| Halifelerin Humus, Hz. Resulullah'ın (s.a.a) Mirası ve Fedek Üzerindeki Tasarrufları a) Ebu Bekir ve Ömer'in Döneminde Ebu Yusuf'un "Harac" adlı kitabında, Sünen-i Neseî, Ebu Ubey-d'in "Emval" adlı kitabında, Sünen-i Beyhakî, Tefsir-i Taberî ve Cessas'ın Ahkamu'l-Kur'ân'ında (biz "Harac" kitabından rivayet ediyoruz) Hasan b. Muhammed b. Hanefiyye'den şöyle rivayet edilmektedir: Resulullah'ın (s.a.a) vefatından sonra halk şu iki hisse-de ihtilafa düştü: Biri Resulullah'ın (s.a.a) hissesi ve diğeri ise yakınların hissesi. Bir grup, Resulullah'ın (s.a.a) hisse-sinin ondan sonraki halifenin olduğunu iddia etti. Diğer bir grup, yakınların hissesinin Resulullah'ın (s.a.a) yakınlarının olduğunu vurguladı. Bir başka grup ise, yakınların hissesinin, Re-sulullah'tan (s.a.a) sonraki halifenin yakınlarının olduğunu iddia etti. Nihayet görüş birliğiyle bu iki hisseyi savaş teçhizatı ve binek almak için harcamaya karar verdiler! Sünen-i Neseî ve Ebu Ubeyd'in Emval'inde şöyle geçer: Bu karara Ebu Bekir ve Ömer'in döneminde uyuldu. Fakat İbn Abbas'ın rivayetinde şöyle geçer: Allah ve Resulü'nün hissesini birleştirerek onu yakınların hissesiyle birlikte savaş teçhizatları ve binek hazırlamak için harcadılar. Yetimler, yoksullar ve yolda kalmışların hissesini ise onlardan başkalarına verilmemesine karar verdiler. Başka bir rivayette ise şöyle demiştir: Allah Teala, Resulünü bizden alınca Ebu Bekir yakınların hissesini Müslümanlara geri çevirdi ve onu hayır işlerde harcadı. Katade'ye "yakınların hissesi"ni sorduklarında dedi ki: Yakınların hissesi Resulullah'ın (s.a.a) geçimi için tahsis edilen bir maaş konumundaydı. Fakat Resulullah (s.a.a) vefat edince Ebu Bekir ve Ömer onu Müslümanların hayır işlerinde harcadılar. Belkide Cubeyr b. Mut'im'in de, "Resulullah'ın (s.a.a) yakınlara verdiği şeyi Ebu Bekir onlara vermekten sakındı." şeklindeki sözünden maksadı bu olabilir. * * * Başından beri, özellikle Ebu Bekir'in hilâfet döneminde bu rivayetlerde geçenler, hilâfet düzeni yöneticilerinin Malik b. Nuvey-re gibi zekâtlarını hakim güce vermekten sakınarak muhalefetlerini ortaya koyan kişileri bastırmak veya zekât görevlileriyle bazı konularda problem yaşayan ve bu nedenle mürtet ilân edilen Kinde kabilesi gibi muhaliflerle savaşmak için ordu gönderme yönündeki gidişat ve siyasetlerini ortaya koymaktadır. Bu muhalifleri bastırdıktan sonra hilâfet düzeni ordusu fütuhat için teçhizatlanarak sınırlardan geçip fütuhatları genişletip servetlerini artırmalarının ardından humusu Haşimoğulları ve diğer Müslümanlar arasında bölüştürdüler ve Resulullah'ın (s.a.a) ba-zı terekelerini de onun sadakaları olarak dağıtma sorumluluğunu üstlenmeleri için Haşimoğulları'na verdiler. Cabir'den şöyle rivayet edilir: Humusu Allah yolunda (hayır işlerde) kullandılar, fakirlere ve yoksullara verdiler; ancak servet artınca onu bunların dışında harcadılar. Çoğu rivayetlerden bu değişimin Ömer'in hilafeti döneminde vuku bulduğu anlaşılmaktadır. Ömer humusun bir miktarını Ha-şimoğulları'na vermek istiyordu; fakat Haşimoğulları kabul etmeyip hisselerinin tümünü istediler. Bunu İbn Abbas'ın, yakınların hissesinin kime ait olduğunu soran Necd el-Harurî'ye verdiği cevapta apaçık bir şekilde görmekteyiz: Biz diyorduk ki, yakınlar bizleriz; fakat kavmimiz (Ku-reyş) bunu kabul etmedi ve dedi ki, "Kureyş'in tümü Resu-lullah'ın (s.a.a) yakınlarıdır." Başka bir rivayette İbn Abbas'tan şöyle rivayet edilir: Zevi'l-Kurbâ'nın (yakınların) hissesi Resulullah'ın (s.a.a) yakınlarına aittir. Resulullah (s.a.a) bu hisseyi şahsen onların arasında bölüştürüyordu. Fakat Ömer bu hissenin bir bölümünü bize sundu. Biz ise bunu kendi hakkımızdan az olduğu için kabul etmekten sakınıp Ömer'e geri verdik. Diğer bir rivayette ise şöyle geçer: O, biz Ehlibeyt'e aittir. Ömer onunla bizden eşi olmayanları evlendirmek, çıplaklarımızı giydirmek, yoksullarımızı borç sıkıntısından kurtarmak istedi. Biz ise onun tümünü vermedikçe kabul etmeyeceğimizi bildirdik. O kabul etmeyince biz de onu bıraktık. İbn Abbas'ın diğer bir rivayetinde şöyle geçmektedir: Ömer, humustan bizim hakkımız olduğunu sandığı miktarını bize gönderdi. Fakat biz kabul etmeyerek yakınların hakkı humusun beşte biridir dedik. O, "Allah humusu belli tabakalara ve belli unvanlarla tayin etmiştir. Fakat fazla nüfusu olan ve geçim sıkıntısı daha fazla olanlar diğerlerinden önceliklidir." dedi. İbn Abbas konuşmasına şöyle devam etti: Aramızdan bazıları onu kabul etti, bazıları ise kabul etmedi. Yine Beyhakî kendi Sünen'inde Abdurrahman b. Ebu Ya'la'dan şöyle rivayet eder: Ahcarü'z-Zeyt denilen yerde Ali ile karşılaştım. Ona; "Anam ve babam sana feda olsun; Ebu Bekir ve Ömer siz Ehlibeyt'in humusunu ne yaptılar?" diye sordum. Ali (a.s) şöyle buyurdu: Ömer, "Şüphesiz sizin hakkınız vardır; fakat bilmem hu-mus miktarı çok olunca da tamamı sizin olur mu? Eğer isterseniz yeterli gördüğüm kadarını size vereyim." dedi. Ancak biz onun bize vermek istediği miktarı almaktan sakınıp hepsini istedik. O da hepsini vermekten çekindi. Bazı rivayetlerden Halife Ömer'in kendi hilafeti döneminde Medine'de Hz. Peygamber'in mirasından bir miktarını sorumluluğunu üstlenmeleri için Hz. Peygamber'in amcası Abbas'a ve Ali'ye teslim ettiği anlaşılmaktadır. |