Halkın en kötüsü Şüphesiz her şeyin bir şerefi vardır; meclislerin (oturmaların) şerefi de kıbleye doğru olmasıdır. Halkın en değerlisi olmak isteyen, Allah’tan korksun. Halkın en güçlüsü olmak isteyen, Allah’a tevekkül etsin. Halkın en zengini olmak isteyen, Allah katında olan şeye, kendi elinde bulunan şeyden daha çok güvensin. Sonra şöyle buyurdular: "Halkın en kötüsünü size tanıtayım mı?" "Evet ya Resulullah" dediklerinde şöyle buyurdular: "Halkın en kötüsü, yalnız konaklayan, yardımını halktan esirgeyen ve kölesini kırbaçlayan kimsedir." Ondan daha kötüsünü size tanıtayım mı?" buyurduğunda, Peygamber’imizin ashabı: "Evet ya Resulullah" dediler ve Resulullah şöyle buyurdu: "Başkalarının hatasını bağışlamayan ve özürlerini kabul etmeyen kimsedir." "Size ondan da kötüsünü tanıtayım mı?" buyurduğunda, ashap yine: "Evet, ya Resulullah" dediler: Resulullah salla'llahu aleyhi ve alih şöyle buyurdu: "Hayrı umulmayan ve şerrinden korunulmayan kimsedir." Sonra buyurdu ki: "Ondan da kötüsünü size tanıtayım mı?" Ashap: "Evet, ya Resulullah" deyince, "Halkı sevmeyen ve halk tarafından sevilmeyen kimsedir." buyurdular. Akıl nedir? Şem’un, Resulullah’a, "Bana akıl hakkında bilgi ver. Akıl nedir? Nasıldır? Akıldan ayrılan kollar nelerdir? (Aklın ürünleri nelerdir?) Ve bunların bütün kısımlarını bana açıklayın." diye sordu. Resulullah salla'llahu aleyhi ve alih şöyle buyurdu: "Akıl, cahilliğin bukağıdır; nefis, en kötü hayvana benzer; bukağı takılmazsa azar. Böylece akıl cahilliğin bukağıdır. Allah-u Teâla aklı yaratıp ona, "Gel" dedi, o da geldi; ona "Dön" dedi o da döndü; sonra Hak Teâla şöyle buyurdu: "İzzet ve celalime andolsun ki, senden daha azametli ve senden daha itaatkâr bir varlık yaratmadım; seninle başlayıp seninle hilkati yenileyeceğim. Mükâfat senin içindir, azap da sanadır."[1] Daha sonra akıldan hilim (yumuşaklık), hilimden ilim, ilimden rüşt (olgunluk), rüştten iffet, iffetten korunma (sakınma), korunmadan hayâ, hayâdan vakar (ağır başlı olmak), vakardan hayırlı işlerde sebat (süreklilik) ve sebattan kötülükten nefret etmek, kötülükten nefretten de nasihat edene itaat etmek ayrıldı. Bunlar, akıldan ayrılan on tane hayır semeredir. Bunlardan her biri de on ayrı kola ayrılır.( Tuhefu’l-Ukul) Önyargıda Bulunmayın Ehlibeyt İmamları"nın altıncı gülü İmam Cafer Sadık hazretleri (a.s) misafirine kaliteli bir hurma ikram edince misafir bunu lükse düşkünlük telakki ederek, "Bu nimetlerle kıyamette hesaba çekileceksiniz." mealindeki ayeti[1] okudu. Onun Kur"ân"ı yanlış anladığını gören İmam, "Kıyamette hesaba çekileceğiniz nimet, hurma değil, liderlik ve velayettir, imamet ve rehberliktir."