Sıbt İbn Cevzî'nin Tezkire'sinde Zührî'den şöyle rivayet edildiği geçer: Kerbela şehitlerinin kesik başları getirildiğinde sarayının Ceyrun tepelerine bakan kısmında oturmuş olan Yezid onları görünce şu şiiri okudu: Tahtırevanlar belirip parlayınca Ceyrun tepelerinde güneşler Bir karga var gücüyle bağırdı, ben de ona dedim ki: İster bağır, ister bağırma bil ki, Ben borcumu borçludan aldım artık. Musiru'l-Ahzan ve el-Luhuf kitaplarında şöyle geçer: Esirler ka-filesi Dımışk'e yaklaşınca Ümmü Gülsüm, Şimr'e yaklaşarak, "Senden bir isteğim var." dedi. Şimr, "Nedir isteğin?" diye sordu. Ümmü Gülsüm, "Bizi şehre seyircisi az olan kapıdan sok. Başları da bizden uzaklaştırmalarını söyle; bu hâl üzere insanlar bize o kadar baktı ki rüsva olduk." dedi. Şimr, Ümmü Gülsüm'ün bu isteğine karşılık başları mızraklara takıp kadınların arasında hareket etmelerini emretti ve esirleri seyircilerin arasından götürerek Dımışk kapısından geçirdi. Harezmî'nin Maktel'inde Sehl b. Sa'd'dan şöyle rivayet edilir: Ben Beytulmukaddes'i ziyaret amacıyla yola koyulmuştum. Yolda Dımışk şehrine girdim. Ağaçla kaplı ve her tarafından sular akan Dımışk'ın dört bir yanına rengarenk parçalar asıldığını, ipek dokumalı parçalarla süslendiğini ve kutlama havası olduğunu gördüm. Halk neşeli ve sevinçli idi. Kadınlar oynuyor, def ve dümbelek çalınıyordu. Kendi kendime, şayet Şam halkının bizim bilmediğim kendilerine has bir bayramları vardır, dedim. Bu arada bir grup insanın konuştuğunu gördüm, yaklaştım ve "Sizin, bizim bilmediğimiz kendinize has bir bayramınız mı var?!" diye sordum. Onlar, "Hayır!" dediler, "Galiba buranın yabancısısın?" Onların bu sorusunda karşılık, "Ben Sehl b. Sa'd'ım; Resulullah'ı (s.a.a) görüp ondan hadis duymuşum." dedim. Onlar, "Ey Sehl! Gökyüzünün neden kan ağlamadığını ve yerin, üzerindekileri içine çekmediğine şaşırmıyor musun?" dediler. Ben, "Neden böyle olsun ki?!" dedim. Onlar, "Resulullah'ın (s.a.a) torunu Hüseyin'in başı Irak'tan Şam'a hediye olarak gönderilmiştir; şimdi buraya varmak üzere!!!" dediler. Ben, "Hayret! Halk, Hüseyin'in başının hediye olarak buraya gönderilmesine mi seviniyor?! Hangi kapıdan sokulacak?" diye sordum. Onlar, "Sâât kapısı" diye bilinen bir kapıya işaret ettiler. Ben hemen o kapıya doğru koştum; yetiştiğimde bayrakların birbiri peşinden içeri girdiğini gördüm. Bir atlının elindeki uçsuz mızrağın üzerinde Resulullah'a (s.a.a) herkesten çok benzeyen birinin başı vardı. Onun da arkasında çıplak develere bindirilmiş kadınları gördüm. Sehl şöyle diyor: Ben kadınlardan birine yaklaştım, "Sen kimsin?" diye sordum. "Hüseyin kızı Sakine'yim." dedi. Ona, "Benden bir istediğin var mı? Ben Sehl b. Sa'd'ım, senin ceddini görüp ondan hadis duymuşum." dedim. Bana, "Ey Sehl!" dedi, "Şu başı taşıyana söyle ki: Başı bizim aramızdan uzaklaştırsın, biraz daha ileriye götürsün. Böylece halk onu seyre dalsınlar ve gözlerini bize dikmesinler. Biz Resulullah'ın (s.a.a) Ehli-beyti'yiz." Ben mızrağı taşıyana yaklaşıp, "Bir isteğimi yerine getirip benden dört yüz dinar almak istemez misin?!" dedim. Adam, "Ne istiyorsun?" diye sordu. Ben, "Başı daha ileriye götür." dedim. Adam istediğim gibi yaptı, ben de sözümü tutup ona dört yüz dinar verdim.
|