Çarsamba 8 Şubat 2012 - 21:17

الأربعاء ١٦ ربيع الأول ١٤٣٣

چهارشنبه ۱۹ بهمن ۱۳۹۰ - ۲۲:۴۷

Kullanıcı adı:

Şifre :

Şifremi Hatırla
Şifremi unuttum   aktivasyon
Üye ol
    
                       

Hacı Bektaş Veli (II)

28.06.2007 - 14:38 .

HAYATI

     Adı "Muhammed" , lakabı "Bektaş" , sıfatı "Hünkar" .. Hacı Bektaş Veli diye şöhret buldu.

     Babası Horasan hükümdarı İbrahim es-Sani Seyyid Muhammed; Anası Nişabur'lu Şeyh Ahmed'in kızı Hatme Hatun.

     Hicri 645-646'da Horasan'da doğdu; 680'de Anadolu'ya geldi; 738'de Kırşehir´de (Sulucakarahöyük) vefat etti. Doğum ve ölüm tarihlerini 606-669 olarak belirtenler de vardır.

     "Velayetname" , Hacı Bektaş Veli'nin soyunu baba tarafından "Hz. Ali" ye nisbet eder ve bu irtibatı şu silsile ile izah eder:

     Hacı Bektaş Veli, Seyyid Muhammed İbrahim es-Sani, Seyyid Musa es-Sani, İbrahim Muharrem el-Mucab, İmam Musa el-Kazım, İmam Cafer es-Sadık, İmam Muhammed el-Bakır, İmam Zeyn'el-Abidin Ali, İmam Hüseyin, İmam Emir'ül-Mü'minin Ali (Kerremellahü vecheh)..

     İlk öğrenimini o dönemin önemli ilim merkezi Nişabur'da yaptı. Sadece dini ilimleri değil, o devrin bütün bilgilerini aynı yerde öğrendi. Manevi terbiyesini ve olgunluğunu orada kazandı.

     Hacim Sultan Velayetnamesi, Hacı Bektaş'ın ilk mürşidinin Ahmed Yesevi olduğunu ifade eder. Bir başka görüş ise , Hacı Bektaş Veli'nin, Ahmet Yesevi'nin talebesi Lokman Perende'den ders ve icazet alduğu yönündedir. Bu iki Türk tasavvuf büyüğünün fiili irtibatı, yaşadıkları dönem itibariyle tartışmalı olsa da, Hacı Bektaş Veli'nin Ahmet Yesevi Hazretlerinin Yesi'de tutuşturduğu feyiz ocağından nasip ve el aldığı üzerinde ittifak vardır. Nitekim Prof. Dr. Fuat KÖPRÜLÜ, diğer bazı tarikatlar gibi Hacı Bektaş Veli'ye nisbet edilen "Bektaşilik" yolunun da, Yesevi ocağından doğduğunu ifade eder. Bu tespit, Hacı Bektaş Veli'yi anlatan hemen bütün yazarlarca kabul ve tekrar edilir.

     Türbesi, bugün adı Hacı Bektaş olan, hayatının büyük bölümünü geçirdiği; kıyamete kadar sürecek hizmetlerini sergilediği ve irtihali ile tarihe emanet ettiği; adı ile bütünleşmiş aynı yerdedir.

MİSYONU
           
     Horasan'da, Ahmet Yesevi ocağında pişen ve olgunlaşan Hacı Bektaş Veli, aldığı manevi görevle Horasan'dan-Necef, Mekke, Medine, Kudüs, Halep, Elbistan, Sıvas, Kırşehir, Kayseri yolu ile Sulucakarahöyük'e geldi.

     Hünkar Hacıbektaş'ın "Diyar-ı Rum" yani "Bizans toprakları" denilen Anadolu'ya, buraların Türkleşmesi ve Müslümanlaşması vazifesiyle gönderildiğine inanılır. Bu inancın Sarı Saltuk, Yunus Emre, Şeyh Edebali ve bir nice gönül adamının yüzyıllarca süren manevi önderliğinde niyetten-amele geçtiğini söylemek, bir gerçeğin ifadesi olduğu kadar, aynı zamanda o mana büyüklerine karşı bir kadirşinaslıktır.

     Nitekim Anadolu'nun siyasi ve sosyal çalkantılar içerisinde bulunduğu bir dönemde, O'nun Anadolu bozkırları ortasında kurduğu dergah/mektep ve tebliğleri, ekonomik yokluk; siyasi ve sosyal huzursuzluk içerisinde bulunan insanları halka halka çevresinde toplamıştır.