[2] buyurdu. Evet misafir zat, İmam"ın evindeki kaliteli hurmayı takvaya ve imamet makamına aykırı zannederek İmam"ı e-leştirmeye kalkmaktadır! Oysa maruf ve münker konusunda girişimde bulunacak insanın, önce maruf ve münkerin ne olduğunu çok iyi bilmesi ve önyargıdan sakınması gerekir. Kaldı ki hadis-i şerifte, "Allah Teala, verdiği maddî nimetlerin hesabını sormaktan münezzehtir. Alelade insanlar bile, birine ikram ettiği ekmeğin ve suyun hesabını sormayı kendine yakıştırmazken, bunu Rahman ve Rahim olan Allah"a yakıştırmak mümkün müdür?!" buyrulmaktadır. Ehl-i Beyt’ime neler yaptınız? Ebu Mihnef, Beşir ibn-i Hazlem’den şöyle rivayet ediyor: “Kerbela esirleri ile Medine’ye yaklaştığımızda, İmam Zeynülabidin (a.s) gidip Medine halkına haber vermemi buyurdu. Ben Medine’ye girdim ve şöyle dedim: “Ey müslümanlar, Ali ibn-i Hüseyin kardeşleri ve halaları ile birlikte buraya geliyorlar.” Bunun üzerine kadınlar yüzlerini tırmalayıp yanaklarına vurarak ağladılar ve üzüntülü bir şekilde evlerinden dışarıya çıktılar. Şehirde kimse kalmadı. Herkes dışarı çıkıp ağlıyor ve sızlıyordu.” Vakidî devamında şöyle rivayet etmiştir: “İçlerinde Ebu Talib’in oğlu Akil’in kızı Zeyneb de vardı. Yüzünü açmış ve hep “Ya Muhammed, ya Ali, ya Hasan, Hüseyin’im, kardeşlerim” deyip ağlıyordu. Bir müddet ağladıktan sonra sustu ve şu şiiri okudu: “Cevabınız ne olacak acaba, (kıyamet günü) Peygamber size sorarsa; Sizler son ümmet olarak neler yaptınız; Benim evladıma ve Ehl-i Beyt’ime? Acaba sizlerden ahd-ü peyman alınmamış mıydı; sizlerde ahde vefa etmek yok mu? Benim zürriyetlerim, çocuklarım ve amca oğullarım telef oluyor, hakları payümal ediliyor; Bazıları esir alınmış, bazıları ise kana bürünmüş ölüler. Bana vereceğiniz karşılık bu olmamalıydı, sizlere yaptığım nasihat ve tavsiyelerden sonra, Aranızda bıraktığım zürriyetim hususunda (sizlere iyi davranın dedim ama) sizler onlara kötü davrandınız.” Daha sonra Ebu Mihnef şöyle naklediyor: “(Halk toplandıktan sonra) İmam Zeynulabidin (a.s) elindeki bir mendil ile göz yaşlarını silerek çadırdan dışarıya çıktı, kürsiye oturup Allah’a hamd-ü sena ettikten sonra şöyle buyurdu: “Ey insanlar, hamdolsun Allah’a ki, bizleri İslam’ı savunmak yolunda büyük musibetlere ve belalara düçar kıldı. Bizim musibetimiz İslam’da büyük bir gedik açmış ve halkın arasında acı bir olay olmuştur. Babam Hüseyin, ehl-i beyti ve ashabı şehadete ulaştılar. Kadın ve kızları esir edildiler. Onun başını mızrağın başına geçirerek şehir şehir gezdirdiler. Bu, tarihte eşi olmayan acı bir olaydır. (Hangi göz ona ağlamayacak?) Halbuki onun şehadetine yedi kat gök, dalgalı denizler, tüm yeryüzü, ağaçlar, denizlerdeki balıklar, Allah’ın mukarreb melekleri ve tüm gök sakinleri ağladılar. Hangi kalp unun ölümüne mahzun olmaz ve parçalanmaz? Ey insanlar, hiçbir suçumuz olmadan, hiçbir kötülük işlemeden ve İslam’a herhangi bir darbe vurmadan evimizden, yurdumuzdan uzaklaştırılıp, kovulup, dağıtıldık. Andolsun Allah’a, eğer Resul-i Ekrem (s.a.a) biz Ehl-i Beyt’in hakkında yaptığı (bunca iyi) tavsiyelerin yerine bizimle savaşılmasını emretseydi, bu yaptıkları cinayetlerden fazlasını yapamazlardı. Ve gerçekten biz Allah’ın kullarıyız ve O’na döneceğiz.”
