir.

   

   İlahi elçilerden (peygamberler ve  imamlardan) bir kısmı gittiğinde, diğer bir kısmı onların yerini  alıyordu, ama bilahere durum değişerek nübüvvetin yerini saltanat aldı.  Allah’ın rahmeti, nübüvveti (ilahî mesajları) olduğu gibi alıp doğru ve  sağlam bir şekilde yerine getirenin üzerine olsun...”

   

   Muaz  diyor ki: “Resul-i Ekrem (s.a.a) onları (sultanları) birer birer  saymaya başladı. Beşinciye yetişdiğinde buyurdu: “O da Yezid’dir. Allah  ona uğur ve bereket vermesin.”

   

   Sonra gözleri yaşardı ve  şöyle devam etti: “Hüseyin’in şehadet haberini bana verdiler ve onun  türbetinden (şehid düşeceği topraktan) bana getirip katilinin de kim  olduğunu söylediler.

   

   Allah’a andolsun ki, Hüseyin  aralarında öldürüldüğü halde, öldürülmesini önlemeye çalışmayan  insanların Allah, göğüsleri ve kalpleri arasına ihtilaf düşürür,  kötülerini onlara musallat eder ve onları tefrikaya düçar eder.”

   

   Sonra devamla şöyle buyurdu:

   

“Ah!  Ne de üzücüdür Al-i Muhammed’in durumu! Ne kadar ağırdır başlarına  getirilecek iş, azizlerine yetişecek musibet; benim evladımı  (Hüseyin’i) ve onun evlatlarını öldürecekler.”

 

Total Visit: 337
Total Rank: 0
Total Rankers: 0
Total Comments: 0

Oy vermek için yetkiniz yok. Lütfen giriş yapınız.