     Anadolu'yu bize ebedi yurt yapan gönül erleri-erenleri çizgisinin O'ndan el alan manevi görevliler olduğunu ifade etmek yanlış olmasa gerektir.

     Sadece geniş halk topluluklarında değil, devşirme usulü ile Osmanlı coğrafyasının her yanında ve özellikle de kırsal bölgelerden derlenen Yeniçeriler arasında Hacı Bektaş öğretilerinin egemen olmasının sebebi, Hacı Bektaş Veli muhabbetinin Anadolu coğrafyasındaki yaygınlığıdır. Yeniçeri ocağında tümüyle Hacı Bektaş sevgisi ve öğretisi hakimdi. Bu sebeple Yeniçerilere "Taife-i Bektaşiyan" denilirdi. Yeniçeri ağaları ise "Ağay-ı Bektaşiyan" diye anılmıştır.

     Hacı Bektaş Veli, Horasan ve Mavera'ün-Nehir menşe'lidir. Döneminin diğer sağlıklı tasavvuf ehlinde olduğu gibi, Kur'an ve Sünnet kaynağına tam bağlı bir Şeriat ve Tarikat büyüğüdür. O'nun en büyük eseri Makalat, bugün çeşitli nüshalarıyla elimizdedir.

     Bektaşiliğin farklı din, dil, ırk ve mezhep mensuplarına hoşgörüyle yaklaşmasının hikmeti, O'nun bütün insanlığı sulhetme; sevgi/muhabbet odağında bütünleştirme temel misyonunun bir sonucudur.

TEBLİĞİ
           
     Hacı Bektaş Veli, Selçuklu devletinin Moğol istilası altına girerek, siyasi hakimiyetini kaybettiği yıllarda çevresine toplananlara birlik-bütünlük ve sevgi temasını telkin etti. "Gaziyan-ı Rum", "Ahiyan-ı Rum", "Abdalan-ı Rum" ve "Baciyan-ı Rum" O'nun ve manevi irtibat halinde bulunduğu muhakkak olan gönül adamlarının terbiyesi altında gelişen ictimai oluşumlardır.

           

     Anadolu'nun bu çalkantılı döneminde adeta bir işbölümü yaparcasına, bulundukları bölgeleri manevi himmet ve disiplinleri altına alan bu gönül erleri, bir yandan Anadolu'nun Türkleşmesini ve Müslümanlaşmasını sağlarken, diğer yandan Selçuklu-Osmanlı arası dönemdeki siyasi otorite boşluğunu manevi disiplinlerle doldurdular ve Türk boylarının halef devlet Osmanlı siyasi otoritesinin şemsiye altında toplanmasını sağladılar.

     Sarı Saltuk, Hacı Bektaş, Ahi Evren, Yunus Emre ve Şeyh Edebali bu himmet zincirinin kendi dönemlerindeki köşetaşlarıdır.

     Bu manevi işbölümü içerisinde Ahi Evren ve Mevlana'nın aksine Hacı Bektaş kent merkezlerinde değil, köy ve kırlık bölgelerde vazife almış; çevresine o dönemin aydın geleneği Farsça ile değil, konuşulan Türkçe ile hitabetmiştir. Bu sebeple mektep-medrese görmemiş; bilgi yoğunluğu olmayan sade halk toplulukları, kendi dillerinden konuşan Hacı Bektaş Veli'nin mana kucağına sığınmışlar, O'na kolayca ısınmışlar ve Sulucakarahöyük merkezli Hacı Bektaş öğretileri dalga dalga yayılmıştır.

     Anadolu'nun fikri bütünlüğünün sağlanmasında O'nun siyasi-sosyal kesimleri kendi manevi kişiliği etrafında toplamasının; çevresine İslam'ın evrensel sevgi ve hoşgörü motifini mahalli kültürle mezcederek sunmasının büyük rolü olmuştur.

     Bu toplu kabul ve bütünleşme, Anadolu sosyal hayatına damgasını vuran "Ahilik" ve "Lonca" teşkilatlarının da fikri ve pratik temelini oluşturmuştur

     Allah'ın rahmet ve bereketi onlarla olsun...

Hamdi Mert


Total Visit: 1001
Total Rank: 0
Total Rankers: 0
Total Comments: 0

Oy vermek için yetkiniz yok. Lütfen giriş yapınız.