Hz. İmam Zeyn-ul Abidin (a.s) kırk yıl babası (İmam Hüseyin"e) ağladı Hz. İmam Cafer Sadık (a.s): “Hz. İmam Zeyn-ul Abidin (a.s) kırk yıl babası (İmam Hüseyin"e) ağladı. Bu müddet içerisinde gündüzleri oruç tutar, geceleri de ibadetle geçirirdi. İftar vakti kendisine yemek getirildiğinde ve buyurun yeyin denildiğinde, ağlar ve şöyle buyururdu: “Resulullah’ın oğlu açken katledildi, Resulullah’ın oğlu susuzken şehid edildi.” Bu sözü tekrarlayıp ağlardı öyle ki, yemek ve içecekler gözyaşıyla karışırdı. O, Allah’ın rahmetine kavuşuncaya kadar hep böyle yaşadı.” “...Bir defasında hizmetçilerinden biri İmam’ın haline dayanamayıp “Canım size feda olsun ey Resulullah’ın evladı, (ağlamayın) sağlığınızın tehlikeye girmesinden korkuyorum” dedi. İmam ona buyurdu ki: “Hz. Yakub peygamber idi, on iki oğlundan birisi (Hz. Yusuf) kayboldu. Onun hayatta olduğunu bildiği halde hasretine dayanamayıp o kadar ağladı ki, gözlerine ak indi. Ben ise babamın, kardeşimin, amcamın ve ailemden olan on yedi (bazı nakillere göre de on sekiz) kişinin etrafımda katledilmiş cesetlerini gördüm. Benim gamım, üzüntüm nasıl son bulabilir. (Onları kaybettiğim andan itibaren devamlı elimde olmaksızın göz yaşlarım akmaya başlar.)” Ah! Ne de üzücüdür Al-i Muhammed’in durumu! Muaz ibn-i Cebel şöyle naklediyor: “Resulullah (s.a.a) rengi soluk bir şekilde bizim yanımıza geldi ve buyurdu ki: “Ben geçmiş ve gelecek bütün insanların ilminin verildiği Muhammed’im. Aranızda olduğum müddetçe bana itaat edin, aranızdan göçtüğümde Allah’ın Kitabına sarılın; helalini helal ve haramını haram bilin. Böyle yaparsanız ölüm sizleri güler yüzle ve rahatlıkla karşılar. Benden sonra fitneler karanlık gece parçaları gibi sizlere yüz çevirecektir. İlahi elçilerden (peygamberler ve imamlardan) bir kısmı gittiğinde, diğer bir kısmı onların yerini alıyordu, ama bilahere durum değişerek nübüvvetin yerini saltanat aldı. Allah’ın rahmeti, nübüvveti (ilahî mesajları) olduğu gibi alıp doğru ve sağlam bir şekilde yerine getirenin üzerine olsun...” Muaz diyor ki: “Resul-i Ekrem (s.a.a) onları (sultanları) birer birer saymaya başladı. Beşinciye yetişdiğinde buyurdu: “O da Yezid’dir. Allah ona uğur ve bereket vermesin.” Sonra gözleri yaşardı ve şöyle devam etti: “Hüseyin’in şehadet haberini bana verdiler ve onun türbetinden (şehid düşeceği topraktan) bana getirip katilinin de kim olduğunu söylediler. Allah’a andolsun ki, Hüseyin aralarında öldürüldüğü halde, öldürülmesini önlemeye çalışmayan insanların Allah, göğüsleri ve kalpleri arasına ihtilaf düşürür, kötülerini onlara musallat eder ve onları tefrikaya düçar eder.” Sonra devamla şöyle buyurdu: “Ah! Ne de üzücüdür Al-i Muhammed’in durumu! Ne kadar ağırdır başlarına getirilecek iş, azizlerine yetişecek musibet; benim evladımı (Hüseyin’i) ve onun evlatlarını öldürecekler.” |